30 Aralık 2010 Perşembe

Ankara'da ulaşıma zam geldi

Ankara'da ulaşıma zam
geldi

 

Ankara'da toplu taşıma ücretlerine ortalama yüzde 5
oranında zam yapıldı.
 
 
Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Merkezi'nden yapılan
açıklamaya göre, Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) Genel
Kurulu'nda, başkentteki ulaşım ücretlerinde yeni tarifeler
belirlendi. 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren uygulanacak olan yeni tarifeye
göre, toplu taşım ücretlerine ortalama yüzde 5 oranında zam
yapıldı. 
 
Açıklamada, EGO otobüsleri, metro ve Ankaray ulaşımında
kullanılan tek binişlik kart ücretinin 1,85 liradan 1,65 liraya
indirildiği vurgulanırken, çok binişli kartlarda ise tek biniş
ücretinin 1,50 liradan 1,65 liraya çıkarıldığı bildirildi.
UKOME, uzun zamandır aynı fiyatta olan öğrenciler için
indirimli biletlerin de 1,25 lira olmasını kararlaştırdı. Bu arada yeni
tarifelere göre özel halk otobüslerinde de tam bilet
ücretleri 2 lira olurken, minibüslerde ise kısa mesafe 2 lira,
uzun mesafe 2,30 lira olarak belirlendi. 
 
EGO, metro ve Ankaray'daki çok binişli tam biletlerde uygulanan
transfer ücretlerinin ise 50 kuruştan 55 kuruşa
çıkarılmasına, indirimli biletlerden de ücret alınmaması
uygulamasına devam edilmesi kararlaştırıldı. 
 
UKOME Genel Kurulu'nda görüşülerek karara bağlanan
diğer bir ücret tarifesi de Esenboğa Havalimanı'na seferleri
bulunan EGO otobüslerine yönelik oldu. Yeni belirlenen tarifeye
göre, havalimanına sefer yapan EGO otobüslerinin 2 tam bilet olan
taşıma ücretlerinin, tek binişlik tam biletlerde yapılan indirim
nedeniyle 3 tam bilete çıkarılmasına karar verildi. 
 
Kaynak: Radikal

29 Aralık 2010 Çarşamba

BERICAP direnişi 7. gününde

BERICAP direnişi 7.
gününde

 


(30.12.10) - Hakları ve gelecekleri için fabrika önündeki
direnişlerini kararlılıkla
sürdüren BERICAP işçilerinin
direnişi 7. gününe girdi. Petrol-İş üyesi şiçiler
sendikal örgütlenmenin tasfiyesine karşı direniyorlar.


Dışarıda işçilerin kararlı direnişi sürerken BERICAP
patronu da saldırılarını arttırıyor. Mesai saatinin başlamasıyla
birlikte üretimi sürdürmek ve dışarıdaki işçileri
tahrik etmek için fabrika içerisine kaçak işçi
getirten patron direnişi kırmaya çalışıyor.

29 Aralık Çarşamba günü fabrikaya getirilen kaçak
işçiler öğle paydosuna doğru geldikleri gibi geri gittiler.
Daha önce de fabrikaya getirilen kaçak işçiler
üretimde başarısız oldukları ve ıskarta ürün
çıkarttıkları için geri gönderilmişlerdi.


Direniş alanında attıkları slogan ve çektikleri halaylarla
coşkulu bekleyişini sürdüren BERICAP işçilerini dün
(29 Aralık) ÇEL-MER Çelik işyeri temsilcileri, Fen-İş
Alüminyum işçileri ve Emek Partisi ziyaret etti. Dayanışma
ziyaretlerinin ardından işçiler direniş süreçlerini
değerlendirmek için saat 16.30’da üyesi oldukları
Petrol-İş Sendikası Gebze Şubesi’ne gittiler.


 


Kaynak : www.kizilbayrak.net

Wikileaks Belgelerindeki AKP

Wikileaks Belgelerindeki
AKP

Halk düşmanı AKP'yi kuranlar ve yönetenlerle ilgili olarak
bugüne kadar onlarca kez yazı yazdık. Tartışmasız bütün
yazdıklarımızda AKP kadrolarının işbirlikçiliğini, düzenin
hangi pis işlerini yürüttüklerini, halkı nasıl
soyduklarını, halk düşmanlıklarını anlattık.

AKP'ye ilişkin değerlendirmelerimizi yaparken, ortada ne Türkiye
Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener'in AKP'lilerin
yolsuzluklarına dair, "AKP'de duymayan yok"
değerlendirmeleri, ne de Wikileaks belgelerinde AKP'liler ile ilgili
değerlendirmeler vardı ortada.

AKP'yi kuranlar ve yönetenlere dair kimi ayrıntıların
geçtiği Wikileaks belgeleri, kim oldukları, nitelikleri,
karakterleri hemen hemen bilinen AKP'lilere ilişkin ek bazı kanıtlar
ortaya çıkarmış oldu.

Halk düşmanı AKP-'nin yöneticileri bugüne kadar lafta
bol bol haktan, hukuktan, ahlaktan, doğruluktan söz ederlerken her
zamanki gibi iki yüzlüydüler. Halk düşmanlığında ve
işbirlikçilikte sınır tanımayan AKP'liler ile ilgili
emperyalist efendilerinin arşivinden çıkanlar bizim
açımızdan pek de şaşırtıcı değildir.

Belgelerde, eski bir faşist olduğu belirtilen halk düşmanı
Kürşat Tüzmen'in "avantacılığına" dair
söylenenler, aslında tüm AKP'liler için
geçerlidir.

Eski AKP'li ve AKP Hükümetinde Başbakan Yardımcılığı
yapmış olan Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener,
belgelerde geçen "avantacılık", "hırsızlık",
"yolsuzluklarla" ilgili olarak şöyle diyor:

"Benim hükümette olduğum dönemde bu iddialar bakanlar
arasında, kulislerde, milletvekilleri arasında konuşuluyordu. Hatta
diyebilirim ki duymayan yoktur!" (Cumhuriyet, 7 Aralık 2010)

AKP'lilerin, 8 yıldır süren hırsızlıklarını,
avantacılıklarını, aldıkları rüşvetleri "duymayan
yok"tur gerçekte.

Wikileaks belgelerinde "... Gül Erdoğan'ı altta bırakarak
partide daha çok kontrolü ele geçirmeye
çalışıyormuş gibi gözüküyor" diye geçen
kimi değerlendirmelerde, Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül
arasındaki sahte "kardeşlik" gösterilerinin ne kadar
aldatıcı olduğu da ortaya çıkıyor.

Birbirlerini, koltuk ve iktidar için, sömürüden
alacakları pay uğruna nasıl paraladıkları, oluşturdukları ekiplerle
nasıl iktidar savaşı yürüttükleri, Gül'ün
eşinin Cumhurbaşkanlığı seçimi için uğraştığına kadar
bir çok ayrıntı da ortalarda dolaşıyor.

8 yıldır kendi kişisel iktidarları için, vurgunları için
her tür yolu deneyen dünyası küçük,
işbirlikçi, aç gözlü düzen politikacılarıdır
AKP'liler.

Belgelerde "xxx" diye gösterilen Amerikalılar'a ajanlık
yapan çok sayıda AKP'liden de söz edilmektedir. Bunlardan
birisi de o tarihte bakan olan eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi
Güler'dir. Hilmi Güler'in verdiği bilgilerin bir kısmı
var bu belgelerde. Tamamı ne kadar ve ne karşılığında verildi?

Kısaca, AKP'lilerin ajanlıktan, işbirlikçiliğe,
sapıklıktan, halk düşmanlığına kadar suçları onlarcadır.
AKP bu nedenle halk düşmanıdır.

Eli tesbihlilerin hamisi, kontrgerillacı ve bir sapık; Abdulkadir
Aksu

"... Aksu'nun Kürtleri kayırması, eroin ticaretine adının
karışması, 20 yaşın altındaki genç kızlara
düşkünlüğü ve oğlunun açıkça mafya
üyeliği kabinedeki konumunu zayıflatıyordu." (Wikileaks
Belgelerinde Abdulkadir Aksu)

Aksu yıllarca oturduğu İçişleri Bakanlığı koltuğunda halka
karşı yürüttüğü komplo, katliam, kaybetmeler, işkence
ve saldırılarla adını duyuran eli kanlı bir halk düşmanıdır. />

Onun katliamcılığı, 24 Aralık 1978'de, Maraş katliamına kadar
uzanır. Maraş katliamı olduğunda Maraş'ta Vali vekilidir; katliamın
baş sorumlularından biridir.

Eli kanlı halk düşmanı Aksu, aynı zamanda ahlaksız bir sapık, bir
uyuşturucu kaçakçısı ve oğlu bir mafyacıdır. Her tür
pis işi çeviren, ahlaksızca ilişkiler yürüten Aksu, aynı
zamanda AKP'nin yöneticilerindendir.

Türkiye'yi Aksu gibi sapıklar, uyuşturucu
kaçakçıları, çetelerin ve mafyacıların hamileri
olanlar yönetiyor.

Kaynak: yuruyus.com

EMO 56 Yaşında

EMO 56 Yaşında

align="justify">
İlk Genel Kurulu nu 26 Aralık 1954 tarihinde gerçekleştiren
Elektrik Mühendisleri Odası, kuruluşunun 56. yılını mesleki ve
toplumsal mücadelesini sürdürme kararlılığı içinde
kutluyor. Mühendislik mesleğinin gelişimi ve bilimin kamu yararına
kullanılmasında öncülük yapan EMO, önümüzdeki
yıllarda da TMMOB ve bağlı odaları ile birlikte toplumsal muhalefetin
odağında yer alarak, onurlu yürüyüşüne ve dik
duruşuna devam edecektir. 

Tüm çalışmalarında ülke, meslek ve meslektaş
sorunlarından hareketi kendisine temel ilke edinen EMO gücünü
sadece üyesinden ve onun örgütlü gücünden
almaktadır.
EMO, Anayasa nın 135. maddesi ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve
Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yasası hükümlerine göre
kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Ülkemizin
en önemli mühendislik disiplinleri arasında yer alan elektrik,
elektronik, bilgisayar, biyomedikal ve yazılım mühendislerinin
üye olduğu EMO, yargı gözetimi altında yapılan
seçimlerle belirlenen yönetim organlarına sahip, demokratik
kitle örgütüdür.

Ülkemizde sanayi ve teknoloji için gerekli kaynakların
sağlanamaması, dışa bağımlı ve sıcak para anlayışına dayalı
ekonomi anlayışının yerleştirilmiş olması mühendislik mesleğini
yıllar itibarıyla artan bir şekilde olumsuz etkilemektedir.
Telekomünikasyon alanının yalnızca üretim değil, işletme
anlamında da küresel sermayeye terk edilmesiyle başta elektronik,
elektronik haberleşme mühendisleri olmak üzere bilgisayar ve
elektrik mühendisleri iş güvencesiz, düşük ücretli
çalışma koşullarına mahkum edilmişlerdir. Bu alanda istihdam
edilen mühendis sayısı da giderek azalmaktadır. Bilgisayar
mühendisleri için ise ülkemizin bilgi teknolojileri pazarı
haline getirilmesine paralel olarak başlangıçta iyi
görünen esnek, proje başı çalışma süreci de tersine
dönmüştür. Bugün bilgisayar mühendisleri de
işsizlik, iş güvencesiz çalışma ve düşük
ücret sorunlarıyla karşı karşıyadır.

Enerji alanında sürdürülen özelleştirme ve serbest
piyasalaştırma süreci bir kamu hizmeti olan elektrik enerjisi
alanını ticarileştirmekte, çalışanları işsizlik ve
düşük ücret pençesine bırakırken, mühendislerin
mesleklerini kamusal bir sorumlulukla değil şirketlerin ticari karı
anlayışıyla yerine getirmeleri sürecini dayatmaktadır.

Yapı denetiminin ticarileştirilmesi, insanların can ve mal
güvenliğini ilgilendiren bir kamusal hizmetin gerçekte
yapılamamasına neden olmuş; üyelerimizi asgari ücretle
göstermelik bir denetim yapmaya zorlamaktadır.

Üyelerimizin içinde bulunduğu şartlar, toplumun içine
sürüklendiği kaostan ayrı değildir. Toplumda dinleme ve
gözetleme anlayışıyla yaratılan baskı, muhalif kesimlere
yönelik olarak şiddete varan müdahaleler, İnternet başta olmak
üzere ifade özgürlüğü önündeki
kısıtlayıcı düzenleme ve uygulamalar ile yasakçı zihniyet
hemen sayılabilecek temel sıkıntılardır. Mühendislik mesleğinin
temeli bilimdir. Bilimsel özgürlüğün, düşünce
ve ifade özgürlüklerinin yok sayıldığı bir ortamda
mühendislik mesleğinde de ilerlemeden söz edilemez. Ülkemizde
var olan mühendislik fakültelerinin eğitimini kaliteli hale
getirmek, fakültelerin altyapı, donanım ve öğretim elemanı
alanındaki eksikliklerini gidermek için çalışma yapılması
gerekirken, altyapısı olmayan yeni üniversitelerde ve Teknoloji
Fakültelerine dönüştürülen Teknik Eğitim
Fakültelerinde mühendislik bölümleri açılarak,
piyasaya ucuz iş gücü olarak mühendis yetiştirecek
yapılanmaların önü açılmıştır.

Odamız tüm bu alanlarda mühendislik mesleği, kamu yararı ve
ülkemizin gelişimi için hukuki yollar başta olmak üzere
her platformda mücadelesini sürdürmüş, düzenlediği
sempozyum ve kongrelerle kamuoyunu aydınlatmaya çalışmış,
çıkardığı dergi ve kitaplarla hem güncel sorunların
çözümüne hem de bilimsel anlamda gelişime katkı
koymaya çaba harcamıştır. Ne yazık ki bu çabalar, siyasal
iktidarların yaftalama anlayışı ve karalama kampanyalarıyla
karşılaşmaktadır. 

AKP eliyle Cumhuriyet kazanımlarının tartışma konusu yapıldığı,
gerici bir seferberliğin toplumsal dokuyu giderek bozduğu, çağdaş
yaşamın tarikat ve cemaat kültürü ile baskı altına
alınmaya çalışıldığı karanlık bir döneme
sürükleniyoruz. TMMOB ve odalarına, emekten yana demokratik
kuruluşlara karşı saldırıların yoğunlaştığı bir
süreçten geçiyoruz. Anti demokratik uygulamalar
yaygınlaştırılmakta, en basit hak arama mücadeleleri bile
günümüzde terörize edilmektedir.

Elektrik Mühendisleri Odası olarak, demokratik bir toplumun gereğinin
örgütlü bir toplum olduğu bilinciyle karanlık saldırılara
karşı duracağız. Kürt sorununun çözümünde
demokratik barışçıl yol ve yöntemlerle, bir arada
kardeşçe yaşamasını sağlayacak çabaların
güçlendirilmesine katkı koyacağız. Odamızın geçmiş
birikim ve deneyimleri ışığında özelleştirme ve yolsuzluklara
karşı mücadeleyi daha güçlü sürdürmeye
çalışacağız.  Mesleki alanlarımıza yönelen
küresel kapitalist saldırı karşısında EMO olarak mesleki
haklarımızı korumak için hukuki alanlar başta olmak üzere her
türlü platformda gereken mücadeleyi yürüteceğiz.
Enerji, iletişim ve bilişim alanlarında kamu yararını temel alarak
mesleki, sosyal ve politik yaklaşımımızı sürdüreceğiz.

Bugüne kadarki deneyim ve birikiminin ışığında, özellikle 70
lerden beri yarattığı değerler ve mesleki demokratik kitle
örgütü olmanın sorumluluğu ile hareket eden EMO ve
birimleri, örgütlü üyeleri ve kadroları ile birlikte,
önümüzdeki yıllarda da meslek ve meslektaş sorunlarının
halkın sorunlarından ayrı tutulmayacağını bilerek
çalışmalarını yürütecektir. Kuruluşunun 56.
yılında EMO, özgür ve demokratik bir Türkiye
özlemiyle, emekten ve halktan yana mücadelesini
sürdürmekte kararlıdır.

EMO KOCAELİ ŞUBESİ
YÖNETİM KURULU
27.12.2010

Kaynak: EMO

Biber gazı sakinleştirmek içinmiş

Biber gazı sakinleştirmek
içinmiş

İstanbul’da Başbakan’ı protesto etmek isteyen
öğrencilere yapılan sert müdahale ile ilgili soruşturmada
ilginç gerekçeler gösterildi. Polis, sakinleşmeleri
için öğrencilere biber gazı sıkılmış.

İSTANBUL -
Milliyet gazetesinin haberine göre; Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın rektörlerle Dolmabahçe’de yaptığı
toplantıyı protesto etmek isterken polisin sert müdahalesine maruz
kalan öğrencilerle ilgili dosyadan, hükümetin
öğrencilere yönelik iddialarının doğruyu yansıtmadığını
gösteren ayrıntılar çıktı.


İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun “olur”
verdiği İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın
imzalı yazıda, eyleme katılanların polisin uyarılarına
uymayabilecekleri Başbakanlık Ofisi’ne saldırabilecekleri gibi
ifadeler yer alırken, olaylardan sonra hazırlanan polis fezlekesinde
İstanbul’a alınmayan 135 öğrencinin GBT’lerinin temiz
olduğu, otobüslerde molotof bulunmadığı, biber gazının
öğrencileri sakinleştirmek için kullanıldığı ve polisin
atılan pet şişelerle yaralandığı gibi bilgilere yer verildi.


Çapkın’ın valilik onayına sunduğu 3 Aralık tarihli yazıda
12 Eylül 2008’de, İTÜ’nün açılışına
katılan Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenciye 1 yıl 3’er
ay ceza verildiği anımsatıldı, bunlar için “DHKP-C ve
Dev-Yol yanlısı öğrenci kollektifleri mensupları” ifadesi
kullanıldı.


 


Yazıda şöyle devam edildi: “4 Aralık 2010’da
gerçekleştirilecek 2. rektörler toplantısını protesto etmek
için Büyük Öğrenci Yürüyüşü adı
altında Halkevleri güdümünde faaliyet gösteren
Öğrenci Kollektifleri, Liseli Genç Umut ile Genç-Sen
organizesinde toplanacak grubun Başbakanlık Ofisi’ne kadar geleceği,
Akdeniz ve Karadeniz’den gelecek grupların Ankara’da toplanarak,
ilimize hareket edecekleri...


...Eylemlere katılacak şahısların güvenlik güçlerinin
ikazlarına uymayarak, Başbakanlık Çalışma Ofisi’ne
yönelik saldırganlık boyutunda protesto eylemi
gerçekleştirebilecekleri, polis müdahalesi olması halinde,
taşlı-sopalı mukavemette bulunabilecekleri şeklinde bilgi elde
edilmiştir.


...Toplantının huzur ve sükun içinde yapılabilmesi, ilimizde
kamu güvenliğinin sağlanması için ilimize gelişlerinin
kontrol edilerek, söz konusu grupların ilimize alınmaması hususunda,
takdir ve tensiplerinize arz ederim.”


MOLOTOF
RİSKİ

Mutlu, yazıya “olur” vererek, Dolmabahçe ve
Tuzla’da öğrencilere müdahale edilmesinin yolunu
açtı. Yazıdaki, “Başbakanlık Ofisi’ne yönelik
saldırganlık boyutunda protesto eylemi” gibi kaynağı belirtilmeyen,
soyut ifadeler, bazı bakanların, “Başbakanlık’a
saldıracaklardı” iddiasına yol açtı.


Yazı doğrultusunda, Ankara’dan gelen otobüsler
İstanbul’a sokulmadı. İstanbul’daki öğrenciler
Dolmabahçe önünde polisin sert müdahalesine maruz
kalırken, otobüsle gelen 135 öğrenci Çamlıca gişelerinde
durdurularak, Tuzla’ya götürüldü ve sert
müdahale gördü.


Polis, bu olayla ilgili düzenlediği tutanakta, vali imzalı yazıdan
farklı olarak, grubun neden kente sokulmadığı konusunda,
“Rektörler toplantısının provoke edilebileceği, Başbakanlık
Çalışma Ofisi’ne molotof kokteyli atılacağı
değerlendirildiğinden” ifadeleri kullanıldı. Valilik yazısında
olmayan “molotof riski” bu yazıda yer aldı.


'SAKİNLEŞTİRMEK İÇİN'
Tutanakta, 135 kişinin, dinlenme tesisinde slogan attıkları, kol kola
girerek polisin üzerine yürümeye başladıkları kaydedildi.
Bu sırada atılan pet şişelerden dolayı 3 polisin yaralandığının
kaydedildiği tutanakta, “Grubu sakinleştirmek ve durdurmak amacıyla
gazlı müdahale edilmiştir” denildi.


ÖĞRENCİLERİN
DURUMU

Gözaltına alınıp sorgulanan öğrencilerden Miraç Efe,
basın açıklaması yapmak için gittikleri İstanbul’a
sokulmadıklarını, gaz bombasıyla müdahale edilmesinden sonra
kendisini kaybettiğini, polislerin tekme atıp burnunu kırdığını
anlattı.


İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, kendilerini yere atarak
yaralandıklarını ve polisi dövdüklerini söylediği
öğrencilerin sağlık raporlarının asılları, dosyaya konulmadı.
Savcılığın, emniyetten asıllarını istediği sağlık raporlarının
bazılarının “okunabilir” bölümlerinde ise şu
bilgiler yer aldı:


Özgür Bozkurt: Sağ kulakta ödem, sırtta ekimoz, sol dizde
çürük.


Serdar Çobanoğlu: Sol temporal bölgede hassasiyet kaybı.


Miraç Ekrem Efe: Alt dudak solunda ve diş hizasında ödem, 2
cm’lik kesi, burun kırığı. (Ameliyat oldu, 20 gün rapor
aldı)


Umut Tekyürek: Başın üst orta bölümüne darp. Sağ
5. parmakta yaralanma.


Hasan İçli: Üst ve alt dudakta ödem. Vücutta
ekimoz.


Kaynak : www.ntvmsnbc.com

Silikozis’in faturası devlete

Silikozis'in faturası
devlete

 


ANKARA - Silikozis hastalığına yakalanan bir kot kumlama işçisi,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu
Grup Başkanı hakkında, ''gerekli denetimleri yapmayarak silikozis
hastalığına yakalanmasına neden olduğu'' gerekçesiyle
şikayetçi oldu.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, 15
Nisan 2010 tarihli karar ile Grup Başkanı hakkında soruşturma izni
vermedi.


Bakanın soruşturma izni vermemesi kararına itiraz edilmesi üzerine
dosya Danıştay 1. Dairesi’ne geldi.


 


Daire, İş Teftiş Kurulu Grup Başkanı hakkında Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanının soruşturma izni verilmemesine ilişkin
kararını kaldırarak, dosyayı Bakırköy Cumhuriyet
Başsavcılığı’na gönderdi.


Dairenin kararında, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak
tedbirlerin uygulanmasını izleme, çalışma hayatını denetleme ve
çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları
koruyucu ve çalışmayı destekleyici tedbirleri almanın
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri
arasında sayıldığı belirtildi.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünde,
her türlü maden, taş ve kiremit ocaklarında,
dökümhanelerde, tekstil, bütün şeker ve çimento,
inşaat, seramik ve benzeri sanayi kollarındaki iş yerlerinde yapılan
çalışmalarda, tozların zararlı etkilerinden korunmak için
alınacak önlemlerin sıralandığı ifade edilen kararda, ilgili
mevzuat hükümlerine göre, bünyesinde zararlı tozların
bulunduğu iş yerlerinde çalışan işçilerin sağlığı
bakımından bu iş yerlerinin özellikle ve öncelikle denetlenmesi
gerekirken, bu nitelikteki iş yerlerinin etkin bir şekilde denetlenmemesi
veya denetlenmesine rağmen yasal yaptırımların uygulanmaması nedeniyle
işçilerin zarar görmelerine neden olunmasının Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu bakımından bir
hizmet kusuru sayılacağı sonucuna varıldığı vurgulandı.


Kararda, İş Teftiş Kurulu Grup Başkanının, İş Teftiş
Tüzüğü ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği uyarınca teftiş
programını hazırlayarak Başkanlığa göndermek ve Bakanca onaylanan
programların uygulanmasını sağlamakla görevli bulunduğu
kaydedild.


Grup Başkanının, ''Kumla kot yıkama işini yapan
şikayetçinin çalıştığı şirkete ait iş yerlerini
işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetim
kapsamına almamak veya etkin bir şekilde denetlettirmemek suretiyle adı
geçenin silikozis hastalığına yakalanmasına neden
olduğu''nun anlaşıldığı ifade edilen kararda, bu nedenle Grup
Başkanına isnat edilen eylemin, hakkında soruşturma yapılmasını
gerektirecek nitelikte bulunduğu belirtildi.


Daire, bu nedenlerle itirazı kabul ederek, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanının soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararını
kaldırdı ve dosyayı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na
gönderdi.


Kaynak : www.ntvmsnbc.com

Devrimci Basın Susturulamaz!

Devrimci Basın
Susturulamaz!

Yürüyüş Dergisi'nin ofset hazırlıklarının
yapıldığı Ozan Yayıncılık bürosu 24 Aralık Cuma günü
03.15 civarında helikopterler eşliğinde yüzlerce çevik kuvvet
polisi, özel harekat timleri, onlarca sivil polis tarafından basıldı.
Baskın sırasında kapılar balyozlarla parçalandı, oksijen
kaynaklarıyla kesildi. Büroda bulunan bilgisayarlara, teknik
malzemelere, kütaphanede bulunan kitaplara kadar herşeye el konuldu.
Bütün çalışanlar göz altına alındı. Talandan
geriye kalanlar etrafa saçılmış kağıtlar, elbiseler, cam
kırıkları, kırık dolaplar, kırık kapılar, delik duvar
görüntüleriydi. 

Siyasi iktidarın demokrasi ve adalet anlayışı  gecekondu halkına
dönük yıkımlarda, öğrencilere uygulanan şiddette,
hapishanelerde tecrit politikalarının sürdürülmesinde, hasta
tutsakların katledilmesinde, 19 Aralık katliamı davasında mahkeme
salonlarında, halkı mahkum ettiği yoksulukta vücut bulmaktadır.
Muhalif kesimlere saldırılar her geçen gün daha bir hışımla
ve pervasızca yapılmaktadır.

Yürüyüş dergisi bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm
mücadelesi veren devrimci bir yayın organıdır.Yürüyüş
dergisine saldırmak, halkın haber alma hakkına saldırmaktır. Operasyonun
niteliğinden de anlaşılacağı gibi amaç Yürüyüş
Dergisi üzerinden tüm muhalif halka göz dağı vermek ve
onları sindirmektir. Yürüyüş Dergisi'ne yapılan
saldırıyı kınıyoruz. Siyasi İktidar korku imparatorluğu kurmaya
çalışıyor. Başaramayacaklar!

Devrimci Basın Susturulamaz!

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada
+İVME