3 Mart 2011 Perşembe

Paralı Eğitime Bir Kurban Daha

Paralı Eğitime Bir Kurban
Daha

 

Önce Ömer Çetin, şimdi de Nezih Taşkın. İkisi de
paralı eğitimin kurbanları. Biri 20, diğeri 26 yaşında olan
gençler, YÖK Başkanı'nın "yüksek değil, hatta
arttırılması gerekiyor" dediği üniversite harçlarını
biriktirmek için inşaatta çalışırken iş cinayetine kurban
gitti.
 
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, üniversite
harçlarının düşürülüp
düşürülmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine
"Çok zannetmiyorum. Zaten harçlarımız o kadar
yüksek değil. Hatta küçük de olsa belli oranlarda
artırarak, öğrenci katkısını daha yükseltmemiz lazım ki
kaliteli bir öğretim sunalım öğrencilerimize"
demişti.
 
Ancak o "yüksek olmayan" harç paraları
yüzünden, bir genç daha yaşamını yitirdi. Amasya'da
okurken kaydını donduran ve harç parasını biriktirmek için
İzmir'e gelerek inşaatta çalışan 26 yaşındaki Nezih
Taşkın, iskeleden düşerek yaşamını yitirdi. Yaz aylarında da
İstanbul'da 20 yaşındaki Ömer Çetin, harç parası
biriktirmek için inşaatta çalışırken iş cinayetine kurban
gitmişti.
 
HARÇ PARASI İÇİN KAYDINI DONDURDU
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dış cephesini boyarken
iskele halatı kopunca Mehmet Toprak (47) ve Nezih Taşkın (26) yaşamını
yitirdi.
 
Çalışmak için çıktıkları iskelenin halatı kopan
Taşkın ve Toprak, 7. kattan beton zemine düştü. Daha sonra ise
çelik halattan kurtulan iskele, önce altındaki
küçük iskeleye çarparak kopardı, ardından da
işçilerin üzerine düştü. İki işçi de
kaldırıldıkları hastanelerde yaşamını yitirdi.
 
Edinilen bilgiye göre; Nezih Taşkın, yaklaşık 20 yıl önce
trafik kazasında babasını kaybetti, ekonomik zorluk yaşayan ailesiyle
birlikte Diyarbakır'dan İzmir'e göç etti. Lise
öğrenimini İzmir'de tamamlayan ve Iğdır Üniversitesi'ni
kazanan Taşkın, ekonomik zorluklar nedeniyle kaydını dondurarak tekrar
İzmir'e ailesinin yanına döndü.
 
Nezih Taşkın, bu yıl tekrar üniversite sınavlarına girerek Amasya
Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Elektrik Elektronik
Bölümü'nü kazandı. İlk dönem devam ettiği
okulda harç parasını ödeyemediği için ikinci dönem
kaydını donduran Taşkın, harç parasını toparlayabilmek
için İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dış cephe
boyama işini alan taşeron firmada iki gün önce çalışmaya
başladı.
 
Taşkın, bugün çıktığı iskelenin kopmasıyla,
çalışma arkadaşı Toprak'la birlikte yaşamını yitirdi.
 
AİLESİ BELEDİYE YETKİLİLERİNİ SORUMLU TUTTU
Taşkın'ın kaldırıldığı hastanenin önüne gelen
yakınları, yaşananlardan belediye yetkililerini sorumlu tutarak, taşeron
firmaya rağmen belediye yetkililerinin firmanın kullandığı
araçların güvenliğini sağlaması gerektiğine dikkat
çekti.
 
AĞABEYİ DE ÜNİVERSİTEYİ BIRAKMAK ZORUNDA
KALMIŞ
Çukurova Üniversitesi'nde okurken yaşadıkları ekonomik
zorluklar nedeniyle Sedat Taşkın'ın da kardeşi Nezih gibi okulu
bırakmak zorunda kaldığı ortaya çıktı.
 
Nezih Taşkın'ın cenazesinin İzmir Adli Tıp Kurumu'nca
yapılacak otopsi sonrası Diyarbakır'da toprağa verileceği
öğrenildi.
 
O DA HARÇ PARASI İÇİN CANINDAN
OLMUŞTU
Nezih Taşkın, paralı eğitim cinayetlerinin bilinen ikinci kurbanı.
Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş
Türk Edebiyatı 2. sınıf öğrencisi Ömer Çetin de,
yaz tatilinde harç parasını biriktirmek için 30 TL'ye
çalıştığı İstanbul Rotary Lisesi inşaatının 3. katından
düşerek yaşamını yitirmişti.
 
Kaynak: Etha

Canbebe’ye Boykot, Direnişe Destek!

Canbebe'ye Boykot,
Direnişe Destek!

Merhaba,

Bizler Canbebe, Canped ve Helen Harper gibi markaların
üreticisi, uluslararası bir şirket olan Ontex’te
çalışan işçileriz.

Çalışma koşullarımızı düzeltmek ve sendikal haklarımızı
kullanmak için verdiğimiz mücadeleden dolayı, 17 Şubat
2011
günü Ontex yönetimi ile sendikamızın
yöneticilerinin işbirliğiyle işten atıldık. İşten atıldıktan
sonra İstanbul Yenibosna’da kurulu bulunan fabrika
önünde çadır kurarak direnişe başladık.

Haklarımızı aradığımız için bizleri kışın soğuğunda
sokağa atan, böylelikle çocuklarımızın da hayatını
hiçe sayanları protesto etmek ve işe alınma talebimizi kabul
ettirmek için Ontex ürünlerini boykota
çağırıyoruz.

Boykota destek vermek ve sesimize ses katmak için lütfen
aşağıdaki metni, Ontex’in Türkiye yönetiminin
ontexturkiye@ontexglobal.com ve Belçika’da bulunan genel
merkezinin hr@ontexglobal.com mail adreslerine göndermenizi
istiyoruz.

To Ontex International Management

I learned that you have sacked your workers of production plant in Turkey
because they used their union rights. Owing to the fact that you endeavour to
punish the struggling workers and their children by putting them on the
street in the dead of winter, I am protesting you. Therefore, I am boycotting
your Canbebe, Canped, Helen Harper and other brands until sacked workers will
be reinstated and their demands will be accepted.

Türkçesi:

(Ontex yönetimine!

Türkiye’de kurulu bulunan fabrikanızda çalışan
işçileri, sendikal haklarını kullandıkları için işten
attığınızı öğrenmiş bulunuyorum. Haklarını arayan
işçileri sokağa atarak onları ve çocuklarını kışın
ortasında cezalandırmaya kalkmış olmanızdan dolayı sizi protesto
ediyorum. Bu nedenle işçiler işe geri alınıncaya ve diğer
talepleri kabul edilinceye kadar Canbebe, Canpet, Helen Harper ve diğer
markalı ürünlerinizi boykot ediyorum.)
 

Kaynak: alinteri.net

Pahalı Benzin Protestosuna RTÜK'ten Uyarı

Pahalı Benzin Protestosuna
RTÜK'ten Uyarı

Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali
Çetin, yaptığı yazılı açıklamada, özel bir radyoda
program yapan Nihat Sırdar'ın yaklaşık iki ay önce
başlattığı ''Eylemce'' isimli programında,
Türkiye'de kullanılan pahalı akaryakıtı protesto edildiği
için program sakıncalı bulunarak RTÜK tarafından
uyarıldığını, 400 bin lira para cezası vermekle tehdit edildiği,
programcının akaryakıt zamlarını protestosunu duyurmaktan
vazgeçtiğini belirtti.

 

Hükümet yetkilileri ve bakanların, Türkiye'deki pahalı
akaryakıta gerekçe olarak ham petrol fiyatlarındaki artış ve Kuzey
Afrika'daki olayları gerekçe gösterdiğini belirten
Çetin, şunları kaydetti:

 

''Bu gerekçelerin tamamı yalandır. Çünkü
ülkemizdeki akaryakıtın dünyanın en pahalı akaryakıtı unvanı
yeni bir unvan olmayıp, yıllardır birinciliği kimseye
kaptırmadığımız unvandır. Sebebi ise satış fiyatının yüzde
65'ini oluşturan KDV ve ÖTV adlı dolaylı vergilerdir. Yurt
dışında 1 liraya satılan bir litre benzin Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına 4,1 liradır. Bunun uygulayıcısı, savunucusu ise
hükümettir.''

 

Nihat Sırdar'a ve program yaptığı radyoya yönelik
''demokrasi dışı baskıyı'' şiddetle kınadıklarını
belirten Çetin, ''Her zaman zamlara ve baskılara karşı
olan, tüketicilerimizin pahalılığa ve zamlara karşın haklı
mücadelesinden yana olan Sırdar'ı yürekten
destekliyoruz'' ifadesini kullandı.

 

VOSVOS'LU PROTESTO YAPILACAK
Hükümetin Vergi Dava Daireler Kurulunun akaryakıttaki ÖTV
artışının yürütmesini durduran karara uymasını isteyen
Çetin, 6 Mart Pazar günü saat 13.00'de Anıtpark'ta
Ankara Vosvos Kulübü ile söz konusu zamların protesto
edileceğini bildirdi.

 

Kaynak: gazeteport.com

2 Mart 2011 Çarşamba

Uğur Kaymaz'ın Heykeli Ağır Cezalık

Uğur Kaymaz'ın Heykeli
Ağır Cezalık

DİYARBAKIR- 12 yaşında 13 kurşunla vurulan Uğur Kaymaz'ı
öldüren polisler beraat ederken, Kaymaz'ın heykelini yaptıran
Diyarbakır'ın Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirbaş,
"Belediyeyi zarara uğrattığı" iddiasıyla Özel Yetkili
Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.

BDP'li Demirbaş, Uğur Kaymaz anısına, vücudundaki mermi yarası
sayısını sembolize eden bir heykel yaptırmıştı.

Heykel ile ilgili iddianame hazırlayan Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığı, Demirbaş'ın, bu heykel ile görevini
kötüye kullanarak belediyeyi 2 bin 292 YTL zarara uğrattığını
iddia etmiş, 3 yıla kadar hapis cezası istemişti.

Davaya bakan Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi, Demirbaş'ın
beraatine karar verirken, itiraz sonucu dosya Yargıtay'a gitti.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, mahkemenin beraat kararını bozarak,
"Sanık belediye başkanının güvenlik güçleriyle
girdiği çatışmada öldüğü iddia edilen Uğur Kaymaz
adlı çocuk anısına ve vücudundaki mermi yarası sayısını
sembolize eder nitelikte heykel yaptırma eyleminin TCK'nın 215.
maddesinde yer alan 'suç ve suçluyu övme'
suçunu oluşturup oluşturmayacağının yetkili ağır ceza
mahkemesince tartışılıp değerlendirilmesi zorunluluğu bozmayı
gerektirmiş, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak
sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın
esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar
verilmiştir" demişti.

Yargıtay kararının ardından, davaya yeniden başlandı. Diyarbakır 6.
Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, mahkeme heyeti, Yargıtay 4. Ceza
Dairesi'nin kararını okudu ve Yargıtay'ın bozma ilamına
uyulmasına karar verdi.

Mahkeme, kararında, Uğur Kaymaz'ın polis memurları Mehmet Karaca,
Yaşafeddin Açıkgöz, Seydi Ahmet Töngel ve Salih Ayaz
tarafından "meşru müdafaa sınırlarının aşılması
suretiyle" öldürüldüğü iddiasıyla
açılan ve kamu güvenliği nedeniyle Eskişehir 1. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülen davada sanıklara verilen beraat
kararının gerekçesine de yer verdi.

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararında
"Ölen şahısların terör örgütü PKK elemanı
olmadığı veya bağlantısı bulunmadığı yönündeki iddiaların
maktul Ahmet Kaymaz'ın olay sırasında kullandığı silahın daha
önce bu yasa dışı örgüt saldırısı sırasında
kullanılması, emanete alınmış ve aramada ele geçirilen belgeler,
bu şahsın geçmişindeki olaylar birlikte değerlendirildiğinde,
sanık Ahmet Kaymaz'ın oğlu Uğur Kaymaz'la birlikte olay
sırasında ele geçirilen silahların evden çıktığı, bu
silahlardan birinin yasa dışı örgüt tarafından kullanıldığı
anlaşıldığından, öldürülen şahısların yasa dışı
örgüt üyesi olmadığı yönündeki beyanlara itibar
edilmediği" yönünde ifadeler yer aldığı belirtildi.

Mahkeme, BDP'li Demirbaş'ın, heykel yaptırmasının, TCK'nın
215. maddesinde yer alan "suçu ve suçluyu övme"
suçunu oluşturup oluşturmayacağı kararının Özel Yetkili
Ağır Ceza Mahkemesi'ne ait olduğunu bildirdi. Mahkeme,
görevsizlik kararı vererek, dosyayı Özel Yetkili Ağır Ceza
Mahkemesi'ne gönderdi.

 

AV. EKE: HUKUKA AYKIRI

Demirbaş, 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak. Abdullah
Demirbaş'ın avukatı Sertaç Eke, ETHA'ya yaptığı
açıklamada, kararın kabul edilemez olduğunu söyledi.

Eskişehir'deki mahkemenin Uğur Kaymaz'ın
öldürüldüğü olayda ele geçtiği belirtilen
silahların daha önce örgüt tarafından kullanıldığına
hükmettiğini hatırlatan Av. Eke, burdan yola çıkarak
Diyarbakır'daki mahkemenin de Uğur Kaymaz'ın örgüt
üyesi olabileceği varsayımına dayanarak Demirbaş hakkında
"suç ve suçluyu övme" açısından bir
değerlendirme yaptığını söyledi.

Kararın, hem hukuk ilkelerine hem mantık ilkelerine aykırı olduğunu
belirten Eke, mahkemenin görevsizlik kararını hukuksal açıdan
anlayabilmenin mümkün olmadığını belirtti.

Eke, "Müvekkilim şiddete maruz bırakılan tüm dünya
çocuklarına hitaben heykel yaptırmıştır. Bu haksızlığa karşı
kamuoyunun dikkatini çekmek isteyen müvekkilin kendisi
suçlu konumuna itilmeye çalışılmaktadır. 12 yaşındaki bir
çocuğu örgüt üyesi gibi değerlendirmek hukuktan
önce vicdani ilkelere aykırıdır. Umarız bu yanlış karardan
dönülür. Görevsizlik kararına itiraz edeceğiz"
dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Diyarbakır Sur Belediye Başkanı
Abdullah Demirbaş ise, "Bu ülkede heykelin yapılmasını
yargılamak demokrasi ayıbıdır. Bunda bir suç yok ve dünyanın
hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Bu bir sanat eseridir.
İnsanlar, çocuklar yargılansın diye yapmadık bu heykeli. Bu davada
gereği yapılmalıdır. Herkesin demokrasiye ihtiyacı var" dedi.

Kaynak: ETHA

8 MART’ta Bakırköy Hapishanesi Önündeyiz!

8 MART'ta Bakırköy
Hapishanesi Önündeyiz!

8 MART’TA BAKIRKÖY HAPİSHANESİ ÖNÜNDEYİZ!

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR
GÜNÜNÜ

TECRİT KOŞULLARINDA BAŞEĞMEYEN TUTSAK KADINLARIMIZLA KUTLUYORUZ.

 

Kadınlar yüzyıllardır hakları ve özgürlükleri
için mücadele ediyorlar. Özgürleşmenin, kurtuluşun
yolu mücadeleden, direnişten geçmektedir. Bu yola bir kez
girmiştir kadınlar. Haklarını alana, özgürleşip,
kurtuluşlarını sağlayana kadar her türlü bedeli ödemeye
hazırdır kadınlarımız.

8 Mart Kadının özgürleşme mücadelesinin en önemli
günüdür.

100 yıldır alanlara çıkıp 8 Mart’ı kutluyoruz.
1857’de Amerika’nın New York kentinde greve giden 40 bin kadın
dokuma işçisinden 129’u, patronlar tarafından yakılarak
katledildi. Onların anısına 1910 yılında toplanan Sosyalist
Enternasyonal, 8 Mart’ı “Dünya Emekçi Kadınlar
Günü” olarak ilan etti. 100 yıldır, 8 Mart’ı vareden
grevci kadın dokuma işçilerinin yarattığı direnişin yolunda, 129
kadın işçinin açtığı yolda yürüyoruz. Cins
ayrımcılığına, feodalizmin, kapitalizmin kadına dayattığı
statükolara karşı kadın emekçilerin yolunda
özgürleşmenin mücadelesi veriliyor.

Dünyada ve yurdumuzda, bu yolda yürüyerek, kadınlara
kurtuluşun gerçek yolunun mücadeleden geçtiğini
ispatlayan, geleneği geliştirip bizleri, mücadelemizi daha
güçlü kılan Rosa Luksemburglar’ı, Aleksandr
Kollantailer’i, Sena Muhaydliler’i, Sabahat Karataşlar’ı,
Zeynep Poyrazlar’ı, Zilanlar’ı, Zehra Kosovalar’ı, Mine
Bademciler’i, Ayçe İdil Erkmenler’i, Nergiz
Gülmezler’i, Didar Şensoylar’ı, Hatice
Yürekliler’i, Şengül Boranlar’ı saygıyla
selamlıyoruz.

Ayaklarının altına cennetin serileceği yalanıyla değil, Ümit
Boynerler’in, Arzuhan Doğan Yalçındağlar’ın,
Güler Sabancılar’ın dünyası olan kapitalizmin
sınırlarında değil, eşit ve sömürüsüz bir
dünyada yaşamak için mücadele ediyor ülkemiz
kadınları. Bu mücadelede tutsak düşüyor. Tutsaklık
koşullarında; tecrite ve tüm baskılara boyun eğmeyerek yeni direniş
halkaları yaratıyor ülkemiz kadınları.

Biliyoruz ki, milyonlarca kadını özgürleştirecek olan,
mücadeledir. Düzenin sınırlarına hapsolmadan, kadının
gerçek ve köklü mücadelesini büyüten tüm
emekçi kadınlarımız nezninde bu mücadelede tutsak düşen
kadınlarımızı selamlamak için, 8 Mart 2011 tarihinde saat 13.00 de
Bakırköy Kadın Hapishanesi önündeyiz
.

Karanfillerimiz ve sloganlarımızla hapishane önünde
gerçekleştireceğimiz basın açıklaması sonrasında kadın
tutsaklarımızı ziyaret ediyoruz.

YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!

BASIN AÇIKLAMASI VE ZİYARET

TARİH   : 8 Mart 2011(Salı)

SAAT     : 13.00

YER       : Bakırköy Kadın
Hapishanesi

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul
Şubesi

Akademik sansürde devlet-akademi işbirliği / Dilek Kurban

Akademik sansürde
devlet-akademi işbirliği / Dilek Kurban

Türkiye’de akademinin devlet üniversiteleri aracılığıyla
kurulmuş olması, üniversite ile devlet arasında organik ve ideolojik
bir bağ kurulmasını sağlamıştır. Öyle ki, akademisyenlere
‘devlet memuru’ sıfatı verilerek memuriyetleri bilim insanı
kimliklerinin önünde tutulmuştur. Herhangi bir kamu kurumunda
çalışan bir memurdan farklı addedilmeyen öğretim
üyelerinden devlete biat etmeleri beklenirken, üniversite
yönetimleri de amacın hasıl olmasının garantörleri olarak
polislik rolünü üstlenmişlerdir.

Bu durum, üniversitelerin işyeri gibi yönetilmesine, ideolojik
olarak devlete yakın duran yöneticilerin akademik kadroya siyasi baskı
ve sansür uygulamalarına, belirgin bir siyasi pozisyonları olmayıp da
sahip oldukları mevkii bir iktidar aracı olarak gören
yöneticilerinse öğretim kadrosu üzerinde tahakküm
kurmalarına olanak sağlamıştır. Çoğu devlet üniversitesini
birer kamu kurumuna, akademisyenleriyse memura dönüştüren bu
sistemin bekçileri yine akademisyenlerdir. Devletle üniversiteler
arasındaki mesafesizlik, öğretim üyeleri ve üniversite
yöneticilerinin siyasi, ideolojik veya kişisel nedenlerle
hazzetmedikleri meslektaşlarını akademik etiğe aykırı davranmakla,
gayribilimsel veya siyasi olmakla suçlayarak kolayca yaftalamalarını
sağlamış, üniversiteler içerisinde küçük
iktidarlar oluşmasına yol açmıştır.

Bir iktidar adacığı

2004 senesi. 1990’larda binlerce köyü boşalttığını,
milyonlarca Kürt sivili yerinden ettiğini yıllarca reddeden devlet,
sorunun varlığını daha fazla inkâr edemez. AB ve BM’nin
baskısı sonuç verir; hükümet, zorla göç
mağdurlarının sayısını, koşullarını, devletten beklentilerini
saptamaya yönelik bağımsız bir araştırma yaptırmayı kabul eder.
DPT’nin açtığı kamu ihalesini, nüfus araştırmaları
konusunda Türkiye’nin en yetkin akademik kadrosuna sahip Hacettepe
Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü kazanır.
Enstitü, niceliksel ve niteliksel olmak üzere iki ayağı olup, 14
ilde uygulanan ‘Türkiye Göç ve Yerinden Olmuş
Nüfus Araştırması’nı (TGYONA) 2004 sonlarında başlatır.

Aynı tarihlerde, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı
(TESEV) da ‘zorunlu’ Kürt göçüne ilişkin
bağımsız bir çalışma başlatır. TESEV’in Demokratikleşme
Programı bünyesinde 5 akademisyenden oluşan bir araştırma grubu
kurulur. Saha araştırması niteliksel yöntemle dört ilde
gerçekleştirilen araştırma, literatür taraması, dünya
örnekleri incelemesi ve hükümet politikalarının analizini
içerir. Grubun üyelerinden biri, HÜNEE öğretim
üyesi ve TGYONA ekibi mensubu Doç. Dr. Turgay
Ünalan’dır. Ünalan’ın TESEV çalışmasına
katkısı, literatür taraması ve dünya örneklerinin
incelenmesi ile sınırlıdır.

TESEV grubu, 19 aylık araştırmanın ön bulgularını, Ekim 2005
tarihli bir raporla kamuoyuna duyurur. DPT Müsteşarlığı,
üzerinde Ünalan’ın da ismi olan raporun yayımlanmasından
birkaç gün sonra, Hacettepe Rektörlüğü’ne,
TESEV raporunu eklediği bir yazı gönderir. Rektörlük,
işvereninden gelen mesajı alır, Ünalan hakkında soruşturma
başlatır. Tam 13 ay sürecek soruşturma süresince, Ünalan
HÜNEE’deki idari görevlerinden ve TGYONA’dan
uzaklaştırılır. Sonuçta 1/30 oranında maaştan kesme cezası alan
Ünalan, açtığı davadan da sonuç alamayınca,
üniversiteden ayrılmaya karar verir. BM’den aldığı iş teklifi
üzerine, Türkiye’den de.

Türkiye’nin en yetkin demograflarından birisinin ülkeden
ayrılmasına neden olan olaylar, bir devlet kurumu olan DPT’nin,
bağımsız bir akademik araştırma yapılması amacıyla açtığı
kamu ihalesini kazanan üniversitenin rektörlüğüne, o
üniversitedeki bir öğretim üyesini şikâyet etmesiyle
başladı. DPT’nin hesabını sorduğu, sadece Hacettepe’ye
verdiği para değildi elbette; o paranın ima ettiği biattı da aynı
zamanda. Öte yandan, sorumluluk sadece DPT’ye ait değil. Asıl
sorun, akademik özgürlüğü gerekçe göstererek
öğretim üyesini korumak yerine, onu temelsiz suçlamalara
dayanan bir soruşturmaya tabi tutan rektörlük ve
enstitünün tutumunda.

Kaynak: radikal.com.tr

Konak Belediyesi taşeron işçileri: 'Basmane Meydanı'nda direniyoruz'

Konak Belediyesi taşeron
işçileri: 'Basmane Meydanı'nda direniyoruz'

href="http://www.marksist.org/images/foto/00%20konak.jpg"> src="http://www.marksist.org/images/resized/images/foto/00%20konak_200_200.jpg"
style="margin-top: 5px; margin-right: 5px; margin-bottom: 5px; margin-left:
5px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial;
font-size: 12px; background-image: initial; background-attachment: initial;
background-origin: initial; background-clip: initial; background-color:
transparent; float: left; background-position: initial initial;
background-repeat: initial initial; " />
İzmir'in Konak
Belediyesi'nde Efekan adlı taşeron şirkete bağlı 120 temizlik
işçisi sosyal güvence ve sendika talebiyle 5 gündür
sokakta direniyor. Son iki ayda sigortaları yatmayan ve maaşları
ödenmeyen işçiler gecesi ve gündüzüyle Basmane
Meydanı'nda yatıyor.

Direnişi Marksist.org'a anlatan işçi Mehmet Demirci, Hem
CHP'li belediye başkanı Hakan Tartan'ın, hem taşeron şirket
patronunun kendilerine ik yıldır tam dört kez sendika ve kadro
için söz verdiğini söyledi. 2 aydan beri sigortalarının
yatmadığını ve maaşlarının ödenmediğini belirten Demirci,
'en sonunda başkaldırdık' dedi.

Konak Belediye başkanı Hakan Tartan'la görüştüklerini
belirten işçiler, Tartan'ın daha taşeron şirketin adını bile
bilmediğini ve muhataplarının kendisi değil taşeron şirketin patronu
olduğunu söylediğini anlattı. Taşeron şirketin patronu da
görüşmeye çalışan işçileri Belediye Başkanı
Hakan Tartan'a yönlendirdiğini söylüyor.

Mehmet Demirci hafta sonu yaşadıkları olayı ise şöyle anlattı:
"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu haftasonu İzmir'e
geldi. Alsancak Sevgi Yolu'nun açılışını yapacakmış.
Toplanıp Sevgi Yolu'na gittik, ama bu önceden öğrenilmiş ve
Kılıçdaroğlu'nun programı değiştirilmiş.

Daha sonra yanımıza Konak Belediye Başkan Yardımcısı Serpil
Güngör geldi ve bize hakaretler yağdırdı: '700 liraya
çalışıyorsanız çalışın yoksa çekip gidin',
'Defolun buradan artistlik yapmayın' gibi cümleler
kurdu." 

Demirci, "Ben başkana veya başkan yardımcısına ayda 700
lira vereyim bakayım geçinebilecek mi? Benim engelli bir
çocuğum var, ona ilaç mı alayım, elektrik-su faturası mı
yatırayım, karnımı mı doyurayım yoksa kira mı vereyim?" dedi. O
bunları söylerken araya giren bir kadın işçi ise "Serpil
hanımı biz o mevkiye getirdik, indirmesini de biz biliriz!" dedi.
"Bizler zincirlerimizi kırdık, duvarları yıktık. Artık geri
dönüş yok bu iş açlık grevine kadar gider" diyen
işçiler, Hakan Tartan tarafından sözü verilen sendika
hakkı ve sosyal güvence istiyor.

İzmir'de daha önce Kasım ve Ocak ayları arasında Buca
Belediyesi'nde çalışan taşeron şirkete bağlı temizlik
işçileri de 56 gün direnmiş, taleplerinden taviz vermemiş ve
kazanmıştı.

Şimdi ise Konak Belediyesi'nde başlayan bu direniş, akıllara 1 ay
önce İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bilboardlarına
astığı "Taşerona savaş açan, emek dostu belediye"
afişlerini getirdi. Taşerona savaş açan büyükşehir
belediyesinin ilçelerine hiç bakmadığı bu direnişle
birlikte bir kez daha ortaya çıktı.

Kaynak: marksist.org