4 Eylül 2011 Pazar

deneme

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7409>deneme</a></h1><p>deneme</p>

3 Eylül 2011 Cumartesi

'1 Mayıs Mahallesi'nin Tarihi Direniş Tarihidir'

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7408>'1 Mayıs Mahallesi'nin
Tarihi Direniş Tarihidir'</a></h1><p style="font-weight: bold;">1 Mayıs
Mahallesi Kuruluş Festivali'nin son gününde "Mahallenin Tarihçesi ve
Kentsel Dönüşüm" paneli düzenlendi. Panelde, tarihinde direniş olan 1
Mayıs Mahallesi'nin kentsel dönüşüm projelerine karşı da direnmesi
gerektiği belirtildi.</p><div class="detail_photo"><img
src="http://media.etha.com.tr/images/2011/09/03/cache/etha-20110903-festival-panel-00_display.jpg"
alt="Festival panel 2" id="news_main_photo" /><div style="margin: 0pt auto;
width: 100%; clear: both; text-align: left; color: #c82447; background-color:
#fdfdf2; padding: 5px;">Haber Fotoları: <a title="Festival panel
2"><strong>1</strong></a> <a title="Festival panel
1"><strong>2</strong></a></div><div id="download-image" style="width: 100%;
height: 20px; font-size: 10px; text-decoration: underline; text-align:
center; padding: 3px; background-color: #ffffff; color: #555555;"><a
href="http://etha.com.tr/ph/photo/festival-panel-1/download/"
id="download-link">Orjinali İndir (Genişlik: <span>3216</span>px,
Yükseklik:<span>2136</span>px)</a></div></div><p class="qn">Etkin Haber
Ajansı / 03 Eylül 2011 Cumartesi, 18:33</p><p>İSTANBUL- 9. Geleneksel 1
Mayıs Mahallesi Kuruluş Festivali 3. gün programı, "Mahallenin Tarihçesi
ve Kentsel Dönüşüm" paneliyle başladı.</p><p>TİHV adına Şebnem Korur
Fincancı, sosyolog Şükrü Aslan, TMMOB Eski Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet
Göçebe ve avukat Ebru Timtik'in konuşmacı olarak katıldığı panelde
ilk sözü Fincancı aldı.</p><p>Fincancı, 70'li yıllarda 1 Mayıs'ın en
fazla acının yaşandığı, yıkımların ve ölümlerin olduğu, konumu
itibariyle ise çok ciddi sağlık problemlerinin yaşandığı bir yer
olduğuna dikkat çekti.</p><p>1 Mayıs Mahallesi'nin tarihinin direniş
tarihi olduğunu ifade eden Fincancı, kentsel dönüşüm talanına da aynı
şekilde direnişle cevap verileceğini ifade etti.</p><p>Doktora tezini
yazdığı dönemde mahalleyle tanıştığını anlatan sosyolog Şükrü
Aslan, mahalle halkına önerilerde bulundu. Aslan'ın önerileri arasında
mahallenin adının resmi olarak yeniden 1 Mayıs Mahallesi yapılması için
girişimlerde bulunulması, az sayıda kalan gecekonduların korunarak
ileriki tarihlerde süreci anlatabilecek durumda olmasını sağlamak
bulunuyor.</p><p>TMMOB Eski Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçebe ise
"Kapitalizmde kentler de ezen ezilen ilişkisinin sınıf savaşımının
sürdüğü yerlerdir. Kent alanları metalaştırılarak burjuvazinin
hizmetine sunulur" dedi. Göçebe, burjuvazinin sadırılarına karşı
örgütlenerek direnişe geçmek gerektiğini söyledi.</p><p>Hakkın altın
tepside verilmeyeceğini vurgulayan avukat Ebru Timtik, mahallenin bunun bir
örneği olduğunu ifade etti. TOKİ sözleşmelerine değinen Timtik, bu
sözleşmelerin asla imzalanmaması gerektiğinin altını çizerek şunları
söyledi: "Sözleşmelerin imzalanmaması durumunda TOKI yönetimi
kamulaştırma yoluna gider. Bu durum onları kazançlarından edeceği için
çok uzun bir süreç başlar."</p><p>Panelin ardından Simurg Tiyatro
Topluluğu tiyatro gösterimi yaptı. Akşam programında ise Grup Munzur
konseri var.</p><p></p>

Tek Kişilik Direniş Çadırı Kuracak

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7407>Tek Kişilik Direniş
Çadırı Kuracak</a></h1><p>Tek Gıda-İş Sendikası'nda çalışırken
işten atılan ve 50 gündür sendika genel merkezi önünde oturma eylemi
yapan Uğur Doğan, 5 Eylül Pazartesi günü direniş çadırı kuracak.
Doğan, sendikalardan ve demokratik kamuoyundan destek bekliyor.</p><p><br
/>50 gündür Tek Gıda-İş Sendikası'nın genel merkezi önünde oturma
eylemi yapan Uğur Doğan, mücadelesine direniş çadırı ile devam
edecek.</p><p>Yüzde 60 özürlü olan Doğan, 18 yıl çalıştığı Tek
Gıda-İş Sendikası'ndan 2009 yılında emekli edildi. Doğan, bunun
üzerine işe iade davası açtı ve iki yıl süren davayı kazandı. Ancak
işbaşı yapmak için gittiği sendikada saldırıya uğradı. Ardından, "9
Mayıs'ta işbaşı yapması gerekiyordu. Yapmadı" denilerek 12 Mart'ta
yeniden işten atıldı. Uğur Doğan, bunun üzerine hakkını aramak için
20 Haziran'da Levent'teki sendika genel merkezi önünde oturma eylemine
başladı.</p><p>Doğan, eylemini şimdi direniş kurarak devam ettirecek.
ETHA'ya konuşan Doğan, 5 Eylül Pazartesi günü saat 12.00'da basın
açıklaması yaparak, direniş çadırını kuracağını söyledi. Doğan,
emeğe ve emek mücadelesine duyarlı herkesi direnişine destek vermeye
çağırdı.</p><p>'MUKTEDİR ONLAR'<br />Sendika yöneticileri ile
yaptığı görüşmelerden bir sonuç alamadığını belirten Doğan,
"Güçlü bunlar, muktedir bunlar. Biraz kin ve nefretle bakıyorlar bana.
Bir dava (işe iade davası) açmışım, bu yüzden 'nasıl dava açarsın'
diye sorunu çözmüyorlar, aslında bütün problem bu. Türkel (Tek
Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı) otoritesini sorguladığımızı mı
zannediyor" dedi.</p><p>"Biz burada çok antidemokratik olaylarla karşı
karşıyayız. Mahkeme kararlarına uyulmuyor, haklarımız gaspedilmiş
durumda. Ben yüzde 60 engelli birisiyim, camdan bana küfrediyorlar. Tamamen
Türkel'in keyfiyeti" diyen Doğan, Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa
Türkel'in, bir sendika yöneticisine "Bir baba da çocuğuna ceza verir,
sonra affeder. 3-5 gün bahçede bekleseydi, birkaç gün gelip gitseydi
belki insafa gelirdik, bir yere varabilirdik" dediğini
aktardı.</p><p>'SENDİKALAR ARACI OLSUN'<br />Sendikalardan destek
alamadığını kaydeden Doğan, Tek Gıda-İş'in de içinde olduğu
Türk-İş yönetimine muhalif sendikaların sessiz kalmasını da
eleştirdi. Doğan, sendikalara "Bir an önce yanlışlarından dönsünler.
Gelsinler aracı olsunlar, bu işin çözümünde yardımcı olsunlar.
İnşallah gelirler bir taraf olurlar" çağrısında bulundu.</p><p></p>

Festus Okey Davasında İbre Şaştı

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7406>Festus Okey Davasında İbre
Şaştı </a></h1><p>Polis kurşunuyla ölen Festus Okey'in davası üç
yıldır bir adım ilerlemezken, bu durumu eleştirenler anında mahkemelik
oluyor.<br />Nijeryalı Festus Okey'in, Beyoğlu Polis Merkezi'nde polis
kurşunuyla öldürülmesinin üzerinden dört yıl geçti. Beyoğlu 4.
Ağır Ceza Mahkemesi, yaklaşık üç yıldır ölen kişinin gerçek Festus
Okey olup olmadığını araştırmakla meşgul. Katıldığı bir TV
kanalında mahkemenin bu tutumuna itiraz eden Avukat Güray Dağ'a dava
açılmasından sonra bu kez de duruşma salonunda heyetle tartışan
İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi'nden Ömer Kavili ile iki avukat,
baroya şikâyet edildi. Öte yandan, müdahillik dilekçesi veren 100'ü
aşkın kişi hakkındaki soruşturma da ifade alımlarıyla sürüyor. <br
/>Okey, dört yıl önce, 20 Ağustos 2007'de Beyoğlu Polis Merkezi'nde
polis Cengiz Yıldız'ın tabancasından çıkan kurşunla ölmüştü.
İlk duruşma 27 Kasım 2007'de görüldü. Davaya bakan Beyoğlu 4. Ağır
Ceza Mahkemesi, 2008'den beri, öldürülen kişinin gerçek Festus Okey
olup olmadığını belirlemek için Nijerya'dan yanıt bekliyordu. Fakat
geçen on duruşma ve üç yıl boyunca bu evrak Türkiye'ye gelmemişti.
<br />Radikal, 20 Ekim 2010'da, Festus Okey'in ölümünden iki hafta
önce bir halı sahada çekilmiş görüntü kayıtlarını "Bay
hiçkimsenin varlığı kanıtlandı" başlığıyla
yayımladı.</p><p>Bakanlık izni alınmadı <br />Aynı gün NTV'de
'Mirgün Cabas'la Her Şey' programında bu konu ele alındı. Görüş
bildirmesi için, ilk duruşmadan itibaren davaya Çağdaş Hukukçular
Derneği (ÇHD) adına müdahillik dilekçesi veren fakat talebi sürekli
reddedilen Avukat Güray Dağ da çağrıldı. Dağ, "Bir şekilde
unutturup sonrasında beraat kararı verilirse temyiz eden olmayacağı için
polis aklanacak. Davaya müdahil olamadığımız için temyiz şansımız
yok..." dedi. Bu sözler üzerine Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin
Başkanı İshak Eken, üye hâkimler Gönül Demirci ve Keskin Karakurt,
Savcı Mehmet Nuri Gür, şikâyette bulundu. Böylece Avukat Dağ hakkında,
'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs'ten dava açıldı.</p><p>Üç
soruşturma daha <br />Avukatlar davanın 11 Temmuz 2011'deki 14.
duruşmasında da hazır bulundu. İstanbul ve Ankara baroları ile ÇHD
adına yine müdahillik dilekçesi verildi. Mahkeme heyeti ara karar verip
duruşmayı erkenden bitirince avukatlarla heyet arasında tartışma
çıktı. Mahkeme tutanağına göre avukat Ömer Kavili,
"Söyleyeceklerimiz vardı, ne hakla duruşmayı bitirirsiniz, burada adil
yargılanma hakkı ihlal ediliyor, hak arama özgürlüğü engelleniyor,
duruşma salonunu terk etmiyoruz" dedi. Tutanağa göre avukatlar uzun
süre duruşma salonunda kaldı. Mahkeme heyeti polislerin müdahalesini
istediyse de Kavili, memurlara, "Suç işlersiniz, sizi biz bile
kurtaramayız" dedi. Gerginlik saat 20.00'ye kadar sürdü. Daha sonra
mahkeme, disiplin soruşturulması yapılması için Avukat Ömer Kavili ile
müdahil olmak için dilekçe verenlerin avukatlarından Avukat Burcu
Özaydın ve Muhsin Kemal Şimşek hakkında şikayette bulundu. <br
/>İstanbul Barosu, usul gereği üç avukatın savunmasını istedi. Üç
avukat için ceza soruşturması açılıp açılmadığı ise şimdilik
bilinmiyor.</p><p>'Dava ilerlesin' demek suç oldu <br />Bu arada davaya
müdahil olmak isteyen ancak bu talepleri kabul edilmeyen beş avukatla,
Göçmen Dayanışma Ağı'ndan yaklaşık 100 kişi davanın Nijerya'dan
beklenen belgeye takılarak, ilerlemesini eleştirince mahkeme bu kişiler
hakkında 'adli yargılamayı etkileme' suçundan suç duyurusunda
bulunmuştu. Soruşturmada zanlılar teker teker savcılığa giderek ifade
vermeye devam ediyor. Dava açılıp açılmayacağı ifadelerin
tamamlanmasından sonra belirlenecek.</p><p></p>

1 Eylül 2011 Perşembe

AVUKAT FUAT ERDOĞAN ANISINA II. ULUSLAR ARASI SEMPOZYUM “HAK MÜCADELESİ VE HUKUK”

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7382>AVUKAT FUAT ERDOĞAN ANISINA
II. ULUSLAR ARASI SEMPOZYUM "HAK MÜCADELESİ VE HUKUK"</a></h1><p
style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;"><br
/></span></strong></p><p style="text-align: center;"><strong><span
style="font-size: medium;">HAK MÜCADELESİ VE HUKUK </span></strong></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><br
/></span></p><p style="text-align: right;"><span style="font-size:
small;">İSTANBUL 17/18 &nbsp;EYLÜL 2011</span></p><p style="text-align:
justify;">&nbsp;</p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><em>Merhaba,</em></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Tamamladıktan sonra, büyük bir umut ve
kararlılıkla evlerimize döndüğümüz İstanbul 2009 buluşmasından bu
yana, mücadele sürüyor. Kaygılarımız büyüdü, endişelerimiz
doğrulandı. Bildirgemiz,</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><em>"Kişilerin, örgütlerin ve ülkelerin hedef
gösterildiği Kara Listeler'i reddediyoruz. Dünya Halkları için gerçek
tehdit bu 'sözde' listeleri hazırlayanlar ve bunlara dayanarak halklara
saldıranlardır."</em></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">tespitini yaptıktan sonra, ortak inancımızın
altını çizmişti;</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><em>"Hukuk ancak özgürlük vaat eder ve
özgürlükleri güvence altına alırsa saygındır."</em></span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Emperyalizm,
Kuzey Afrika ve Arap yarımadasına yönelik ablukasını iyice daralttı.
Libya halkı,&nbsp; emperyalizmin işgali altında. Latin Amerika'ya
yönelen tehdit büyüyor. Avrupa'da göçmen ve yabancı düşmanlığı
beslenerek yükseltiliyor. Tüm bu gelişmelerin "terör hukuku" ve
"güvenlik ihtiyacı" adı altında bizim mesleki yaşam alanlarımızda
kurgulandığını görüyoruz.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Sadece yaşam hakkımıza
saldırılmıyor. Barınma, çalışma, sağlık, beslenme, temiz su, anadil,
kültürel çeşitlilik, örgütlenme, ifade, seyahat… Tüm temel
haklarımızın bize sorulmadan sınırlanabileceğine, hatta geri
alınabileceğine inandırılmaya çalışılıyoruz.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Şüphesiz
gelişmeler sadece hukuk alanında değil. İşbirlikçi yerel rejimlere
karşı yürütülen özgürlük mücadelesi, açık veya dolaylı askeri
işgale karşı yürütülmek zorunda kalınan yurt savunması ile karmaşık
bir ilişki içerisinde gelişiyor. Elbette hepimizin beklentisi, mücadele
eden yoksulların lehine çözümler yaratmak.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Emperyalizmin
halklar üzerindeki sömürücü gücünü ve yoksulların örgütlü
muhalefetine yönelmiş yıkıcı etkinliğini azaltmak, günü geldiğinde
tamamen ortadan kaldırmak için mücadele ediyoruz.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Dört kıtada<a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftn2">[*]</a>
bu mücadelenin içinden avukatlar, 2009'da İstanbul'da bir araya
gelmiştik.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">Bildirge ile açıkladığımız gibi;</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><em>"Aramızda
bulunması doğal görüş ve tutum farklılıkları, alanlarımıza ve
ülkelerimize özel farklı ihtiyaçlar, bizi birbirimize güçlü bir
zincirle bağlayan dayanışma ihtiyacımızdan ve enternasyonalist
kararlılığımızdan daha büyük değildir…" </em></span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Bugün iki yıl
öncesine göre daha hazırlıklı, kararlı ve istekliyiz. Bu kararlılık
ve istekle halktan yana hukukçuları Eylül 2011'de İstanbul'da haklar
mücadelesi üzerinde birlikte çalışmaya çağırıyoruz;</span></p><p
style="text-align: justify;" align="right">&nbsp;</p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong>"HAK MÜCADELESİ VE
HUKUK" (2011 İstanbul)</strong></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong><br
/></strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><strong>- Temel; siyasal ve sosyal haklarımızı nasıl
kazandık?</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong>- Haklara saldırının boyutları nedir?
</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><strong>- Yaşama, vücut dokunulmazlığı, barınma, çalışma,
ifade, örgütlenme hakları hangi </strong></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong> bedellerle inşa
edildi?</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong>- Haklar mücadelesinden neden
vazgeçilemez?</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Dünyanın dört bir yanında yoksulların, ezilen
halkların, çalışan sınıfın hakları ağır bir tehdit altında.
İşgal, tecrit, kişiliksizleştirme, kölelik dayatılıyor. Milyonlarca
aç, işsiz, evsiz, geleceği çalınmış yoksul bir taraftayız, egemen ve
sömürücü bir avuç azınlık diğer tarafta.&nbsp; Haklar mücadelesinde
bulunduğumuz noktayı ve "haklara yönelmiş" kapsamlı saldırıyı
birlikte değerlendirelim, açığa çıkaralım, mücadele araçlarını
yaratalım.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">İnsanlık tarihi boyunca ağır bedeller ödeyerek, büyük
mücadeleler sonucunda kazandığımız ve hiçbirisini egemenlerin
bağışı olarak göremeyeceğimiz haklarımıza sahip çıkmak zorundayız.
Temel haklarımızın, milyarlarca yoksulun kolayca ellerinden alınabilecek
birer "tasarruf tedbiri" haline getirilmesine izin
vermeyelim.</span></p><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">"Güvenlik"
ve "Kar verimliliği" &nbsp;adı altında, yaşamı, geçimi, siyasal
mücadeleyi, örgütlenmeyi acımasızca budayan ve gerileten emperyalist
saldırganlığa birlikte dur diyelim.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Haklarımıza bir kez daha ve
güçlü olarak sahip çıkmak için, 17/18 &nbsp;Eylül 2011'de
İstanbul'da buluşalım.</span></p><p style="text-align: justify;"
align="right">&nbsp;</p><p style="text-align: justify;"
align="right">&nbsp;</p><p style="text-align: justify;" align="right"><span
style="font-size: small;"><strong>HALKIN HUKUK BÜROSU</strong></span></p><p
style="text-align: justify;">&nbsp;</p><hr size="1" width="33%" /><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftnref2">[*]</a>
Türkiye, Venezuella, Kolombiya, Arjantin, İtalya, Yunanistan, Almanya, Bask
Ülkesi, Lübnan, Filistin, Irak, Mısır.</span></p><p style="text-align:
justify;">&nbsp;</p><hr /><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Arapca.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/Arabic.jpg"
border="0" style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Almanca.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/De.jpg" width="82"
height="46" border="0" style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Ingilizce.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/Eng.jpg"
border="0" style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Fransizca.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/Fr.jpg" border="0"
style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Yunanca.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/Gr.jpg" border="0"
style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Italyanca.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/It.jpg" border="0"
style="border: 1px solid black;" /></a> <a
href="http://www.halkinsesi.tv/images/Dosyalar/Hukukcular/FuatErdogan-Sempzym-2/HHB_Sempozyum_Turkce.pdf"
target="_blank"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/dosyalar-foto/Tr.jpg" border="0"
style="border: 1px solid black;" /></a></span></p><p style="text-align:
justify;">&nbsp;</p><hr /><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong>HALKIN
HUKUK BÜROSU</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">1989 yılında, mesleğe henüz başlamış üç
genç avukat bürolarını "Halkın Hukuk Bürosu" olarak
isimlendirdiler.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Bu isim çok sevildi. Çünkü, yirmi yıl
sürdürülen ve bugün de tereddütsüz bir biçimde sahip çıkıp
geleceğe taşımaya kararlı olduğumuz tüm değerlerin, ilkelerin ve
mücadelenin en basit tanımı buydu: Hukuk Bürosu halkındı ve halk için
mücadele edecekti.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Bu yıllar, 1980 Askeri Darbesi'nin cezaevlerine
gönderdiği on binlerce devrimcinin, sendikacının ve siyasal muhalifin
toplu davalarla cezalandırılmak istendiği yıllardı.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Sıkıyönetim
askeri mahkemeleri, yerlerini, içlerinde asker üyelerin de bulunduğu
Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne bırakmıştı. Sanık sayısı nedeniyle
spor salonlarında görülen duruşma celseleri saatlerce sürüyor,
sanıklar ve avukatlar yıldırıcı bir baskı altında
tutuluyorlardı.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Halkın Hukuk Bürosu; işte bu davaların en
büyüklerinden birisinde, bugün hala devam eden ve ülke tarihinin en uzun
sürmüş ceza davası unvanına sahip olan, 1243 sanıklı Devrimci Sol ana
davasında mücadelesine başladı.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Aradan geçen yıllarda,
devrimcilerin savunulmasından duyulan onur ve ısrar elbette hiç
değişmedi. Ancak, "Kentsel-Dönüşüm" politikalarının evsiz
bıraktığı yoksulların, özelleştirmenin ve kapitalist politikaların
işsiz bıraktığı işçilerin, okullarından uzaklaştırılmış
öğrencilerin, işkence mağdurlarının davalarını da sahiplenerek
mücadele alanını hep genişletti.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Halkın Hukuk Bürosu, bugün
"özel yetkili mahkeme" adı altında sekiz bölgede<a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftn1">[1]</a>
yeniden kurulmuş olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin tamamında dava
takip etmektedir. Siyasi davaların yanı sıra, işkence, gözaltında ve
cezaevinde öldürme, kolluk infazlarına ilişkin birçok davada
mağdurların ve yakınlarının avukatlığını
üstlenmiştir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><em>1 (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Malatya,
Erzurum, Diyarbakır, Van)</em></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">19 Aralık 2000 tarihinde ülke
genelinde hapishanelere yönelik gerçekleştirilen, 28 tutuklu ve
hükümlünün yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin ağır şekilde
yaralandığı büyük saldırıya ilişkin davalar başta olmak üzere,
cezaevlerinde meydana gelen her türlü sorunla ilgili dava ve şikâyetler
takip edilmektedir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Halen ülke geneline yayılmış F Tipi Yüksek
Güvenlikli hapishanelerden sekiz<a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftn2">[2]</a>
tanesi başta gelmek üzere, farklı tiplerde yirminin üzerinde cezaevinde<a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftn3">[3]</a>
düzenli müvekkil görüşü, hukuksal yardım ve infaz koşulları izlemesi
yapmaktadır.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><em>2 </em><em>(Sincan (Ankara), Kandıra
(Kocaeli), Kırıklar (İzmir), Kürkçüler (Adana), Edirne,
Tekirdağ,&nbsp; Bolu, Kırıkkale)</em><em> </em></span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><em>3 (Bahçecik
(Trabzon), Bakırköy (İstanbul), Elbistan (Maraş), Ermenek (Karaman),
Erzurum E- H Tipi, Gebze (Kocaeli), Karataş (Adana), Kıbrısçık (Bolu),
Oltu (Erzurum), Sincan Kadın (Ankara), Samsun, Silifke (Mersin), Sivas,
Uşak) </em></span></p><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Büro, sosyalist
basına yönelik sansür, kapatma ve cezalandırmalara karşı sistematik bir
mücadele yürütmekte ve birçok basın davası takip
etmektedir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">Halkın Hukuk Bürosu savunma mesleği için kurumsal bir gelenek ve
okuldur. Büro mensubu avukatlar, meslek ve demokratik kitle örgütlerinde
gönüllü çalışmayı bir ilke olarak benimsemişlerdir.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Halkın Hukuk
Bürosu Avukatları, meslek ve mücadele yaşamlarında olduğu gibi, sosyal
yaşamlarında da dayanışmayı ve paylaşımı temel kabul
etmektedirler.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Elbette bu geleneğin sürdürülmesi bedel
gerektirmiştir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">İnandığı değerleri mesleklerine uygulayan
büro avukatları mahkemelerde, cezaevlerinde, karakollarda hırpalanmış,
fiili saldırılara uğramış, tehdit edilmişlerdir. Hukuk dışı
iddianameler ile açılmış onlarca davaya maruz bırakılmışlardır.
Tutuklanmışlar, işkence görmüşler ve hatta Fuat Erdoğan örneğinde
olduğu gibi katledilerek ortadan kaldırılmaya
çalışılmışlardır.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Bu uzun ve onurlu mücadele, mahkeme salonlarına
sıkışıp kalmamıştır, kalmayacaktır.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Bugün; Halkın Hukuk Bürosu, bir
kez daha, dünyanın her köşesinden zulme ve yoksulluğa direnenlerin
avukatlarıyla buluşuyor. Deneyimlerini paylaşarak zenginleştirmek ve
geleneğini geleceğe aktarmak için.</span></p><p style="text-align:
justify;">&nbsp;</p><hr size="1" width="33%" /><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftnref1">[1]</a>
İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Malatya, Erzurum, Diyarbakır,
Van</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftnref2">[2]</a>
Sincan (Ankara), Kandıra (Kocaeli), Kırıklar (İzmir), Kürkçüler
(Adana), Edirne, Tekirdağ,&nbsp; Bolu, Kırıkkale</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a
href="http://www.halkinsesi.tv/index.php/duyurular/3945-hak-muecadeles-ve-hukuk.html#_ftnref3">[3]</a>Bahçecik
(Trabzon), Bakırköy (İstanbul), Elbistan (Maraş), Ermenek (Karaman),
Erzurum E- H Tipi, Gebze (Kocaeli), Karataş (Adana), Kıbrısçık (Bolu),
Oltu (Erzurum), Sincan Kadın (Ankara), Samsun, Silifke (Mersin), Sivas,
Uşak</span></p><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p><hr /><p
style="text-align: justify;">&nbsp;</p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/haber/FuatErdogan.jpg"
width="180" height="242" border="0" style="float: left; margin-left: 10px;
margin-right: 10px;" />FUAT ERDOĞAN</strong></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Avukat. 1962,Denizli-Acıpayam
doğumlu.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite
öğrencisiyken demokratik üniversite mücadelesinin içinde yer aldı. Bu
nedenle defalarca gözaltına alındı ve tutuklandı. Hakkında DGM(Devlet
Güvenlik Mahkemesi)de Devrimci Sol üyesi olmaktan ötürü dava açıldı.
Üniversiteyi bitirtikten sonra Halkın Hukuk Bürosu'nda avukatlık yapmaya
başladı. Avukatlığının 2 inci yılında, hakkında 10 yıl hapis
cezası verilmesi nedeniyle aranır duruma düştü. İnfaz kanunu uyarınca
kısa bir süre hapishanede kalması gereken ERDOGAN, bu haksız cezayı
kabul etmedi. Ezilenlerden yana mücadelesini sürdürdü.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">28 Eylül 1994
tarihinde İstanbul'da bir kafeteryada sendikacı ve mühendis
arkadaşlarıyla oturmaktayken kolluk güçleri tarafından vurularak
katledildi. Olay resmi açıklamalarda silahlı çatışma olarak belirtildi.
Ancak otopsi raporlarıyla Fuat ERDOĞAN 'ın yere yatırılarak, ensesine
sıkılan tek kurşunla, katledildiği ortaya çıktı. Katilleri, diğer
işkence ve katliam davalarında olduğu gibi önce beraat sonra terfi
ettiler.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">Fuat ERDOĞAN, halkın davasını her koşulda savunmanın sembolü
olarak, mücadelemizde yaşamaya devam ediyor.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/Duyuru/HakMucdVeHukuk-2UlsrsSempFErdogan-201100917.jpg"
border="0" /></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><img
src="http://www.halkinsesi.tv/images/stories/Duyuru/HakMucdVeHukuk-2UlsrsSempFErdogan-201100917-2.jpg"
width="739" height="422" border="0" /></span></p><p style="text-align:
justify;">&nbsp;</p><p style="text-align: justify;"><strong><span
style="font-size: small;">kaynak:halkinsesitv.com</span></strong></p>

Duble Yollar”da “Duble Ölümler”/Hüseyin Kete

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7381>Duble Yollar"da "Duble
Ölümler"/Hüseyin Kete</a></h1><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong><em>"Madem ateşin var, ne diye
duruyorsun karanlıkta? Haydi koşsana
hayata!</em></strong><em>"</em></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Geçtiğimiz günlerde benzerlerine
sıkça rastladığımız ancak gündeme gelmesi kolay olmayacak bir kaza
meydana geldi. Elbistan'dan Kangal'a nohut toplamaya giden mevsimlik
tarım işçilerinin kamyonu devrildi. Maraş'ın bir ilçesinden
Sivas'ın bir ilçesine giderlerken…</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong>Katliamların yaşandığı
iki şehir arasında, AKP &nbsp;hükümetinin seçim meydanlarında, reklam
panolarında propaganda malzemesi olarak kullandığı o mühendislik
harikası &nbsp;"duble yollarda" başka bir katliam
yaşanmıştı.</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Son bir yıl içerinde başta Adana'nın Tuzla
kasabası olmak üzere Yozgat, Urfa ve Polatlı da mevsimlik tarım
işçileriyle ilgili birer haftalık saha çalışma yürütmüştük. Tarım
işçilerinin nasıl yaşadıklarını, hangi şartlarda çalıştıklarını
anlamak, anlatabilmek için elbette birkaç hafta yetmez; ancak vicdanınız
her daim yanınızdaysa söyleyecek ve anlatacak o kadar çok hikâye var
ki…</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><strong>Türkiye'nin birçok yerine yolculuk yaparken sağınızdan
solunuzdan camdan dışarı baktığınızda grili, kahverengili, derme
çatma, her an bir rüzgarın ya da az şiddetli bir yağmurun alıp
götürebileceği mevsimlik işçi çadırlarına rastlarsınız.</strong>
Birçoğumuz için o çadırlardakiler, ya 'dilenci'dirler ya
'çingene' ya da 'piknikçi'dirler.</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">Çoğunluğu Urfa ve Şırnak'tan
gelmiştir. Şırnak'tan gelenlerin köyleri yakıldığı için artık
yerleşik mevsimlik işçi olmuşlardır. Urfa'dan gelen işçilerin
çadırı ise, şehirlerinin en güzel tadı olan 'isot'un acı tadını
yansıtır. Tabi mevsimlik işçiler Şırnak ve Urfa'dan gelenlerle
sınırlı değildir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">O çadırlarda dolaşırken çocukların
ayaklarının rengini farkedersiniz. Domatesin kırmızısı, pamuğun
beyazı parmak aralarındaki kire karışmıştır. Ellerini yıkayacakları
suyu bile bulamazlar.</span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong>Aslına bakarsanız mevsimlik tarım
işçilerinin yaşadıkları, Steinbeck'in "Gazap Üzümleri" adlı
romanında anlatılanlardan farklı değildir. </strong>Sinemaya, romanlara
konu olmadıkları için kimse haberdar olmaz onlardan. Çadırları öylece
durur sel götürmediği sürece…</span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong>İki kızını trafik
kazasında kaybeden bir babadan, yarım metrelik kuyuda bebeği boğulan bir
anneden, traktörün kasasından düşüp yiten yaşlı bir teyzeye kadar
birçok acıklı hikâye barındırır o çadırların sıcak, kasvetli,
umutsuz akşamları.</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">Ne kadar yevmiye alacaklarını bilmeden, balık
istifi kamyonlara doldurulup hiç bilmedikleri şehirlere gelirler.
<strong>İşçilerin haklarını koruyan herhangi bir yasa yoktur.
Akıbetleri tarla sahipleri ve&nbsp; elçilerinin "insaf" ve insiyatifine
bırakılmıştır. Geldikleri şehirde çocuklar okula, hastalar sağlık
ocağına gitmeye korkarlar. Dertlerini "kendi dilleriyle" anlatamamaktan
çekinirler. </strong>Bu yüzden öfkeleri baskın gelir ve acı eşikleri
yüksektir.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">İşte tüm bu yaşananları gördükten sonra, o "duble
yollar"da gördüğünüz her kaza sonrası çadırlara gittiğinizi
hissedersiniz ve bir şeyin değişmediğini görürsünüz. Anlatılanlar bu
yüzden, gittim-gördüm-biliyorum demenin çok ötesinde
kalıyor.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;">Tüm bu anlatılanların içinde belki de gördüğüm en çarpıcı
şey şuydu: Kürt işçiler Arap işçileri, Arap işçiler Kürt
işçilerini, yerli halk ise hiçbirini sevmez. Geçinemeyip giderler,
"duble yollar"da ölümle burun buruna gele gele, sömürüle
sömürüle, yolculuk ede ede…<em> </em></span></p><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;"><strong><em>Madem o kadar yoksulluk
var ne diye ışıkta olduğunu sanıyorsun!Haydi koşsana! O çocukların,
kadınların, işçilerin yanına. Yoksa gerisi korkunç bir
yanılsama!</em></strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong><em><br /></em></strong></span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><strong><em>kaynak:haberfabrikasi.org<br
/></em></strong></span></p><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>

'İşçinin, emekçinin mahallesi'nde festival var

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7379>'İşçinin, emekçinin
mahallesi'nde festival var</a></h1><div class="news-header"><div
class="header-left"><p class="date" style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;">01/09/2011 2:00</span></p></div><div
class="header-right" style="text-align: justify;"><div style="height: 15px;
width: 108px; color: #1b3b72; float: right; background-image:
url('../../data/img/news/font-box-bg.jpg'); background-repeat: no-repeat;
padding: 10px;"><div style="float: left; padding-top: 3px; padding-left:
5px;">&nbsp;</div></div></div><div id="divAdnetKeyword" style="text-align:
justify;"><h2><span style="font-size: small;">Mustafa Kemal Mahallesi, 2
Eylül 1977'de yaşanan ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan 'gecekondu
direnişini' her yıl üç gün süren bir festivalle anıyor. 'Kuruluş
şenlikleri'nin dokuzuncusu bugün başlıyor</span></h2></div></div><div
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><img
src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2011/08/31/fft5_mf802548.Jpeg"
alt="'İşçinin, emekçinin mahallesi'nde festival var" class="news-pic"
/></span><p style="color: #4c4c4c; font-size: 12px; padding-bottom: 25px;
line-height: 14px;"><span style="font-size: small;">Mustafa Kemal Mahallesi
nde halk çoğunlukla akraba, köylü, tanıdıktı. Yeni binalar
yapıldıkça bu doku kaybolmuş.</span></p></div><p style="text-align:
justify;"><span style="font-size: small;">İstanbul'da bir mahalle
düşünün: Girişinde çıkışında Allah'ın günü, mahalle halkının
'seyyar karakol' dediği, panzerler bekliyor. Caddelerinde polisler
çekirdek çitleyerek volta atıyor. Duvarlarında İbrahim Kaypakkaya, Erdal
Eren posterleri asılı. Parkların isimleri Deniz Gezmiş, Şükrü
Sarıtaş. Okuldaki Atatürk büstünün üstü dahil, her yerde
'devrim', 'parasız eğitim' yazıyor. Emek züccaciyesiyle Özgür
pidecisi yan yana. Ve bu mahallede, 70'ler temalı bir dizi filan
çekilmiyor, bütün bunlar rutin hayatın bir parçası. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Burası Mustafa Kemal Mahallesi. 12 Eylül'den
önceki ismiyle dersek, 1 Mayıs Mahallesi. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Bu mahalle toplumsal hafızada 12 Eylül 1980
öncesinin simgelerinden biri. İstanbulluların çoğunun nerede olduğunu
bile bilmediğine emin olduğum bölgeye Brezilya'dan, İspanya'dan
yönetmenler belgesel film yapmaya geliyor. Çünkü hikâyesi, İstanbul'un
kentsel dönüşüm tarihinin en önemli parçası. </span><br /><span
style="font-size: small;"> 70'lerde resmi kayıtlarda adı bile olmayan ve
birkaç mandırayla domates tarlasından ibaret olan bu mahallenin çehresi,
bölgeye yapılan bir taş ocağı ile değişmeye başlamış. Anadolu'nun
farklı illerinden işçiler, taş ocağında çalışmak için buraya göç
etmiş. Önce tahta barakalar kurmuşlar, sonra memleketlerinde
bıraktıkları ailelerini de yanlarına almışlar. Artan işçi sayısı ve
işçilerin ailelerinin de hızla bölgeye yerleşmesiyle derme çatma
barakalar da yetersiz kalmaya başlamış. Devlet kayıtlarında hazine
arazisi olarak görünen mahalleye işçiler gecekondu yapmaya başlayınca,
buradan rant sağlamak isteyen arazi mafyası da evlere el koyarak satmaya
başlamış. Kısa süre sonra mafyasının fahiş fiyatlarla sattığı
yerler, halkı isyan ettirmiş. Gecekondu yapmak için mafyaya para ödeyen
insanlar, imar izni olmadığı gerekçesiyle belediye tarafından baskı
görmüş, yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalmış. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Yeni gelen ailelere gecekondu yeri tahsis etmek ve
mahallenin elektrik, su gibi sorunlarını çözmek için kısa sürede halk
komiteleri kurulmuş. Halk komiteleri mahalleye gelenlerin gerçekten konuta
ihtiyacı olup olmadığını değerlendirerek duruma göre yer tahsis
etmiş. Daha sonra da tüm mahalle halkının desteği ile belirlenen araziye
kolektif bir emekle gecekondular yapılmış. Tuğla taşımaktan elleri
patlamış insanların. Elektrikten anlayan kablo çekmiş, kimisi badana
yapmış, duvar örenler, çay demleyenler…&nbsp;</span><br /> <br /><span
style="font-size: small;"> <strong>Taş taş üstünde
kalmadı.</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><span
style="font-size: small;"><strong></strong></span><br /><span
style="font-size: small;"> Resmi kayıtlarda adı olmayan mahalleye 1 Mayıs
1977'de Taksim'de yaşanan kanlı 1 Mayıs'ın ardından halk
tarafından '1 Mayıs Mahallesi' adı konulmuş. Devrimci hareketler
mahallede aktivitelerini büyük oranda artırmış. Mahalleye artık
'kurtarılmış bölge' denilmeye başlanmış. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Ancak 2 Eylül 1977'de mahalle halkı dozerler,
kamyonlar ve polis arabalarının sirenleriyle uyanmış. Belediye ekipleri
polislerle beraber gecekonduları yıkmak için gelmiş. Mahalleli polis ve
belediye ekiplerine taşlarla, sopalarla karşı koyarak yıkımı
engellemeye çalışmış. Çevrede bulunan yüksek binalara çıkan resmi ve
sivil polisler halkın üzerine ateş açarak 12 kişiyi öldürmüş.
Mahalleli ölülerin başında yas tutarken dozerler evleri yerle bir etmiş.
Bu arada ölenlerden biri, iki yaşında bir bebekmiş. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Taş taş üstünde kalmamış ama mahalle halkı
yılmamış. Yıkımdan birkaç gün sonra İstanbul'un birçok bölgesinde
toplanan yardımlarla ve üniversite öğrencilerinin fiili desteği ile çok
kısa süre içinde mahalle tekrar inşa edilmiş. 1 Mayıs Mahallesi
büyümeye devam etmiş. Devlet tarafından 'sakıncalı bölge' ilan
edilen mahallenin nüfusu 80'li yılların başında 10 binlere ulaşmış.
'Şunları tanıyalım da, kontrol altına alalım' diyen cunta,
mahallenin adını değiştirmiş. Bölgenin yeni adı Mustafa Kemal. Fakat
burada özellikle yaşlıların ağzından hâlâ '1 Mayıs' çıkıyor.
Ya da sadece 'Kemal'.&nbsp;</span><br /> <br /><span style="font-size:
small;"> <strong>'Kemal'den geçiyor mu?' </strong></span></p><p
style="text-align: justify;"><br /><span style="font-size: small;"> Bütün
bunları bana, mahalleden Ali Karaçay, Engin Zıpkın ve Şirin Ceylan
anlattı. Onlarla, bugün başlayıp 3 Eylül'de sona erecek 2 Eylül
Kuruluş Festivali'ni konuşmak için Şükrü Sarıtaş Parkı'nda
buluştuk. Mahallenin daha çok dününden, biraz bugününden konuştuk.
Festivalin dokuzuncusunu düzenleyecekleri için mutlular. İlk yıllarda
çıkan sorunları aşmışlar, konserler, paneller dayanışma ruhu içinde
geçiyormuş, mahallenin nasıl zorluklarla kurulduğunu hatırlamak da iyi
oluyormuş. </span><br /><span style="font-size: small;"> Mahalle 2009
yılına kadar tamamen Ümraniye'ye bağlıymış ancak o tarihte dört
parçaya ayrılmış ve şimdi büyük bölümü Ataşehir Belediyesi'ne
ait. Ataşehir Belediyesi'nde yükselen binalar mahalleliyi üzüyor. Zaten
çoğunun müstakil tapusu yok, bahçe içindeki tek katlı evlerini
kaybetmekten korkuyorlar. </span><br /><span style="font-size: small;">
Burada çoğu kişi tekstil işinde çalışıyor. Çalıştıkları tekstil
atölyeleri genelde Avrupa yakasında, ulaşım zor. Kadınlar evlere
temizliğe gidiyor. Bir sahaları var, kum. 1977'de öldürülen Hasan
Kızılkaya adına furtbol turnuvası düzenliyorlar. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Festival bu yıl da Deniz Gezmiş Parkı'nda
düzenlenecek. Aralarında Grup Vardiya, Bandista, Pınar Sağ, Grup Mayıs
gibi isimlerin de olduğu gruplar konser verecek; Şebnem Korur Fincancı,
Şükrü Aslan, Oya Arslan gibi konuşmacılar panel düzenleyecek. Yarın
14.30'da ise Cennet Düğün Salonu önünde toplanılıp geleneksel
yürüyüş gerçekleştirilecek.&nbsp;</span><br /> <br /><span
style="font-size: small;"> <strong>Yolunuz düşerse Kadıköy'den
</strong></span></p><p style="text-align: justify;"><br /><span
style="font-size: small;"> 20 Ü'ye binerek gelebilirsiniz festivale. Ama
otobüse binerken "Kemal'den geçer mi?" diye sormayı unutmayın.
Çünkü mahallelinin rutinlerinden biridir. Buranın otobüsü bazen
güzergahından geçmez. Sebep her şey olabilir. Bir çatışma haberi,
kısa süren bir yürüyüş ya da bazen hiçbir şey. Bir otobüse, zaten
geçtiği güzergahı doğrulatmak zorunda olan başka mahalleli yoktur
sanırım.</span></p><p style="text-align: justify;"><span style="font-size:
small;"><img
src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/08/31/fft16_mf802546.Jpeg" alt=""
/></span></p><p style="text-align: justify;"><span style="color: #666666;
font-size: small;">Ali Karaçay, Engin Zıpkın ve Şirin Ceylan festivali
düzenleyenlerden. Arkada, Pir Sultan Abdal çay ocağından Ali Haydar
Akedeniz 'zafer işareti' yapıyor. Bir de Ataşehir'den yükselen
binaları görüyoruz.</span></p><p style="text-align: justify;"><br /><span
style="color: #c41425; font-size: small; font-weight: bold;"> 2 Eylül 1977
tanıklarından Mustafa Çiçek anlatıyor </span></p><p style="text-align:
justify;"><br /><span style="font-size: small;"> 1 Mayıs özel bir
mahalledir. Dünyada yok örneği. Ama tabii eski halini diyorum. Ben
77'nin sonunda taşındım buraya. Malatya Kürecik'ten. 18-19
yaşımdaydım o zamanlar. O eski hava kalmadı artık. Eskiden bir
ekmeğimiz varsa bölüşüyorduk. Biz hep beraber yaptık buraları.
Devrimciler şehit olma pahasına herkesi ev sahibi yaptı. Bir şemsiye
varsa, altına hep beraber girdik, yoksa hep beraber ıslandık. Kolektif bir
yaşam biçimi olabileceğine inandık. Kapıya bir çul astık, kilit milit
yok. Her şey hepimizindi. Ama yaşam şartları değişti. Şehitlerimizin
bize miras bıraktığı yaşamın dejenere olması bizi üzüyor. 12 Eylül
darbesi bizim mahallemizi çok değiştirdi. Bize yapılan, bırakılan
mahalle bu değildi. Şimdi sınıf mücadelesi bitti. </span><br /><span
style="font-size: small;"> Biz burada geceleri uyumadık. Bu mahallenin
elektiriğini çektik, suyunu çektik, herkes yapabileceğini yaptı, herkese
görev verildi yeteneğine göre. Kimse kendi evini yapmadı, bütün evler
kolektif bir biçimde yapıldı. Zaten ev dediğim de barınabilecek bir
yapı, briketle örülmüş… Kimse mülkiyet derdinde değil. Çimento da
yok, toprakla. O zamanlar başka türlü bir şeydi, yaşamanız lazım. O
birlik duygusu yaşamadan anlatılmaz. Mahalle örgütlere göre bölge
bölge bölünmüştü. Biz Halkın Birliği olarak E bölgesindeydik. Biz
duygusal olarak da çok zorlandık. Gündüz çalışıyorduk, gece ev
yapıyorduk, devrimci mücadelenin gerektirdikleri de var ama ailemize de
ekmek götürmeliyiz. Zordu. Ama yine de yorulsak da mutluyduk. 12 Eylül'ün
devrimci mücadeleyi silindir gibi ezmesi hepimizi bir boşluğa düşürdü.
Müthiş bir boşluk. En yakın komşunla akrabanla dahi bir şeyi
paylaşamaz oldun. Herkesten korktun. Dostların arkadaşların bir araya
gelip mücadeleye tekrar başlaması çok zaman aldı. Hatta hâlâ da öyle.
Hak arayışı, komşu ilişkileri dahi bitti. Bizi birbirimize
düşürdüler. Mahalle halkı bile devrimcilere kötü bakmaya başladı.
Bir de ana caddenin adı şu an 3001 Caddesi. Biz 1 Mayıs Mahallesi'ne
çevirmek istiyoruz ama AKPli belediye bundan rant sağlamak için
açılışı kendileri yapmak istedi. "Kalsın" dedik. 'Biz zaten 1
Mayıs diyoruz, tabelaya gerek yok.' Ben en çok neye üzülüyorum?
Eskiden devrimci arkadaşımın yaşadığı apartmana gidiyorum, kapıyı
başka biri açıyor, "Buyrun beyefendi?" diyor. "Buyrun beyefeni?"
ne demek? Oysa benim yoldaşım, "Gel Mustafa gel" derdi.</span></p><p
style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><br
/>kaynak:radikal.com.tr</span></p><p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>