<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7419>TMK Sağolsun: Hepimiz
Teröristiz </a></h1><p>Son 10 yılda "terörist" olarak hüküm giyen kişi
sayısında dünya birincisi olduk. Dünyada hükümlü toplam 35 bin 117
"terörist"in 12 bin 897'si Türkiye'de...<br /><br />Amerikan haber ajansı
AP, devletlerin sağladığı bilgi edinme hakkını kullanarak dünya
nüfusunun yüzde 70'ine denk gelen 66 ülkede yaptığı araştırmada, 11
Eylül 2001'de ABD'de ikiz kulelere gerçekleştirilen saldırıdan bu
yana terör karşıtı yasaların sertleştirildiğini ve bu kapsamda
yapılan tutuklamaların arttığını ortaya koydu. AP'nin gözler önüne
serdiği korkunç tabloya göre 11 Eylül'den bu yana tüm ülkelerde 119
bin 44 kişi tutuklandı, 35 bin 117 kişi de terörist olarak hüküm giydi.
Türkiye ise 12 bin 897 hükümlü sayısı ile ilk sırada. 7 bin kişi ile
ikinci olan Çin ile birlikte Türkiye, tüm dünyadaki tutuklamaların
yarısından fazlasını gerçekleştirmiş oluyor. Türkiye'de 2006
yılında terör yasasında yapılan değişikliklerin ardından 2005'te
273 olan mahkumiyet sayısı 2009'da 6 bin 345'e çıktı.<br /><br
/>Türkiye'nin 'Kürt azınlığı ile uzun süredir ters
düştüğünü' yazan AP, Naciye Tokova örneğini veriyor. İki çocuk
annesi Tokova bir protestoda "Özgür liderlik ve özgür kimlik, ya da
sonuna kadar direniş ve intikam" yazılı pankart açtığı için yedi
yıl hapis yattı. Ancak okuma yazma bilmeyen Tokova o pankartta ne
yazdığını bile bilmiyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Kürtlere karşı dengeli davranıldığını söylediğini hatırlatan AP,
"Türkiye, 'bir kişinin teröristi diğerinin özgürlük
savaşçısı' lafını yansıtıyor" yorumunda bulunuyor.<br /><br
/><strong>Yeni yasa yetkisi</strong><br />Tüm dünyada 11 Eylül'ün
ardından yasalar sertleştirildi, tutuklamalar arttı. Fakat terörist
tanımı, 'teröre karşı savaşın önderi' ABD içinde farklı devlet
organlarına göre bile değişiyor. Çin devlet güvenliğini tehlikeye atan
herkesi terörist olarak yargılıyor. Tutuklamalar ve mahkumiyetlerin
büyük bir çoğunluğu Uygur Türklerine karşı gerçekleştiriliyor.
İspanya ise yasaları ağırlaştırarak terörü azaltmayı başardı. Bask
bölgesinin ayrılmasını savunan ETA ile uzun yıllar mücadele veren
İspanya'da yılda ortalama 140 kişi terör suçlarından mahkum oldu. 11
Eylül'den sonra sonra çıkan yasaya göre, İspanya'da teröristler 40
yıla kadar hapis yatabiliyor. İspanya'da son iki yıldır ölümcül
düzeyde bombalı saldırı düzenlemeyen ETA'nın zayıfladığı
düşünülüyor. Pakistan'da ise ABD'nin milyar dolarlık yardımları
ile sıkılaştırılan yasaların hiçbir faydası olmadı. Tutuklamaların
sayısı 2006'da bin 552 iken, 2009'da 12 bin 886'ya çıktı. Ancak
Pakistan, Irak'ın ardından terör sonucu en fazla ölümün yaşandığı
ikinci ülke.</p>
5 Eylül 2011 Pazartesi
Bir Puşi Hayatını Değiştirdi
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7418>Bir Puşi Hayatını
Değiştirdi </a></h1><div class="manset"><p>Üniversite öğrencisi
Kırmızıgül, boynunda puşiyle otobüs bekliyordu. O günkü bir eyleme
katıldığı gerekçesiyle tutuklandığında, delil olarak bu puşi
gösterildi. Kırmızıgül, 18 aydır F tipinde...</p><div
class="yazar"><div class="isim"><a
href="http://bianet.org/yazar/ayca-soylemez">Ayça SÖYLEMEZ</a></div><div
class="mail"><a
href="mailto:ayca@bianet.org">ayca@bianet.org</a></div></div><div
class="clear"> </div><div class="bilgi"><div class="from">İstanbul -
BİA Haber Merkezi</div><div class="yer">05 Eylül 2011,
Pazartesi</div></div><div class="clear"> </div><div
class="border"> </div></div><div class="clear"> </div><div
class="text"> </div><div class="item"><p><img
src="http://bianet.org/resim/olcekle/28580/490/254" width="490" height="254"
/></p><p>Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, otobüs
beklerken gözaltına alındı, 18 aydır tutuklu. Bu süre içerisinde
okuluna devam edemedi. Tutuklanmasına kanıt olarak boynuna taktığı
"puşi" gösteriliyor.</p><p>Şubat 2010'da İstanbul'un Çağlayan semtinde
bir grup, boş bir markete molotof kokteyli atarak kaçtı. Görgü
tanıkları, gruptaki kişilerin puşi taktığını söyledi.</p><p>Aynı
saatlerde arkadaşının evinden çıkan Kırmızıgül de olaydan habersiz,
durakta otobüs bekliyordu. Boynunda puşi takılı olan Kırmızıgül
"<strong>eyleme katılmış olabileceği" </strong>gerekçesiyle
gözaltına alındı.</p><h2>18 aydır F tipinde</h2><p>Beşiktaş Adliyesi
14. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan
Kırmızıgül, savcının tahliye istemine rağmen 21 Şubat'ta molotof
kokteyli attığı gerekçesiyle tutuklanarak Tekirdağ 2 Nolu F Tipi
Cezaevi'ne gönderildi.</p><p>23 yaşındaki Kırmızıgül, Adıyaman'dan
Adana'ya göç etmiş bir ailenin dört çocuğundan biri. Öğrenci Seçme
Sınavı'nda dereceye girerek Galatasaray Üniversitesi Endüstri
Mühendisliği Bölümü'nü kazanan Kırmızıgül, İstanbul'a da bu
nedenle geldi.</p><p><strong>18 ay önce tutuklandığında, ikinci sınıfa
devam ediyordu</strong>. Cezaevinde 30 kilo veren Kırmızıgül, "örgüt
üyeliği" ile "özel mala zarar vermekten" yargılandığı davanın 14
Eylül'de beşinci duruşmasına çıkacak.</p><h2>"Olay yerinde
değildi"</h2><p>Avukatı Sait Tanrıverdi, daha önce gözaltı kaydı bile
olmayan Kırmızıgül'ün aleyhindeki<strong> tek mevcut
delilin</strong>, "olay yeri yakınında boynunda puşiyle dolaşması"
olduğunu söyledi.</p><p>Tanrıverdi, bianet'e yaptığı açıklamada,
ikinci duruşmada ifade veren bir gizli tanığın, önce Kırmızıgül'ün
molotof kokteyli attığını söylediğini belirtti. Gizli tanık daha sonra
bu ifadesini değiştirerek, "Kırmızıgül'ün olay yerinde olmadığını,
onu daha önce hiç görmediğini" söyledi.</p><p>Savcı, bunun üzerine,
"tutukluluğun devamı kararını mahkemenin takdirine bıraktığını"
söyledi ancak mahkeme kararından dönmedi.</p><h2>Sınavlarına
giremiyor</h2><p>Eylemde yaklaşık 50 kişinin olduğunun mahkemece kabul
edildiğini söyleyen Tanrıverdi, davada ise sadece Kızrmızıgül'ün
yargılandığını söyledi.</p><p>Avukat Tanrıverdi, Kırmızıgül'ün
sınavlarına girmesi için başvuru yaptıklarını ancak cezaevi
yönetiminin izin vermediğini söyledi.</p></div><p></p>
Değiştirdi </a></h1><div class="manset"><p>Üniversite öğrencisi
Kırmızıgül, boynunda puşiyle otobüs bekliyordu. O günkü bir eyleme
katıldığı gerekçesiyle tutuklandığında, delil olarak bu puşi
gösterildi. Kırmızıgül, 18 aydır F tipinde...</p><div
class="yazar"><div class="isim"><a
href="http://bianet.org/yazar/ayca-soylemez">Ayça SÖYLEMEZ</a></div><div
class="mail"><a
href="mailto:ayca@bianet.org">ayca@bianet.org</a></div></div><div
class="clear"> </div><div class="bilgi"><div class="from">İstanbul -
BİA Haber Merkezi</div><div class="yer">05 Eylül 2011,
Pazartesi</div></div><div class="clear"> </div><div
class="border"> </div></div><div class="clear"> </div><div
class="text"> </div><div class="item"><p><img
src="http://bianet.org/resim/olcekle/28580/490/254" width="490" height="254"
/></p><p>Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, otobüs
beklerken gözaltına alındı, 18 aydır tutuklu. Bu süre içerisinde
okuluna devam edemedi. Tutuklanmasına kanıt olarak boynuna taktığı
"puşi" gösteriliyor.</p><p>Şubat 2010'da İstanbul'un Çağlayan semtinde
bir grup, boş bir markete molotof kokteyli atarak kaçtı. Görgü
tanıkları, gruptaki kişilerin puşi taktığını söyledi.</p><p>Aynı
saatlerde arkadaşının evinden çıkan Kırmızıgül de olaydan habersiz,
durakta otobüs bekliyordu. Boynunda puşi takılı olan Kırmızıgül
"<strong>eyleme katılmış olabileceği" </strong>gerekçesiyle
gözaltına alındı.</p><h2>18 aydır F tipinde</h2><p>Beşiktaş Adliyesi
14. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan
Kırmızıgül, savcının tahliye istemine rağmen 21 Şubat'ta molotof
kokteyli attığı gerekçesiyle tutuklanarak Tekirdağ 2 Nolu F Tipi
Cezaevi'ne gönderildi.</p><p>23 yaşındaki Kırmızıgül, Adıyaman'dan
Adana'ya göç etmiş bir ailenin dört çocuğundan biri. Öğrenci Seçme
Sınavı'nda dereceye girerek Galatasaray Üniversitesi Endüstri
Mühendisliği Bölümü'nü kazanan Kırmızıgül, İstanbul'a da bu
nedenle geldi.</p><p><strong>18 ay önce tutuklandığında, ikinci sınıfa
devam ediyordu</strong>. Cezaevinde 30 kilo veren Kırmızıgül, "örgüt
üyeliği" ile "özel mala zarar vermekten" yargılandığı davanın 14
Eylül'de beşinci duruşmasına çıkacak.</p><h2>"Olay yerinde
değildi"</h2><p>Avukatı Sait Tanrıverdi, daha önce gözaltı kaydı bile
olmayan Kırmızıgül'ün aleyhindeki<strong> tek mevcut
delilin</strong>, "olay yeri yakınında boynunda puşiyle dolaşması"
olduğunu söyledi.</p><p>Tanrıverdi, bianet'e yaptığı açıklamada,
ikinci duruşmada ifade veren bir gizli tanığın, önce Kırmızıgül'ün
molotof kokteyli attığını söylediğini belirtti. Gizli tanık daha sonra
bu ifadesini değiştirerek, "Kırmızıgül'ün olay yerinde olmadığını,
onu daha önce hiç görmediğini" söyledi.</p><p>Savcı, bunun üzerine,
"tutukluluğun devamı kararını mahkemenin takdirine bıraktığını"
söyledi ancak mahkeme kararından dönmedi.</p><h2>Sınavlarına
giremiyor</h2><p>Eylemde yaklaşık 50 kişinin olduğunun mahkemece kabul
edildiğini söyleyen Tanrıverdi, davada ise sadece Kızrmızıgül'ün
yargılandığını söyledi.</p><p>Avukat Tanrıverdi, Kırmızıgül'ün
sınavlarına girmesi için başvuru yaptıklarını ancak cezaevi
yönetiminin izin vermediğini söyledi.</p></div><p></p>
Sağlık Hizmeti Ücretsiz ve Kamu Eliyle Verilmeli
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7417>Sağlık Hizmeti Ücretsiz
ve Kamu Eliyle Verilmeli </a></h1><p>SES Sivas Şubesi, yaptığı yazılı
açıklama ile sağlıkta özelleştirme uygulamalarına tepki gösterdi.
Hükümetin özelleştirme uygulamalarını mülkiyet devrini de öngören
Kamu Hastane Birlikleri Kanun Hükmünde Kararname ile devam ettirmek
istediğine dikkat çekilen açıklamada, hükümetin de taşeron
çalıştırmayı daha da perçinleyecek düzenlemeye gitmek istediği ifade
edildi.</p><p>"Taşeronlara yeni haklar getiriyoruz" söylemiyle hayata
geçirilmek istenen düzenlemenin aslında, taşeronluk sistemini meşru hale
getirmek için hayata geçirildiği kaydedilen açıklamada, "Bu
düzenlemeler, işçilerin kıdem tazminatını kaldıran, kesintileri fona
aktaran ve tazminatı fondan ödemeyi öngören yasal değişikliklere
karşı oluşan tepkiyi sönümlendirmek ve taşeron çalıştırılan
işçilere bir takım haklar verildiğini iddia ederek yapılmak istenen
değişiklikleri sorunsuz hayata geçirme tuzağından başka bir şey
değildir" dendi. Açıklamada "Nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz
sağlık ve sosyal hizmet"in kamu eliyle ve kadrolu-güvenceli
çalışanlar tarafından verilmesi mücadelesinin sonuç alınana kadar
süreceği bildirildi</p><p></p>
ve Kamu Eliyle Verilmeli </a></h1><p>SES Sivas Şubesi, yaptığı yazılı
açıklama ile sağlıkta özelleştirme uygulamalarına tepki gösterdi.
Hükümetin özelleştirme uygulamalarını mülkiyet devrini de öngören
Kamu Hastane Birlikleri Kanun Hükmünde Kararname ile devam ettirmek
istediğine dikkat çekilen açıklamada, hükümetin de taşeron
çalıştırmayı daha da perçinleyecek düzenlemeye gitmek istediği ifade
edildi.</p><p>"Taşeronlara yeni haklar getiriyoruz" söylemiyle hayata
geçirilmek istenen düzenlemenin aslında, taşeronluk sistemini meşru hale
getirmek için hayata geçirildiği kaydedilen açıklamada, "Bu
düzenlemeler, işçilerin kıdem tazminatını kaldıran, kesintileri fona
aktaran ve tazminatı fondan ödemeyi öngören yasal değişikliklere
karşı oluşan tepkiyi sönümlendirmek ve taşeron çalıştırılan
işçilere bir takım haklar verildiğini iddia ederek yapılmak istenen
değişiklikleri sorunsuz hayata geçirme tuzağından başka bir şey
değildir" dendi. Açıklamada "Nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz
sağlık ve sosyal hizmet"in kamu eliyle ve kadrolu-güvenceli
çalışanlar tarafından verilmesi mücadelesinin sonuç alınana kadar
süreceği bildirildi</p><p></p>
Gerze'de Polis Saldırıyor, Halk Direniyor !
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7416>Gerze'de Polis Saldırıyor,
Halk Direniyor !</a></h1><p><strong>Sinop Gerze'de halkın karşı
çıkmasına rağmen termik santral kurulmaya çalışılan Yaykıl köyünde
polis ve jandarma, direnen halkın üzerine saldırdı. Gün boyu süren
saldırılar, saat 15:40 civarında polisin havaya ateş açmasıyla doruk
noktasına çıktı.</strong></p><p><em>Güncelleme: 15:55</em><br />Polisin
son saldırısının ardından halk bir kez daha toplandı ve saldırının
gerçekleştiği çadırın olduğu bölgeye doğru ilerledi. Halkın "Ölmek
var, dönmek yok", "Direne direne kazanacağız" sloganları attığı alana
Sinop İl Emniyet Müdürü de geldi.</p><p>Polis saldırılarından ve
yoğun gaz bombalarından dolayı ise ormanda ufak çaplı bir yangın
çıktı.</p><hr /><p>Termik santral yapılması amacıyla sondaj yapmak
için bugün tekrar Sinop Gerze'deki Yaykıl Köyü'ne gelmek isteyen Anadolu
Grubu çok sayıda çevik kuvvet ekibini ve robokop jandarmayı Yaykıl
Köyü Çakıroğlu Mevkiii'nde nöbette bekleyen Gerzeliler'in üzerine
gönderdi.</p><p>Termik santral istemeyen Gerzelilerin kararlı bir şekilde
direnmesi üzerine önce jandarma toplanarak halkın üstüne gönderildi,
ardından çevik kuvvet saat 10:30 civarında biber gazlarıyla saldırıya
geçti. Kısa süreli arbede yaşanan müdahalede çok sayıda kişi gazdan
etkilendi.</p><p>Polis, saat 13:45 civarında tekrar saldırıya geçti.
İlkinden daha sert olan saldırıda cop ve biber gazı kullanıldı, bir
genç yaralandı. Sondaj kamyonları, polis panzeri ve çevik kuvvet
polisleri Gerzelilerin kararlı duruşu sayesinde direniş çadırının
olduğu bölgeyi saat 14:30'da terk etmek zorunda kaldılar. Bu sırada
sondaj kamyonlarının ve buldozerlerin camları kırıldı.</p><p>Ardından
saat 15:30 gibi kolluk kuvvetleri tekrar saldırıya geçti. Önceki iki
saldırıdan daha sert biçimde müdahale eden polis, ortalığı gaza
boğdu. Saldırıda havaya ateş açıldı.</p><p></p>
Halk Direniyor !</a></h1><p><strong>Sinop Gerze'de halkın karşı
çıkmasına rağmen termik santral kurulmaya çalışılan Yaykıl köyünde
polis ve jandarma, direnen halkın üzerine saldırdı. Gün boyu süren
saldırılar, saat 15:40 civarında polisin havaya ateş açmasıyla doruk
noktasına çıktı.</strong></p><p><em>Güncelleme: 15:55</em><br />Polisin
son saldırısının ardından halk bir kez daha toplandı ve saldırının
gerçekleştiği çadırın olduğu bölgeye doğru ilerledi. Halkın "Ölmek
var, dönmek yok", "Direne direne kazanacağız" sloganları attığı alana
Sinop İl Emniyet Müdürü de geldi.</p><p>Polis saldırılarından ve
yoğun gaz bombalarından dolayı ise ormanda ufak çaplı bir yangın
çıktı.</p><hr /><p>Termik santral yapılması amacıyla sondaj yapmak
için bugün tekrar Sinop Gerze'deki Yaykıl Köyü'ne gelmek isteyen Anadolu
Grubu çok sayıda çevik kuvvet ekibini ve robokop jandarmayı Yaykıl
Köyü Çakıroğlu Mevkiii'nde nöbette bekleyen Gerzeliler'in üzerine
gönderdi.</p><p>Termik santral istemeyen Gerzelilerin kararlı bir şekilde
direnmesi üzerine önce jandarma toplanarak halkın üstüne gönderildi,
ardından çevik kuvvet saat 10:30 civarında biber gazlarıyla saldırıya
geçti. Kısa süreli arbede yaşanan müdahalede çok sayıda kişi gazdan
etkilendi.</p><p>Polis, saat 13:45 civarında tekrar saldırıya geçti.
İlkinden daha sert olan saldırıda cop ve biber gazı kullanıldı, bir
genç yaralandı. Sondaj kamyonları, polis panzeri ve çevik kuvvet
polisleri Gerzelilerin kararlı duruşu sayesinde direniş çadırının
olduğu bölgeyi saat 14:30'da terk etmek zorunda kaldılar. Bu sırada
sondaj kamyonlarının ve buldozerlerin camları kırıldı.</p><p>Ardından
saat 15:30 gibi kolluk kuvvetleri tekrar saldırıya geçti. Önceki iki
saldırıdan daha sert biçimde müdahale eden polis, ortalığı gaza
boğdu. Saldırıda havaya ateş açıldı.</p><p></p>
BTS: Kazaların Nedeni Karayolu Ağırlıklı Ulaştırma Sistemi
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7415>BTS: Kazaların Nedeni
Karayolu Ağırlıklı Ulaştırma Sistemi</a></h1><p>BTS, trafik
kazalarının asıl nedeninin yüzde 96,2 oranında karayolunun
kullanılması olduğunu belirtti.</p><div
class="detail_photo"> </div><p class="qn">Etkin Haber Ajansı / 05
Eylül 2011 Pazartesi, 13:30</p><p>ANKARA- KESK'e bağlı Birleşik
Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS), trafik kazalarının asıl
nedeninin yüzde 96,2 oranında karayolunun kullanılması olduğunu
belirtti.</p><p>BTS Genel Başkanı Yavuz Demirkol, yaptığı yazılı
açıklamada, 1983 yılında işbaşına gelen ANAP Hükümeti tarafından
otoyol özelinde karayollarına ağırlık verildiğini, günümüzde
karayolunun yolcu taşımacılığındaki payının yüzde 96,2'ye
ulaştığını söyledi.</p><p>2010 yılı istatistiklerine göre, geçen
yılki kaza sayısının 1 milyon 104 bin, ölü sayısının 4 bin 45 ve
yaralı sayısının 211 bin 496 olduğunu hatırlatan Demirkol, şunları
ifade etti:</p><p>"Günümüzde yolcu taşımacılığındaki paylar
karayolunda yüzde 96,2, demiryolunda yüzde 2, denizyolunda yüzde 0,1,
havayolunda 1,7 iken; yük taşımacılığı payları boru hattında yüzde
3, karayolunda yüzde 88,5, demir yolunda yüzde 8, deniz yolunda ve hava
yolunda yüzde 0,20'dir. İstatistiki değerlerden de anlaşılacağı gibi
karayolu dışındaki diğer ulaştırma modlarının payları çok
düşüktür. Kazaların minimum seviyeye indirilmesi ve güvenli bir
ulaşımın tesisi ile ülke kaynaklarının verimli olarak kullanılması
için ülkemizin gerçekliğine uygun hazırlanacak bir 'Ulaştırma Ana
Planı'nın hayata geçirilerek ulaştırma sektörü içerisindeki demir
yolu ve deniz yolu ağırlığının artırılması gereklidir. Demir yolu
yapımında da prestij projeler değil, ülke kaynaklarının maksimum
yararla değerlendirileceği öncelikler ele alınmalıdır. Bunlar
yapılmadığı takdirde benzer kazaları yaşamaya, yurttaşlarımızı
trafik terörüne kurban vermeye devam edeceğimiz
bilinmelidir."</p><p></p>
Karayolu Ağırlıklı Ulaştırma Sistemi</a></h1><p>BTS, trafik
kazalarının asıl nedeninin yüzde 96,2 oranında karayolunun
kullanılması olduğunu belirtti.</p><div
class="detail_photo"> </div><p class="qn">Etkin Haber Ajansı / 05
Eylül 2011 Pazartesi, 13:30</p><p>ANKARA- KESK'e bağlı Birleşik
Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS), trafik kazalarının asıl
nedeninin yüzde 96,2 oranında karayolunun kullanılması olduğunu
belirtti.</p><p>BTS Genel Başkanı Yavuz Demirkol, yaptığı yazılı
açıklamada, 1983 yılında işbaşına gelen ANAP Hükümeti tarafından
otoyol özelinde karayollarına ağırlık verildiğini, günümüzde
karayolunun yolcu taşımacılığındaki payının yüzde 96,2'ye
ulaştığını söyledi.</p><p>2010 yılı istatistiklerine göre, geçen
yılki kaza sayısının 1 milyon 104 bin, ölü sayısının 4 bin 45 ve
yaralı sayısının 211 bin 496 olduğunu hatırlatan Demirkol, şunları
ifade etti:</p><p>"Günümüzde yolcu taşımacılığındaki paylar
karayolunda yüzde 96,2, demiryolunda yüzde 2, denizyolunda yüzde 0,1,
havayolunda 1,7 iken; yük taşımacılığı payları boru hattında yüzde
3, karayolunda yüzde 88,5, demir yolunda yüzde 8, deniz yolunda ve hava
yolunda yüzde 0,20'dir. İstatistiki değerlerden de anlaşılacağı gibi
karayolu dışındaki diğer ulaştırma modlarının payları çok
düşüktür. Kazaların minimum seviyeye indirilmesi ve güvenli bir
ulaşımın tesisi ile ülke kaynaklarının verimli olarak kullanılması
için ülkemizin gerçekliğine uygun hazırlanacak bir 'Ulaştırma Ana
Planı'nın hayata geçirilerek ulaştırma sektörü içerisindeki demir
yolu ve deniz yolu ağırlığının artırılması gereklidir. Demir yolu
yapımında da prestij projeler değil, ülke kaynaklarının maksimum
yararla değerlendirileceği öncelikler ele alınmalıdır. Bunlar
yapılmadığı takdirde benzer kazaları yaşamaya, yurttaşlarımızı
trafik terörüne kurban vermeye devam edeceğimiz
bilinmelidir."</p><p></p>
6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI VE BİR ANTAKYALI’NIN GÖRDÜKLERİ/ARİF OKAY
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7413>6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI VE
BİR ANTAKYALI'NIN GÖRDÜKLERİ/ARİF OKAY</a></h1><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm; text-align: center;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><strong>6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI
</strong></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;
text-align: center;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><strong>VE BİR ANTAKYALI'NIN GÖRDÜKLERİ</strong></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">5 Eylül 1955 tarihinde hazırlanan
bir tertiple 6-7 Eylül günleri İstanbul ve İzmir'de azınlıklara
karşı büyük bir saldırı yapıldı. 6 Eylül 1955 günü radyodan
Atatürk'ün doğduğu eve el bombası atıldığı haberi verildi. Hemen
arkasından olaylar organize bir biçimde başladı. Hürriyet, Yeni Sabah,
Cumhuriyet ve özellikle İstanbul Ekspres Gazetesi müthiş bir kışkırtma
kampanyası açtılar. Olayların yönlendirilmesinde en büyük rolü
<strong>Kıbrıs Türktür Cemiyeti</strong> oynadı. Daha 1954 yılında DP
desteğiyle kurulan bu cemiyetin İstanbul'da 1955 yılında 3 şubesi
varken olayların hemen öncesinde 10 şubesi daha açıldı. Kurulduğu
sırada hükümet 350.000 T.L. daha sonra 200.000 T.L. yardımda bulundu.
</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Hükümetin
ve DP'nin de desteklediği vahşet iki gün sürdü. Yüzlerce teçhizatlı
askerin gözü önünde kamyonlara yüklenmiş güruhlar kazma, balta, kesici
aletler ve hatta kaynak makinaları ile donanımlı olarak saldırıya
geçtiler. Irkçı tutumları ile bilinen İstanbul Yüksek Okullar Talebe
Birliği, Şoförler Cemiyeti, bazı sendikalar, Türkiye Milli Talebe
Federasyonu, MTTB, TMGT ve DP ilçe teşkilatları çok organize biçimde
çeşitli semtlerde topladıkları kalabalıkları saldırılarda
yönlendirdiler. Kıbrıs Türktür Cemiyetinin Genel Sekreteri Kamil Önal
Antakyalı bir gazeteciydi. 20.000 döviz hazırlatmış ve olayları
yönetmişti. Aynı gün 2. baskısı hem de 290.000 adet basılarak
dağıtılan İstanbul Ekspres Gazetesine şu demeci vererek niyetini
açıklamıştı: "<em>Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya
ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte bir mahzur</em>
<em>görmüyoruz.</em>" Menderes aynı gün KTC başkanı Hikmet Bil ile
makam arabasında görüştü (1).</span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Irkçı ve yobazların bu saldırıları sonunda 1000den fazla ev,
4000 dükkan, 27 eczane, 21 fabrika, 26 okul, 21 lokanta, 5 spor kulübü, 2
mezarlık tahrip ve yağma edildi. Olaylarda 15 Rum ve Ermeni vatandaşımız
katledildi. 200den fazla Rum ve Ermeni kadına tecavüz edildi. </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">Yağmacıların bir bölümü
Haydarpaşa'da mallarla yakalandılar. Bunların Sivas, Trabzon, Erzincan,
Kastamonu gibi uzak kentlerden gelmiş olması bir hazırlığın
kanıtıydı.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Hükümet
olayları hafifletme ve geçiştirme çabalarını denediyse de dış
ülkelerden gelen tepkiler ve parti içinde muhalif sesler üzerine bir
soruşturma açmak zorunda kaldı. Rum asıllı DP milletvekilleri sert
eleştirilerde bulundular, istifalar ve ihraçlar oldu (2). </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">Sıkıyönetim Komutanlığı
İstanbul'da 5014 sanığı gözaltına aldı. 228'i suçlu bulundu.
Gözaltına alınanlar arasında KTC Genel Sekreteri Antakyalı gazeteci
Kamil Önal da vardı. KTC kapatıldı. "Olayların bir milli halk
ayaklanması olduğunu" söyleyen İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa
etti. İstanbul ve İzmir valileri, emniyet müdürleri ve bazı kaymakamlar
görevden alındı. </span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Adana
Menderes hükümeti olayları sol kesimin üzerine atmaya çalıştı.
Sosyalist kimlikleri ile bilinen Aziz Nesin, Nihat Sargın, Asım Bezirci,
Hasan İzzettin Dinamo, Hulusi Dosdoğru gözaltına alındılar ve içeride
epeyce tutuldular.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Atatürk'ün evine bomba atılması ile ilgili en ciddi
soruşturmayı Yunan mahkemeleri yaptılar. Olayla ilgili olarak Konsolosluk
görevlisi Hasan Uçar ve Selanik'te okuyan MAH üyesi olduğu ortaya
çıkan Oktay Engin tutuklandı. 9 ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere
tahliye olan Engin Türkiye'ye kaçtı. Hiçbir sorgudan geçmeyen Engin
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıfından devam
ettirildi. Devletin birçok kademelerinde önemli emniyet görevlerinde
bulunduruldu. Adeta taltif edilen Engin 1991-92 yıllarında Nevşehir
valiliği bile yaptı.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Olayların düzenleyicisi olarak Örfi İdare tarafından tutuklanan
KTC yöneticileri (ellerindeki gizli bilgilerden çekinildiği gerekçesiyle
olsa gerek) beraat ettiler.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;
text-align: center;" align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;
font-size: small;">ANTAKYALI MEHMET TEVFİK ERGÜN'ÜN
TANIKLIĞI</span></strong></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">1922
Antakya doğumlu Mehmet Tevfik Ergün'ü kısaca tanıtmak istiyorum.
Antakya'nın ünlü simalarından Zembilli Tevfik Hoca'nın oğlu.
Antakya'da ilkokulu bitirdikten sonra kunduracılık yapmaya başlayan
Mehmet Ergün bir ara Samandağ'da nüfus dairesinde çalıştı.
Hatay'ın 1939 yılında ilhakı ile birlikte İstanbul'a yerleşti. 29
Ağustos 2010 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Abisi Deli Ziya
Fransızlar döneminde jandarma olarak görev yapmıştır. Ben Ergün'den
Hatay olayları hakkında çok değerli bilgiler topladım. Belleği çok
güçlü olan Ergün'ün İstanbul'daki evinde 6-7 Eylül olaylarının
yıldönümünde radyoda geçen bir konuşmayı dinlerken bana olaylarda
gördüklerini ve yaşadıklarını anlattı. </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">6-7 Eylül sırasında bugün de
kunduracıların merkezi olan Gedikpaşa'da çalışıyormuş. Şimdi
olayları onun anlatımıyla dinleyelim:</span></p><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000;
font-size: small;"> "<em>Gedikpaşa'dan biri geldi. Dedi ki
<<Beyoğlu'nda Tramvayların üzerleri kumaşlarla dolu, her yer
karmakarışık.>> </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Çalıştığım yere, Çarşıkapı'ya geri döndüm. Giderken
önce Taksim'e uğradım. Aksaray'dan kamyonlarla adamlar gelmişti.
Bazı yabancılar da vardı. Türkçe, Kürtçe konuşanlar vardı.
Bağırıyor, çağırıyor, bir şeyler söylüyor, dükkanları talan
ediyorlardı. Her şeyler yerlere atılmıştı. Beyoğlu boyunca alayı Rum
ve Ermenilerin vitrinleri kırılmış, içindeki her şey caddeye
atılmıştı. Yüksekkaldırım'dan Karaköy'e indim. Hep aynı
manzaralar. Köprüyü geçip Sirkeci'ye vardım. İşkembecideki çorba
kazanları devrilmişti. Şapkalar yerlerde dolaşıyordu. Arkadaşım İsmet
başıma bir fötr şapka koydu. Halbuki annem beni uyarmıştı; 'kimsenin
malını alma' diye. Oradan Beyazıt'a geldik. Vitrinler boşalmış
kumaşlar, şapkalar, kürkler dışarı atılmıştı. </em></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><em>Gece 11'den sonra örfi idare
edilmiş yollarda tanklar dolaşıyordu. Hadise zaten akşamüzeri olmuştu.
</em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;"><em>Ben
Bozdoğan Kemerinde oturuyordum. Eve geldim. Baktım ki bir bağrışma,
telaş… Evde komşu kadınlar... Meğerki <<Hıristiyanlar
Müslümanları kesecek>> diye bir dedikodu çıkarılmış, benim
hanım da ani bir kanama geçirmiş. Bütün çabalara rağmen kan durmuyor.
</em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;"><em>Bir taksi
tutup doktor aramaya gitmek istedim. Taksici "izinsiz gidemem" dedi.
Karakola gidip halimi anlattım. Doktor Bodrikyan vardı, Ermeniydi. Onu Azak
sinemasının (Çarşıkapı'da) yanındaki evinden aldım. Doktor reçete
yazdı. Babiali'de açık bir eczane buldum. Gece saat 3'e kadar her
yarım saatte bir iğne verdik. Ancak kanama durdu. Doktoru korktuğu için
mecburen evine götürdüm. </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Ertesi gün işe gidince, şapkayı başıma takıveren
arkadaşıma kızdım ve şapkayı yere çaldım. </em></span></p><p
style="margin-left: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><em>-Bu şapka yüzünden başıma
ne belalar geldi!</em></span></p><p style="margin-left: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Ertesi gün ve sonraki birkaç gün içinde bu işe karışan,
yapan ve çalan ne kadar adam varsa topladılar. İstanbul cezaevleri
dolunca, Adapazarı ve İzmit cezaevlerine sevk ettiler."
</em></span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">NACİ ORMANLAR'IN TANIKLIĞIYLA</span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">6-7 EYLÜL OLAYLARI</span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Olaylarla ilgili en komik çarpıtma bu 'işi komünistlerin
yaptığı' açıklamalarıdır. Basın da bu konuyu ele almış,
solcuları suçlayan yayınlar yapmıştır. Sosyalist gençler ve aydınlar
gözaltına alınmış. İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Nurettin Aknoz
sert sözlerle solcuları tehdit etmiştir.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Naci Ormanlar Antakyalı Saadet Özkan'ın eşidir. Öğrenciliği
ve sonraki yaşamında sosyalist görüşleri olan Ormanlar 6-7 Eylül
Olayları ile ilgili yaşadıklarını Gayrettepe'deki evinde 2 Mayıs 2008
günü anlattı:</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">"<em>1955 yılında
İstanbul'da eylül ayında bazı olaylar, bazı saldırılar oldu.
Duymuşsundur 6-7 Eylül olayları. Menderes'in başbakanlığı döneminde
Atina'da güya Atatürk'ün evine bomba atılmış. Bunun üzerine
İstiklal Caddesinde Rumların ve Ermenilerin dükkanlarına saldırıldı.
Ben o zamanlar gençtim. İstiklal Caddesine bir uğramıştım. Tam biraz
yürümüştüm ki o "güruh" bağıra çağıra geldi. Bütün
dükkanların camlarını kırdılar, çerçeveler parçalandı, eşyalar
sokağa atıldı. Sahipleri dövüldü. Bazı şeyler yağmalandı. Polis
hemen orada duruyor, seyrediyordu. Çok polis vardı. Hiçbir şekilde
müdahale etmedi. </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;"><em>Ertesi gün yine aynı olaylar oldu. Öyle enteresan bir durum
oldu ki <<solcular yaptı>> dediler. Başladılar solcuları
toplamaya. Sıkıyönetim komutanı -hafifleterek söylüyorum-
</em><<<em><strong>İstanbul'u yaktıran o heriflerdir. Hepsine
müstahak oldukları cezayı verdireceğim. O solcuların
hepsini</strong></em><em> </em><em><strong>zındanlarda
çürüteceğim</strong></em><em>>> gibilerinden tehditler savurunca
doğrusu ben de çekindim. O zamanlar Suavi (Barutçu) ile arkadaşız.
Abidin Özkan askerde. Saadet (Özkan) ile tanışıyoruz. Evli değiliz.
Neyse önce büyükler tutuklandı. İşte Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo
falan. Daha bize sıra var. Ben de İstanbul'dan gideyim dedim. Artık her
yere adımız gelmiş. Bindik bir trene Adana'ya gittim. Orada bir
arkadaşımın bağı vardı. Orda beni kimse bulamaz. Uzaklaştık. Saadet
Antakya'da öğretmenlik yapıyordu. 6-7 ay Adana, Dörtyol ve Antakya'da
kaldım. TİP'ten Hukuk Fakültesinden arkadaşım Dörtyol'da askerdi.
Saadet ile Şubat 1956 da evlendik. Antakya Belediyesinde nikahımız
kıyıldı. Nikaha şahidimiz Latif Günal'dı. </em></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;"><em>Daha sonraları ortalık duruldu. İşi
solcuların yapmadığı ortaya çıktı. Birçok arkadaşımızı saldılar.
Ben de İstanbul'a döndüm. Ortalık duruldu ama yine de aranıyordum.
Henüz arama kararı kalkmamış. Bir cam atelyemiz vardı, oraya gittim.
Hemen polis beni ensemden yakaladı. <<Gel bakalım buraya, biz de seni
arıyorduk>> dedi. Sıkıyönetim kalkmıştı ama mahkeme dosyaları
duruyordu. Beni askeri hakimin karşısına çıkardılar. Bir yüzbaşı
bakıyordu. <<Bu kadar zaman neredeydin?>> diye sordu. Ben de
tedbirli gelmiştim. Evlilik cüzdanımı özellikle iki tane
çıkarmıştım. <<Evlendim>> dedim. <<Antakya'da idim.
Benim bir şeyden haberim yoktu>> dedim. Gerçekten o zamanlar
haberleşme şimdiki gibi değil. <<Buyurun evlilik cüzdanım, delil
olarak koyarsınız>> dedim. Aldı baktı. Sonra <<Yani bunun
böyle olmadığını ben biliyorum, ben de yuttum say. Haydi
serbestsin>> dedi ve salıverildim."</em></span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Olaylarla ilgili dava uzun yıllar sürüncemede kaldı. 27 Mayıs
1960 İhtilalinden sonra mahkemesi yapılan olayda pek az sanık ceza aldı.
Menderes dahil hükümet üyeleri hüküm giydiler. Ancak perde arkasında
işin tertipçileri araştırılmadı. Mahkemenin tek işe yarar sonucu
Atatürk'ün evine bomba atan kişinin bir Türk olduğunun ortaya
çıkmasıdır.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Olayların asıl sonucu
yüzyıllardan beri İstanbul'da yaşayan yüz bin kadar Rum ve
Ermeni'nin çeşitli ülkelere göç etmesidir. Böylece sermaye el
değişimi gerçekleştirilmiş oldu. Rum ve Ermeni malları el
değiştirdi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Bu konuda en çarpıcı açıklamayı Seferberlik
Tetkik Kurulu komutanlarından emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci
Fatih Güllapoğlu'na bir röportaj sırasında yaptı:</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">"<em><strong>6-7 Eylül de Özel Harp işidir ve muhteşem bir
örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı"</strong></em></span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">İşte olayların gerçek yüzü bu tümcede gizli.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><strong><span style="font-size:
small;">ARİF OKAY</span></strong></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">1) Kıbrıs Türktür
Cemiyetinin 2. Başkanı Yeni Sabah Gazetesi muhabiri Orhan Birgit
idi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">2) Ne ilginçtir ki aynı azınlık milletvekilleri
yine Demokrat Parti içinde yer aldılar ve gayrımüslimler 1957 yılında
büyük çoğunlukla Demokrat Partiye oy verdiler.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><strong><span style="font-size:
small;">Kaynaklar:</span></strong></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Vikipedi ilgili
yazıları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">6-7 Eylül 1955 Yassıada 6/7 Eylül davası
Dezinformatsiya, Mehmet Akif Demirer, Bağlam Yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">5-7 Eylül Olayları, Hulusi Dosdoğru, Bağlam
Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Hatırlıyorum Türkiye'de Gayrı Müslim
Hayatlar, Yahya Koçoğlu, Metis Yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Fahri Çoker Arşivi, 6-7 Eylül Olayları, Fotoğraflar, Belgeler,
Tarih Vakfı Yurt Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Azınlık Gençleri
anlatıyor, Yahya Koçoğlu, Metie yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">6-7 Eylül Olayları, Dilek Güven, İletişim
Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Atayolu Gazetesi, Antakya</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p> </p>
BİR ANTAKYALI'NIN GÖRDÜKLERİ/ARİF OKAY</a></h1><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm; text-align: center;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><strong>6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI
</strong></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;
text-align: center;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><strong>VE BİR ANTAKYALI'NIN GÖRDÜKLERİ</strong></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">5 Eylül 1955 tarihinde hazırlanan
bir tertiple 6-7 Eylül günleri İstanbul ve İzmir'de azınlıklara
karşı büyük bir saldırı yapıldı. 6 Eylül 1955 günü radyodan
Atatürk'ün doğduğu eve el bombası atıldığı haberi verildi. Hemen
arkasından olaylar organize bir biçimde başladı. Hürriyet, Yeni Sabah,
Cumhuriyet ve özellikle İstanbul Ekspres Gazetesi müthiş bir kışkırtma
kampanyası açtılar. Olayların yönlendirilmesinde en büyük rolü
<strong>Kıbrıs Türktür Cemiyeti</strong> oynadı. Daha 1954 yılında DP
desteğiyle kurulan bu cemiyetin İstanbul'da 1955 yılında 3 şubesi
varken olayların hemen öncesinde 10 şubesi daha açıldı. Kurulduğu
sırada hükümet 350.000 T.L. daha sonra 200.000 T.L. yardımda bulundu.
</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Hükümetin
ve DP'nin de desteklediği vahşet iki gün sürdü. Yüzlerce teçhizatlı
askerin gözü önünde kamyonlara yüklenmiş güruhlar kazma, balta, kesici
aletler ve hatta kaynak makinaları ile donanımlı olarak saldırıya
geçtiler. Irkçı tutumları ile bilinen İstanbul Yüksek Okullar Talebe
Birliği, Şoförler Cemiyeti, bazı sendikalar, Türkiye Milli Talebe
Federasyonu, MTTB, TMGT ve DP ilçe teşkilatları çok organize biçimde
çeşitli semtlerde topladıkları kalabalıkları saldırılarda
yönlendirdiler. Kıbrıs Türktür Cemiyetinin Genel Sekreteri Kamil Önal
Antakyalı bir gazeteciydi. 20.000 döviz hazırlatmış ve olayları
yönetmişti. Aynı gün 2. baskısı hem de 290.000 adet basılarak
dağıtılan İstanbul Ekspres Gazetesine şu demeci vererek niyetini
açıklamıştı: "<em>Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya
ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte bir mahzur</em>
<em>görmüyoruz.</em>" Menderes aynı gün KTC başkanı Hikmet Bil ile
makam arabasında görüştü (1).</span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Irkçı ve yobazların bu saldırıları sonunda 1000den fazla ev,
4000 dükkan, 27 eczane, 21 fabrika, 26 okul, 21 lokanta, 5 spor kulübü, 2
mezarlık tahrip ve yağma edildi. Olaylarda 15 Rum ve Ermeni vatandaşımız
katledildi. 200den fazla Rum ve Ermeni kadına tecavüz edildi. </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">Yağmacıların bir bölümü
Haydarpaşa'da mallarla yakalandılar. Bunların Sivas, Trabzon, Erzincan,
Kastamonu gibi uzak kentlerden gelmiş olması bir hazırlığın
kanıtıydı.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Hükümet
olayları hafifletme ve geçiştirme çabalarını denediyse de dış
ülkelerden gelen tepkiler ve parti içinde muhalif sesler üzerine bir
soruşturma açmak zorunda kaldı. Rum asıllı DP milletvekilleri sert
eleştirilerde bulundular, istifalar ve ihraçlar oldu (2). </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">Sıkıyönetim Komutanlığı
İstanbul'da 5014 sanığı gözaltına aldı. 228'i suçlu bulundu.
Gözaltına alınanlar arasında KTC Genel Sekreteri Antakyalı gazeteci
Kamil Önal da vardı. KTC kapatıldı. "Olayların bir milli halk
ayaklanması olduğunu" söyleyen İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa
etti. İstanbul ve İzmir valileri, emniyet müdürleri ve bazı kaymakamlar
görevden alındı. </span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">Adana
Menderes hükümeti olayları sol kesimin üzerine atmaya çalıştı.
Sosyalist kimlikleri ile bilinen Aziz Nesin, Nihat Sargın, Asım Bezirci,
Hasan İzzettin Dinamo, Hulusi Dosdoğru gözaltına alındılar ve içeride
epeyce tutuldular.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Atatürk'ün evine bomba atılması ile ilgili en ciddi
soruşturmayı Yunan mahkemeleri yaptılar. Olayla ilgili olarak Konsolosluk
görevlisi Hasan Uçar ve Selanik'te okuyan MAH üyesi olduğu ortaya
çıkan Oktay Engin tutuklandı. 9 ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere
tahliye olan Engin Türkiye'ye kaçtı. Hiçbir sorgudan geçmeyen Engin
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıfından devam
ettirildi. Devletin birçok kademelerinde önemli emniyet görevlerinde
bulunduruldu. Adeta taltif edilen Engin 1991-92 yıllarında Nevşehir
valiliği bile yaptı.</span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;">Olayların düzenleyicisi olarak Örfi İdare tarafından tutuklanan
KTC yöneticileri (ellerindeki gizli bilgilerden çekinildiği gerekçesiyle
olsa gerek) beraat ettiler.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;
text-align: center;" align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;
font-size: small;">ANTAKYALI MEHMET TEVFİK ERGÜN'ÜN
TANIKLIĞI</span></strong></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom:
0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;">1922
Antakya doğumlu Mehmet Tevfik Ergün'ü kısaca tanıtmak istiyorum.
Antakya'nın ünlü simalarından Zembilli Tevfik Hoca'nın oğlu.
Antakya'da ilkokulu bitirdikten sonra kunduracılık yapmaya başlayan
Mehmet Ergün bir ara Samandağ'da nüfus dairesinde çalıştı.
Hatay'ın 1939 yılında ilhakı ile birlikte İstanbul'a yerleşti. 29
Ağustos 2010 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Abisi Deli Ziya
Fransızlar döneminde jandarma olarak görev yapmıştır. Ben Ergün'den
Hatay olayları hakkında çok değerli bilgiler topladım. Belleği çok
güçlü olan Ergün'ün İstanbul'daki evinde 6-7 Eylül olaylarının
yıldönümünde radyoda geçen bir konuşmayı dinlerken bana olaylarda
gördüklerini ve yaşadıklarını anlattı. </span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;">6-7 Eylül sırasında bugün de
kunduracıların merkezi olan Gedikpaşa'da çalışıyormuş. Şimdi
olayları onun anlatımıyla dinleyelim:</span></p><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent:
1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000;
font-size: small;"> "<em>Gedikpaşa'dan biri geldi. Dedi ki
<<Beyoğlu'nda Tramvayların üzerleri kumaşlarla dolu, her yer
karmakarışık.>> </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Çalıştığım yere, Çarşıkapı'ya geri döndüm. Giderken
önce Taksim'e uğradım. Aksaray'dan kamyonlarla adamlar gelmişti.
Bazı yabancılar da vardı. Türkçe, Kürtçe konuşanlar vardı.
Bağırıyor, çağırıyor, bir şeyler söylüyor, dükkanları talan
ediyorlardı. Her şeyler yerlere atılmıştı. Beyoğlu boyunca alayı Rum
ve Ermenilerin vitrinleri kırılmış, içindeki her şey caddeye
atılmıştı. Yüksekkaldırım'dan Karaköy'e indim. Hep aynı
manzaralar. Köprüyü geçip Sirkeci'ye vardım. İşkembecideki çorba
kazanları devrilmişti. Şapkalar yerlerde dolaşıyordu. Arkadaşım İsmet
başıma bir fötr şapka koydu. Halbuki annem beni uyarmıştı; 'kimsenin
malını alma' diye. Oradan Beyazıt'a geldik. Vitrinler boşalmış
kumaşlar, şapkalar, kürkler dışarı atılmıştı. </em></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><em>Gece 11'den sonra örfi idare
edilmiş yollarda tanklar dolaşıyordu. Hadise zaten akşamüzeri olmuştu.
</em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;"><em>Ben
Bozdoğan Kemerinde oturuyordum. Eve geldim. Baktım ki bir bağrışma,
telaş… Evde komşu kadınlar... Meğerki <<Hıristiyanlar
Müslümanları kesecek>> diye bir dedikodu çıkarılmış, benim
hanım da ani bir kanama geçirmiş. Bütün çabalara rağmen kan durmuyor.
</em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size: small;"><em>Bir taksi
tutup doktor aramaya gitmek istedim. Taksici "izinsiz gidemem" dedi.
Karakola gidip halimi anlattım. Doktor Bodrikyan vardı, Ermeniydi. Onu Azak
sinemasının (Çarşıkapı'da) yanındaki evinden aldım. Doktor reçete
yazdı. Babiali'de açık bir eczane buldum. Gece saat 3'e kadar her
yarım saatte bir iğne verdik. Ancak kanama durdu. Doktoru korktuğu için
mecburen evine götürdüm. </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Ertesi gün işe gidince, şapkayı başıma takıveren
arkadaşıma kızdım ve şapkayı yere çaldım. </em></span></p><p
style="margin-left: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="color: #000000; font-size: small;"><em>-Bu şapka yüzünden başıma
ne belalar geldi!</em></span></p><p style="margin-left: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000; font-size:
small;"><em>Ertesi gün ve sonraki birkaç gün içinde bu işe karışan,
yapan ve çalan ne kadar adam varsa topladılar. İstanbul cezaevleri
dolunca, Adapazarı ve İzmit cezaevlerine sevk ettiler."
</em></span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">NACİ ORMANLAR'IN TANIKLIĞIYLA</span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">6-7 EYLÜL OLAYLARI</span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Olaylarla ilgili en komik çarpıtma bu 'işi komünistlerin
yaptığı' açıklamalarıdır. Basın da bu konuyu ele almış,
solcuları suçlayan yayınlar yapmıştır. Sosyalist gençler ve aydınlar
gözaltına alınmış. İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Nurettin Aknoz
sert sözlerle solcuları tehdit etmiştir.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Naci Ormanlar Antakyalı Saadet Özkan'ın eşidir. Öğrenciliği
ve sonraki yaşamında sosyalist görüşleri olan Ormanlar 6-7 Eylül
Olayları ile ilgili yaşadıklarını Gayrettepe'deki evinde 2 Mayıs 2008
günü anlattı:</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">"<em>1955 yılında
İstanbul'da eylül ayında bazı olaylar, bazı saldırılar oldu.
Duymuşsundur 6-7 Eylül olayları. Menderes'in başbakanlığı döneminde
Atina'da güya Atatürk'ün evine bomba atılmış. Bunun üzerine
İstiklal Caddesinde Rumların ve Ermenilerin dükkanlarına saldırıldı.
Ben o zamanlar gençtim. İstiklal Caddesine bir uğramıştım. Tam biraz
yürümüştüm ki o "güruh" bağıra çağıra geldi. Bütün
dükkanların camlarını kırdılar, çerçeveler parçalandı, eşyalar
sokağa atıldı. Sahipleri dövüldü. Bazı şeyler yağmalandı. Polis
hemen orada duruyor, seyrediyordu. Çok polis vardı. Hiçbir şekilde
müdahale etmedi. </em></span></p><p style="text-indent: 1.25cm;
margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;"><em>Ertesi gün yine aynı olaylar oldu. Öyle enteresan bir durum
oldu ki <<solcular yaptı>> dediler. Başladılar solcuları
toplamaya. Sıkıyönetim komutanı -hafifleterek söylüyorum-
</em><<<em><strong>İstanbul'u yaktıran o heriflerdir. Hepsine
müstahak oldukları cezayı verdireceğim. O solcuların
hepsini</strong></em><em> </em><em><strong>zındanlarda
çürüteceğim</strong></em><em>>> gibilerinden tehditler savurunca
doğrusu ben de çekindim. O zamanlar Suavi (Barutçu) ile arkadaşız.
Abidin Özkan askerde. Saadet (Özkan) ile tanışıyoruz. Evli değiliz.
Neyse önce büyükler tutuklandı. İşte Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo
falan. Daha bize sıra var. Ben de İstanbul'dan gideyim dedim. Artık her
yere adımız gelmiş. Bindik bir trene Adana'ya gittim. Orada bir
arkadaşımın bağı vardı. Orda beni kimse bulamaz. Uzaklaştık. Saadet
Antakya'da öğretmenlik yapıyordu. 6-7 ay Adana, Dörtyol ve Antakya'da
kaldım. TİP'ten Hukuk Fakültesinden arkadaşım Dörtyol'da askerdi.
Saadet ile Şubat 1956 da evlendik. Antakya Belediyesinde nikahımız
kıyıldı. Nikaha şahidimiz Latif Günal'dı. </em></span></p><p
style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;"><em>Daha sonraları ortalık duruldu. İşi
solcuların yapmadığı ortaya çıktı. Birçok arkadaşımızı saldılar.
Ben de İstanbul'a döndüm. Ortalık duruldu ama yine de aranıyordum.
Henüz arama kararı kalkmamış. Bir cam atelyemiz vardı, oraya gittim.
Hemen polis beni ensemden yakaladı. <<Gel bakalım buraya, biz de seni
arıyorduk>> dedi. Sıkıyönetim kalkmıştı ama mahkeme dosyaları
duruyordu. Beni askeri hakimin karşısına çıkardılar. Bir yüzbaşı
bakıyordu. <<Bu kadar zaman neredeydin?>> diye sordu. Ben de
tedbirli gelmiştim. Evlilik cüzdanımı özellikle iki tane
çıkarmıştım. <<Evlendim>> dedim. <<Antakya'da idim.
Benim bir şeyden haberim yoktu>> dedim. Gerçekten o zamanlar
haberleşme şimdiki gibi değil. <<Buyurun evlilik cüzdanım, delil
olarak koyarsınız>> dedim. Aldı baktı. Sonra <<Yani bunun
böyle olmadığını ben biliyorum, ben de yuttum say. Haydi
serbestsin>> dedi ve salıverildim."</em></span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Olaylarla ilgili dava uzun yıllar sürüncemede kaldı. 27 Mayıs
1960 İhtilalinden sonra mahkemesi yapılan olayda pek az sanık ceza aldı.
Menderes dahil hükümet üyeleri hüküm giydiler. Ancak perde arkasında
işin tertipçileri araştırılmadı. Mahkemenin tek işe yarar sonucu
Atatürk'ün evine bomba atan kişinin bir Türk olduğunun ortaya
çıkmasıdır.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Olayların asıl sonucu
yüzyıllardan beri İstanbul'da yaşayan yüz bin kadar Rum ve
Ermeni'nin çeşitli ülkelere göç etmesidir. Böylece sermaye el
değişimi gerçekleştirilmiş oldu. Rum ve Ermeni malları el
değiştirdi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Bu konuda en çarpıcı açıklamayı Seferberlik
Tetkik Kurulu komutanlarından emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci
Fatih Güllapoğlu'na bir röportaj sırasında yaptı:</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">"<em><strong>6-7 Eylül de Özel Harp işidir ve muhteşem bir
örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı"</strong></em></span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">İşte olayların gerçek yüzü bu tümcede gizli.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><strong><span style="font-size:
small;">ARİF OKAY</span></strong></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">1) Kıbrıs Türktür
Cemiyetinin 2. Başkanı Yeni Sabah Gazetesi muhabiri Orhan Birgit
idi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">2) Ne ilginçtir ki aynı azınlık milletvekilleri
yine Demokrat Parti içinde yer aldılar ve gayrımüslimler 1957 yılında
büyük çoğunlukla Demokrat Partiye oy verdiler.</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><strong><span style="font-size:
small;">Kaynaklar:</span></strong></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"> </p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Vikipedi ilgili
yazıları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">6-7 Eylül 1955 Yassıada 6/7 Eylül davası
Dezinformatsiya, Mehmet Akif Demirer, Bağlam Yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">5-7 Eylül Olayları, Hulusi Dosdoğru, Bağlam
Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Hatırlıyorum Türkiye'de Gayrı Müslim
Hayatlar, Yahya Koçoğlu, Metis Yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">Fahri Çoker Arşivi, 6-7 Eylül Olayları, Fotoğraflar, Belgeler,
Tarih Vakfı Yurt Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"
align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Azınlık Gençleri
anlatıyor, Yahya Koçoğlu, Metie yayınları</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span style="font-size:
small;">6-7 Eylül Olayları, Dilek Güven, İletişim
Yayınları</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"><span
style="font-size: small;">Atayolu Gazetesi, Antakya</span></p><p
style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"> </p><p> </p>
"19 Eylül TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Dayanışma Günü" Üzerine TMMOB Örgütlülüğüne
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7411>"19 Eylül TMMOB Mühendis,
Mimar ve Şehir Plancıları Dayanışma Günü" Üzerine TMMOB
Örgütlülüğüne</a></h1><p><strong>Sevgili
Arkadaşlar,</strong></p><p>Bilindiği üzere, 19 Eylül 1979 günü TMMOB
tarihi açısından önemli bir gündür.</p><p>O gün TMMOB'nin
çağrısıyla mühendis, mimar ve şehir plancıları ekonomik ve demokratik
talepleri için ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi
gerçekleştirmişlerdi.</p><p>19 Eylül'ün anlamı ve önemi
doğrultusunda; TMMOB 41.Dönem Olağanüstü Genel Kurulu'nda alınan
karar çerçevesinde TMMOB Yönetim Kurulu'nun 09 Ekim 2010 ve 108 No'lu
kararıyla 19 Eylül gününün "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancıları Dayanışma Günü" olarak kutlanması kararı
alınmıştı.</p><p>TMMOB örgütlülüğü bundan böyle her yıl 19
Eylül'de "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Dayanışma
Günü" kutlamaları gerçekleştirecek.</p><p><strong>Sevgili
Arkadaşlar,</strong></p><p>Bu ilk 19 Eylül Dayanışma Günümüz,
AKP'nin gerek mesleğimize, gerekse örgütümüze yönelik ciddi karşı
uğraşlar içinde olduğu günlere denk geldi. O nedenle bu ilk
kutlamamızda Yönetim Kurulumuzun aldığı karar gereği "Mesleğimize ve
örgütümüze sahip çıkıyoruz" başlığını kullanacağız.</p><p>19
Eylül 2011 Pazartesi günü "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları
Dayanışma Günü" tüm İKK'lar aracılığı ile örgütlü
üyelerimizin katılımıyla kitlesel basın açıklamaları yapılarak
kutlanacak. Ayrıca bu etkinliğimize destek verilmesi konusunda İKK'lar
tarafından yereldeki tüm emek ve demokrasi güçlerine çağrı
yapılacak.</p><p>Şimdi hepimize düşen görev 19 Eylül'de TMMOB'nin
örgütlü gücünü herkese göstermektir. Oda Yönetim Kurullarımızın,
İKK'larımıza bu konuda gerekli desteği vereceğine çok inanıyoruz.
Tüm Oda Yönetim Kurulları hem "19 Eylül 1979'un anlamını", hem
de "19 Eylül 2011 itibarı ile mesleğimize ve örgütümüze sahip
çıkmanın anlamını" ifade eden açıklamalarını bu etkinliğimize kadar
yapacaklarını da biliyoruz</p><p>TMMOB 19 Eylül'de ülkemizin her
yerinde "Bu gün hepimiz TMMOB'liyiz" diyen emek ve demokrasi güçleri ile
birlikte sokakta olacak.</p><p>Selam olsun Teoman Öztürk'e ve
arkadaşlarına.<br />Selam olsun dönemin TMMOB yöneticilerine,
kadrolarına, örgütlü üyelerine.<br />Selam olsun TMMOB'nin bugününü
yaratanlarına.<br />Selam olsun bugün de TMMOB'nin onurlu
yürüyüşünü, dik duruşunu sürdürenlere, sürdürmeye niyeti
olanlara.</p><p>Bitmedi daha sürüyor o kavga <br />Ve sürecek <br
/>Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!<br /><br />Yaşasın TMMOB.
Yaşasın TMMOB örgütlülüğü.<br />Hepimize kolay
gelsin.</p><p><strong>Mehmet Soğancı<br /></strong><strong>TMMOB Yönetim
Kurulu Başkanı</strong></p><p> </p><p><strong>TMMOB'NİN TARİHİNDE
19 EYLÜL 1979 NEDEN ÖNEMLİ BİR GÜNDÜR? </strong></p><p>19 Eylül'ün
önemini dönemin belgeleri kolaylıkla açıklamaktadır:</p><p><strong>17
Eylül 1979: </strong></p><p><strong>TMMOB ve Birliğe bağlı Elektrik,
Fizik, Harita ve Kadastro, İnşaat, Jeoloji, Kimya, Maden, Makina,
Metalürji, Meteoroloji, Mimarlar, Orman, Ziraat, Şehir Planlama Odaları
yöneticileri Ankara'da bir basın toplantısı düzenleyerek tüm
mühendis, mimar ve şehir plancıların 19 Eylül 1979 Çarşamba günü bir
günlük iş bırakmaya çağrıldığını açıklar ve şunları
söyler:</strong></p><p>Maden ocaklarından-enerji santrallerine,
fabrikadan-tarlalara, şantiyelerden-bürolara dek hayatın her alanında
çok zor koşullar altında görev yapan mühendis ve mimarlar, tüm emeği
ile geçinenler gibi, giderek daha da büyüyen sıkıntılar içinde
yaşamağa çalışmaktadırlar.</p><p>Bugün, nicel ve nitel yönden her
işimizi görecek teknik elemana sahip bulunulan Türkiye'de bütün
önemli işler yüz binlerce lira aylıklar ödenerek yabancı sözde
uzmanlara gördürülmekte, gelişmemizin-kalkınmamızın yönetim ve
denetimi yabancılara terk edilmiş bulunmaktadır.</p><p>Bu yapı içinde
bilim ve tekniği emekçi halkının çıkarları doğrultusunda yalnızca
onun hizmetine sunması engellenen yurtsever mühendis ve mimarlar, tüm
çalışanlar gibi; bir yandan açlığa, işsizliğe, yurt dışına göçe
zorlanmakta öte yandan aynı zamanda baskılara, kıyımlara, faşist
saldırılara hedef olmaktadırlar.</p><p>Büyük bir kısmı kamu kesiminde
çalışan, grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip bulunmadığı
için ücretleri tek taraflı olarak belirlenen mühendis ve mimarların
ücretlerinin hayati giderleri karşılayacak biçimde değil de, IMF
buyruklarına göre düzenlenmesini kabul etme olanağı
yoktur.</p><p>Sorunlarımız, baskılarla-faşist
saldırılarla-kuyruklarla-yokluklarla-IMF'lerle ömür tüketen emekçi
halkımızın sorunları ile birdir.</p><p>Ev kiralarının 6-7 bin liradan
başladığı, boğaz tokluğu için 6-7 bin liranın gerektiği bugün;
hiçbir kimse ya da kesim bizleri 5-6 bin liralık maaşlarla, ayın
başında tükenen maaşlarla geçinmeğe mahkum edemez.</p><p>Bütün
bunları değerlendiren TMMOB, kitlesi ile birlikte yıllardır ve özellikle
son aylarda şu istemlerini dile getirmiş ve gerçekleşmesi için her yolu
denemişlerdir:</p><p>1. Teknik hizmetin gerekli ve yeterli bir biçimde
emekçi halkımızın çıkarları doğrultusunda ve yalnızca onun hizmetine
sunulabilmesi için tüm anti-demokratik uygulamalar ve baskılar
giderilmeli, faşist odakların üstüne kararlı bir biçimde
gidilmelidir.</p><p>2. Kamu kesiminde çalışanların grevli-toplu
sözleşmeli sendikal haklarını elde etmelerinin önündeki engeller
kaldırılmalıdır.</p><p>3. Her alanda çalışanların arasındaki farklı
uygulamalar kaldırılmalıdır.</p><p>4. Kısa sürede,
mühendis-mimar-tekniker-teknisyen vb. teknik elemanlar arasında ayrıcalık
yaratmayan, ön koşul olarak yalnızca yaşamak için gerekli ücretin
sağlanmasını veri alan, eşit işe eşit ücretin uygulanmasını getiren
bir düzenleme sağlanmalıdır.</p><p>Ancak bu istemler
gerçekleştirilmemiş; aksine biraz daha işsizlik, pahalılık ve
yoksulluk, biraz daha baskı ve faşist saldırılar
geliştirilmiştir.</p><p>Mühendis ve mimarlar örgütleri TMMOB ile
birlikte son olarak, birkaç yüz liralık artış gelirine malum "Yan Ödeme
Kararnamesi"nin kesinleştiğinin açıklamasından sonra, Türkiye'nin
dört bir yanında şunları söylemişlerdir:</p><p>"Bizler, tüm kamu
çalışanları gibi; yaşama sorunumuzun, bir ölçüde Dünya'nın
yalnızca 6 ülkesinde bulunmayan grevli-toplu sözleşmeli sendikal
hakların elde edilmesi ile çözüleceğini biliyor ve mutlaka alacağımız
bu hak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu süreçte, bugün için ve
geçici olarak şu iki öneriyi ilgililere sunuyoruz:</p><p>1- Ya bize
hiçbir ücret ödemeyin; ev sahibi, bakkal, kasap, manav vb. gibi yerlerle
sizin aranızda aracı olmaktan bizleri çıkarın bunlara ödemeyi siz
yapın,</p><p>2- Ya da, bunları karşılayabilecek asgari ve gerçek ücret
önerilerimizi benimseyin ve uygulayın.</p><p>Geçici olarak bu iki
önerimizden birinin gerçekleştirilmesi kabulümüzdür. Bunu da
sağlamadığınız takdirde, sağlanıncaya dek üretimin her alanında en
etkin gücümüzle mücadele edeceğiz."</p><p>Ancak görülmektedir ki bu
görüş ve önerilerimiz de benimsenmemiştir.</p><p>Yaşamak, bilim ve
tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve
mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli
her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum
ve etkinliktedirler. Haklı mücadelelerinde yalnız olmadıklarını;
işçi, memur, öğretmen, sağlık personeli gibi tüm emeği ile
geçinenlerin ve örgütlerinin bizlere onur veren desteklerini
aldıklarını bilmekte ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına
inanmaktadır.</p><p>Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına
gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye
kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da
güçlüdürler.</p><p>Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak
sürdürdüğümüz çalışmalarımızın; gerekse diğer çalışanlarla
birlikte başlattığımız ve gelecek günlerde daha da yükselecek ortak
çalışmalarımızın mutlaka başarıya ulaşacağına
inanıyoruz.</p><p>Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve
güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan
baskı ve saldırıların bizleri yıldıramayacağı konusunda hiç kimsenin
kuşkusu olmamalıdır.</p><p>Bu görüşlerden ve değerlendirmelerden
hareket eden TMOMB Yönetim Kurulu bugün için yalnızca bir uyarı
olarak,</p><p>Tüm mühendis ve mimarları, 19 Eylül 1979 çarşamba günü
bir günlük iş bırakmaya çağırmayı
kararlaştırmıştır.</p><p>Emekçi halkımıza ve üyelerimize
duyururuz.</p><p><strong>19 Eylül 1979:<br /><br /></strong><strong>TMMOB
Başkanı Teoman Öztürk bir basın açıklaması yaparak; "TMMOB
çağrısı uyarınca bu sabah başlayan 1 günlük iş bırakma eylemi
başarı ile sürmektedir. Yetkililerin bugünkü basında yer alan
demeçleri yıllardan beri haklı isteklerini sabırla ve bütün yolları
deneyerek dile getiren mühendis ve mimarları aldatmayacaktır" der ve devam
eder: </strong></p><p>Mühendis ve mimarların, örgütleri TMMOB'nin
çağrısına uyarak insanca yaşama ve grevli-toplu sözleşmeli sendikal
hakları alma yolunda başlattıkları "1 günlük iş bırakma" uygulaması
bütün Türkiye'de, pek çok işyerinde bugün sabahtan itibaren
başlamıştır, sürmektedir.</p><p>Sayıları yüz bine varan Türkiye
mühendis ve mimarlarının tek yasal yetkili kuruluşu olan TMMOB,
üyelerinin sorunları ve çözüm yolu konusunda, uzun süredir ilgilileri
uyarmakta fakat bu görüş önerileri sürekli olarak dikkate
alınmamaktaydı.</p><p>Memurlara ve özellikle teknik personele yan
ödemelerle büyük olanaklar(!) sağlandığı bugünkü gazetelerde,
ilgililerin büyük boy demeçleri ile açıklandı. Yine bugünkü
gazetelerde yüzde yüze varan zamlarda, teknik personel için bunun da
yeterli olmadığı ancak Devletin olanaklarının bu kadar olduğundan dem
vuruldu. Yine ilgililer "bu kadar zamma rağmen Mühendis ve Mimarların
siyasal amaçlı eylemleri itibar etmeyeceklerini umduklarını."
açıkladılar.</p><p>Ancak bu büyük rakamların hangi ücretler üzerine
ve kaç kişiye verildiğini açıklamaktan sürekli olarak kaçınanlar;
yeni göreve başlayan ve çoğunluğu oluşturan Mühendis ve Mimarların bu
son zamlarla ellerine geçecek olan 6-7 bin lira ile nasıl
yaşayacaklarını açıklamamaktadırlar.</p><p>Kamu kesiminde çalışan 70
bine yakın Mühendis ve Mimarın %1.8 ine birkaç bin lira fazla vererek, 70
bin kişiye yüksek bir zam yapıldığını söylemek
gülünçtür.</p><p>Ayrıca bu günkü Yan Ödeme Kararnamesi
çalışanların hiçbir kesimine hiçbir şey getirmemekte ve Teknik
Elemanları, tüm çalışanları bölmeyi ve ortak mücadelelerini
zayıflatmayı da hedeflemektedir. "Devletin olanakları yoktur" diyenler,
yerli ve yabancı tekellere milyarlar aktaran, yabancı sözlü uzmanlara
yüzbinlerce lira aylık veren, gelişmenin ve kalkınmanın denetim ve
yönetimini yabancılara teslim edenler, kitlelerin haklı mücadelelerini
engelleyemeyecek ve kitleleri yanıltamayacaktır.</p><p>Ama ne açıklanan
rakamlar, ne de göz dağı vermeyi ve haklı bir eylemi zaafa uğratmayı
amaçlayan beyanatlar ve siyaset yapılıyor demagojileri, yıllardan beri
haklı istemlerini sabırla ve bütün yolları deneyerek dile getiren
mühendis ve mimarları aldatamayacaktır.</p><p>Bugün tüm mühendis ve
mimarlar, örgütleri TMMOB'nin öncülüğünde ve tüm diğer
çalışanlar ve örgütlerinin desteğini alarak anayasal haklarını
kullanmaktadırlar. TMMOB bu karar ve uygulayışı ile Kuruluş Yasasında
kendisine yüklenmiş olan görevleri yerine getirdiği inancındadır. Ve
üyelerinin bu kararı uygulamada gösterdikleri inanç ve kararlılık
güven vericidir, hakların elde edilmesi mücadelesinin mutlaka başarıya
ulaşacağının en açık kanıtıdır.</p><p>Bugünkü mücadelemizde
bizlere omuz veren ve gücümüze güç katan tüm kuruluş ve üyelerine
Mühendis ve Mimarlar adına teşekkür ediyoruz. Diğer çalışanlar ve
örgütleriyle birlikte önümüzdeki günlerde daha güçlü ve yaygın bir
mücadeleyi başarıya ulaştırıncaya dek sürdüreceğimize
inandığımızı açıklamayı bir görev sayıyoruz.</p><p>Bugünkü
eylemimiz, tüm baskılara karşı başarıya ulaşacak ve mücadelemiz
güçlenerek sürecektir.</p><p>Emekçi halkımıza
duyururuz.</p><p><strong>20.09.1979:</strong></p><p><strong>TMMOB Başkanı
Teoman Öztürk ve TMMOB'ye bağlı 18 Oda'nın yöneticileri bir basın
toplantısı yaparak, TMMOB'nin çağrısıyla yapılan 1 günlük iş
bırakma eyleminin başarıyla gerçekleştiğini açıklarlar ve
değerlendirmelerde bulunurlar:</strong></p><p>Türk Mühendis ve Mimar
Odaları Birliği tarafından yapılan çağrı uyarınca dün Türkiye
düzeyinde gerçekleştirilen "Bir günlük iş bırakma eylemi" başarı ile
sonuçlandı.</p><p>Çalışanların bir parçası olan; grevli-toplu
sözleşmeli sendikal haklara sahip olmadığından ücretleri tek taraflı
ve çok yetersiz düzeyde belirlenen; işsizliğe, geçim sıkıntısına
mahkûm edilen; emekçi halkımızın çıkarlarını savunduğu için
baskılara, kıyımlara, faşist saldırılara uğrayan mühendis ve
mimarlar, örgütlerinin çağrısını büyük bir inanç ve tam bir
kararlılık içinde işyerlerinde uyguladılar.</p><p>Gerek eylem
öncesinde, gerekse eylem anında çok yönlü destekleri ile bizlere güç
katan tüm demokrasi güçlerine, hemen başlarda teşekkür etmeyi önemli
bir görev sayıyoruz.</p><p>19 Eylül eylemi her aşaması ile
çalışanların ve örgütlerinin fiili birlikteliğini gerçekleştirmesi
açısından son derece önemlidir, önümüzdeki günlerde çalışanların
verecekleri ortak mücadeleler açısından olumludur, güven
vericidir.</p><p>19 Eylül 1979 günü gerçekleştirilen iş bırakma
eylemine mühendis ve mimarların %100'e yakın bir bölümü
katılmıştır.</p><p>İlk gelen bilgilere göre 49 ilde 443 işyerinde
mühendis ve mimarların yanı sıra; işçi, teknik eleman, memur, sağlık
görevlisi vb. çalışanlarında katılımı ile 100 bini aşkın kamu
çalışanı eyleme aktif olarak katılmışlardır. Teknik eğitim gören
bazı öğrenciler de eylemimizi desteklemişlerdir.</p><p>Uyarı
niteliğindeki bu eylem sırasında genellikle işyerlerinde yapılan ön
toplantılar sonrasında işyerleri topluca terk edilmiştir. Bunun yanı
sıra bazı işyerlerinde üretim durdurulmuş, formlar ve yürüyüşler
düzenlenmiş, değişik eylem biçimleri sergilenmiştir.</p><p>Haklı
isteklerimizi elde etmek için gerek içimizde gerekse diğer çalışanlar
ve örgütleri ile birlikte sürdürdüğümüz mücadele bitmemiştir.
Program uyarınca diğer kuruluşlarla ortak çalışmalarımızı daha
güçlü bir biçimde sürdürecek, bölgesel eylemler ve çalışanlar
kurultayını mutlaka gerçekleştireceğiz. Çalışanların ortak
mücadeleleri sonunda tüm haklarını mutlaka alacaklarından kimsenin
kuşkusu olmamalıdır.</p><p>Kendi siyasi tercihleri ile IMF'ye boyun
eğenler, bunun sonuçlarından zarar görenlerin haklı çıkışlarını
eylem öncesinde "siyasi amaçlı eylem" demagojileri ile zayıflatmaya
çalışmışlardır. Oysa bu demagojileri yapanların, temel tüketim
malları, ev kirası vb. fiyatları ile ilgilenmezken, çalışanların maaş
ve ücretlerini kısıtlamalarının ardındaki siyasi-sınıfsal tavır çok
açık olarak görülmektedir.</p><p>Eylem öncesindeki açıklamalarımızda
belirttiğimiz gibi hiçbir baskı bizleri haklı mücadelemizden
alıkoyamayacaktır. Yetkililerin son eylemde görülen kararlılık
karşısında, bu konuda gereken dersi çıkaracaklarını
umuyoruz.</p><p>Mühendis ve mimarlar, diğer çalışanlarla birlikte,
bugün sahip olmadıkları demokratik direnme haklarını er geç alacaklar,
giderek kendi yaşam koşullarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi
olacaklardır.</p><p>Emekçi halkımıza duyururuz.</p><p></p>
Mimar ve Şehir Plancıları Dayanışma Günü" Üzerine TMMOB
Örgütlülüğüne</a></h1><p><strong>Sevgili
Arkadaşlar,</strong></p><p>Bilindiği üzere, 19 Eylül 1979 günü TMMOB
tarihi açısından önemli bir gündür.</p><p>O gün TMMOB'nin
çağrısıyla mühendis, mimar ve şehir plancıları ekonomik ve demokratik
talepleri için ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi
gerçekleştirmişlerdi.</p><p>19 Eylül'ün anlamı ve önemi
doğrultusunda; TMMOB 41.Dönem Olağanüstü Genel Kurulu'nda alınan
karar çerçevesinde TMMOB Yönetim Kurulu'nun 09 Ekim 2010 ve 108 No'lu
kararıyla 19 Eylül gününün "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancıları Dayanışma Günü" olarak kutlanması kararı
alınmıştı.</p><p>TMMOB örgütlülüğü bundan böyle her yıl 19
Eylül'de "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Dayanışma
Günü" kutlamaları gerçekleştirecek.</p><p><strong>Sevgili
Arkadaşlar,</strong></p><p>Bu ilk 19 Eylül Dayanışma Günümüz,
AKP'nin gerek mesleğimize, gerekse örgütümüze yönelik ciddi karşı
uğraşlar içinde olduğu günlere denk geldi. O nedenle bu ilk
kutlamamızda Yönetim Kurulumuzun aldığı karar gereği "Mesleğimize ve
örgütümüze sahip çıkıyoruz" başlığını kullanacağız.</p><p>19
Eylül 2011 Pazartesi günü "TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları
Dayanışma Günü" tüm İKK'lar aracılığı ile örgütlü
üyelerimizin katılımıyla kitlesel basın açıklamaları yapılarak
kutlanacak. Ayrıca bu etkinliğimize destek verilmesi konusunda İKK'lar
tarafından yereldeki tüm emek ve demokrasi güçlerine çağrı
yapılacak.</p><p>Şimdi hepimize düşen görev 19 Eylül'de TMMOB'nin
örgütlü gücünü herkese göstermektir. Oda Yönetim Kurullarımızın,
İKK'larımıza bu konuda gerekli desteği vereceğine çok inanıyoruz.
Tüm Oda Yönetim Kurulları hem "19 Eylül 1979'un anlamını", hem
de "19 Eylül 2011 itibarı ile mesleğimize ve örgütümüze sahip
çıkmanın anlamını" ifade eden açıklamalarını bu etkinliğimize kadar
yapacaklarını da biliyoruz</p><p>TMMOB 19 Eylül'de ülkemizin her
yerinde "Bu gün hepimiz TMMOB'liyiz" diyen emek ve demokrasi güçleri ile
birlikte sokakta olacak.</p><p>Selam olsun Teoman Öztürk'e ve
arkadaşlarına.<br />Selam olsun dönemin TMMOB yöneticilerine,
kadrolarına, örgütlü üyelerine.<br />Selam olsun TMMOB'nin bugününü
yaratanlarına.<br />Selam olsun bugün de TMMOB'nin onurlu
yürüyüşünü, dik duruşunu sürdürenlere, sürdürmeye niyeti
olanlara.</p><p>Bitmedi daha sürüyor o kavga <br />Ve sürecek <br
/>Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!<br /><br />Yaşasın TMMOB.
Yaşasın TMMOB örgütlülüğü.<br />Hepimize kolay
gelsin.</p><p><strong>Mehmet Soğancı<br /></strong><strong>TMMOB Yönetim
Kurulu Başkanı</strong></p><p> </p><p><strong>TMMOB'NİN TARİHİNDE
19 EYLÜL 1979 NEDEN ÖNEMLİ BİR GÜNDÜR? </strong></p><p>19 Eylül'ün
önemini dönemin belgeleri kolaylıkla açıklamaktadır:</p><p><strong>17
Eylül 1979: </strong></p><p><strong>TMMOB ve Birliğe bağlı Elektrik,
Fizik, Harita ve Kadastro, İnşaat, Jeoloji, Kimya, Maden, Makina,
Metalürji, Meteoroloji, Mimarlar, Orman, Ziraat, Şehir Planlama Odaları
yöneticileri Ankara'da bir basın toplantısı düzenleyerek tüm
mühendis, mimar ve şehir plancıların 19 Eylül 1979 Çarşamba günü bir
günlük iş bırakmaya çağrıldığını açıklar ve şunları
söyler:</strong></p><p>Maden ocaklarından-enerji santrallerine,
fabrikadan-tarlalara, şantiyelerden-bürolara dek hayatın her alanında
çok zor koşullar altında görev yapan mühendis ve mimarlar, tüm emeği
ile geçinenler gibi, giderek daha da büyüyen sıkıntılar içinde
yaşamağa çalışmaktadırlar.</p><p>Bugün, nicel ve nitel yönden her
işimizi görecek teknik elemana sahip bulunulan Türkiye'de bütün
önemli işler yüz binlerce lira aylıklar ödenerek yabancı sözde
uzmanlara gördürülmekte, gelişmemizin-kalkınmamızın yönetim ve
denetimi yabancılara terk edilmiş bulunmaktadır.</p><p>Bu yapı içinde
bilim ve tekniği emekçi halkının çıkarları doğrultusunda yalnızca
onun hizmetine sunması engellenen yurtsever mühendis ve mimarlar, tüm
çalışanlar gibi; bir yandan açlığa, işsizliğe, yurt dışına göçe
zorlanmakta öte yandan aynı zamanda baskılara, kıyımlara, faşist
saldırılara hedef olmaktadırlar.</p><p>Büyük bir kısmı kamu kesiminde
çalışan, grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip bulunmadığı
için ücretleri tek taraflı olarak belirlenen mühendis ve mimarların
ücretlerinin hayati giderleri karşılayacak biçimde değil de, IMF
buyruklarına göre düzenlenmesini kabul etme olanağı
yoktur.</p><p>Sorunlarımız, baskılarla-faşist
saldırılarla-kuyruklarla-yokluklarla-IMF'lerle ömür tüketen emekçi
halkımızın sorunları ile birdir.</p><p>Ev kiralarının 6-7 bin liradan
başladığı, boğaz tokluğu için 6-7 bin liranın gerektiği bugün;
hiçbir kimse ya da kesim bizleri 5-6 bin liralık maaşlarla, ayın
başında tükenen maaşlarla geçinmeğe mahkum edemez.</p><p>Bütün
bunları değerlendiren TMMOB, kitlesi ile birlikte yıllardır ve özellikle
son aylarda şu istemlerini dile getirmiş ve gerçekleşmesi için her yolu
denemişlerdir:</p><p>1. Teknik hizmetin gerekli ve yeterli bir biçimde
emekçi halkımızın çıkarları doğrultusunda ve yalnızca onun hizmetine
sunulabilmesi için tüm anti-demokratik uygulamalar ve baskılar
giderilmeli, faşist odakların üstüne kararlı bir biçimde
gidilmelidir.</p><p>2. Kamu kesiminde çalışanların grevli-toplu
sözleşmeli sendikal haklarını elde etmelerinin önündeki engeller
kaldırılmalıdır.</p><p>3. Her alanda çalışanların arasındaki farklı
uygulamalar kaldırılmalıdır.</p><p>4. Kısa sürede,
mühendis-mimar-tekniker-teknisyen vb. teknik elemanlar arasında ayrıcalık
yaratmayan, ön koşul olarak yalnızca yaşamak için gerekli ücretin
sağlanmasını veri alan, eşit işe eşit ücretin uygulanmasını getiren
bir düzenleme sağlanmalıdır.</p><p>Ancak bu istemler
gerçekleştirilmemiş; aksine biraz daha işsizlik, pahalılık ve
yoksulluk, biraz daha baskı ve faşist saldırılar
geliştirilmiştir.</p><p>Mühendis ve mimarlar örgütleri TMMOB ile
birlikte son olarak, birkaç yüz liralık artış gelirine malum "Yan Ödeme
Kararnamesi"nin kesinleştiğinin açıklamasından sonra, Türkiye'nin
dört bir yanında şunları söylemişlerdir:</p><p>"Bizler, tüm kamu
çalışanları gibi; yaşama sorunumuzun, bir ölçüde Dünya'nın
yalnızca 6 ülkesinde bulunmayan grevli-toplu sözleşmeli sendikal
hakların elde edilmesi ile çözüleceğini biliyor ve mutlaka alacağımız
bu hak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu süreçte, bugün için ve
geçici olarak şu iki öneriyi ilgililere sunuyoruz:</p><p>1- Ya bize
hiçbir ücret ödemeyin; ev sahibi, bakkal, kasap, manav vb. gibi yerlerle
sizin aranızda aracı olmaktan bizleri çıkarın bunlara ödemeyi siz
yapın,</p><p>2- Ya da, bunları karşılayabilecek asgari ve gerçek ücret
önerilerimizi benimseyin ve uygulayın.</p><p>Geçici olarak bu iki
önerimizden birinin gerçekleştirilmesi kabulümüzdür. Bunu da
sağlamadığınız takdirde, sağlanıncaya dek üretimin her alanında en
etkin gücümüzle mücadele edeceğiz."</p><p>Ancak görülmektedir ki bu
görüş ve önerilerimiz de benimsenmemiştir.</p><p>Yaşamak, bilim ve
tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve
mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli
her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum
ve etkinliktedirler. Haklı mücadelelerinde yalnız olmadıklarını;
işçi, memur, öğretmen, sağlık personeli gibi tüm emeği ile
geçinenlerin ve örgütlerinin bizlere onur veren desteklerini
aldıklarını bilmekte ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına
inanmaktadır.</p><p>Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına
gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye
kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da
güçlüdürler.</p><p>Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak
sürdürdüğümüz çalışmalarımızın; gerekse diğer çalışanlarla
birlikte başlattığımız ve gelecek günlerde daha da yükselecek ortak
çalışmalarımızın mutlaka başarıya ulaşacağına
inanıyoruz.</p><p>Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve
güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan
baskı ve saldırıların bizleri yıldıramayacağı konusunda hiç kimsenin
kuşkusu olmamalıdır.</p><p>Bu görüşlerden ve değerlendirmelerden
hareket eden TMOMB Yönetim Kurulu bugün için yalnızca bir uyarı
olarak,</p><p>Tüm mühendis ve mimarları, 19 Eylül 1979 çarşamba günü
bir günlük iş bırakmaya çağırmayı
kararlaştırmıştır.</p><p>Emekçi halkımıza ve üyelerimize
duyururuz.</p><p><strong>19 Eylül 1979:<br /><br /></strong><strong>TMMOB
Başkanı Teoman Öztürk bir basın açıklaması yaparak; "TMMOB
çağrısı uyarınca bu sabah başlayan 1 günlük iş bırakma eylemi
başarı ile sürmektedir. Yetkililerin bugünkü basında yer alan
demeçleri yıllardan beri haklı isteklerini sabırla ve bütün yolları
deneyerek dile getiren mühendis ve mimarları aldatmayacaktır" der ve devam
eder: </strong></p><p>Mühendis ve mimarların, örgütleri TMMOB'nin
çağrısına uyarak insanca yaşama ve grevli-toplu sözleşmeli sendikal
hakları alma yolunda başlattıkları "1 günlük iş bırakma" uygulaması
bütün Türkiye'de, pek çok işyerinde bugün sabahtan itibaren
başlamıştır, sürmektedir.</p><p>Sayıları yüz bine varan Türkiye
mühendis ve mimarlarının tek yasal yetkili kuruluşu olan TMMOB,
üyelerinin sorunları ve çözüm yolu konusunda, uzun süredir ilgilileri
uyarmakta fakat bu görüş önerileri sürekli olarak dikkate
alınmamaktaydı.</p><p>Memurlara ve özellikle teknik personele yan
ödemelerle büyük olanaklar(!) sağlandığı bugünkü gazetelerde,
ilgililerin büyük boy demeçleri ile açıklandı. Yine bugünkü
gazetelerde yüzde yüze varan zamlarda, teknik personel için bunun da
yeterli olmadığı ancak Devletin olanaklarının bu kadar olduğundan dem
vuruldu. Yine ilgililer "bu kadar zamma rağmen Mühendis ve Mimarların
siyasal amaçlı eylemleri itibar etmeyeceklerini umduklarını."
açıkladılar.</p><p>Ancak bu büyük rakamların hangi ücretler üzerine
ve kaç kişiye verildiğini açıklamaktan sürekli olarak kaçınanlar;
yeni göreve başlayan ve çoğunluğu oluşturan Mühendis ve Mimarların bu
son zamlarla ellerine geçecek olan 6-7 bin lira ile nasıl
yaşayacaklarını açıklamamaktadırlar.</p><p>Kamu kesiminde çalışan 70
bine yakın Mühendis ve Mimarın %1.8 ine birkaç bin lira fazla vererek, 70
bin kişiye yüksek bir zam yapıldığını söylemek
gülünçtür.</p><p>Ayrıca bu günkü Yan Ödeme Kararnamesi
çalışanların hiçbir kesimine hiçbir şey getirmemekte ve Teknik
Elemanları, tüm çalışanları bölmeyi ve ortak mücadelelerini
zayıflatmayı da hedeflemektedir. "Devletin olanakları yoktur" diyenler,
yerli ve yabancı tekellere milyarlar aktaran, yabancı sözlü uzmanlara
yüzbinlerce lira aylık veren, gelişmenin ve kalkınmanın denetim ve
yönetimini yabancılara teslim edenler, kitlelerin haklı mücadelelerini
engelleyemeyecek ve kitleleri yanıltamayacaktır.</p><p>Ama ne açıklanan
rakamlar, ne de göz dağı vermeyi ve haklı bir eylemi zaafa uğratmayı
amaçlayan beyanatlar ve siyaset yapılıyor demagojileri, yıllardan beri
haklı istemlerini sabırla ve bütün yolları deneyerek dile getiren
mühendis ve mimarları aldatamayacaktır.</p><p>Bugün tüm mühendis ve
mimarlar, örgütleri TMMOB'nin öncülüğünde ve tüm diğer
çalışanlar ve örgütlerinin desteğini alarak anayasal haklarını
kullanmaktadırlar. TMMOB bu karar ve uygulayışı ile Kuruluş Yasasında
kendisine yüklenmiş olan görevleri yerine getirdiği inancındadır. Ve
üyelerinin bu kararı uygulamada gösterdikleri inanç ve kararlılık
güven vericidir, hakların elde edilmesi mücadelesinin mutlaka başarıya
ulaşacağının en açık kanıtıdır.</p><p>Bugünkü mücadelemizde
bizlere omuz veren ve gücümüze güç katan tüm kuruluş ve üyelerine
Mühendis ve Mimarlar adına teşekkür ediyoruz. Diğer çalışanlar ve
örgütleriyle birlikte önümüzdeki günlerde daha güçlü ve yaygın bir
mücadeleyi başarıya ulaştırıncaya dek sürdüreceğimize
inandığımızı açıklamayı bir görev sayıyoruz.</p><p>Bugünkü
eylemimiz, tüm baskılara karşı başarıya ulaşacak ve mücadelemiz
güçlenerek sürecektir.</p><p>Emekçi halkımıza
duyururuz.</p><p><strong>20.09.1979:</strong></p><p><strong>TMMOB Başkanı
Teoman Öztürk ve TMMOB'ye bağlı 18 Oda'nın yöneticileri bir basın
toplantısı yaparak, TMMOB'nin çağrısıyla yapılan 1 günlük iş
bırakma eyleminin başarıyla gerçekleştiğini açıklarlar ve
değerlendirmelerde bulunurlar:</strong></p><p>Türk Mühendis ve Mimar
Odaları Birliği tarafından yapılan çağrı uyarınca dün Türkiye
düzeyinde gerçekleştirilen "Bir günlük iş bırakma eylemi" başarı ile
sonuçlandı.</p><p>Çalışanların bir parçası olan; grevli-toplu
sözleşmeli sendikal haklara sahip olmadığından ücretleri tek taraflı
ve çok yetersiz düzeyde belirlenen; işsizliğe, geçim sıkıntısına
mahkûm edilen; emekçi halkımızın çıkarlarını savunduğu için
baskılara, kıyımlara, faşist saldırılara uğrayan mühendis ve
mimarlar, örgütlerinin çağrısını büyük bir inanç ve tam bir
kararlılık içinde işyerlerinde uyguladılar.</p><p>Gerek eylem
öncesinde, gerekse eylem anında çok yönlü destekleri ile bizlere güç
katan tüm demokrasi güçlerine, hemen başlarda teşekkür etmeyi önemli
bir görev sayıyoruz.</p><p>19 Eylül eylemi her aşaması ile
çalışanların ve örgütlerinin fiili birlikteliğini gerçekleştirmesi
açısından son derece önemlidir, önümüzdeki günlerde çalışanların
verecekleri ortak mücadeleler açısından olumludur, güven
vericidir.</p><p>19 Eylül 1979 günü gerçekleştirilen iş bırakma
eylemine mühendis ve mimarların %100'e yakın bir bölümü
katılmıştır.</p><p>İlk gelen bilgilere göre 49 ilde 443 işyerinde
mühendis ve mimarların yanı sıra; işçi, teknik eleman, memur, sağlık
görevlisi vb. çalışanlarında katılımı ile 100 bini aşkın kamu
çalışanı eyleme aktif olarak katılmışlardır. Teknik eğitim gören
bazı öğrenciler de eylemimizi desteklemişlerdir.</p><p>Uyarı
niteliğindeki bu eylem sırasında genellikle işyerlerinde yapılan ön
toplantılar sonrasında işyerleri topluca terk edilmiştir. Bunun yanı
sıra bazı işyerlerinde üretim durdurulmuş, formlar ve yürüyüşler
düzenlenmiş, değişik eylem biçimleri sergilenmiştir.</p><p>Haklı
isteklerimizi elde etmek için gerek içimizde gerekse diğer çalışanlar
ve örgütleri ile birlikte sürdürdüğümüz mücadele bitmemiştir.
Program uyarınca diğer kuruluşlarla ortak çalışmalarımızı daha
güçlü bir biçimde sürdürecek, bölgesel eylemler ve çalışanlar
kurultayını mutlaka gerçekleştireceğiz. Çalışanların ortak
mücadeleleri sonunda tüm haklarını mutlaka alacaklarından kimsenin
kuşkusu olmamalıdır.</p><p>Kendi siyasi tercihleri ile IMF'ye boyun
eğenler, bunun sonuçlarından zarar görenlerin haklı çıkışlarını
eylem öncesinde "siyasi amaçlı eylem" demagojileri ile zayıflatmaya
çalışmışlardır. Oysa bu demagojileri yapanların, temel tüketim
malları, ev kirası vb. fiyatları ile ilgilenmezken, çalışanların maaş
ve ücretlerini kısıtlamalarının ardındaki siyasi-sınıfsal tavır çok
açık olarak görülmektedir.</p><p>Eylem öncesindeki açıklamalarımızda
belirttiğimiz gibi hiçbir baskı bizleri haklı mücadelemizden
alıkoyamayacaktır. Yetkililerin son eylemde görülen kararlılık
karşısında, bu konuda gereken dersi çıkaracaklarını
umuyoruz.</p><p>Mühendis ve mimarlar, diğer çalışanlarla birlikte,
bugün sahip olmadıkları demokratik direnme haklarını er geç alacaklar,
giderek kendi yaşam koşullarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi
olacaklardır.</p><p>Emekçi halkımıza duyururuz.</p><p></p>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)