1 Ocak 2012 Pazar

Bu Kantinde Boykot Var!/bianet.org

Bu Kantinde Boykot
Var!/bianet.org

ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümü
öğrencileri 14 Aralık'tan beri kantin boykotundalar. "Boykot
sadece yememe hali değil bir tavırdır" diyorlar.

class="yazar">
href="http://www.ivmedergisi.com/yazar/serhat-korkmaz">Serhat
KORKMAZ
href="mailto:korkmazserhat7@gmail.com">korkmazserhat7@gmail.com
class="clear"> 
Ankara - BİA
Haber Merkezi
01 Ocak 2012, Pazar
class="item">

origwidth="501" src="http://www.ivmedergisi.com/resim/olcekle/31536/501/260"
width="501" />
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mühendislik
Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü öğrencileri kantin
fiyatlarını pahalı buldukları gerekçesiyle 14 Aralık'tan beri
kantin boykotundalar. Boykot kararına gidilmeden önce kantin sahibiyle
görüşmüşler.

Kantinin pahalı olduğunu söylediklerinde,
işletmeciden aldıkları yanı şu olmuş: " "Kira bedeli çok
yüksek". Bu sorunu çözmek için Rektörlük'ten üç kez
görüşme talep etmişler fakat hep randevu verilmemiş.

Boykot
kararı alınmadan önce afişler hazırlanmış, anket yapılmış. Ankete
katılan 250 öğrenciden 170'i boykot seçeneğini işaretlemiş ve height="302" imgid="31535" origheight="400" origwidth="300"
src="http://www.ivmedergisi.com/resim/olcekle/31535/300/400" width="227"
/>böylece boykot kararı alınmış. İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) ve
Eğitim Sen de öğrencilere destek olmuş.

"Mide"
ismini verdikleri bir bağış kutuları var. Kolektif çalışıyorlar,
kendi çaylarını kendileri demliyorlar. Bazen evden bir şeyler
getiriyorlar, boykot masasında topluyorlar. "Boykot sadece yememe hali
değil bir tavırdır" diyorlar.

Bir süre önce kantin
iştetmecisinin, bölüm başkanı ve yardımcısının, üç öğrencinin ve
rektör yardımcısının katılımıyla bir toplantı
gerçekleştirilmiş.  Rektörlük öğrencileri ceza vermekle tehdit
etmiş.

İdareden eylemi "köylü işi şey" diye eleştiren
olmuş. Kantin işletmecisi de işi inada bindirmiş, "fiyatları
düşürmeyeceğini" söylemiş. Ancak öğrenciler kararlı, "Biz
de oldukça inatçıyız, fiyatlar düşmeden boykot son bulmaz"
diyorlar.    

* Öğrenciler seslerini
http://twitter.com/#!/kantinboykotu adresinden de duyuruyor.

 

Bu Kantinde Boykot Var!/bianet.org

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7984>Bu Kantinde Boykot
Var!/bianet.org</a></h1><p>ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümü
öğrencileri 14 Aralık&#39;tan beri kantin boykotundalar. &quot;Boykot
sadece yememe hali değil bir tavırdır&quot; diyorlar.</p><div
class="yazar"><div class="isim"><a
href="http://www.ivmedergisi.com/yazar/serhat-korkmaz">Serhat
KORKMAZ</a></div><div class="mail"><a
href="mailto:korkmazserhat7@gmail.com">korkmazserhat7@gmail.com</a></div></div><div
class="clear">&nbsp;</div><div class="bilgi"><div class="from">Ankara - BİA
Haber Merkezi</div><div class="yer">01 Ocak 2012, Pazar</div></div><div
class="item"><p><img height="260" imgid="31536" origheight="260"
origwidth="501" src="http://www.ivmedergisi.com/resim/olcekle/31536/501/260"
width="501" /><br />Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mühendislik
Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü öğrencileri kantin
fiyatlarını pahalı buldukları gerekçesiyle 14 Aralık&#39;tan beri
kantin boykotundalar. Boykot kararına gidilmeden önce kantin sahibiyle
görüşmüşler.</p><p>Kantinin pahalı olduğunu söylediklerinde,
işletmeciden aldıkları yanı şu olmuş: &quot; &quot;Kira bedeli çok
yüksek&quot;. Bu sorunu çözmek için Rektörlük&#39;ten üç kez
görüşme talep etmişler fakat hep randevu verilmemiş.</p><p>Boykot
kararı alınmadan önce afişler hazırlanmış, anket yapılmış. Ankete
katılan 250 öğrenciden 170&#39;i boykot seçeneğini işaretlemiş ve <img
height="302" imgid="31535" origheight="400" origwidth="300"
src="http://www.ivmedergisi.com/resim/olcekle/31535/300/400" style="float:
right" width="227" />böylece boykot kararı alınmış. İnşaat
Mühendisleri Odası (İMO) ve Eğitim Sen de öğrencilere destek olmuş.<br
/><br />&quot;Mide&quot; ismini verdikleri bir bağış kutuları var.
Kolektif çalışıyorlar, kendi çaylarını kendileri demliyorlar. Bazen
evden bir şeyler getiriyorlar, boykot masasında topluyorlar. &quot;Boykot
sadece yememe hali değil bir tavırdır&quot; diyorlar.<br /><br />Bir süre
önce kantin iştetmecisinin, bölüm başkanı ve yardımcısının, üç
öğrencinin ve rektör yardımcısının katılımıyla bir toplantı
gerçekleştirilmiş.&nbsp; Rektörlük öğrencileri ceza vermekle tehdit
etmiş.</p><p>İdareden eylemi &quot;köylü işi şey&quot; diye eleştiren
olmuş. Kantin işletmecisi de işi inada bindirmiş, &quot;fiyatları
düşürmeyeceğini&quot; söylemiş. Ancak öğrenciler kararlı, &quot;Biz
de oldukça inatçıyız, fiyatlar düşmeden boykot son bulmaz&quot;
diyorlar.&nbsp; &nbsp;&nbsp;<br /><br /><em>* Öğrenciler seslerini
http://twitter.com/#!/kantinboykotu adresinden de duyuruyor.
</em></p></div><p>&nbsp;</p>

Soğuk kan/YILDIRIM TÜRKER

Soğuk kan/YILDIRIM
TÜRKER

Türk televizyonları tam 12 saat katliam haberini seyircilerinden
saklamayı başardı. Şırnak Valisinin açıklaması bile ekranlara
yanaşamadı.

Sonunda tepemize bombalar yağmaya başladı.
Devlet
zaten tarihi boyunca Kürt illerinde insansız hava aracı olarak
varolmuştur. Şimdi de insansız hava araçlarının üstüne yıkılıyor
Uludere katliamı. İHA’lar silahı katırdan, köylüyü savaşçıdan
ayıramıyor. Devletin ta kendisi gibi. Ama o dağlarda hayatta kalmaya
çalışanların hepsi Kürt nasılsa. Dolayısıyla onların verdiği
istihbarat yeterli.
Kendi vatandaşlarının cenaze törenine
katılamayan devlet, bir kez daha fevkalade çalışılmış bir
soğukkanlılık örneği sergiledi. İlk 24 saat ortalıkta görünmedi. />Öncelikle Genelkurmay’ın açıklaması bekleniyordu çünkü.
Bakalım onlar nasıl bir kılıf kullanacaklardı. Askeri vesayetin sona
ermesi memleket, yavru vatan ve dış temsilciliklerde coşkuyla kutlanırken
böylesi bir katliam karşısında ilk söz yine büyüğündü. Genelkurmay
açıklaması da soğukkanlılığıyla ürpertici bir metindi. Ama o metinle
birlikte bu vahşetin aklanma yordamı da belirlenmişti. Bölge terörist
bölgesiydi. Yerleşim yoktu. En önemlisi ve Başbakan’ın da ertesi
gün evinden çıkıp dillendirecek olduğuydu: E ama daha önce de
teröristler kaçakçı sanılıp vurulmadığında gürültü ediyordunuz.
Ne istiyorsunuz? Olur böyle hatalar.
Başbakan ertesi gün yorgun bir
kibirle halkın karşısındaydı. Devleti 35 sivili savaş uçaklarıyla
bombalayarak katletmişti ama onun derdi hâlâ ‘Devlet kendi halkını
bombaladı’ başlığıyla haberi veren gazeteyle idi. Basının
kulağını çekip hizaya getirmişliğiyle yetinmeyecekti elbet. Herkes
susmalı, bütün basın onun ağzına bakmalıydı.
Nitekim bu katliam
basınımızın ne özgür bir mal olduğunu bir kez daha dünya âleme
gösteriyordu. Türk televizyonları tam 12 saat katliam haberini
seyircilerinden saklamayı başardı. Şırnak Valisi’nin açıklaması
bile ekranlara yanaşamadı. Dünya basınının gördüğünden, Türk
basını gözlerini kaçırıyordu. Basınımız ertesi gün de
soğukkanlılığın şahikasını sergileyecekti. Birgün gazetesinden Ahmet
Meriç Şenyüz, haberine ‘İnsansız Haber Aracı!’ başlığı
atmış. Mükemmel, değil mi?
Milli Sözcü gazetesi ‘Silah
taşıyorlardı’ yalanını manşete taşımıştı. Yeni Akit,
‘Terörist mi, Kaçakçı mı?’ diye soruyordu. Utanmazlıkta
bütün seleflerine nal toplatan Sabah gazetesi, yukarıda belirttiğim
aklama yordamına sarılmıştı. ‘Gediktepe sendromu kaçakçıyı
vurdu’ diyordu. Kaçakçı diye vurmayınca terörist çıkıyorlar,
‘Asker ne yapsın?’
Bu soru da zaten Güneş gazetesinin
manşetiydi.
Zaman, tabii ki en uyanık yaklaşımı sergileyendi. Acaba
PKK köylüleri yem olarak kullanmış olabilir miydi?
Ama bölgeden de
haberler geliyordu elbet. Devlet henüz soğukkanlı şefkat adımlarını
bölgeye atamamış da olsa, oradan ulaşılabilen haber kanalları
vardı.
Katliamın en yakın tanıkları olan köylüler, bombalama
sonrası olay yerine gittiklerinde yaralıların olduğunu ve 112 Acil
Servisi aradıklarını anlatıyor. Ama Şırnak’tan yola çıkan
ambulanslar askerler tarafından durdurulmuş. Gece geçişlerine izin
verilmediği için ancak ertesi gün sabah 08.00’de olay yerine
ulaşmış.
Ortasu yakınlarında yapılan bombardımanın ardından
Ortasu, Ortabağ ve Gülyazı köylerinden yola çıkan köylüler,
yaralılara yetişsin diye 112 Acil Servisi arayarak bölgeye ambulans
gönderilmesini istemiş. Saat 23.00 sıralarında 112’den ambulans
gönderildiği köylülere iletilmiş. Ancak olay yerine varan köylüler
ambulansları bulamayınca defalarca 112’yi aramış, her seferinde
aynı cevabı almış: Ambulanslar 01.00’de yola çıktı.
“Sabaha kadar ambulansları boşuna bekledik. Ambulanslar ancak sabah
08.00 sıralarında bölgeye geldi. Gelen 112’de görevli personele
neden gece gelmediklerini sorduğumuzda, askerlerin Şırnak’tan
çıkışlarına gece izin vermediğini ancak sabah yola çıkabildiklerini
açıkladılar. Bizim 112 ile yaptığımız telefon görüşme kayıtları
ile 112’den ambulans gönderilmemesi kayıtları mevcut. Bu kayıtlar
açıklansın. Ambulansları hangi yetkili engelledi” diye soruyor
köylüler.
Ey soğukkanlılıkla öldüren, soğukkanlılıkla
başını çevirip görmezden gelen, soğukkanlılıkla “Provokasyona
karşı duralım, halkı kışkırtmayalım” diye olan biteni örtbas
etmeye çalışanlar, soğukkanlılıkla katliam emri verip rütbesinin
başında duranlar, soğukkanlılıkla “Tüh, şimdi bu olay
PKK’nin elini güçlendirecek” diye yorum yapanlar, insanlar
havaya uçurulurken, dönüşsüz bir yola girilmişken soğukkanlılıkla
Marksist teori tartışması yapanlar!
Kanınız nasıl bu kadar
soğudu? Nasıl insansız hava araçlarına döndünüz?

Kaynak:
radikal.com.tr

Soğuk kan/YILDIRIM TÜRKER

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7983>Soğuk kan/YILDIRIM
TÜRKER</a></h1><div class="black_font11" id="haberDetayYazi"><p class="b
yGeo" style="text-align: justify">Türk televizyonları tam 12 saat katliam
haberini seyircilerinden saklamayı başardı. Şırnak Valisinin
açıklaması bile ekranlara yanaşamadı.</p><p style="text-align:
justify">Sonunda tepemize bombalar yağmaya başladı.<br />Devlet zaten
tarihi boyunca Kürt illerinde insansız hava aracı olarak varolmuştur.
Şimdi de insansız hava araçlarının üstüne yıkılıyor Uludere
katliamı. İHA&rsquo;lar silahı katırdan, köylüyü savaşçıdan
ayıramıyor. Devletin ta kendisi gibi. Ama o dağlarda hayatta kalmaya
çalışanların hepsi Kürt nasılsa. Dolayısıyla onların verdiği
istihbarat yeterli.<br />Kendi vatandaşlarının cenaze törenine
katılamayan devlet, bir kez daha fevkalade çalışılmış bir
soğukkanlılık örneği sergiledi. İlk 24 saat ortalıkta görünmedi.<br
/>Öncelikle Genelkurmay&rsquo;ın açıklaması bekleniyordu çünkü.
Bakalım onlar nasıl bir kılıf kullanacaklardı. Askeri vesayetin sona
ermesi memleket, yavru vatan ve dış temsilciliklerde coşkuyla kutlanırken
böylesi bir katliam karşısında ilk söz yine büyüğündü. Genelkurmay
açıklaması da soğukkanlılığıyla ürpertici bir metindi. Ama o metinle
birlikte bu vahşetin aklanma yordamı da belirlenmişti. Bölge terörist
bölgesiydi. Yerleşim yoktu. En önemlisi ve Başbakan&rsquo;ın da ertesi
gün evinden çıkıp dillendirecek olduğuydu: E ama daha önce de
teröristler kaçakçı sanılıp vurulmadığında gürültü ediyordunuz.
Ne istiyorsunuz? Olur böyle hatalar.<br />Başbakan ertesi gün yorgun bir
kibirle halkın karşısındaydı. Devleti 35 sivili savaş uçaklarıyla
bombalayarak katletmişti ama onun derdi hâlâ &lsquo;Devlet kendi halkını
bombaladı&rsquo; başlığıyla haberi veren gazeteyle idi. Basının
kulağını çekip hizaya getirmişliğiyle yetinmeyecekti elbet. Herkes
susmalı, bütün basın onun ağzına bakmalıydı.<br />Nitekim bu katliam
basınımızın ne özgür bir mal olduğunu bir kez daha dünya âleme
gösteriyordu. Türk televizyonları tam 12 saat katliam haberini
seyircilerinden saklamayı başardı. Şırnak Valisi&rsquo;nin açıklaması
bile ekranlara yanaşamadı. Dünya basınının gördüğünden, Türk
basını gözlerini kaçırıyordu. Basınımız ertesi gün de
soğukkanlılığın şahikasını sergileyecekti. Birgün gazetesinden Ahmet
Meriç Şenyüz, haberine &lsquo;İnsansız Haber Aracı!&rsquo; başlığı
atmış. Mükemmel, değil mi?<br />Milli Sözcü gazetesi &lsquo;Silah
taşıyorlardı&rsquo; yalanını manşete taşımıştı. Yeni Akit,
&lsquo;Terörist mi, Kaçakçı mı?&rsquo; diye soruyordu. Utanmazlıkta
bütün seleflerine nal toplatan Sabah gazetesi, yukarıda belirttiğim
aklama yordamına sarılmıştı. &lsquo;Gediktepe sendromu kaçakçıyı
vurdu&rsquo; diyordu. Kaçakçı diye vurmayınca terörist çıkıyorlar,
&lsquo;Asker ne yapsın?&rsquo;<br />Bu soru da zaten Güneş gazetesinin
manşetiydi.<br />Zaman, tabii ki en uyanık yaklaşımı sergileyendi. Acaba
PKK köylüleri yem olarak kullanmış olabilir miydi?<br />Ama bölgeden de
haberler geliyordu elbet. Devlet henüz soğukkanlı şefkat adımlarını
bölgeye atamamış da olsa, oradan ulaşılabilen haber kanalları
vardı.<br />Katliamın en yakın tanıkları olan köylüler, bombalama
sonrası olay yerine gittiklerinde yaralıların olduğunu ve 112 Acil
Servisi aradıklarını anlatıyor. Ama Şırnak&rsquo;tan yola çıkan
ambulanslar askerler tarafından durdurulmuş. Gece geçişlerine izin
verilmediği için ancak ertesi gün sabah 08.00&rsquo;de olay yerine
ulaşmış.<br />Ortasu yakınlarında yapılan bombardımanın ardından
Ortasu, Ortabağ ve Gülyazı köylerinden yola çıkan köylüler,
yaralılara yetişsin diye 112 Acil Servisi arayarak bölgeye ambulans
gönderilmesini istemiş. Saat 23.00 sıralarında 112&rsquo;den ambulans
gönderildiği köylülere iletilmiş. Ancak olay yerine varan köylüler
ambulansları bulamayınca defalarca 112&rsquo;yi aramış, her seferinde
aynı cevabı almış: Ambulanslar 01.00&rsquo;de yola çıktı.
&ldquo;Sabaha kadar ambulansları boşuna bekledik. Ambulanslar ancak sabah
08.00 sıralarında bölgeye geldi. Gelen 112&rsquo;de görevli personele
neden gece gelmediklerini sorduğumuzda, askerlerin Şırnak&rsquo;tan
çıkışlarına gece izin vermediğini ancak sabah yola çıkabildiklerini
açıkladılar. Bizim 112 ile yaptığımız telefon görüşme kayıtları
ile 112&rsquo;den ambulans gönderilmemesi kayıtları mevcut. Bu kayıtlar
açıklansın. Ambulansları hangi yetkili engelledi&rdquo; diye soruyor
köylüler.<br />Ey soğukkanlılıkla öldüren, soğukkanlılıkla
başını çevirip görmezden gelen, soğukkanlılıkla &ldquo;Provokasyona
karşı duralım, halkı kışkırtmayalım&rdquo; diye olan biteni örtbas
etmeye çalışanlar, soğukkanlılıkla katliam emri verip rütbesinin
başında duranlar, soğukkanlılıkla &ldquo;Tüh, şimdi bu olay
PKK&rsquo;nin elini güçlendirecek&rdquo; diye yorum yapanlar, insanlar
havaya uçurulurken, dönüşsüz bir yola girilmişken soğukkanlılıkla
Marksist teori tartışması yapanlar!<br />Kanınız nasıl bu kadar
soğudu? Nasıl insansız hava araçlarına döndünüz?</p></div><p>Kaynak:
radikal.com.tr</p>

F tipi nezaket cezası

<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/7982>F tipi nezaket
cezası</a></h1><div class="header-left"><p class="date" style="text-align:
justify"><span style="font-size: 14px">02/01/2012 2:00</span></p></div><div
class="header-right" sizcache="57" sizset="36" style="text-align:
justify"><span style="font-size: 14px">Sincan Cezaevi&#39;nde yakınıyla
görüşürken nezaketen kabindeki iki tutukluya da selam veren ziyaretçi,
bir ay görüş cezası aldı.</span></div><div class="header-right"
sizcache="57" sizset="36" style="text-align: justify">&nbsp;</div><div
class="news-middle" sizcache="58" sizset="49"><div class="news-left"
sizcache="57" sizset="38"><div class="news-body" sizcache="57"
sizset="38"><div><p style="text-align: justify"><span style="font-size:
14px"><img alt="F tipi nezaket cezası" class="news-pic"
src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2012/01/01/fft5_mf886975.Jpeg"
/></span></p><p style="font-size: 12px; padding-bottom: 25px; color: #4c4c4c;
line-height: 14px; text-align: justify"><span style="font-size: 14px">Zeynep
Yayla nın (solda) karara itirazı kabul edilmedi.</span></p><p
style="font-size: 12px; padding-bottom: 25px; color: #4c4c4c; line-height:
14px; text-align: justify"><span style="font-size: 14px">ANKARA- F tipi
cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere yönelik hak ihlalleri,
ziyaretçilere de uzandı.<br />Zeynep Yayla, Sincan 1 No&rsquo;lu F tipi
Cezaevi&rsquo;nde kalan Sezgin Çelik&rsquo;i ziyarete gitti. Kapalı
görüş sırasında, Yayla, daha önce tanıştığı Arif Sönmez ve
İsmail Culuko ile de merhabalaştı. Ancak bu yüzden hakkında tutanak
tutuldu. Yayla, söz konusu kişileri daha önceden tanıdığını, nezaket
gereği selam verdiğini ifade etti.</span><br /><br /><span
style="font-size: 14px">Cezaevi idaresi Yayla&rsquo;ya &lsquo;Hükümlü ve
Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik&rsquo;e aykırı
davrandığı gerekçesiyle bir ay görüş yasağı cezası verdi. Zeynep
Yayla verilen karara Ankara İnfaz Hâkimliği nezdinde itiraz etti. Ancak
hâkimlik, Yayla&rsquo;nın başvurusunu reddetti. Cezaevi idaresinin
verdiği kararın hukuka uygun olduğunu ifade eden İnfaz Hâkimliği
kararında ilginç değerlendirmelere yer verdi.<br /><br />İnfaz
Hâkimliği&rsquo;nin kararında, Yayla&rsquo;nın daha önce yaptığı
ziyaretlerde de benzer davranışlarda bulunduğu belirtildi. Kararda,
&lsquo;Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun&rsquo;a
göre, ziyaret ve görüşlerde kurallara uymayan heyet ve kişilerin ziyaret
ve görüşmelerinin derhal bitirilmesine imkân verdiği hatırlatılarak,
&ldquo;Görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum güvenliğinin
korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranışları ve istekleri
nedeniyle görüşme yasakları, en üst amirce bir aydan bir yıla kadar
kısıtlanabilir. Sezgin Çelik&rsquo;in ziyaretçisi Zeynep Yayla&rsquo;nın
diğer tutuklu ve hükümlüler ile görevli memurlarca uyarılmasına
rağmen aynı tutumuna devam ettiği, ayrıca bu tutumu nedeniyle daha önce
de hakkında uyarılma kararının olduğu, dolayısıyla ziyaretçi Zeynep
Yayla&rsquo;nın kuralları ihlal ettiği anlaşıldı. Bu nedenle verilen
karar yasaya uygundur&rdquo; denildi.<br /><br /><span style="font-weight:
bold; color: #c41425">&lsquo;Bir merhaba demiştim&rsquo; </span><br /><br
/>Zeynep Yayla, hâkimliğin kararına, üst mahkeme konumunda olan Ankara 2.
Ağır Ceza Mahkemesi&rsquo;nde itiraz ederken şöyle dedi:<br /><br
/>&ldquo;Tüm görüş boyunca ziyaret ettiğim tutukluyla görüşürken,
görüşçüleriyle ziyaretler sırasında tanıştığım tutuklulara
&lsquo;merhaba&rsquo; demek dışında bir tavrım olmamıştır. Ailesini ve
arkadaşlarını tanıdığın kişilere selam vermek nezaket kuralları
gereğidir. Bu tavrım ne kurumun güvenliğini tehlikeye sokar ne de
şahsım ve ziyaret ettiğim tutukluya zarar verir. Tüm kurallara uyarak,
aramaları yaptırarak ziyarete gittiğim sırada nezaketen hücresindeki iki
kişi dışında kimseyi göremeyen bir başka tutukluya selam vermenin
neresi &lsquo;suç&rsquo; olabilir ve nasıl &lsquo;ceza&rsquo;ya tabi
tutulabilir.&rdquo;</span><br /><br /><span style="font-size:
14px">kaynak:radikal.com.tr</span></p></div></div></div></div><p>&nbsp;</p>

F tipi nezaket cezası

F tipi nezaket
cezası

02/01/2012
2:00

sizset="36">Sincan Cezaevi'nde yakınıyla görüşürken nezaketen
kabindeki iki tutukluya da selam veren ziyaretçi, bir ay görüş cezası
aldı.
sizset="36"> 
sizset="49">
class="news-body" sizcache="57" sizset="38">

F tipi<br /> nezaket cezası src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2012/01/01/fft5_mf886975.Jpeg"
/>

Zeynep Yayla nın (solda) karara itirazı kabul
edilmedi.

ANKARA- F tipi cezaevlerindeki tutuklu ve
hükümlülere yönelik hak ihlalleri, ziyaretçilere de uzandı.
Zeynep
Yayla, Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi’nde kalan Sezgin
Çelik’i ziyarete gitti. Kapalı görüş sırasında, Yayla, daha
önce tanıştığı Arif Sönmez ve İsmail Culuko ile de merhabalaştı.
Ancak bu yüzden hakkında tutanak tutuldu. Yayla, söz konusu kişileri daha
önceden tanıdığını, nezaket gereği selam verdiğini ifade
etti.

Cezaevi idaresi Yayla’ya
‘Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında
Yönetmelik’e aykırı davrandığı gerekçesiyle bir ay görüş
yasağı cezası verdi. Zeynep Yayla verilen karara Ankara İnfaz Hâkimliği
nezdinde itiraz etti. Ancak hâkimlik, Yayla’nın başvurusunu
reddetti. Cezaevi idaresinin verdiği kararın hukuka uygun olduğunu ifade
eden İnfaz Hâkimliği kararında ilginç değerlendirmelere yer verdi. />
İnfaz Hâkimliği’nin kararında, Yayla’nın daha önce
yaptığı ziyaretlerde de benzer davranışlarda bulunduğu belirtildi.
Kararda, ‘Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki
Kanun’a göre, ziyaret ve görüşlerde kurallara uymayan heyet ve
kişilerin ziyaret ve görüşmelerinin derhal bitirilmesine imkân verdiği
hatırlatılarak, “Görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum
güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı
davranışları ve istekleri nedeniyle görüşme yasakları, en üst amirce
bir aydan bir yıla kadar kısıtlanabilir. Sezgin Çelik’in
ziyaretçisi Zeynep Yayla’nın diğer tutuklu ve hükümlüler ile
görevli memurlarca uyarılmasına rağmen aynı tutumuna devam ettiği,
ayrıca bu tutumu nedeniyle daha önce de hakkında uyarılma kararının
olduğu, dolayısıyla ziyaretçi Zeynep Yayla’nın kuralları ihlal
ettiği anlaşıldı. Bu nedenle verilen karar yasaya uygundur”
denildi.

‘Bir merhaba demiştim’ />
Zeynep Yayla, hâkimliğin kararına, üst mahkeme konumunda olan
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ederken şöyle dedi: />
“Tüm görüş boyunca ziyaret ettiğim tutukluyla
görüşürken, görüşçüleriyle ziyaretler sırasında tanıştığım
tutuklulara ‘merhaba’ demek dışında bir tavrım olmamıştır.
Ailesini ve arkadaşlarını tanıdığın kişilere selam vermek nezaket
kuralları gereğidir. Bu tavrım ne kurumun güvenliğini tehlikeye sokar ne
de şahsım ve ziyaret ettiğim tutukluya zarar verir. Tüm kurallara uyarak,
aramaları yaptırarak ziyarete gittiğim sırada nezaketen hücresindeki iki
kişi dışında kimseyi göremeyen bir başka tutukluya selam vermenin
neresi ‘suç’ olabilir ve nasıl ‘ceza’ya tabi
tutulabilir.”
/>kaynak:radikal.com.tr

 

30 Aralık 2011 Cuma

ŞIRNAK ULUDERE'DE 35 KÖYLÜ KATLEDİLDİ.

ŞIRNAK ULUDERE'DE 35
KÖYLÜ KATLEDİLDİ.

ŞIRNAK
ULUDERE'DE 35 KÖYLÜ
KATLEDİLDİ.

 30.12.2011

align="justify">Şırnak’ın Uludere İlçesine bağlı Ortasu
(Roboski) Köyünde önceki gün savaş uçakları tarafından
gerçekleştirilen bombardımanda, yapılan resmi açıklamalara göre 35
Kürt köylüsü yaşamını yitirmiştir. Yerel kaynaklara göre
10’ndan fazla insan ise kayıptır.

Yaşananlar
açık bir katliamdır. Bombardıman sonucu hayatını kaybedenlerin
çoğunluğunu 15-20 yaşlar arasındaki öğrenciler oluşturmaktadır.
İddialara göre, yöredeki köylüler yaşamlarını sınırın iki yanında
mazot ve sigara kaçakçılığı yaparak kazanmaktadır ve bölgedeki
karakol ve tümen komutanı ile sivil yetkililer de bu faaliyetten
haberdardır. Köylüler, sınırın diğer tarafından köylerine dönerken
insansız hava araçları tarafından vurularak öldürülmüştür.

align="justify">Kürt sorununa geleneksel olarak inkar ve imha
politikalarıyla yaklaşan devlet tarafından olay ilk olarak örtbas edilmek
istenilmiş, ancak yerel kaynaklar ile Kürt halkının çabaları sayesinde
katliam daha fazla gizlenememiş ve en yetkili resmi ağızlar tarafından da
kabul edilmek zorunda kalınmıştır.

Devletin yetkili
kurumlarınca ilk elden yapılan açıklamalarda olayın “operasyon
kazası”
olduğu belirtilmiştir. Bölgenin
“teröristlerin geçiş yolu olduğu, istihbarat
alındığı
” gibi yalanlarla katliam meşrulaştırılmak
istenilmiş, öldürülen kişilerin “kaçakçı” olduğu
vurgusu yapılarak katliamın suçu ölenlerin üstüne atılmıştır.
Sömürü düzenin getirdiği işsizlik ve yoksulluğun bir sonucu olarak,
yöre insanın geçimini yıllardır kaçakçılıkla sağladığı edebiyata
da konu olmuş bilinen bir gerçektir. Zaten devam eden askeri operasyonlar
ve yasak bölgeler nedeniyle, halkın ne tarımla ne de hayvancılıkla
geçimini sağlayacak bir durumu da kalmamıştır. Öte yandan
kaçakçılık faaliyeti, sivillere yönelik böylesine bir katliamı haklı
çıkarmanın gerekçesi asla olmayacaktır.  

align="justify">Katliamdan sağ kurtulanların açıklamaları ile yerel
kaynaklardan gelen bilgiler, olayın planlı bir katliam olduğuna işaret
etmektedir. Zaten olayın MGK toplantısının hemen ardından
gerçekleşmesi de bu iddiaları güçlendirmektedir. Aslında halka yönelik
bu tip saldırılar emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin sık sık
başvurduğu yöntemlerdir. ABD emperyalizmi Afganistan ve Irak’ta;
İsrail siyonizmi ise Filistin’de bu yola defalarca başvurmuştur.
Sivil halka yönelik katliamlar “yanlış istihbarat
açıklamalarıyla, ya da göstermelik özürlerle geçiştirilirken; tüm
halka gözdağı verilmek istenilmekte ve insansız bölgeler oluşturmak
hedeflenmektedir. Son dönemde İçişleri Bakanı başta olmak üzere
“terörle mücadele” konusunda yapılan açıklamalarda da, Kürt
halkını sahiplenen herkes terörist ilan edilmiş, baskı ve
tutuklamaların hedefi haline getirilmiştir.

Yaşanan
gelişmeler içerisinde belki de en dikkat çekici olanı medyanın
ibretlik tavrıdır. Sahibinin sesi olmayı alışkanlık haline getiren
sermaye medyası, uzun süre katliamı görmezden gelmiş, 19-22 Aralık
Hapishaneler katliamı başta olmak üzere, daha önce defalarca kez
yaptığı gibi katliama suç ortaklığı yapmıştır. Bombardıman 28
Aralık Çarşamba akşamı gerçekleşmesine ve yaklaşık 45 dakika
sürmesine rağmen, olay ertesi gün öğle saatlerine kadar medyada ciddi
bir yer bulmamış, Devlet yetkilileri tarafından yapılan itirafların
ardından mecburen gündeme alınmıştır. Ancak bu sefer de haberler tek
yanlı verilerek, “ölenlerin kaçakçı olduğu, operasyon
bölgesinde ne işleri olduğu”
şeklindeki yorumlar ön plana
çıkartılmıştır. Önceki hafta Kürt basınından yaklaşık 40
gazetecinin tutuklanması ve Kürt halkına yönelik topyekun savaş konsepti
ile birlikte düşünüldüğünde, sermaye medyasının gerçeklerin halktan
gizlemesindeki rolü daha net olarak görülecektir.

align="justify">Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada + İvme Dergisi olarak
yaşanan bu katliamı lanetliyor, mazlum Kürt halkıyla dayanışma içinde
olduğumuzu belirtiyoruz.

Kürt Halkı  Yalnız
Değildir!

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

align="right">    

 Mühendislik, Mimarlık
ve Planlamada +İvme Dergisi

          />