5 Mart 2012 Pazartesi

Güler Zere gibi mi yapacaklar?

Güler Zere gibi mi yapacaklar?

 

TAYAD’lı aileler, “İktidarın hasta tutsakları sessiz imha ile yok etme saldırısına teslim etmeyeceğiz” diyerek, hasta tutuklu Yasemin Karadağ’ın serbest bırakılmasını istedi.

Yasemin   Karadağ için eylem 2
 

Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Yardımlaşma Derneği (TAYAD), Bakırköy Kadın Tutukevi önünde yaptığı eylemle, hasta tutuklu Yasemin Karadağ'ın serbest bırakılmasını istedi.

“Yasemin Karadağ serbest bırakılsın”, “Tecrit işkencesine son”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” sloganlarının atıldığı eylemde TAYAD’lı aileler adına açıklama yapan Nagihan Kurt, Karadağ’ın tek böbreği olduğunu onun da yüzde 18’in altında çalıştığını, yüksek tansiyon hastası olduğunu, ayrıca 1 yıl önce beyin kanaması geçirerek riskli bir ameliyatla ölümden döndüğünü hatırlattı.

Karadağ’ın henüz iyileşmeden, nekahet dönemindeyken polis komplosu sonucu tutuklandığını, hapishanede tedavisini yaptıramadığı gibi işkenceye maruz kaldığını vurgulayan Kurt, “Kontrol için hastaneye götürüldüğünde görevli jandarma subayı Öner Ağırman tarafından yumruklanmış ve yere düşmüştür. Yargılandığı mahkemede duruşmaları başladığı halde tahliye edilmemektedir. Kontra şefi İbrahim Şahin sağlık durumu gerekçe gösterilerek iki kez tahliye edildiği halde Yasemin Karadağ oyalanmaktadır” dedi.

Çıplak gözle dahi Karadağ’ın durumunun cezaevinde kalmaya müsait olmadığının anlaşılabildiği halde mahkemenin İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan rapor istediğini, raporun halen mahkemeye ulaşmadığını sözlerine ekleyen Kurt, duruşmaların sürekli tutuklulukla ertelendiğini dile getirdi.

“Ne beklenmektedir? Aynı Güler Zere gibi Yasemin Karadağ da öleceği kesinleştiği zaman mı serbest bırakılacaktır?” diye soran Kurt, “Bizler TAYAD’lı Aileler, Yasemin Karadağ’ın hayatını iktidarın ağzına bırakmayacağız. İktidarın hasta tutsakları sessiz, imha ile yok etme saldırısına teslim etmeyeceğiz. Yasemin Karadağ’ın özgürlüğünü istiyoruz, alacağız” dedi.

Kaynak: ETHA

 

Güler Zere gibi mi yapacaklar?

Güler Zere gibi mi
yapacaklar?

 


TAYAD’lı
aileler, “İktidarın hasta tutsakları sessiz imha ile yok etme
saldırısına teslim etmeyeceğiz” diyerek, hasta tutuklu Yasemin
Karadağ’ın serbest bırakılmasını istedi.

class="detail_photo" style="float: none; margin-top: 8px; margin-right: 0px;
margin-bottom: 8px; margin-left: 15px; font-family: Times, serif; font-size:
10px; background-color: rgb(252, 252, 252); ">Yasemin Karadağ<br /> için eylem 2 src="http://media.etha.com.tr/images/2012/03/05/cache/etha-20120305-tayad-yasemin-01.jpg_display.JPG"
style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style:
none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial;
border-image: initial; " />
 

Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Yardımlaşma Derneği (TAYAD),
Bakırköy Kadın Tutukevi önünde yaptığı eylemle, hasta tutuklu Yasemin
Karadağ'ın serbest bırakılmasını istedi.

style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 14px; line-height:
1.6em; ">“Yasemin Karadağ serbest bırakılsın”, “Tecrit
işkencesine son”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın”
sloganlarının atıldığı eylemde TAYAD’lı aileler adına
açıklama yapan Nagihan Kurt, Karadağ’ın tek böbreği olduğunu
onun da yüzde 18’in altında çalıştığını, yüksek tansiyon
hastası olduğunu, ayrıca 1 yıl önce beyin kanaması geçirerek riskli
bir ameliyatla ölümden döndüğünü hatırlattı. style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 14px; line-height:
1.6em; ">Karadağ’ın henüz iyileşmeden, nekahet dönemindeyken polis
komplosu sonucu tutuklandığını, hapishanede tedavisini yaptıramadığı
gibi işkenceye maruz kaldığını vurgulayan Kurt, “Kontrol için
hastaneye götürüldüğünde görevli jandarma subayı Öner Ağırman
tarafından yumruklanmış ve yere düşmüştür. Yargılandığı mahkemede
duruşmaları başladığı halde tahliye edilmemektedir. Kontra şefi
İbrahim Şahin sağlık durumu gerekçe gösterilerek iki kez tahliye
edildiği halde Yasemin Karadağ oyalanmaktadır” dedi. style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 14px; line-height:
1.6em; ">Çıplak gözle dahi Karadağ’ın durumunun cezaevinde kalmaya
müsait olmadığının anlaşılabildiği halde mahkemenin İstanbul Adli
Tıp Kurumu’ndan rapor istediğini, raporun halen mahkemeye
ulaşmadığını sözlerine ekleyen Kurt, duruşmaların sürekli
tutuklulukla ertelendiğini dile getirdi.

“Ne beklenmektedir?
Aynı Güler Zere gibi Yasemin Karadağ da öleceği kesinleştiği zaman mı
serbest bırakılacaktır?” diye soran Kurt, “Bizler
TAYAD’lı Aileler, Yasemin Karadağ’ın hayatını iktidarın
ağzına bırakmayacağız. İktidarın hasta tutsakları sessiz, imha ile
yok etme saldırısına teslim etmeyeceğiz. Yasemin Karadağ’ın
özgürlüğünü istiyoruz, alacağız” dedi.

style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 14px; line-height:
1.6em; ">Kaynak: ETHA

 

3 Mart 2012 Cumartesi

TMK mağduru çocuklar da açlık grevinde

TMK mağduru çocuklar da açlık grevinde

Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi'nde tutsakların başlattığı açlık grevine TMK mağduru 8 çocuk da dahil oldu. Çocuklar 3 gün süresince açlık grevi yapacak.

BDP'li milletvekillerinin Faysal Sarıyıldız ile Gülser Yıldırım, PKK ve PAJK'lı tutukluların başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi sürüyor. Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi'ndeki açlık grevine 8 TMK mağduru çocuk da katıldı. Çocuklar 3 günlük açlık grevi yapacak. Cezaevindeki diğer tutsaklar da 1 hafta boyunca görüşe çıkmama eylemi başlattı.

Aileleri aracılığıyla açıklama yapan 8 çocuk, Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi'ndeki çocuklara yönelik cinsel istismar ve fiziksel şiddet uygulamaları ve Öcalan'ın üzerindeki tecridi protesto etmek için 3-5 Mart tarihlerinde açlık grevine başlayacaklarını duyurdu.

TUTUKLULAR BİR HAFTA GÖRÜŞE ÇIKMAYACAK

Diğer yandan aynı cezaevinde bulunan PKK ve PAJK'lı 450 tutuklu, süresiz açlık grevi eylemlerine destek için 1 hafta boyunca görüşe çıkmayacaklarını duyurdu.

Aileleri aracılığıyla açıklama yapan tutuklular, "Önderliğimizin üzerindeki insanlık dışı tecrit kalkıp, özgürlük koşullarının sağlanması temelindeki talebimiz gerçekleşinceye kadar eylemimizi sürdüreceğiz. Cezaevlerinde, dışında, halkımızın, milletvekillerimizin ve belediye başkanlarımızın desteği ve kamuoyunun duyarlılığına rağmen AKP Hükümetinin sorumsuz, ciddiyetsiz yaklaşımları devam etmektedir" dedi.

Eylemlerini farklı düzeylerde ve çeşitlilikte sürdüreceklerini duyuran tutuklular, 5-12 Mart tarihleri arasında görüşe çıkmayacaklarını kaydetti.

Kaynak: ETHA

TMK mağduru çocuklar da açlık grevinde

TMK mağduru çocuklar da
açlık grevinde

Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi'nde
tutsakların başlattığı açlık grevine TMK mağduru 8 çocuk da dahil
oldu. Çocuklar 3 gün süresince açlık grevi yapacak.

BDP'li
milletvekillerinin Faysal Sarıyıldız ile Gülser Yıldırım, PKK ve
PAJK'lı tutukluların başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık
grevi sürüyor. Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi'ndeki açlık grevine
8 TMK mağduru çocuk da katıldı. Çocuklar 3 günlük açlık grevi
yapacak. Cezaevindeki diğer tutsaklar da 1 hafta boyunca görüşe çıkmama
eylemi başlattı.

Aileleri aracılığıyla açıklama yapan 8 çocuk,
Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi'ndeki çocuklara yönelik cinsel istismar
ve fiziksel şiddet uygulamaları ve Öcalan'ın üzerindeki tecridi
protesto etmek için 3-5 Mart tarihlerinde açlık grevine
başlayacaklarını duyurdu.

TUTUKLULAR BİR HAFTA GÖRÜŞE
ÇIKMAYACAK

Diğer yandan aynı cezaevinde bulunan PKK ve PAJK'lı
450 tutuklu, süresiz açlık grevi eylemlerine destek için 1 hafta boyunca
görüşe çıkmayacaklarını duyurdu.

Aileleri aracılığıyla
açıklama yapan tutuklular, "Önderliğimizin üzerindeki insanlık
dışı tecrit kalkıp, özgürlük koşullarının sağlanması temelindeki
talebimiz gerçekleşinceye kadar eylemimizi sürdüreceğiz. Cezaevlerinde,
dışında, halkımızın, milletvekillerimizin ve belediye
başkanlarımızın desteği ve kamuoyunun duyarlılığına rağmen AKP
Hükümetinin sorumsuz, ciddiyetsiz yaklaşımları devam etmektedir"
dedi.

Eylemlerini farklı düzeylerde ve çeşitlilikte
sürdüreceklerini duyuran tutuklular, 5-12 Mart tarihleri arasında
görüşe çıkmayacaklarını kaydetti.

Kaynak:
ETHA

2 Mart 2012 Cuma

Kocaeli'nde Bologna protestosu

Kocaeli'nde Bologna protestosu

 

Kocaeli Üniversitesi'nde öğrenciler, üniversitelerinde uygulanan Bologna sürecini protesto etti.

Kocaeli'nde Bologna protestosu 2

Üniversitelerin adım adım piyasalaştırılmasını öngören Bologna süreci, pek çok üniversitede alınan kararlar ile hız kazanmaya başladı. Kocaeli üniversitesi öğrencileri de “Özgür bilim, nitelikli eğitim; Bologna, üniversiteme dokunma” pankartıyla kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Umuttepe Yerleşkesi’nde yoğun kar yağışına ve soğuk havaya karşın bir araya gelen bini aşkın öğrenci, “Bologna, üniversiteme dokunma” diyerek rektörlük önüne yürüdü. Sloganlar, ıslıklar ve alkışlar eşliğinde yapılan yürüyüşte “Öğrencinin değil, sermayenin rektörü”, "Sermaye defol, üniversiteler bizimdir", “Tembel değiliz, 65 değil derdimiz”, “Öğrenciler saflara hesap sormaya”, “Bologna’yı kaldır, üniversiteme dokunma” sloganları atıldı.

Kocaeli'nde Bologna protestosu 2

 

REKTÖR GELMEDİ, AÇIKLAMA GÖNDERDİ

 

Özel güvenliklerin engelleme girişimlerine karşın rektörlük önüne gelen üniversiteliler, rektör Prof. Dr. Sezer Komsuoğlu ile bir görüşme yapmak ve taleplerini iletmek istediler. Ancak rektör, gelmediği gibi, öğrencilere süreci tam olarak bilmedikleri, bazı iyi şeyler de olduğu yönünde yazılı bir açıklama gönderdi.

Rektörün görüşme yapmaması üzerine Merve Arısoy, üniversiteliler adına basın açıklamasını okudu. Üniversitelilerin, üniversite ile ilgili kararlarda söz ve karar hakkı bulunması gerektiğini söyleyen Arısoy, ”Ezberci ve rekabetçi değil, üreten, tartışan, toplumsal meselelerde konuşan, halk yararına bilimin esas alındığı nitelikli bir üniversite istiyoruz” dedi.

Basın açıklamasının ardından öğrenciler, 6 Mart salı günü bir forum kararı alarak eylemliliklerinin çeşitli şekillerle süreceğini belirttiler.

Kaynak: ETHA

Kocaeli'nde Bologna protestosu

Kocaeli'nde Bologna
protestosu

 

Kocaeli
Üniversitesi'nde öğrenciler, üniversitelerinde uygulanan Bologna
sürecini protesto etti.

Kocaeli'nde Bologna protestosu 2 src="http://media.etha.com.tr/images/2012/03/02/cache/etha-20120302-kocaeli-01_ext.jpg"
style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style:
none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial;
border-image: initial; " />

Üniversitelerin adım adım piyasalaştırılmasını öngören
Bologna süreci, pek çok üniversitede alınan kararlar ile hız kazanmaya
başladı. Kocaeli üniversitesi öğrencileri de “Özgür bilim,
nitelikli eğitim; Bologna, üniversiteme dokunma” pankartıyla
kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Umuttepe
Yerleşkesi’nde yoğun kar yağışına ve soğuk havaya karşın bir
araya gelen bini aşkın öğrenci, “Bologna, üniversiteme
dokunma” diyerek rektörlük önüne yürüdü. Sloganlar, ıslıklar
ve alkışlar eşliğinde yapılan yürüyüşte “Öğrencinin değil,
sermayenin rektörü”, "Sermaye defol, üniversiteler
bizimdir", “Tembel değiliz, 65 değil derdimiz”,
“Öğrenciler saflara hesap sormaya”, “Bologna’yı
kaldır, üniversiteme dokunma” sloganları atıldı.

style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 14px; line-height:
1.6em; ">Kocaeli'nde Bologna protestosu 2 src="http://media.etha.com.tr/images/2012/03/02/cache/etha-20120302-kocaeli-00_ext.jpg"
style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style:
none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial;
border-image: initial; font-size: 10px; " />

 

style="font-size: 1.3em; color: rgb(102, 102, 102); padding-left: 20px;
border-left-width: 4px; border-left-style: solid; border-left-color: rgb(204,
204, 204); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: dotted;
border-bottom-color: rgb(204, 204, 204); margin-top: 23px; margin-right: 0px;
margin-bottom: 0px; margin-left: 15px; ">REKTÖR GELMEDİ, AÇIKLAMA
GÖNDERDİ

 

style="list-style-image: none; list-style-position: outside; list-style-type:
none; margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left:
15px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; line-height: 1.6em; ">Özel güvenliklerin engelleme
girişimlerine karşın rektörlük önüne gelen üniversiteliler, rektör
Prof. Dr. Sezer Komsuoğlu ile bir görüşme yapmak ve taleplerini iletmek
istediler. Ancak rektör, gelmediği gibi, öğrencilere süreci tam olarak
bilmedikleri, bazı iyi şeyler de olduğu yönünde yazılı bir açıklama
gönderdi.

Rektörün görüşme
yapmaması üzerine Merve Arısoy, üniversiteliler adına basın
açıklamasını okudu. Üniversitelilerin, üniversite ile ilgili kararlarda
söz ve karar hakkı bulunması gerektiğini söyleyen Arısoy,
”Ezberci ve rekabetçi değil, üreten, tartışan, toplumsal
meselelerde konuşan, halk yararına bilimin esas alındığı nitelikli bir
üniversite istiyoruz” dedi.

Basın açıklamasının ardından öğrenciler, 6 Mart salı günü
bir forum kararı alarak eylemliliklerinin çeşitli şekillerle süreceğini
belirttiler.

Kaynak: ETHA

29 Şubat 2012 Çarşamba

Baraj ‘kazası’nda suçlu bulundu: TMMOB ve KESK!

Baraj 'kazası'nda suçlu bulundu: TMMOB ve KESK!

Orman ve Su İşleri Bakanı ile DSİ, Adana Kozan’da Sabancı Holding’e bağlı Enerjisa’nın yaptığı barajda meydana gelen patlamanın sorumlusunu buldu: Suyun özelleştirilmesine karşı çıktığı için Danıştay’da dava açan TMMOB ve Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası.
 

Cuma günü Adana’nın Kozan ilçesindeki baraj inşaatında gerçekleşen patlamada şu ana kadar 3 işçinin cesedi bulundu. 7 işçi ise halen kayıp. Enerji sektöründeki özelleştirmeler sonrasında, özel sektör tarafından yürütülen santral ve baraj inşaatlarında son yıllarda çok sayıda benzer olay meydana geldi. Adana’da yaşanan olayın ardından basına demeç veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da Gökdere Köprü Barajı’nın bir özel sektör firması tarafından yapıldığını ve bu tür firmaların denetlenmesi gerektiğini söyledi.

Eroğlu’nun basına yaptığı açıklamalarda özelleştirme politikalarının vahim sonuçlarına hiç değinmeyerek, kamunun işlevini “denetim”le sınırlandırması bir yana, bu işlevin dahi yerine getirilmemiş olmasının suçunu Danıştay’a ve emek örgütlerine atması dikkat çekti. Eroğlu, Kozan’da gerçekleşen olaydan sonra şöyle konuştu:

“Biz bu konuda dedik ki; bu inşaatların DSİ bir denetlemelik hazırlayarak denetlemesi veya mühendislik, müşavirlik firmaları tarafına denettirmesi lazım. Çünkü geçtiğimiz yıllarda da Kahramanmaraş’ta yanlış bir vananın kullanılması neticesinde vananın patlamasıyla 2 işçi hayatını kaybetti. O da özel sektördü. Biz bunların mutlaka denetlenmesi şart dedik ama hangi gerekçe ile bilmiyorum bu düzenlemeyi Danıştay iptal etti. Dolayısıyla bu su yapılarının denetlenmesi şart diye düşünüyorum. Allah’a şükür DSİ’de şimdiye kadar böyle bir kaza olmadı. Çünkü çok sıkı denetleniyor. Kontrol mühendisi var, müşavirler var, bölge müdürlüğü, genel müdürlük var, yani üçlü bir denetim mekanizması çalışıyor. Ama bu tür kazalar da olabiliyor, geçmiş olsun.”

Eroğlu sözlerini “Bizim düşüncemiz şuydu; HES, baraj, gölet ya da sulama tesis yapan firma bir mühendislik mimarlık denetim şirketi ile çalışsın, o da biz denetleyelim diye bir çalışma yapmıştık. Ama maalesef bir dernek itiraz etti, İdare Mahkemesine dava açtı, Danıştay’da görüldü ve yönetmelik iptal edildi” diye sürdürdü.

DSİ de Bakan’ın izinden gitti
Dün konuyla ilgili kuruma yöneltilen eleştirilere yanıt veren bir açıklama yapan Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü de Bakan Veysel Eroğlu’nun izinden giderek, denetim görevinin yerine getirilmemesini Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği’nin yürürlüğünün durdurulmasına bağladı.

Açıklamada 1954 yılından beri 706 baraj inşa eden DSİ’nin yaptığı inşaatlarda buna benzer bir kazanın gerçekleşmediği belirtildikten sonra, şu ifadelere yer verildi:

“2003 yılında ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar ve su potansiyelimiz dikkate alınarak Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği yürürlüğe sokulmuş ve hidroelektrik enerji projelerinde özel sektörün önü açılmıştır. Böylelikle özel sektör firmaları hidroelektrik santraller inşa etmeye başlamış ve bunun sonucunda inşa edilen su yapılarının denetlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.”

Aslında DSİ yaptığı açıklamayla sorunun kaynağına işaret etmiş oldu: Barajlar kamu tarafından yapıldığında, yani kâr hırsıyla hareket eden deneyimsiz firmalara yetki verilmediğinde 24 Şubat’taki gibi kazalar gerçekleşmiyor. Ancak DSİ açıklamasında itiraf edilen bu gerçeğin üzerinden atlanarak, 2003’te başlatılan özelleştirme uygulamasının karmaşıklaştırdığı denetim gereksinimiyle ilgili bir yönetmelik hazırlandığı, ancak TMMOB ve Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’nın başvurusu sonucunda Danıştay’ın yönetmeliğin yürütmesini durdurduğu belirtiliyor:

“Bunun üzerine 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun'un 2. maddesiyle 6111 Sayılı Kanunla 4628 Sayılı Kanun'un Geçici 14. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (f) bendine istinaden ve Danıştay'ın ara kararları göz önünde bulundurularak ilgili bakanlıklarla EPDK'nın görüşleri alınarak hazırlanan yeni 'Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği', 13.05.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir."

"Ancak bu yönetmeliğin yürütmesini durdurulması ve iptali talebiyle Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği Derneği ve Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri sendikası tarafından Danıştay'a açılan davalar neticesinde yönetmeliğin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Söz konusu ara kararlar 09.01.2012 ve 12.01.2012 tarihlerinde Genel Müdürlüğümüze tebliğ edilmiştir.”

Yönetmeliğe neden itiraz edildiğine ve Danıştay’ın yürütmeyi neden durdurduğuna değinilmeyen açıklamada, Enerjisa tarafından yürütülen köprü barajı inşaatının da herhangi bir şekilde denetlenmediği şu sözlerle söyleniyor:

“Enerjisa Enerji Üretim A.Ş. projenin denetimi için 13.05.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik uyarınca 'Su Yapı' Su Yapıları Denetim Hizmetleri Ltd. Şti. ile anlaşma imzalamıştır. Fakat yukarıda belirtildiği üzere anılan yönetmeliğin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin ara karar, 09.01.2012 tarihinde Genel Müdürlüğümüze tebliğ edilmiştir.”

“HES projelerinin ve inşaatlarının devam etmesine rağmen yürütmenin durdurulması kararlarıyla HES'lerin inşaatları Su Yapıları Denetim firmalarınca denetlenememektedir. Köprü Barajı ve HES de meydana gelen elim kaza HES inşaatlarının Su Yapıları Denetim firmaları tarafından denetlenmesinin ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir.”

TMMOB ve sendika neden yürütmeyi durdurma istedi?
Bakan Veysel Eroğlu’nun “bir dernek” diye nitelediği Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’nın “Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği”ne yönelik itirazlarının kaynağında ise, Anayasa’ya göre tüm barajların denetimiyle sorumlu olan DSİ’nin söz konusu yönetmelikle denetim görevini de özelleştirmeye çalışmış olması…

TMMOB bu nedenle çıkarılan yönetmeliğin dayanağı olan, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Su Kullanım Hakkı Anlaşması’nın geçici 14. Maddesinin 1. Fıkrasının (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne taşınması istemiyle Danıştay’a başvurmuştu. Söz konusu maddede “elektrik enerjisi üretmek maksadıyla yapılacak olan üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların inşasının inceleme ve denetimi, masrafları ilgililerine ait olmak üzere DSİ tarafından yapılır veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” deniliyor.

Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası ise Bakan Veysel Eroğlu’nun konuyla ilgili sözleri üzerine bir basın açıklaması yayımlayarak, bahsi geçen yönetmeliğin Anayasa’ya aykırılığını şu şekilde dile getirdi:

“(…) HES inşaatlarını gerçekleştiren firmaların bu konudaki bilgi ve deneyim eksikliklerine rağmen, bu inşaatların denetiminin DSİ tarafından yapılmasıyla ilgili düzenleme yapılmayarak, bu inşaatların tamamen şirketlerin inisiyatifinde denetimsiz ve başıboş sürdürülmesinin önü açılmıştır.”

“Şöyle ki; 6200 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri sayılmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 168. Maddesi kapsamında bulunan tüm suların ve bu su kaynakları üzerinde kurulacak yapıların kendi görev alanına giren sorumluluğu ile kamu adına yapılacak gözetim ve denetim görevi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Dolayısıyla DSİ Genel Müdürlüğü’nün barajları denetlemesi kuruluş yasasından kaynaklı asli görevidir. Sayın Eroğlu’nun yıllarca yönettiği kurumun asli görevinden bihaber olması en hafif tabiriyle şaşırtıcıdır. Veysel EROĞLU’nun iddia ettiği gibi Danıştay’ın iptal ettiği Denetim Yönetmeliği ise; “Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği’dir. Bu yönetmelik ile DSİ Genel Müdürlüğünün asli görevi olan su yapılarının denetimi özel sektöre devredilmeye çalışılmış, Danıştay 10. Dairesi sendikamız Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikasının açtığı dava üzerine bu yönetmeliği yürütmesini durdurmuştur. Danıştay kararının gerekçesinde Bakan Veysel EROĞLU’nun iddia ettiğinin aksine denetimin özel sektöre yaptırılamayacağı, bizzat DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılması gerektiği belirtilmiştir.”

“Görüldüğü üzere, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel EROĞLU yıllarca başında bulunduğu ve halen bakanlığına bağlı olan DSİ Genel Müdürlüğü’nün denetim yapmasının 6200 sayılı kuruluş kanunundan doğan bir yükümlülük olduğunu kamuoyundan gizlemekte, Danıştay 10. Dairesi’nin hukuka uygun kararlarını bahane ederek sorumluluktan kurtulmaya çalışmakta ve kamuoyunu ciddi biçimde yanıltmaktadır.”

Bakan koltuğuna oturmadan önce DSİ Genel Müdürü olan Veysel Eroğlu ve bakanlığına bağlı DSİ ise açıklamalarında özelleştirmelerin yarattığı felaketle değil, Danıştay’ın ve emek örgütlerinin bu felakete karşı çıkmasıyla ilgilendiklerini ortaya koydular. Bakan Eroğlu basına verdiği demeçlerde 12 Eylül referandumuyla yapılan Anayasa değişikliği nedeniyle yargının yerindelik denetimi yapamayacağını hatırlatarak, yaşanan olaylardan adeta Danıştay’ı ve Danıştay’a başvuran örgütleri sorumlu tutmuştu.

Kaynak: sol.org.tr