3 Temmuz 2012 Salı

Romanların evleri yıkıldı

Romanların evleri
yıkıldı

Kadıköy Acıbadem'de
Romanların evleri belediye ekiplerince yıkıldı. Romanların eşyalarını
almasına dahi izin verilmedi. Romanlar geceyi parkta geçirecek.

alt="Kadıköy'de romanların evleri yıkılıyor 11" id="news_main_photo"
src="http://media.etha.com.tr/images/2012/07/03/cache/etha-20120703-kadikoy-yikim-11_display.jpg"
/>

Kadıköy Acıbadem'de bulunan Romanların evleri
yıkıldı.

Çevik kuvvet polisleri eşliğinde sabah saatlerinde
mahalleye gelen yıkım ekipleri, Romanların yaşadığı gecekondu ve
barakaları yıktı. Halkın eşyalarını dahi almasına izin verilmezken,
eşyalar ve hayvanlar yıkılan evlerin altında kaldı. Yıkımlar
sırasında Romanlarla polis arasında zaman zaman gerginlik
yaşandı.

Romanlar henüz 3 gün önce kendilerine tebligat geldiğini
ve bugün yıkıldığını söylerek mağduriyetlerini anlattı.
Kaymakamlığa durumu ilettiklerini belirten Romanlar, kısa süre
içerisinde çözüm bulunmasını istedi. Romanlar, geceyi evlerinin
yakınındaki parkta geçirecek.

Kaynak: ETHA

RedHack Sivas ve Suriye İçin Dışişleri'ni Hackledi

RedHack Sivas ve Suriye
İçin Dışişleri'ni Hackledi

RedHack, Sivas katliamını anmak
ve Türkiye'nin Suriye politikalarını eleştirmek amacıyla
Dışişleri Bakanlığı'nın resmi adresi public.mfa.gov.tr'yi
hackledi.

 

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/38164/490/343" width="490"
/>

RedHack, hem Sivas katliamını anmak hem de Suriye sorununa dikkat
çekmek amacıyla Dışişleri Bakanlığı'nın resmi sitesi
public.mfa.gov.tr'yi hackledi.

Dün gece saatlerinden itibaren
önemli bir eylem hazırlığı içinde olunduğunu duyuran RedHack, twitter
hesabından yayınlanan mesajda, "Sivas katliamının yıldönümünde
hem katledilen canları anmak, hem de son donemde ülkemizin içinde olduğu
ve boğuştuğu cemaat güdümlü faşizme ve onun emperyalist sahiplerine
karşı RedHack olarak çok önemli bir eylem gerçekleştirdik"
denildi.

Redhack, twitter hesabından yaptığı açıklamada gün
içinde Dışişleri Bakanlığı'ndan elde ettiği belgeleri de tek tek
açıklayacağını duyurdu ve eylemim görüntülerini href="http://zonehmirrors.net/defaced/2012/07/03/public.mfa.gov.tr/"
target="_blank">http://zonehmirrors.net/defaced/2012/07/03/public.mfa.gov.tr/
adresinden yayınladı.

RedHack davasına bakan savcı Hakan
Yüksel'e de seslenen RedHack, tutuklanan, aralarında lise
öğrencilerinin de bulunduğu yedi kişinin serbest bırakılmasını aksi
takdirde hackleme eylemlerine devam edileceğini duyurdu ve
ekledi:

"Bak 'özel'din eskiden, o da kalmadı. Size iki
çift lafımız var; Hani nerede kurulan siber ordular, savunmalar? Sayemizde
'savunma harcamaları' ismi altında cukkayı indirdiniz,
gözümüzden kaçmadı."

"Savaş istiyorsanız siz
savaşın"

Bu sabah saat 08.30 sularında
public.mfa.gov.tr'nin hacklendiğini duyuran RedHack, Dışişleri
Bakanlığı'nın sayfasına özetle şu mesajları bıraktı:

*
Emperyalizmin Ortadoğu projeleri kapsamında dünün dost ülkeleri hızla
savaşa sürüklenmekte, suni savaş senaryolarıyla halkımız savaş
psikolojisine sokulmakta, milliyetçi duygular körüklenerek kardeş
halklara düşmanlık besletilmeye çalışılmaktadır.

* Kendi
ülkesindeki savaşı çözemeyenler nedense başka ülkelerin sorunlarına
eğilir olmuş, onların içişlerine karışmayı "büyük devlet"
olmanın gerekliliği olarak görmüşler.

* Fakat unuttukları bir
şey var. "Bu tiyatroda doğduk diye bu tiyatroda yaşamak zorunda
değiliz" diyen insanlar da var bu dünyada ve sizin bu oyununuza çomak
sokmaktan büyük zevk duyacaklar.

* Sizler dışişleri politikasını
başka ülkelerin içişlerine karışmak ve emperyalist devletler için
"şirin" gözükmek için "kabadayılık" olarak
algılıyorsunuz ve bizleri savaşa sürüyorsunuz! Çok savaş istiyorsanız
bırakın meclisi, giyin postallarınızı ve
savaşın.

"Sivas'a zamanaşımı diyen savcı
RedHack davasına bakan savcı
"

Bu eylemi Sivas
katliamında yaşamını yitirenlere adayan RedHack, Sivas'ta
yaşananların unutturulamayacağını ifade etti.

"Sivas
katliamını zaman aşımı diye rafa kaldıranlar, Sivas katliamını meşru
görenlerdir. Bu durum katliamın hala sürdüğünün
kanıtıdır.

"RedHack'e atanan özel yetkili savcının Sivas
davasını rafa kaldıran savcı ile aynı olması bizim için hiç de
şaşırtıcı olmadı.

RedHack, Sivas katliamını anmak için
Dışişleri Bakanlığı'nın sayfasına Grup Yorum'dan href="http://www.youtube.com/watch?v=OBFOiDAHX3k" target="_blank">Gün
Tutuşur parçasını da koydu.

Kaynak: Bianet

Sanıklar Sırtını Döndü, Duruşma 5 Temmuz'a Ertelendi

Sanıklar Sırtını
Döndü, Duruşma 5 Temmuz'a Ertelendi

KCK İstanbul
Davası'nın Silivri'de görülen ikinci duruşmasında, avukatlar
yaka kartı krizi nedeniyle salonu terk etti. Mahkeme Başkanı aralarında
milletvekili Tanrıkulu'nun olduğu izleyicileri de dışarı çıkardı.
Sanıklar mahkeme heyetine sırtını döndü, duruşma ertelendi.

class="text"> 

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/38170/490/254" width="490"
/>

Aralarında Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu'nun da
yargılandığı Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK)
İstanbul Davası'nın ikinci duruşması Silivri Adliyesi'nde
görülüyor.

Duruşma, yaka kartı almadan sadece avukat kimliğiyle
mahkemeye girmek isteyen bir avukatın jandarmayla gerginlik yaşamasıyla
başladı.

bianet'e bilgi veren avukat Gülvin
Aydın
, avukatların yaka kartı ve cep telefonu olmadan mahkeme
salonuna alınmasına dair savcı talimatı olduğunu bunu kabul
etmeyeceklerini söyledi.

"Sabah bir arkadaşımızı yaka kartı
almak istemediği için içeri almamışlar. Biz bunu mahkeme başkanına
ilettiğimizde bir sonuç alamadık. Bu sırada salonun girşinde avukatla
jandarma arasında sertleşme yaşandı; biz de olaya müdahale etmek
istedik. Mahkeme ara verdi. Perşembe günü de yaka kartı olmadan
duruşmaya alınmayacağımız söyleniyor ama biz bunu kabul
etmiyoruz."

İzleyiciler dışarı çıkarıldı

Mahkeme
ara verdiği sırada, aralarında Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP) milletvekili Sezgin
Tanrıkulu
'nun da olduğu izleyiciler  dışarı
çıkarıldı.

Tanrıkulu, dışarıda yaptığı açıklamada,
"Devlet ve hükümetin çizdiği alan dışında Türkiye'nin
herhangi bir yerinde herhangi bir muhalif duruş yargının zulmüyle
insanların karşı karşıya kalmasına neden oluyor"
dedi.

"Biraz önce içeri girdik ancak bizim de milletvekili
olarak duruşmayı izlememiz yasaklandı. İzleyiciler dışarı
çıkartıldı. Dinleyicilerin çıkartılması veya avukatlara burada baskı
yapılması Türkiye'de savunma hakkına, yargının şeffaflığına,
adil yargılama ilkelerine aykırılığın
göstergesidir."

Yarım saatlik aradan sonra duruşma avukatsız
ve izleyicisiz devam etti.

Ersanlı: İzleyiclerin desteğine
ihtiyacımız var

Tüm avukatları temsilen duruşmaya giren avukat
Feyzi Çelik, "Duruşmanın kapalı olarak yapılması
kararınız var mı?" diye sordu. Mahkeme Heyeti Başkanı Ali Alçık,
böyle bir karar olmadığını belirterek izleyicilerin "düzeni
bozmalarından" dolayı dışarı çıkarıldığını, avukatların ise
duruşmaya katılmamayı kendilerinin tercih ettiğini
söyledi.

Tutuklu sanıklardan eski BDP İstanbul İl Başkanı
Mustafa Avcı, dünden beri mahkemede kendilerini
güvencesiz ve ötekileştirilmiş hissettiklerini belirterek "Bizi
psikolojik olarak rahatlatın. Bu ortam uygun bir ortam durumuna
getirilsin" dedi.

Prof. Dr. Büşra Ersanlı da
söz alarak, "Avukatlar girmemek konusunda belli bir irade beyanında
bulunmuşlardır. Ben de onların geri gelmesini istiyorum. Ama ailelerimiz
bir irade beyanında bulunmamışlardır. Onlar mahkeme heyeti tarafından
çıkarıldılar. Buraya gelmeleri ve iddianame okunurken yanımızda
bulunmaları bizi psikolojik olarak çok rahatlatacaktır"
dedi.

Mahkeme Başkanı Alçık, "İzleyicilerin alkışlaması,
yuhalaması, ıslıklaması yasaktır. duruşmanın inzibatını sağlamak
Mahkeme Heyeti'nin görevidir. İzleyiciler, yarın yine aynı şeyi
yaparsa yine duruşma salonundan çıkarılır. Sanık müdafileri ise
kendileri salondan çıkmışlardır. Gelsinler, kapı açık"
dedi.

Duruşmaya öğle arası verildi.

İddianamenin özetinin
okunmasına tepki

15:15 Aradan sonra, TRT spikerleri
tarafından iddianamenin özetlenerek okunmasına devam
edildi.

Avukatlar Müşir Deliduman, iddianamenin
özetlenemeden savcı tarafından okunmasını istedi. Ancak mahkeme, talebi
reddetti.

Mahkeme Başkanı Alçık, 2 bin 400 sayfalık iddianamenin
ciltlenerek, sanıklara verildiğini ve özetlenerek 133 sayfaya
indirildiğini söyledi.

Tutuklu sanıklardan BDP Parti Meclisi üyesi
Hasan Özgüneş, taleplerinin mahkeme tarafından
reddedildiğini belirterek, "Hepimizin psikolojisi bozulmak üzere.
Nasıl bir iddianame hazırlanmış, nasıl bir Türkçe kullanılmış,
herkes dinlesin istiyoruz" dedi.

İki avukat daha söz almak
istedi ancak Alçık buna izin vermeyince tutuklu sanıklar da mahkeme
heyetine sırtlarını dönerek, heyeti protesto etti. Alçık, davaya devam
edilemeyeceğini belirterek, duruşmayı 5 Temmuz perşembe
gününe erteledi.

Kaynak: Bianet

Derbent dosyası özel yetkili savcıya gönderildi

Derbent dosyası özel
yetkili savcıya gönderildi

Konut
hakkı savunucuları hakkında açılan davada savcı, görevsizlik kararı
verdi, dosyayı özel yetkili savcıya gönderdi. İddia ise "Çıkar
amaçlı örgüt kurma." Avukat Ali Doğan, yanlış davada, yanlış
bir karar olduğunu belirterek, gizlilik kararı nedeniyle dosya hakkında
bir şey bilmediklerini söyledi.

Derbent'te gözaltılara<br />  tepki 5 src="http://media.etha.com.tr/images/2012/03/14/cache/etha-20120314-derbent-eylem-04_display.jpg"
/>

Sarıyer Derbent'te 13 Mart günü sabah saatlerinde zırhlı
araçlar ve özel harekat timleriyle gerçekleştirilen ev baskınları
sonucu 14 konut hakkı savunucusu gözaltına alınmıştı. Aralarında
Konut Hakkı Koordinasyonu Sözcüsü Köksal Doğan'ın da bulunduğu 14
kişi, "Konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi" iddiasıyla
suçlanırken, 4 günlük gözaltı süresinin ardından serbest
bırakılmıştı.

Soruşturmayı yürüten savcı, "Çıkar
amaçlı örgüt bulundu" iddiasıyla görevsizlik kararı vererek,
dosyayı özel yetkili savcıya gönderdi.

NE OLACAĞI KONUSUNDA BİR
BİLGİMİZ YOK

Gelişmelerle ilgili bilgi veren Derbentlilerin
avukatı Ali Doğan, dosyaya konulan gizlilik kararı nedeniyle ne
olacağını bilemediklerini ifade etti. Yanlış bir soruşturma olduğuna
dikkat çeken Doğan, "Dosyanın özel yetkili savcılığa
gönderilmesi de ayrıca yanlış, hukuksuz bir karardır"
dedi.

Dosya ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadıklarını kaydeden
Doğan, şöyle konuştu: "Savcı tutuklama talebinde bulunmuş ancak
mahkeme bu talebi reddetmişti. Ardından savcı bu karara itiraz ederek,
tekrar tutuklama talebinde bulunmuştu. Mahkeme bu talebi de reddetti. Daha
sonra savcı, görevsizlik kararı vermiş, 'çıkar amaçlı suç
örgütü bulduğu' iddiasıyla. Bu da özel yetkili mahkemelerin
alanına girdiği için özel yetkili savcıya göndermiş. Tek bilgimiz bu.
Dosyaya gizlilik kararı verildiği için ayrıntılarına hakim değiliz.
Bize göre yanlış başlayan, yanlış bir davanın dosyasının özel
yetkili mahkemeye gönderilmesi de yanlış ve hukuksuzdur.

Savcının
elinde neler var, neler yok bir kere bunları bilmiyoruz. Dosyayı inceleme
şansımız olmadı. Özel yetkili savcı dava açar mı, açmaz mı,
gelişmeler hangi yönde olur, bir şey bilmiyoruz."

BARINMA, EN
TEMEL İNSAN HAKKIDIR

HDK'nin düzenlediği "Kentsel
Dönüşüm Çalıştayı"nda söz alan Konut Hakkı Koordinasyonu
sözcüsü Köksal Doğan, gözaltına alınmalarıyla ilgili şu tespitlerde
bulunmuştu: "Barınma meselesi için 'mülkiyet sorunu'
diyorlar. Mülkiyet sorunu değildir, en temel insan hakkıdır.
Derbent'te gerçekleştirilen baskınlarda gözaltına alınanlar
arasında da farklı siyasi görüşe mensup insanlar vardı. Ancak, konut
hakkını, evini, deresini, yaşamı savunan insanların siyasi
düşüncesine bakmadan gözaltına alıyorlar. Çünkü, ranta bakıyorlar.
Evlerini, derelerini savunanlar 'terörist' olarak görülüyor,
yargılanıyor."

Kaynak: ETHA

Polisin Dövdüğü Koca'ya 5 Yıl Hapis İsteniyor

Polisin Dövdüğü Koca'ya
5 Yıl Hapis İsteniyor

Yedi polis tarafından cop, palaska ve
kemerle dakikalarca dövülen Ahmet Koca, polislere görevlerini
yaptırmadığı, direndiği ve hakaret ettiği iddiasıyla beş yıl hapis
istemiyle yargılanacak.

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/38156/490/330" width="490"
/>

İstanbul Fatih'te yedi polis tarafından öldüresiye dövülen
Ahmet Koca hakkında polise mukavemetten dava açılırken, İstanbul
Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede "görevi
yaptırmamak için direnme ve hakaret" suçlamasıyla beş yıla kadar
hapis istendi.

Ahmet Koca, olayın ardından 21 Haziran Perşembe
günü kendisini döven polisler hakkında suç duyurusunda
bulunmuştu.

Suç duyurusunda Fatih Emniyet Müdürlüğü'nde
görevli polis memurlarının, Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesi
uyarınca, "işkence sebebiyle yaralama ve insanlıkla bağdaşmayan
muameleden" cezalandırılmaları talep edildi.

Ahmet
Koca'nın avukatı Efkan Bolaç, Koca'ya yönelik eziyet ve işkence
eylemine katılan tüm görevlilerin bir an önce yargı önüne
çıkarılması gerektiğini, yedi polisin yarın İstanbul Adliyesi'ne
getirilerek savcıya ifade verme ihtimali olduğunu söyledi.

Kaynak:
Bianet

Dünyanın en büyük sağlık skandalı

Dünyanın en büyük
sağlık skandalı

Bazı ilaçları
tıbbi güvenliği konusunda ilgili makamlara bilgi vermeden piyasaya
sunmakla suçlanan GlaxoSmithKline, insanların hayatına kast etmekten
suçlu bulundu.

Dünyanın en büyük sağlık skandalı id="news_main_photo"
src="http://media.etha.com.tr/images/2012/07/03/cache/etha-20120703-ilacskandal-00_ext.jpg"
/>

Dünyanın en büyük ilaç şirketlerinden Amerikan
GlaxoSmithKline, Paxil, Wellbutrin ve Avandia isimli ilaçları tıbbi
güvenliği konusunda ilgili makamlara yeterli bilgilendirme yapmadan
piyasaya sunduğu gerekçesiyle 3 milyar dolar para cezasına
çarptırıldı.

Şirket, ciddi yan etkilerine rağmen doktarların bu
ilaçları reçetelerine yazması için rüşvete başvurmaktan suçlu
bulundu. İnsan hayatının hiçe sayıldığını belirten uzmanlar, Avandia
kullanımıyla ilintili 50 bin ile 100 bin arasında diabet hastasında,
beklenmedik kalp krizi vakasına rastlandığını ve ilacın çok fazla
insanın canını yaktığını kaydetti.

Soruşturmayı yürüten
savcı vekili Stuart Delery, insan hayatıyla oynayan bir anlayışa tolerans
göstermenin söz konusu olamayacağını ifade etti. Savcı, "Sağlık
sisteminde dolandırıcılık, hayatımıza her yönden dokunan bir salgın.
Ve ilaç endüstrisinin bunları sadece ticaret hayatının olağan bir
parçası olarak gördüğünü görüyoruz. Bu yüzden yargı, mümkün olan
her yolla sağlıkta dolandırıcılığa meydan vermemek için mücadeleye
kararlı" dedi.

Şirket, 3 milyar dolar bedel ödeyerek uzlaşma
sağlamayı kabul etti.

Kaynak: ETHA

Madımak-Uludere güzergahında değişen bir şey yok! / Nihal Kemaloğlu

Madımak-Uludere
güzergahında değişen bir şey yok! / Nihal
Kemaloğlu

'Canların yakıldığı' 2 Temmuz 1993 ile
altı ay önce Uludere'de 34 Kürt vatandaşın parçalandığı tarih
arasında 19 yıl dururken, devlet hala 'hatırlamanın' suç olduğu
yerde ve 'anma' yasaklarının mesaisiyle meşguldü.
Devlet
kendi tarihinden dışladığı bu katliamlar için zamana sığınsa da ya
da yargı yoluyla zamanın üzerinden aşırtsa da Madımak'ın
tüllerini saran alevlerin arasından bize bakan 35 canın yanına
battaniyelere sarılmış devlet malı bombayla parçalanmış 34 Uludereli
çocuğun uzandığını maalesef 'körkütük' hatırlıyorduk. />19 yıl önce Madımak'ın önünde biriken kitlesel öfke ve hıncın
'Ölüm' histeri nöbeti 'unutulmayı' değil, her an bir
köşebaşında örgütlenebilecek 'insan yakma pratiğini' istim
üzerinde tutan resmi ideolojisini hafızamızdan geri çağırıyordu. />Ya da Uludere'de gece karanlığında vatandaşını seçemeyen devlet,
bombalarla kayalara yapıştırdığı vatandaşlarının ölümünden sonra
'gömüldüğü' sessizliğini kurbanları 'PKK sempatizanı,
kaçakçı, figüran, zaten öleceklerdi' diliyle bozduğu da kayıtlara
geçiyordu.
Elbette ne üzerinden 19 yıl geçen Sivas'ın ne de
altı ay önce Uludere'de gerçekleşen katliamın asli faillerine
ulaşmaya demokrasi ve hukukumuzun boyu bosu yetiyordu.
Ama neyi, nasıl
'hatırlayıp' neyi 'anacağımızı' şekillemekle mükellef
hikmet-i hükümet, sorumluları ve sanıkları 'devlet sırrı'
düzeyinde koruyup kayırırken hiçbiri 'eceliyle' ölmemiş katliam
mağdurlarını 'failleştirmekten' de geri durmuyordu.
Ne de
olsa ülkenin cezaevleri, AVM inşaatları dahil her türlü 'katliam
mekanı' köz gibi tütüyordu ve bir numaralı katliam sanığı 19 yıl
sonra Madımak'ın biraz ötesindeki evinde huzurla ve eceliyle
öldüğünü tesadüfen öğrenirken bu yıl Sivas'taki anma
etkinliğine Madımak'a 500 metre yaklaşma yasağı koyuluyordu. />Ama yaklaşılsa da yaklaşılmasa da Madımak  belleğimizde çoktan
'unutmamanın imgesi' olarak çoktan yerleşmişti.
35 Alevi
yazar, ozan ve semahçının devlet-kitle el birliğiyle boğulduğu ve
yakıldığı Madımak'ın katliam sonrası tam 14 yıl boyunca kebapçı
olarak verdiği hizmetin elbette bu derin bellek çalışmamızdaki payı
çok büyüktür.
Sanırız Başbakan'ın da 'Parası neyse
verdik ama siz hala yatıp kalkıp Uludere diyorsunuz' çıkışını
müteakip 'Her kürtaj bir Uludere'dir' söylemsel manevrası da
Uludere'yi gündemden çekip alamadığı gibi bu trajediyi inkar
edilemez, küçümsenemez, çarpıtılamaz yerine taşımaya büyük
katkısı olmuştu.
Tabii ki devletin katliamların üzerini örttükçe
'dirilttiği ateşi', bastırdıkça 'geri tepip gelen
gerçekliği' zamanaşımına uğratınca 'zamanın işlemediği'
bir tarihe dönüştüğünü söylemeye lüzum yoktu.
Dolayısıyla
Sivas'taki anma etkinliğinde Madımak'a 500 metre yaklaşma yasağı
koyarak ya da Uludere'de ellerinde çocuklarının fotoğrafları altı
aydır sorumluların bulunmasını ve yargılanmasını isteyen Uludereli
anaları tazyikli suyla yere yıkarak sadece devlet kendi ideolojik tarihine
tahakküm eder.
Yoksa katliam mağdurlarını 'hakir görüp',
'kriminalize' etme ya da yakınlarının ve toplumun 'adalet
talebini' biber gazı, tazyikli suyla geri püskürtme hangi tutulmamış
yası, ödeşmediğimiz utancı ve ahlaki kefaretin yerine geçebilirdi
ki?

Kaynak: Akşam