19 Temmuz 2012 Perşembe

DİSK-KESK-TMMOB-TTB: SURİYE`YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR!.. YAŞASIN ORTADOĞU HALKLARININ KARDEŞLİĞİ!

DİSK-KESK-TMMOB-TTB:
SURİYE`YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR!.. YAŞASIN ORTADOĞU HALKLARININ
KARDEŞLİĞİ!

SURİYE‘YE EMPERYALİST
MÜDAHALEYE HAYIR!..

YAŞASIN ORTADOĞU
HALKLARININ KARDEŞLİĞİ!

Değerli Basın
Emekçileri,

AKP hükümetinin emperyalizmin Ortadoğu‘daki
taşeronluğuna soyunarak, Türkiye‘yi saldırgan politikaların bir
parçası yapan yaklaşımlarını kaygıyla izlemekteyiz.

Suriye
halkını ve Ortadoğu‘daki sınıf kardeşlerimizi de yakından
ilgilendiren bir basın toplantısını yapma ihtiyacı hisseden biz emek ve
meslek örgütlerini, gerek demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinden
ve gerekse topluma karşı sorumluluğunun da bir ifadesi olan
anti-emperyalist ve enternasyonalist çizgisinden dolayı kamuoyu yakından
tanımaktadır.

Irak‘ta olduğu gibi, hemen yanıbaşımızdaki
komşumuz Suriye üzerinde de oynanmak istenen emperyalist oyunlara sessiz
kalmamız düşünülemez.

Değerli Dostlar,

Kendisi
muhalefetin en küçük demokratik bir hakkını bile
kullanmasınıyasaklayarak, muhaliflerine karşı alabildiğine baskıcı,
demokratik hak ve özgürlükleri kendi halkına çok gören dikta özlemleri
içinde olan AKP‘nin, komşu ülkelerin yönetimlerini, halklarına
uyguladıkları baskılardan dolayı yüksek tonda eleştirmesi ilginç bir
tezat oluşturmaktadır.

Irak‘ta iki milyona yakın insanın
katledilmesine sesini çıkartmayan; ülkesinde yaptığı katliamlar ve
insanlık suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nce
hakkında yakalama kararı çıkarılan Sudan Devlet Başkanı Ömer El
Beşir‘i Türkiye‘de ağırlayan Başbakan Erdoğan‘ın
Kaddafi‘ye ya da Esat‘a karşı esip gürlemesi, taşeron
psikolojisiyle asıl patrona yaranmasına yetse de, kendi özrünü
kapatmasına asla yetmeyecektir.

Çünkü halkın ve vekillerin sokakta
kendilerini demokratik siyasi yollardan ifade etme kanallarını kapatan,
özellikle Kürt halkını demokratik siyaset yapma zemini dışına iten
AKP, sendikaları ve meslek örgütlerini dışlayarak çalışma hayatını,
üniversite bileşenlerini dışlayarak yüksek eğitimi, kadınları
dışlayarak toplumsal hayatı, Alevileri ve azınlıkları dışlayarak tek
mezhepli bir dini yapıyı, toplumsal kesimleri dışlayarak yeni bir
anayasayı, adaleti ve hukukçuları dışlayarak hukuksuzluğu, gazetecileri
ve basın ahlakını dışlayarak medyayı, sosyalliği dışlayarak otoriter
devleti yeniden inşaa etmektedir.

AKP‘nin bu tutumunun arka
planında Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın da "eşbaşkanı"
olduğunu ilan ettiği emperyalist Büyük Ortadoğu Projesi 
yatmaktadır. İzin verirseniz, Türkiye‘nin ve Suriye‘nin
bugünkü durumunu açıklamak için kısaca bu projeyi hatırlatmak
istiyoruz.

Büyük Ortadoğu Projesi, ABD‘nin batıda Fas,
Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye,
güneyde Arap Dünyası‘ndan Somali‘ye kadar uzanan bir
coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim,
ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir
"islam coğrafyası"
dönüşüm stratejisidir ve bu alanlarda
uzun vadeli  ekonomik/politik bir coğrafi değişimi
hedeflemektedir.

ABD‘de yapılan G-8 toplantısında çerçevesi
genişletilerek ‘‘Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu
Girişimi‘‘
adıyla sunulan proje esas olarak, ABD‘nin
1997‘de oluşturduğu ‘Yeni Amerikan Yüzyılı
Projesi‘
nin bir alt unsurudur.

G-8‘de tartışılan,
Avrupa Birliği ülkelerinin de hoşuna giden yeni liberal motiflerle
renklendirilen bu projenin 12 maddelik sonuç bildirgesinde
‘‘projenin bölgeye dışarıdan empoze
edilmeyeceğine‘‘
dair ifade bulunmasına rağmen, BOP öz
itibariyle emperyalist müdahalelerle uygulamaya
konulmuştur.

BOP‘un uygulanacağı bölge, emperyalistlerin
beklediği istikrara sahip gözükmemektedir ve hükümetler değil, bölge
halkları genelde ABD karşıtıdır.

Bu durumda sürekli askeri
güç bulundurmanın yanında yöredeki ülkelerin siyasal ve ekonomik olarak
emperyalistler tarafından yeniden yapılandırılmaları stratejik olarak da
gerekli gözükmektedir.

Petrol başta olmak üzere doğal
kaynakları yakından denetleme stratejisi ve politikaları, çokuluslu
petrol şirketleri ve ABD yönetimi arasındaki ilişkilerin ele
alınmasını gerektirmektedir. 70 ve 80‘li yıllarda ABD‘nin
çıkarları silah üreticisi büyük şirketler, petrol şirketleri ile
finansal şirketler arasında yapılan bir işbirliğine dayanmıştı. Yani
silah satıcıları ve petrol satıcıları koalisyonu yapılmış, finansal
şirketler de bu koalisyonda yer bulmuşlardır.

Dünya hâkimiyeti
için Avrasya‘yı, Avrasya hâkimiyeti için de Büyük
Ortadoğu‘yu kontrol etmenin zorunluluğunu hisseden ABD, bu yolda
stratejik bir madde olan petrol ve ona ulaşım yolları üzerinde egemenlik
tesis ederek, rakipleri karşısında stratejik üstünlük sağlamayı
amaçlamaktadır.

Bölgeyi denetim altına almak istemesinde, kendi
ihtiyacını garanti altına almak amacıyla ilgili hesaplar olmasıyla
birlikte, esas amaç, dünya üzerindeki rakiplerinin çok büyük ölçüde
bu kaynaklara bağımlı olmasıdır.

Bir yandan hâkim olmayı
planladığı yörelerdeki doğal kaynakları emniyete almak, diğer yandan
IMF ve Dünya Bankası‘nın desteğiyle ilgili ülkelerin ekonomilerini
çokuluslu ABD şirketlerine açmayı hedefleyen ABD‘nin bu projesini
ekonomik düzeyde "neoliberalizm", ideolojik düzeyde
"ılımlı İslam" ve askeri olarak da
"işgal" ile ifade etmek doğru olacaktır.

BOP,
Avrasya coğrafyasında ‘‘mekânın
özelleştirilmesi‘‘
seferidir. Avrasya jeopolitiğinin
omurgasını oluşturan Fas‘tan Çin sınırına kadar uzanan geniş
coğrafi alan, BOP‘un ‘‘özelleştirme
harekâtı‘‘
için tek pazar haline gelmelidir, ama
parçaları küçük olmalıdır.

Buna göre; federatif yapılar,
küçük devletçikler yaratılmalı ve onların pazarlık güçleri
kırılmalı, doğal kaynakları üzerinde daha zahmetsizce egemenlik
kurulabilmelidir. Taşeron rolünü benimsemiş Türkiye‘nin, bu
süreçten olumlu etkilenmesi mümkün değildir.

İşte
Türkiye‘nin geleneksel dış politikasında öncelikle komşuları
için olmazsa olmaz koşul saydığı ve varlığına büyük özen
gösterdiği ‘‘toprak bütünlüğünden yana
olma‘‘
çizgisinin geçerliliğini yitirmesi ve komşularla
sıfır problemden, neredeyse tüm komşularla çatışma noktasına
taşınmasının arka planı budur...

Soğuk Savaş döneminde
ABD‘nin "yeşil kuşak" projesinin parçası olarak bir
"ABD üssü" haline getirilen Türkiye bugün de adı konulmamış
"yeni paylaşım savaşı"nda emperyalizmin cephe ülkesi olarak
konumlandırılmaktadır.

AKP, ABD tarafından "model ülke ve
model ortak"
olarak Ortadoğu‘nun yeniden düzenlenmesinde
çok yönlü işbirlikçi bir rol üstlenmektedir. Bunun tam adı şudur:
Ilımlı İslam ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron
cumhuriyeti!..

Değerli Dostlar,

Yıllardan beri
bölgede oynanan bu "büyük oyunun" 21. yüzyıldaki kritik
noktası Suriye‘dir. Suriye‘ye dönük bir askeri müdahale
bölgesel bir savaşın da tetikleyicisi olacaktır. Ortadoğu bu şekilde
iç savaşlarla, etnik ve dini boğazlaşmalarla kaosu sürüklenirken,
Türkiye de bu kaosun parçası olacak ve bölge halkları büyük acılarla
yüz yüze kalacaktır.

Bütün bu yaptıklarını "insan
haklarını koruma", "demokrasiyi yerleştirme"

kılıfıyla yapıyorlar. Suriye için özgürlük ve demokrasi istemek ne
dünya halklarına kan kusturan ABD‘ye, ne Suudi Prensi‘ne
kalmıştır ne de kendi halkını baskı ve şiddet operasyonlarıyla
sindirmeye çalışan Başbakan
Erdoğan‘a.. 

Suriye‘ye dönük bir askeri
müdahalenin gerçekleştirilmesinin açık çağrıcılığını üstlenen,
Suriye‘de iç savaşın geliştirilmesi amacıyla sınırları açan
AKP iktidarı, bu politikalarıyla Türkiye‘yi bölgedeki etnik-dini
boğazlaşmanın ve bölgesel bir savaşın tam ortasına
sürüklüyor.

Suriye`ye dönük müdahaleler giderek bölgesel bir
çatışmaya dönüşecektir. Çünkü bu savaş Suriye‘yle savaş
değil, esasen İran`la ve hatta dolaylı olarak Rusya ve Çin‘le
yapılacak bir savaş olacaktır. Suriye savaşı büyük bir bölgesel
savaşa dönüşecektir. Bu durum aynı zamanda bölgede sınırın her iki
tarafında kalarak bölünen ailelerin bile karşı karşıya kalmalarına
neden olacaktır.

Dün Başkent Şam‘da düzenlenen intihar
saldırısı emperyalistlerin planladığı savaşı açıkça ortaya
koymuştur. Bu saldırıda Savunma Bakanı Davud Racha, Devlet Başkan
Yardımcısı Hasan Türkmeni ve Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Asıf
Şevkey öldürülmüştür. Suikast için seçilen gün de oldukça dikkat
çekicidir. Tam BM Güvenlik Konseyi‘nde 7‘nci maddenin de
görüşülmesinin gündemde olduğu toplantıya saatler kala Suriye‘de
intihar saldırısı gerçekleştirilmiştir. Aynı gün de Başbakan Tayyip
Erdoğan‘ın Moskova‘da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon‘un, Çin Devlet Başkanı Hu ile
görüşmesi vardı. Bu iki ülke de biliyorsunuzki Suriye‘de askeri
müdahaleye karşıydı. Çeşitli saldırı ve savaş politikaları ile
Suriye halkı savaşa sürüklendiği bir gerçektir.

Değerli
Dostlar,

AKP iktidarı bugün Kürt sorununun demokratik çözümünü
sağlamak yerine, Kürtleri sadece kendi dayattığı politikalara tabi
kılmaya çalışıyor, bunu reddeden Kürtleri de etkisizleştirmeye
yöneliyor. Açıkça görülüyor ki bu politikanın bir yanı yine askeri
yöntem ve şiddete dayanıyor. Bölgede cemaat-tarikat ağlarının
güçlendirilmesi, Hizbullah‘ın tekrar aktif hale getirilmesi ve Kürt
hareketinin demokratik alandaki güçlerinin KCK operasyonlarıyla
etkisizleştirilmeye çalışılması işte bu stratejinin gereği olarak
uygulanıyor. Kürt sorununda şiddete dayalı politikalar, Uludere`dekine
benzer katliamcı sonuçlarla birlikte sürerken, bütün bunlar bir arada
yaşam zeminlerini de tahrip ediyor. Özellikle batıda Kürt ve Türk
halkının birlikte yaşadığı yerler, etnik bir çatışmanın zeminlerine
dönüşüyor.

Bu nedenle Türkiye halklarının özgürlük, eşitlik,
demokrasi ve bağımsızlık taleplerinin Kürt halkının özgürlük ve
eşitlik talepleriyle birleştirilmesi bölge halklarının kardeşliği ve
enternasyonalizmi açısından canalıcı öneme sahip bir
aşamadadır.

Değerli Dostlar,

Bizler, anti-emperyalist
ve enternasyonalist emek ve meslek örgütleri olarak; bölge ülkelerinin
demokratik farklı mezhepsel ve etnik kimliklerin bir arada yaşadığı
demokratik ve laik bir yapıya kavuşabilmesi için emek örgütlerinin ortak
mücadelesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Suriye‘deki
emek ve meslek örgütleriyle dayanışma ilişkilerimizi
güçlendireceğimiz buradan duyuruyoruz. Özgürlükçü, sosyal,
bağımsız ve laik bir Türkiye isteyen güçler olarak demokratik, laik ve
bağımsız Suriye isteyenlerle dayanışmayı ertelenemeyecek bir görev
olarak görüyoruz.

Komşumuz Suriye‘ye karşı herhangi bir
dış müdahaleyi asla kabul etmiyor, bütün emperyalist güçlerin ve
işbirlikçi devletlerin ellerini Suriye‘den derhal çekmesini
istiyoruz!

Bölgesel güç olma hevesiyle Suriye‘yi rüştünü
ispat edeceği bir sınav olarak gören AKP Hükümeti‘ne sesleniyoruz:
Ateşle oynamayın! ABD emperyalizminin çıkarlarına odaklanmış dış
politika anlayışınızdan vazgeçin!

Gerçekten tam laik, çok
kültürlü, çok inançlı, herkesin eşit yurttaşlık haklarına sahip
olduğu, eşit, özgür, sosyal bir Suriye, Suriye emekçi ve ezilenlerinin
mücadelesinin ürünü olacaktır. Biz bu mücadele ile dayanışma
içerisinde olacağız.

Şimdi, AKP‘nin, emperyalizmin aktif
taşeronluğunu üstlenerek Suriye‘de iç savaşın geliştirilmesine
yönelik hamlelerinden vazgeçmesini sağlama zamanıdır. Şimdi, savaş
çığlıkları atanlara karşı, halkların kardeşliği için sorumluluk
alma zamanıdır.
Bizler dün olduğu gibi bugün de tüm savaş
karşıtlarıyla birlikte "Suriye‘ye Emperyalist Müdahaleye
Hayır" diyeceğiz, meydanlarda olacağız.

src="http://www.tmmob.org.tr/resimler/bizden/orj/2207_13_53_13.jpg"
style="width: 450px; height: 300px;" />

Kaynak:
tmmob.org.tr

HHB: Grup Yorum'a 110 Yıl Ceza

HHB: Grup Yorum'a 110 Yıl
Ceza

GRUP YORUM ÜYELERİNDEN
SEÇKİN AYDOĞAN TAHLİYE EDİLMEDİ.

GRUP ÜYELERİNE AÇILAN DAVADA YÜZLERCE YIL CEZA
İSTENİYOR.

Kurulduğu 27 yıl öncesinden bu yana her
dönem cezalarla, hapishanelerle, baskılarla mücadele etti Grup Yorum.
Cunta döneminde de, Avrupa Birliğine uyum süreci adı altında
yürütülen reformlar yapıyoruz dedikleri dönemlerde de Grubun üyeleri
gözaltına alındı, tutuklandı, türkülerinin çalınması yasaklandı,
konserleri engellendi. İktidarlar değişti ama gruba yapılan baskılar
değişmedi. 3. yargı paketi ile faşist katillerin bile serbest kaldığı
bugünlerde Grup Yorum üyelerinden Seçkin Taygun AYDOĞAN’ın tahliye
talebi yine reddedildi.

Grup Yorum hakkında açılan davada üyeleri
için toplamda 25-110 yıl arasında ceza isteniyor. Grup Yorum 2010
yılında İnönü Stadyumunda 55 bin kişiye konser verdikten sonra, 2011
yılında Bakırköy Özgürlük Meydanında 150 bin kişiye konser vermiş,
1 Mayıs işçi bayramında ise milyonlara seslenmişti. Devrimci bir müzik
grubunun milyonlara seslenmesini hazmedemeyen siyasi iktidar, 10 Mayıs
2011’de gece saat 03.00 civarında Grubun çalışmalarını
yürüttüğü İdil Kültür Merkezi’ni arama adı altında talan
ettirmiş ve kültür merkezinde gece çalışan grup üyelerini gözaltına
aldırmıştı.

Birini arıyoruz bahanesiyle yapılan baskında aranan
kişi de Kültür Merkezinde değildi. Bunun yerine Kültür Merkezinde
bulunan herkes gözaltına alındı, bilgisayarlarına, dijital
malzemelerine, çalışma notlarına el konuldu.  Daha sonra İdil
Kültür Merkezinde bulunup gözaltına alınan Tavır dergisi
çalışanları, Grup Yorum elemanları ve çalışanları hakkında dava
açıldı.

Grup Yorum üyelerinden Ali ARACI,
Caner BOZKURT, Seçkin Taygun
AYDOĞAN
,  Ayfer RÜZGAR hakkında sadece o gece
İdil Kültür Merkezinde bulunup, gözaltına alındıklarında da 
direndikleri gerekçesiyle 1
8 ay ile  9 yıl 
arası ceza isteniyor. Grubun üyelerinden Ezgi Dilan BALCI hakkında
Dev-Genç şapkası taktığı, “Hayata Dönüş” katliamını
kınadığı, Parasız Eğitim Hakkını savunduğu, Ferhat ve
Berna’yı sahiplendiği, Yürüyüş dergisi ve Demokratik kurumlara
yapılan baskınları protesto ettiği gerekçesiyle 19 ile 74 yıl arası
ceza istenmektedir.

İdil Kültür Merkezi çalışanı ve Kültür
Sanatta Tavır Dergisi yazarı Metin YAVUZ ise sadece hakkında daha önce
DHKP/C üyeliğinden dava açılmış olması ve o gün İdil Kültür
Merkezinde bulunması nedeniyle 9 ile 24 yıl arası ceza istenmektedir.
(?????..........)

AÇILAN DAVA UMUDUN SESİNİ SUSTURMAYA
YÖNELİKTİR

İdil Kültür Merkezi çalışanlarının
tümü kimi zaman sözü silaha dönüştüren, kimi zaman sözü umut,
inanç ve dirence büründüren sanatçılardır.  Sözleri; ezgilerle,
şiirle, tiyatroyla, öykü ve masallarla yüreğimize ve beynimize seslenir.
Düşeni kaldırır, yolunu şaşırana yol gösterir,  umutsuzluğu
inanca dönüştürür, unutturulmaya çalışılan Anadolu’nun isyan
tarihini aydınlatır ve gelecek güzel günlerin resmini
çizer.

Grubun ve İdil Kültür Merkezinin susturulmaya
çalışılması bu nedenledir.

Bu nedenledir ki, haksızlığa karşı
çıkmaları, baskınları ezgilerine taşımaları, saldırıları protesto
etmeleri suç kabul edilir.

Bu nedenledir ki, özel yetkili
mahkemelerde yargılanmaları hukuken mümkün değilken onlar hakkında
iddianameler düzenlenir.

Bu nedenledir ki, hukuk, kişilerin
haklarında daha önce açılmış davalar delil olamaz dese de, onların
yaptığı her eylem ve söyledikleri her söz delil kabul edilir.

AKP
iktidarı boşuna çabalamasın. Grup Yorum ve İdil Kültür Merkezi
sözleri silaha dönüştürmekte usta olduğu kadar baskılara karşı
direnmekte de ustadır. Grup Yorum dünyaya güzellikler resmeden USTALARININ
öğrencileri olarak baskınlara karşı da savaşmaya devam edeceklerdir.
Tüm bu baskılara karşı bir kez daha Türküler Susmaz, Halaylar Sürer
demek için Yorumun işlediği “o büyük suç”a ortak olmak
için,   21 Temmuz 2012’de Harbiye Konserinde
buluşalım.

HALKIN HUKUK BÜROSU

 

Kaynak:
halkinsesi.tv

BEDAŞ İşçilerinin Direnişi Devam Ediyor

BEDAŞ İşçilerinin
Direnişi Devam Ediyor

src="http://halkinsesi.tv/images/stories/haber/Temmuz2012/Bedas-iscilerdireniste-20120718.jpg"
style="float: left; margin-left: 15px; margin-right: 15px;" />BEDAŞ
İŞÇİLERİ DİRENİYOR!

Direnen BEDAŞ
İşçilerinin Sesine Kulak Verelim!

Direnenlere Sahip
Çıkmak Onurlu Herkesin Görevidir!

HALKIMIZA!

Bizler taşeron MARSAŞ
ÇIRA şirketinde 7 yılı aşkındır çalışan ve hakkını istediği
için işten atılan 120 BEDAŞ işçisiyiz.

BEDAŞ’a bağlı
taşeron MARSAŞ ÇIRA şirketi yıllardır hiçbir açıklama yapmadan
maaşlarımızı geç ödeyerek ve kesinti yaparak hakkımızı çaldı.
Yetmiyormuş gibi 70 kişinin yapacağı işi 45-50 kişi ile yaptırıp;
eksik eleman çalıştırarak, kendilerinin alması gereken işimizle ilgili
ekipmanları bizlere aldırtıp, izin hakkımızı keyfi olarak uygulatmayıp
emeğimizden de çaldı. Tüm bu haksızlıklara karşı gelen işçileri ise
işten atmakla ya da bölge değiştirip sürgün etmekle tehdit
etti

Bizler BEDAŞ işçileri olarak haklarımıza, emeğimize,
onurumuza sahip çıkmanın yolunun örgütlenerek mücadele etmek olduğuna
inandık. Örgütleyip örgütlendik ve sendikamız ENERJİ-SEN’e üye
olduk.

Taşeron şirketin haksız uygulamalarını, keyfiyeti 120 okuma
elemanı 350 kesme elemanı olarak 470 dilekçeyle üst işveren olan
BEDAŞ’a bildirdik. Ancak BEDAŞ, taşeronu denetlemek bir yana,
taşeron MARSAŞ ÇIRA şirketini destekleyip biz 120 BEDAŞ İŞÇİSİNİN
ATILMASINA onay verdi.

BEDAŞ ve taşeron ortaklığıyla hemen işten
atılan biz 120 işçi yerine yeni, deneyimsiz işçiler alarak bizleri
işçilerle de karşı-karşıya getirmeye çalıştılar. Bizim
ENERJİ-SEN’de örgütlenmemize karşı olanlar sendikasız işçileri
apar-topar işbirlikçi sarı-sendika TES-İŞ’e üye olmaya
zorladılar.

BEDAŞ müdürleriyle ve taşeronla birçok kez
görüşüldü Ancak haklarımızı vermek yerine sendikayı tanımayan,
bizleri bölüp parçalamayı amaçlayan bir oyalama içinde oldular. Atılan
120 işçiden 17 işçi hariç diğerlerini alabileceklerini ancak kesinlikle
17 işçiyi işe almayacaklarını söylediler.

BEDAŞ yetkilileri son
olarak endeksör diye tabir edilen okuma aletlerini vermediğimiz için bizi
icraya vereceklerini söyleyip mesaj çektiler. Ancak 13 Temmuz günü okuma
aletlerini teslim etmek için Taksim BEDAŞ binasına gittiğimizde
kapıları kilitleyip görüşmek istemediklerini söylediler. Direnişimizin
başından beri BEDAŞ binasının önünde bekleyen çevik kuvvet
polislerinin saldırısına uğradık.

NE
İSTİYORUZ!

- İşimizi istiyoruz! İşine
geri dönmek isteyen ve atılan tüm işçiler, hiçbir ayrım
yapılmaksızın işe geri alınsın!

- Maaşlarımız zamanında ve
hiçbir kesinti yapılmadan ödensin!

- Eksik eleman çalıştırmaktan
vazgeçilsin!

- sendikalaşmak, örgütlenmek
hakkımızdır.
Sendikalaşmamız önündeki engeller
kaldırılsın!

- Taşeron daha fazla sömürü demektir,
örgütsüzleştirmek, işçileri bölmek parçalamak demektir. Keyfilik ve
iş cinayetleri demektir. Taşerona Hayır
diyoruz!

DİRENİYORUZ, HAKKIMIZI ALANA KADAR DA
DİRENECEĞİZ!

- Direnişin başladığı 21 Mayıs’tan
beri Taksim BEDAŞ Müdürlüğü önünde kurduğumuz direniş
çadırımızda
gece-gündüz direniyoruz.

- Her
cuma
günü Galatasaray Lisesi önünden BEDAŞ Müdürlüğü
önüne yürüyüşle taleplerimizi duyurmaya, hakkımızı istemeye devam
ediyoruz.

- Boğaz Köprüsü’nde eylem yaparak sesimizi
duyurmaya çalıştık. 26 işçi arkadaşımız haklarına sahip
çıktıkları için gözaltına alındılar.

- Basını,
DKÖ’leri, partileri dolaşarak destek ve dayanışma istedik.

-
Yaşadığımız mahallelerde halkla konuşarak okutma yaptırmamalarını
istedik. Okumaya gelen işçilere işverenin oyununa gelmemeleri, direniş
kırıcılığı yapmamalarını anlattık.

- Meşruluğumuzdan ve
haklılığımızdan aldığımız güçle farklı eylem biçimleriyle
taleplerimizi haykırmaya devam edeceğiz.

YAŞASIN ONURLU
BEDAŞ DİRENİŞİMİZ!

BEDAŞ-TAŞERON, HAKSIZLIĞA
SON!

İŞÇİYİZ HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ!

DİRENİŞÇİ BEDAŞ İŞÇİLERİ

style="text-align: right;"> 

Kaynak:
halkinsesi.tv

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Bu halkı Robocop birleştirecek / Ezgi Başaran

Bu halkı Robocop
birleştirecek / Ezgi Başaran

Direnmeye
kalktın mı yoktur Diyarbakır'ın Trabzon'dan farkı. Herhalde bu
halkı Robocop'lar birleştirecek. Ya da...

class="word">Pazar akşamüstü Diyarbakırlılar, bir gün öncesinin
tozunu-gazını üstlerinden atmak için Sümerpak’ta soluklanmış,
‘Bu nasıl devlettir ki üstümüze yürüdükçe küçüldüğünü
görmez’ diye derin düşüncelere dalmıştı.
Aynı saatlerde,
Diyarbakır’dan her bakımdan uzak bir şehrin köyünde vatandaş
sokaktaydı. Daha doğrusu vadide. Daha da doğrusu deresinin
başında. 

***

Trabzon Köknar Köyü sakinleri,
teyzeler-amcalar, gençler kabullenemedikleri bir yenilgiyi gözleriyle
görmek için vadiye tırmandılar.
Geçen 5 yıl boyunca
Şekerbank’ın derelerine konduracağı HES’e karşı mücadele
vermişlerdi. Karşı durdular, vinçlerin önüne bedenlerinden barikat
kurdular, yaptırmadılar. 5 yıl boyunca haklarında davalar açıldı ama
yaptırmadılar.
Fakat pazar günü duydular ki şantiye kurulmuş. 120
kişi kalkıp derelerinin başına gittiler. Kapitalizmin şantiyesiyle
tanışmaya. 

***

O da ne? Şantiyenin önünde
200 kadar Robocop polis. Halkın deresini halktan korumak için dizilmişler.
Şantiyedeki sorumluların yüzünde müstehzi bir gülümseme. Aralarından
bir-ikisi “Hani yapamazdık?!”, “Hani yaptırmazdınız,
işte şantiye, işte dere” diye kışkırtınca köylünün kan
basıncı da tansiyon aletlerinin sınırlarını aştı. Şantiyedeki
görevlilerin üstüne yürümeye kalkışınca... Kan ter içinde
bağırınca... Robocop ve jandarma eşliğinde 35 km. aşağıdaki
Çaykara’ya götürüldüler. Teyzeler, amcalar, gençler. Yaklaşık
70 kişi. Çaykara İmam Hatip Lisesi’nin top sahasında sıra sıra
dizildiler. Kimlik kontrolleri yapılması için bu top sahasında
bekletildiler. Kaça kadar biliyor musunuz? Sabahın 4’üne.
Aralarından 5’i gözaltına alındı. Ertesi akşam salıverildiler
ama adli takip şartıyla. Yani haftada iki gün karakola gelip yoklama
verecekler. Sebep: İçme suyumuzu, sulama suyumuzu almayın demiş
bulundular. Debisi düşük olan bu dereden santral yapacağız diyerek
küçük tünellere hapsettiğiniz suyumuzun akışını dahi göremez,
duyamaz olduk dedikleri için. 

***

Köknar
Köyü’nde durum bu. Biraz ötesindeki Karaçam’da da farklı
değil. Birkaç ay önce tam 628 asker nöbet tuttu ki HES şantiyesi
kurulabilsin. “Tabii” diyor bir köylü, “devlet lisansı
vermiş. Şirket de engellendiği gerekçesiyle güvenlik gücü talep
ediyor. Devlet de veriyor Robocop’u, askeri. 70 yaşındaki annelerimiz
bile alıştı bu manzaraya.”
Manzara dediği, bir bakıma OHAL.
Devletin güvenlik güçleri, HES şirketleri, yerel taşeron şirketler el
ele vermiş, halkı ve doğayı kutu kutu pense çemberine kıstırıyorlar.
Bastonlu bir nineyi kovalamaya kadar varan bir zalimlikle bunu
yapıyorlar. 

***

Bizde böyle. />Diyarbakır’da özgürlük mitingi için toplanan halkın üstüne
TOMA sürer, biber gazı sıkar, Robocop’la itelersin. />Trabzon’daki dereleri şirketler için Robocop’la
‘korumaya’ alır, “Deremiz bizimdir” diyen halkı
sabahın kör vaktine dek iskambil kâğıdı gibi dizersin.
Direnmeye
kalktın mı yoktur Diyarbakır’ın Trabzon’dan farkı. />Herhalde bu halkı Robocop’lar birleştirecek. Ya da... />#karadenizisyandadır. #amed’in hali malum.

class="word">Kaynak: Radikal

Polis dayağı sonucu beyin kanaması geçirdi

Polis dayağı sonucu beyin
kanaması geçirdi

Polisin sokağa taşan işkencesinin
son adresi Diyarbakır oldu. Doğum yapan eşine ilaç almak için evinden
çıkan Kerem Çiçek, polis karakolu önünde dövüldü ve beyin kanaması
geçirdi.

İstanbul Fatih'te Ahmet Koca'nın sokak
ortasında polisler tarafından öldüresiye dövülmesinin ardından, benzer
bir olay Diyarbakır'da yaşandı.

Kerem Çiçek, 14 Temmuz'da
BDP ve DTK'nin düzenlemek istediği ancak Valiliğin izin vermediği
miting sırasında doğum yapan eşine ilaç almak için dışarı çıktı.
Çiçek Şehitlik karakolu önünden geçerken polisler tarafından
durdurularak, kimlik kontrolü yapıldı. Polisler kimlik kontrolünden
sonra, hakaret edip Çiçek'i öldüresiye dövdü.

Beyin kanaması
geçiren 25 yaşındaki Çiçek, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi
yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı.

5 gündür yoğun
bakımda kalan Çiçek'in avukatı Murat Güzel, suç duyurusunda
bulunacaklarını belirterek, "Müvekilinin durumu, 14 Temmuz'da
Diyarbakır'da orantılı güç kullanıldığını söyleyen İçişleri
Bakanı ve Diyarbakır Valisinin doğru söylemediğini gösteriyor"
dedi.

Müvekilinin kendisini döven polisleri görse tanıyacağını
söylediğini ve polislere eşine eczaneden ilaç almak için dışarı
çıktığını söylemesine rağmen dövüldüğünü kaydeden Avukat Murat
Güzel, "Polisler, ayrıca bilinci yerinde değilken müvekilime
şikayetçi olmadığına dair bazı evraklar imzalatmıştır. Bu kanuna
aykırıdır" diye konuştu.

Bu arada, Çiçek'in tedavisinin
sürdüğü odanın kapısında polisler bekliyor.

Kaynak:
ETHA

14 Temmuz'a tutuklama terörü

14 Temmuz'a tutuklama
terörü

14 Temmuz günü Diyarbakır'da yaşanan
azgın polis terörü sonucu gözaltına alınan 87 kişiden 17'si
tutuklandı.

src="http://www.kizilbayrak.net/uploads/pics/Amed-14_Temmuz-tutuklama.jpg"
width="500" />

BDP ve DTK tarafından Diyarbakır'da
düzenlenmek istenen “Özgürlük İçin Demokratik Direniş”
mitingi Valilik tarafından keyfi biçimde yasaklanmış, kentte adeta
sıkıyönetim ilan edilerek gün boyu OHAL uygulamaları devreye
sokulmuştu.

Mitinge katılmak isteyenlerse azgın polis terörünün
hedefi olmuş, aralarında BDP'li vekillerin de bulunduğu çok sayıda
kişi polis saldırısı sonucu yaralanmıştı.

Aralarında
çocukların da bulunduğu 87 kişi üç gün boyunca Diyarbakır Emniyet
Müdürlüğü'nde tutulduktan sonra dün Diyarbakır Adliyesi'ne
getirilerek savcılığa çıkarıldı. 48 kişi savcılıktaki ifadelerinin
ardından serbest bırakılırken, 39 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye
sevkedildi.

Mahkemedeki sorgunun ardından 17 kişi "Örgüte üye
olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" ve  "Örgüt
propagandası yapmak" suçlamalarıyla tutuklandı, 22 kişi ise
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kaynak:
kizilbayrak.net

Kaymakamdan Talimat Var; Film Yasak

Kaymakamdan Talimat Var;
Film Yasak

Kentsel dönüşüm gerçekliğini anlatan birçok
ödül sahibi "Ekümenopolis" belgeselinin Enez'deki gösterimi
kaymakamlıktan daha önce izin alınmasına rağmen son anda
Kaymakam'ın "sözlü talimatıyla" engellendi.

class="text"> 

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/38542/490/292" width="490"
/>

Edirne'ye bağlı Enez ilçesinde kentsel dönüşümü anlatan
"Ekümenopolis" belgeselinin gösterimi son anda
Kaymakam tarafından engellendi.

İmre Azem'in
yönetmenliğini yaptığı ulusal ve uluslararası alanda birçok ödül
alan "Ekümenopolis" belgeseli, kentsel dönüşümün kentin hem
siluetini hem de sosyal dokusunu yok eden boyutlarını
sorguluyor.

Kaymakam: Enez yazın çok kalabalık

bianet'e
Kaymakamlık'ın basın bürosu aracılığı ile açıklama yapan Enez
Kaymakamı Fatih Baysal, Enez'in yaz aylarında çok kalabalık olduğunu
ve bu yüzden yer sorunu nedeniyle izin vermedikleri belirterek yeniden
müracat yapılırsa değerlendirebileceklerini söyledi.

Yönetmen
İmre Azem, "Kaymakamlıktan bir açıklama bekliyorum. Ancak filmi en
kısa zamanda Enez'de göstereceğiz; çünkü halk film
'yasaklandığı' için daha da çok merak etti. Başka mahallelerde
de filmin gösterimlerine hız vereceğiz" dedi.

Kent
Hareketleri
, uzun süredir kentsel dönüşümün getirdiği
mağduriyetlere dikkat çekmek ve mahalleleri bilgilendirmek için belgeselin
ücretsiz gösterimlerini düzenliyor. İstanbul, Ankara'dan sonra
kentsel dönüşüm yapılması düşünülen merkezlerden biri olan
Enez'de de gösterilmek istendi.

Kaymakamlık filmi izledi, izin
verdi

Enez ilçesinde bir çay bahçesinde belgeselin gösterilmesi
için kaymakamlıktan 15 gün öncesinde izin alındı. Filmi izleyen
Kaymakamlık "tamam" dedi.

Filmin gösterileceği çay
bahçesinin sahibi kararını değiştirince gösterimden beş gün önce
filmin bir evin bahçesinde gösterilmesi için yeniden kaymakamlıktan izin
alındı. Gösterimden bir gün önce Emniyet de filmi izlemek istediğini
söyledi. Emniyetten yetkililer, "Filmde bir sorun yok, çok güzel; biz
sadece güvenliği sağlamak için orada olacağız" dedi.

Filmin
gösterileceği gün Belediye Enez'de filmin anonsunu yaptı, araçlar
tahsis edildi; ancak gösterime beş saat kala düzenleyicilere sözlü
olarak "trafiği aksatacağı" gerekçesiyle gösterime izin
verilmeyeceği bildirildi.

"Halkın kentsel dönüşümü
görmesini istemediler"

bianet'e konuşan Kent Hareketleri'nden
Ömer Kiriş Kaymakamlık Özel Kalem Müdürü ile
görüştüklerini, trafik düzenlemesini Belediye'nin yaptığını ve
bu gerekçenin geçersiz olduğunu aktardıklarını ancak kendilerine sadece
"Kaymakam beyin kararıyla iptal edildi" dendiğini
aktardı.

Kiriş, 15 gün önceden Kaymakam yetkililerinin de izlediği
ve gösterimine izin verdiği bir filmin kendilerine yazılı hiçbir
tebligat yapılmadan son anda iptal edilmesinin "yukarıdan bir talimat
alındığı"nı gösterdiğini söyledi.

"Özellikle
Samsun'daki selde TOKİ evlerinde yaşananlar, kamuoyunda kentsel
dönüşüm ve TOKİ aleyhine bir endişe ve güvensizlik yarattı. Bu
belgeselin de bilimsel olmayan kentsel dönüşüm projelerine karşı
halkın kafasında soru işareti yaratmasından
korktular."

Ekümenopolis birçok ödül aldı

İmre
Azem'in ilk uzun metrajlı filmi Ekümenopolis'in dağıtımı
ProjemeFon.com adlı internet sitesi üzerinden düzenlenen kampanya ile
yapıldı.

Türkiye ve Almanya ortak yapımı
"Ekümenopolis"; 4. DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel
Günleri'nden "Yeni Yetenek Ödülü", 44. SİYAD
Ödülleri'nden "En İyi Belgesel Ödülü" ve İstanbul
Mimarlar Odası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali'nden "En İyi
Belgesel Ödülü"nü aldı. 2011 Saraybosna Film Festivali'nde ise
"İnsan Hakları Ödülü"nü alan film, yurtdışında birçok
festivalde gösterildi.

Kaynak: Bianet