15 Ağustos 2012 Çarşamba

CANSEL MALATYALI DİRENİŞ ÇADIRINA BAYRAM ZİYARETİ

CANSEL MALATYALI DİRENİŞ
ÇADIRINA BAYRAM ZİYARETİ

CANSEL MALATYALI DİRENİŞ ÇADIRINA BAYRAM
ZİYARETİ

style="font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; background-color:
rgb(255, 255, 255); ">Açlığın, yoksulluğun ve sömürünün sona
erdiği,  bağımsız, demokratik
ve sosyalist bir
ülkede gerçek bayram günlerini omuz omuza

kutlayabilmek
umuduyla halkımızın geleneksel ramazan bayramını 
style="background-color: rgb(255, 255, 255); font-family: arial, sans-serif;
font-size: 13px; ">kutluyoruz. 

İnşaat Mühendisleri Odası'ndan işten
atılan ve İMO önündeki 
direnişinin 180. gününe yaklaşırken kar-kış, sıcak-soğuk,
gözaltı- 
işkence demeden
direnişine devam eden, bayramı da direniş çadırında 
style="background-color: rgb(255, 255, 255); font-family: arial, sans-serif;
font-size: 13px; ">direnerek geçirecek olan Cansel Malatyalı'ya
yapacağımız bayram ziyaretine tüm
mühendis, mimarları ve halkımızı davet ediyor,
bayramın 
2. gününde 20 Ağustos
Pazartesi saat 11.00'de Ankara Necatibey Caddesi 
style="background-color: rgb(255, 255, 255); font-family: arial, sans-serif;
font-size: 13px; ">İMO önündeki direniş çadırında bayramlaşmak üzere
herkesi bekliyoruz.

style="text-align: center; ">
/>DEVRİMCİ MÜCADELEDE MÜHENDİS
MİMARLAR

14 Ağustos 2012 Salı

DMMM 3. YAZ KAMPI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

DMMM 3. YAZ KAMPI
GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Emekten ve halktan yana mücadele veren
devrimci mücadelede mühendis, mimar ve şehir plancıları bir araya
getirmek, hep birlikte tartışmak, paylaşmak, üretmek ve eğlenmek
amacıyla yapılan yaz kamplarının 3.sü 4–11 Ağustos tarihleri
arasında Balıkesir, Akçay, TURBAN tatil köyünde
gerçekleştirildi.

Kamp katılımcıları 4 Ağustos sabahı kamp
yerine ulaştı, odalara yerleşmenin bitmesinin ardından kamp programının
duyurusu yapıldı. Halk oyunu ve müzik atölyelerinin programları
oluşturuldu. İlk gün tanışma ve sohbetlerle geçti, akşam sahil
kenarında hep birlikte türküler söylendi ve halaylar çekildi.

Kamp
programı hergün 07.00'da sabah sporuyla başladı. Sabah kahvaltısı
ve serbest zamanın ardından atölye çalışmaları başladı. Atölye
çalışmalarının ardından öğle yemeğine geçildi ve sonrasında
çeşitli sunumlar gerçekleştirildi. Sunumun ardından serbest zamanda hep
birlikte yüzme plaj voleybolu oynama gibi aktiviteler gerçekleştirildi.
Akşamlarda ise çeşitli paneller, söyleşiler ve film gösterimleri
yapıldı.

Gündüz sunumlarında “Biz kimiz?”,
“Mühendislerin Emek Sömürüsü ve Güvencesizliği”,
“Halkın Mühendisi Nedir? Nasıl olmalıdır? Halkın Sorunlarına
Bakış Açısı ( Kentsel Dönüşüm, Enerji, Su v.s.)”,
“Yetkin Mühendislik ve TMMOB”, “Bağımsızlık ve
Türkiye'de Demokrasi Mücadelesi” gibi konular
tartışıldı.

Akşam etkinliklerinde ise Avukat Evrim Deniz
Karatana’nın konuşmacı olarak katıldığı “Olağan
Şüpheliler” isimli panel gerçekleştirildi, panelde yakalama,
gözaltı, tutuklama sırasındaki haklar anlatılırken Çağdaş
Hukukçular Derneği’nin çıkarmış olduğu “Olağan
Şüpheliler” kitabından da bahsedildi. Çin yapımı bir film olan
Suikastçılar ve Fedailer (Bodyguards And Assassins) filmi izlendi. Filmin
ardından hep birlikte Akçay ilçe merkezine yürüyüş gerçekleştirildi
ve yol boyu film hakkında çeşitli sohbetler yapıldı. Damında Şahan
Güler Zere Belgeseli izlendi ve belgeselin yönetmeni Oya aslan ile
“Tecrit” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Sıkı Yönetim
filmi izlendi. Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar tarafından
“Tarihimiz” konulu bir söyleşi ile Mahirlerden günümüze
devrimci tarih anlatıldı.

Kampın son günü kamp değerlendirilmesi
yapıldı. Eksiklikler tartışıldı ve nasıl daha iyi bir kamp yapabiliriz
konusunda çeşitli öneriler sunuldu. Katılımcıların tamamı kamp yeri
ve programından memnun olduklarını belirttiler. Daha sonra gelecek dönem
programına dair çeşitli öneriler tartışıldı ve yeni dergi sayıları
için dosya konuları önerileri getirildi.

10 Ağustos akşamı
kampın başından beri çalışmalarını sürdüren atölyeler ortaya
çıkardıkları ürünleri bir etkinlikle kamp katılımcılarına sundular.
Etkinlik Halk oyunu atölyesinin gösterisiyle başladı. Van’ın
“Lorke” oyununu koreografili bir şekilde sergileyen ekibe ilgi
oldukça yoğundu. Gösterisini tamamlayan ekip seyircilerin isteği üzerine
gösterisini bir kez daha sergiledi.

Ardından müzik atölyesi
sunumunu gerçekleştirdi. Şiirlerle, marşlarla ve her yöreden
türkülerle dinletisini zenginleştiren müzik atölyesi ekibi dinletisine
20 Ekim 2003’te ölüm orucunda şehit düşen Günay
Öğrener’in anısına sevdiği türkülerden biri olan Efem’i
söyleyerek başladı. Daha sonra ise Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar
çalışmasına yıllarca emek harcamış ve kanserden şehit düşen Tülin
Aydın Bakır için yine kendisinin sevdiği Bekle Bizi İstanbul adlı
parça söylendi. Şiirlerle ve şarkılarla devam eden müzik dinletisinde
20 Temmuz günü şehit düşen Hasan Selim Gönen’in anısına
sevdiği şiir olan Kadife Tenli Zamanlara okunarak selamlandı. Müzik
atölyesinin sunumunun bitmesinin ardından halaylar ve oyun havalarıyla
gece sonlandırıldı. Daha sonra Akçaya bir yürüyüş gerçekleştirildi
ve özgür tutsaklarımız İlhan Kaya, Barış Önal, Erkin Kocaman ve Ezgi
Özgün’e mektup yazıldı.

11 Ağustos ise dönüş günüydü.
Yola çıkmak için hazırlıklar yapıldı, en kısa zamanda görüşmek
umuduyla kamp yerinden yola çıkıldı.”

Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar

style="text-align: center; "> src="http://ivmedergisi.com/files/resim/p8040133_400x300.jpg" style="width:
400px; height: 300px; " />

alt="" src="http://ivmedergisi.com/files/resim/p8040138_400x300.jpg"
style="width: 400px; height: 300px; " />

style="width: 400px; height: 300px; " />

style="width: 400px; height: 300px; " />

style="width: 400px; height: 300px; " />

style="width: 400px; height: 300px; " />

style="width: 400px; height: 300px; " />

Su misali / Nihal KEMALOĞLU

Su misali / Nihal
KEMALOĞLU

Su havzalarının üstünde kentsel dönüşümün
yükseldiği, oto yolların uzandığı, sanayi atıklarının akarsuları
köpüklü zehir yatağına dönüştürdüğü ülkemizde, dünyada eşi
benzeri olmayan  'damacana' su sisteminin beş markası
'sağlığa uygunsuz' bulunmuştu.
Sağlık
Bakanlığı'nın denetimler ve analizler sonunda İstanbul'da
damacana dolumu yapan beş markanın ardından diğer illerde de 15 firmanın
adını açıklayarak 'sağlığa uygunsuzluğunu' ilan etmiş ve
yaklaşık 300 firmanın etkin olduğu 'ambalajlı su piyasaları'
sallanmıştı.
Oysa şimdiye dek merdivenaltı/gecekonduvari dolum
tesislerinde 'etiket üzerinde yazılı kaynaktan' alındığı iddia
edilen sular mükerrer defa kullanılmış damacanaların 'deterjanla
dezenfeksiyonu' neticesinde doldurularak piyasalara arz edilirken
sıhhiliğinden sual edilemiyordu... 
Ve Sağlık
Bakanlığı'nın analizlerinde damacana sularında insan dışkısına,
koliform bakterisine rastlanınca, gelişmiş plastik teknolojilerine sahip
su şirketleri onca yıldır kullanılan plastik damacana ambalajının
kanserojen madde içerdiğini açıklamıştı... 
Böylece
medyamızın yardımıyla kamuoyunun dikkati 'sağlıklı suya'
çekilirken bizler de daha pahalı ama 'güvenilir suya' doğru
yönlendirilmeye başlamıştık...
Çünkü  temel insan hakkı
'suyun' paralı bir ürüne çevrilmesini küresel kent İstanbul
başta olmak üzere halkımız pet şişe içme suyuna nazaran daha ucuz olan
'damacana suyu' ile uzun yıllardır tecrübe etmiş ve çeşme
suyunun içildiği dönemleri hafızadan silmiştik...
Küresel su
tekellerinin Avrupa dahil yayılmacı ve tekelci coğrafyasına mecburen
dahil olurken yerel damacana firmalarının hijyen sınırlarından anca
haberdar edilmiştik...      
Demek ki
medyada 4 milyar TL'ye yakın olduğu yazılı içme suyu piyasasının
yüzde 50'sine sahip yerli ortaklı küresel markaların kapsama alanı
artırılacak ve küçük, orta ölçekli esnaf firmalar da epeyce kenara
çekileceklerdi.
Suyun özelleştirilmesinde 'mahalle damacana su
bayi devri' kapanırken teknoloji devrimi plastik ambalajda
'hijyeni' garanti ülkemizin doğal su kaynaklarından
'bedavaya' doldurulmuş suyu küresel bir markanın adı altında
satın alıp içecektik.
Çünkü dünyanın sayılı su kaynaklarının
üstünde oturan ve küresel güçlerin 2040 jeo-stratejik raporlarında adı
geçen Türkiye'nin büyük kentlerinin kalitesi düşük çeşme
sularından alüminyumdan arseniğe çeşitli organik ve inorganik
kirliliklerle dolu sular akıyordu.
Açıkçası halkın sağlıklı
suya erişimi için yegane yol olarak suyun 'özelleştirilmesini'
dayatan küreselleşmeye derelerini HES yaparak 'elektrik
üreteceğiz' diye 49 yıllığına içme suyu kullanma ve satış
hakkını devrederek uyan Türkiye'nin...
Bu hız ve hırsıyla 2040
yılına kadar tatlı su kaynaklarını kurutacağını herhalde ABD Ulusal
İstihbarat raporu bile öngörememişti...
Dağların arasından akan
derenin kenarında yaşayanlara bile kontörlü su sayacı takılacak ve pet
şişe ya da yeni nesil plastikte ozon geçirilmiş suyu
tüketeceklerdi...
Çünkü devletimiz Trabzonspor dahil yeni HES
yatırımcıları ve tekellerine, güvenlik kuvveti bulundurma yetkisi kanunu
çıkartmış ve suyun yanına yani 'özel mülkiyete' yaklaşanı
'etkisiz hale getirmekle' görevlendirmişti...
Ve artık
halkımız suya harcayacağı parasına göre güvenilir, sağlıklı ama
'pahalı' suyu mu yoksa koliform bulaşıklı kanserojen ambalajlı
'ucuz' suyu mu tercih ederdi bilemezdik...
Ama artık hepimiz 74
milyon su tüketicisi olmuştuk...

Kaynak: Akşam

Mühendislerden Malatyalı'ya destek

Mühendislerden
Malatyalı'ya destek

Mühendisler,
TMMOB örgütlülüğüne gönderdiği deklarasyonda, Cansel
Malatyalı'nın kısa zamanda muhatap alınmasını ve güvenceli iş
talebinin karşılanmasını istedi.

TMMOB'a bağlı odaların üyesi olan mimar ve mühendisler,
İnşaat Mühendisleri Odası'ndan atılan ve direnişte olan Cansel
Malatyalı'nın işe geri alınmasını istedi.

Çok sayıda mimar
ve mühendisin imzaladığı deklarasyonda, performans düşüklüğü
gerekçe gösterilerek işten çıkarılan Cansel Malatyalı'nın, 1
Ağustos'ta, yani direnişinin 164. gününde, oda binasına pankart asma
eylemi yaptığı ve gözaltına alındığı
hatırlatıldı.

Deklarasyonda, "Sürecin bu noktaya gelmesi, AKP
hükümetinin itibarsızlaştırma planlarının yoğunlaştığı bir
dönemde, emek mücadelesine daha sıkı sarılmak dışında şansı olmayan
örgütlülüğümüzü zora sokmaktadır. 165 günü aşkın süredir
örgütümüzün önünde direnen emekçi bir kadının taleplerini dinlemek,
sorunu çözmeye çalışmak zor olmamalıdır. Ancak gelinen noktada,
çözüm bulmak yerine sorunun yok sayıldığı, direnişin arkasında
siyasal çatışmalar aranarak meşruluğunun kırılmaya çalışıldığı
görülmektedir. Cansel Malatyalı'nın 'kullanıldığını'
ileri sürenlere; kim hangi insanı, hangi kadını 'kullanarak' 6 ay
boyunca, hayatını, ailesini, iki çocuğunu bırakıp, kar kış sıcak
demeden, üstelik defalarca gözaltına alındığı halde sokakta oturmaya
ikna edebilir diye sormak isteriz" ifadeleri yer aldı.

Bunların
TMMOB'nin yöntemi olmadığı belirtilen deklarasyonda, TMMOB Yönetim
Kurulu'nun açıklamaları eleştirildi. Ayrıca olayın
çarpıtıldığı kaydedilen deklarasyonda, "Yapılan açıklamalarda
odaların bizim önemli mevzilerimiz olduğu ifade edilmekte, buralara
yapılan hiç bir 'saldırı'yı kabul etmeyeceğimiz
söylenmektedir. Doğrudur, ancak odalar mekân olarak değil politik olarak
önemli mevzilerimizdir. Bizler tarihi ve emek mücadelesi içerisindeki
konumu üzerinden TMMOB'yi kazanılmış bir mevzi saymaktayız. Bu
sebeple de TMMOB yönetimlerinin buna uygun hareket etmesini sağlamak
zorundayız. Emekçilerden TMMOB'yi uzak tutacak bir biçimde, hele de
polis kordonu ile korumaya çalışmak, AKP'nin ekmeğine yağ
sürmektir. Emekçi bir kadını polise teslim etmek, üstüne üstlük dava
açmak hiçbir şekilde açıklanamaz" denildi.
/>Deklarasyonda, Cansel Malatyalı'nın en kısa zamanda muhatap
alınması, güvenceli iş talebinin karşılanması, eylemi hakkında
yapılan suç duyurusunun derhal geri çekilmesi istendi.

Kaynak:
ETHA

Deklarasyon
metni:

http://canselmalatyali-tmmob.blogspot.com/

Tazminatını İsteyene Polis Baskını!

Tazminatını İsteyene
Polis Baskını!

Hakları ödenmeden işten çıkarıldıkları
için oturma eylemi yapan Roseteks işçileri hakkında "tehdit ve
şantaj" gibi suçlamalarla soruşturma açıldı; polis ifade için
tebligat yapmadan doğrudan kapılarına dayandı.

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/39376/490/300" width="490"
/>

Kıdem tazminatları ve maaşları ödenmeden işten çıkarılan
Roseteks işçileri şimdi de polis baskınıyla karşı
karşıya.

Oturma eylemi yapan işçiler hakkında, "tehdit,
şantaj, çalışma hürriyetinden alıkoyma, 2911 Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet" suçlamalarıyla soruşturma
açıldı.

İşçilerin avukatları, bugün savcılığa yaptıkları
başvuruda, müvekkillerine hiçbir tebligat yapılmadan zorla karakola
götürülmelerinin kanuna uygun olmadığını belirtti.

Ayrıca,
soruşturmanın Savcı Hasan Özberk'ten alınması,
soruşturmayı başka bir savcının yürütmesi talep
edildi.

"Bizi korkutmaya, yıldırmaya
çalışıyorlar"

Pazar günü evi polislerce basılan ve ifade
vermeye götürülen işçilerden Yasemin Coşar, bugün de
savcılıktan yetkililerin geldiğini, yine ifadeye çağrıldığını
söyledi.

8 Mart'ta diğer 300 işçi gibi işten çıkarılan
Coşar, bianet'e yaptığı açıklamada, "Bizi yıldırmaya,
korkutarak vazgeçirmeye çalışıyorlar. Ailemizi tedirgin ediyorlar"
dedi.

Roseteks Giyim A.Ş.'den 8 Mart'ta çıkarılan 300
işçiden 30'u, şirketin sahipleri Nedim Aşkın ve
Bülent Temuroğlu'nun işlettiği Levent'teki
Köşebaşı Restaurant'ın önünde dört haftadır 19.30-21.30 saatleri
arasında oturma eylemi href="http://www.bianet.org/bianet/emek/140005-haklarimizi-alana-dek-buradayiz"
target="_blank">yapıyorlardı.

İki haftadır da restoranın
Nişantaşı şubesi önünde 17.00-18.30 saatlerinde
eylemdeydiler.

"Hayatımda ilk kez kapıma polis
geldi"

Polis, işçilerden Coşar'ın kapısını iki gün
önce çaldı ve karakola gelerek ifade vermesi gerektiğini, aksi halde
kendisini zorla götüreceğini söyledi. İşçilerden Ali
Yağcı
da dün polis tarafından ifadeye
götürüldü.

Coşar, "Pazar sabah kapıyı iki sivil polis
çaldı, karakola gelip ifade vermem gerektiğini söylediler. Neden diye
sorduğumda, 'Siz ne için olduğunu bilirsiniz' dediler. Hayatımda
böyle bir şeyle ilk kez karşılaştım, kapımıza ilk kez polis
geldi" dedi.

Karakolda kendisine imzalatılmak istenen dilekçede,
"tehdit, şantaj, çalışma hürriyetinden alıkoyma, 2911 Toplantı ve
Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet" suçlamaları
bulunduğunu gördü.

Bu suçlamaları kabul etmediğini söyleyen
Coşar, "Yasadışı bir şey yapmadık. Zaten öyle olsaydı tüm
eylemlerimizde bulunan polis bize o anda müdahale ederdi" diye
konuştu.

Bu sabah da savcılıktan gelen görevliler, tekrar ifadeyi
vermesi gerektiğini söyleyerek Coşar'ı tekrar karakola
çağırdı.

İşçilerden Yağcı da bu sabah polis zoruyla ifadeye
götürüldü, aynı dilekçeyi imzalaması istendi.

Avukat
Şükriye Erden, 21 işçi hakkında şikayet olduğunu
açıkladı. Erdem, savcılığın İlçe Emniyet Müdürlükleri'ne
ifadelerin alınması için talepte bulunduğunu, işçilerin mahalle
karakollarına ifadeye çağrıldıklarını
söyledi.

"Çağırsanız gelirlerdi, neden kapılarına
dayandınız?"

Erden, bugün İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı'na verdiği itiraz dilekçesinde de bu işlemin Ceza
Muhakemeleri Kanunu (CMK) 145. maddesine aykırı olduğunu
yazdı.

"Müvekkillerimize savcılığa ifade vermeleri
gerektiğine dair bir tebligat yollanmalı, çağrılma nedeni açıkça
belirtilmeliydi. Bu işlem yapılmadığı gibi, bir de evlerine polis
yollanıyor. İşçiler, savcılığın belirlediği gün ve saatte ifade
vermek için hazırdır. Evlerinden polisçe zorla alınmalarına son
verilmeli."

Savcı Özberk'in de soruşturmayı
"tarafsız ve adil yürütmediği" ileri sürülerek, dosyanın
kendisinden alınması talep edildi.

Avukat Erden, "Kıdem
tazminatı başta olmak üzere hiçbir hakkı verilmeyen işçilerin oturma
eylemi 'gasp, şantaj ve tehdit', ifade özgürlüklerini
kullanmaları da 'izinsiz gösteri' olarak nitelendi"
dedi.

Roseteks işçileri, bu haft sonu da Nişantaşı ve
Levent'teki eylemlerine devam edecek.

Kaynak:
Bianet

Derbent'te yıkımlar başlayacak

Derbent'te yıkımlar
başlayacak

İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanı Topbaş, Derbent Mahallesi'nde kentsel dönüşümün
başlayacağını belirtti.

Derbentliler tapularını geri<br />  istiyor 2 2 src="http://media.etha.com.tr/images/2011/04/03/cache/etha-20110403-derbent-01_1_display.jpg"
/>

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sarıyer
ilçesi Derbent Mahallesi'nde kentsel dönüşümün başlayacağını
belirterek, halkın mağdur olmayacağını iddia etti.

AKP Sarıyer
İlçe Başkanlığı'nın düzenlediği iftarda konuşan Topbaş,
Derbentliler için "işgalci" dedi, "önemli bir kısmı
ruhsatsız, işgal edilmiş, afet riski altında olan Sarıyer Derbent
Mahallesi'nin, gecekondular yıkılarak deprem tehdidinden uzak, daha
güvenli ve modern bir yerleşim alanına dönüşeceğini" iddia
etti.

'PEŞKEŞ ÇEKİŞTİRMEYİZ'

İstanbul'u
yenilemeyi hedeflediklerini söyleyen Topbaş, bunun depreme karşı
yapıldığını ileri sürdü. Topbaş, halkın mağdur olmayacağını
iddia etti: "Her zaman, 'Siz hiç endişe etmeyin, evlerinizi
birilerine peşkeş çekmek bizim yanımızdan geçmez. Biz zaten o
kelimeleri lügatımızda kullanmayız' dedik. Sizler de bize
güvendiniz, beraberce çok güzel, herkesin gıpta edeceği bir yeni
yerleşim alanını beraber oluşturacağız."

SANKİ ÜCRETSİZ
VERECEK!

Kadir Topbaş, yoksul emekçi halkın fiyatlarını
karşılayamayacağı konutlarla ilgili, "1600 konut tamamen sizlere
dağıtılacak" dedi.

Derbent'te yapılmak istenen kentsel
dönüşüm kapsamında, yaklaşık 28 hektar büyüklüğündeki alanda,
mevcut plandaki küçük yerleşim adalarının yerine 4 büyük konut
alanının yer alması planlanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Mesken Müdürlüğü tarafından inşa edilecek alanın yüzde 68'i
konut, yüzde 13'ü yeşil alan, yüzde 3'ü dini tesis alanı,
yüzde 3'ü okul alanı olarak belirlendi. 7 bin nüfusa sahip Derbent
Mahallesi'nin nüfusunun kentsel dönüşüm ile birlikte 10 bin kişiyi
bulması öngörülüyor. Derbent halkı kentsel dönüşüme karşı uzun
yıllardır mücadele ediyor.

Kaynak: ETHA

Polisin öldürdüğü Barlak defnedildi

Polisin öldürdüğü
Barlak defnedildi

İzmir'in
Karabağlar ilçesinde polis tarafından öldürülen Emrah Barlak, toprağa
verildi. "Oğlum öldürüldü" diyen baba Barlak, olayın peşini
bırakmayacaklarını belirtti.

<br />  Polisin vurduğu Barlak defnedildi 3 src="http://media.etha.com.tr/images/2012/08/13/cache/etha-20120813-barlak-cenaze-03_display.jpg"
/>

Karabağlar'da polisin vurduğu Emrah
Barlak'ın cenazesi toprağa verildi.

Limontepe'de yaşanan
kazanın ardından polis tarafın vurulan ve yaşamını yitiren Emrah
Barlak, toprağa verildi.

BABA BARLAK: OĞLUM
ÖLDÜRÜLDÜ

Otopsi için götürüldüğü Bayraklı
Adliyesi'ndeki Adli Tıp Kurumu'ndan alınan Barlak'ın cenazesi
Karabağlar İlçesi'ndeki Yıkık Camii'ne getirildi. Törene,
İzmir Valisi Cihat Kıraç ile Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı
Kürüm'ün de aralarında olduğu yüzlerce kişi katıldı. Cenaze
namazının kılındığı caminin etrafı polis tarafından ablukaya
alındı.

Vali Kıraç'ı cami avlusunda karşılayan baba Nusret
Barlak'ın "Benim oğlum öldürüldü" demesi üzerine,
Kıraç'ın "Şimdi bir şey söylemeyelim sizinle özel olarak
görüşeceğim" demesi dikkat çekti.

'DAVACIYIZ, PEŞİNİ
BIRAKMAYACAĞIZ'

Ardından basına açıklama yapan baba Barlak,
olayın nasıl geliştiğine tüm mahallenin şahit olduğunu belirtti.
"Binlerce tanığımız var" diyen baba Barlak, "Ortada
hiçbir şey yokken, küçük bir tartışma nedeniyle oğlum öldürüldü.
Şikayetçiyiz, davacıyız, peşini bırakmayacağız. Tüm mahalle olarak
peşini bırakmayacağız" şeklinde konuştu.

Barlak'ın
ailesi ve yakınları, görüntülere rağmen farklı haberler
yapıldığını belirterek, basına tepki gösterdi.

Barlak'ın
cenazesi kılınan namazın ardından Buca Kaynaklar Mezarlığı'nda
toprağa verildi.

ERHAN BARLAK'IN DURUMUDA KRİTİK

Öte
yandan yaşamını yitiren Emrah Barlak'ın kardeşi Erhan Barlak'ın
durumunun da kritik olduğu bildirildi. Olayda yaralanan Faruk Karhan'ın
durumu ise iyiye gidiyor.

Mahalle sakinlerinin gözleri önünde
gençlerin üzerine kurşun yağdıran polisin gözaltında olduğu ve
Bayraklı'daki İzmir Adliyesi'ne çıkarılacağı
öğrenildi.

Kaynak: ETHA