28 Ağustos 2012 Salı

BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİ ODASI 1. OLAĞAN GENEL KURULU

BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİ
ODASI 1. OLAĞAN GENEL KURULU

8-9 Eylül 2012
İMO
Rüştü Özal Salonu - Necatibey Cad. No:57 Kızılay/Ankara
/>Seçim: 9 Eylül 2012 (EMO Genel Merkezi Hizmet Binası - Ihlamur Sok.
No:10/1 Kızılay/Ankara
)

src="http://bmo.org.tr/wp-content/uploads/2012/08/bmo-genel-kurul-ilanı-115_150.jpg"
style="width: 500px; height: 652px;" />

Mülteci kampı mı askeri eğitim ve mühimmat kampı mı? / Nihal Kemaloğlu

Mülteci kampı mı askeri
eğitim ve mühimmat kampı mı? / Nihal Kemaloğlu

Bir yıl önce
Antakya'da geçici çadır kentte kalan Suriyeli mültecileri ziyarete
gelen Angelina Jolie, 'Hoş geldin dünyanın iyilik meleği'
pankartıyla karşılanıp küresel vicdana fotoğraflar yollanırken bir
yıl sonra CHP'li milletvekilleri ve gazetecilerin Antakya'daki
Apaydın kampına girmelerine izin yoktu.
Geçen süre zarfında
Hatay'daki bazı mülteci kampları 'yasak askeri kamplara'
dönüşürken Türk gazetecilere ve vekillere kapıları
kapalıydı...  
Özgür Suriye Ordusu'nun askerlerinin
kaldığı Apaydın kampıyla ilgili dün Dışişleri Bakanı o kampın
'farklı ve özel bir satüsü' olduğunu açıkladı.
Bir
yılı aşkın Türkiye topraklarında Suriye'deki iç savaştan kaçan
'mülteci' sayısı 8 çadır kent, konteyner kent olmak üzere 80
bini aşarken, Apaydın kampındaki bu 'aşırı güvenlikçi'
uygulamanın sebebini Dışişleri Bakanı 'askerlerin olduğu kampların
ziyareti için kalanların da olurunun alınması gerekir' diye ifade
ediyordu...  
Bianet'ten Ayça Söylemez, Antakya
Merkez'den 40 km. uzaktaki kampın kapısına milletvekilleri ve diğer
gazetecilerle vardıklarında içeriye kesinlikle giremeyeceklerinin
söylendiğini ve kampın fotoğrafını çekmeye kalktıklarında içeriden
çıkan Özgür Suriye Ordusu'nun kamuflajlı askerlerinin kendilerini
iterek çıkarttığını bildiriyordu.
Bu arada kamptan çıkan
küçük bir askeri birliğin komutanı, kamplarda askeri eğitim
verildiğini, gündüz savaşa gidip gece Türkiye'ye döndüklerini
anlatıyordu.
Anlaşılan yabancı basında yer aldığı üzere
Apaydın kampı  Suriyeli muhaliflere ve diğer silahlı güçlere
'eğitim verilen, silah sevkıyatının yapıldığı' askeri
merkezlerden biriydi.
O zaman Hatay'ın çeşitli muhalif silahlı
güçlerin üssü olduğu, sabah gidip akşam döndüğünü yazan dış
kaynaklı haberler doğru muydu?
Pazar günü Vatan Gazetesi'nden
Kenan Butakın, Özgür Suriye Ordusu'nda savaşan, Türkiye'ye
kaçak girmiş, Hatay merkezde 600 TL'ye ev tutmuş Suriye vatandaşıyla
yaptığı söyleşide de ailesiyle kaldığı evden akşamları sınırı
aşıp gidip savaştığını, sabah gelip evinde dinlendiğini
söylüyordu. 
Suriye'de öldürüldüğü iddia edilen eski
TRT Muhabiri Cüneyt Ünal dün yayınlanan El-İhbariye televizyonundaki
röpotajında Suriye'ye Kilis'ten Libyalı, Çeçen, Katarlı ve
Suudi silahlı gruplarla kaçak girdiğini anlatıyordu...
Demek ki
Suriye sınırı mükerrer kaçak giriş ve çıkışlara açıktı ve devlet
güçleri gelenlerin 'mülteci mi' yoksa 'savaşıp gelen kaçak
Suriyeli muhalif mi' olduğunu denetlemekten çok uzaktı.
Ve
mülteci ve muhalif görüntüsünde Türkiye'ye sızmak isteyen küresel
cihatçı terörist kadroları da zorlayacak bir sınır güvenliğimiz
kalmamıştı.
Diğer yandan kamplara yerleştirilen mültecilerin
başka yerlerde yaşamaları güvenlik gerekçesiyle yasakken Hatay'da ev
kiralayıp oturan ve çevrede kaygı yaratan ve kendilerini Özgür Suriye
Ordusu askerleri diye tanıtarak silahlı çatışmalara katılmaları
'BM mülteci hukuk mevzuatına' oldukça aykırıydı. />Şüphesiz ki kanlı bir iç savaştan kaçmış çaresiz insanlara kucak
açmak, onların yaralarını sarmak ve yaşadıkları travmayı aşmalarına
yardımcı olmak, hele  akrabalık ilişkileri içinde olduğumuz Suriye
vatandaşları için insani ve ahlaki bir yükümlülüktür.
Ama ne
topraklarımıza sığınıp geceleri sınırı aşıp giden, sabah geri
dönen silahlı güçleri ne de 'askeri eğitim yapılan' gizemli
kampların varlığını, Suriyeli sığınmacılara insani yardım diyerek
örtbas edebilirdik!
El-Kaideli militanlar, ABD gazetelerine 'günde
kaç kelle aldıklarını ya da Türkiye'den kuryeyle paralarını nasıl
teslim aldıklarını' Antakya mahreçli haberlerde anlatıyorlardı ve
biz de ancak dünyayla eşzamanlı duyuyorduk.

Kaynak:
Akşam

Adli Tıp’tan Hediye Aksoy’a ‘cezaevinde ölebilir’ raporu!

Adli Tıp'tan Hediye
Aksoy'a 'cezaevinde ölebilir' raporu!

Adli Tıp Kurumu bir
skandala daha imza atarak, görme engelli ve kanser hastası Hediye
Aksoy’un “sağlık koşullarının cezaevinde kalmasına uygun
olduğunu” savundu.

Görme engelli ve kanser hastası Hediye
Aksoy için Adli Tıp Kurumu tarafından cezaevinde kalabilir raporu verildi.
Raporda, Aksoy'un ileri derecede görme engelli olduğu yazılmasına
rağmen, sağlık koşullarının cezaevinde kalmaya uygun olduğu ileri
sürüldü. Raporun detayları ise, Aksoy'a ve avukatına tebliğ
edildiğinde ortaya çıkacak.

Bir patlama sonucu 18 yıl önce
gözlerini kaybeden Hediye Aksoy, 8 yıl boyunca tedavisi yapılmadan
cezaevinde tutuldu. 1998 yılında afla cezaevinden çıkan Aksoy 2007
yılında üzerine ifade olduğu gerekçesiyle tutuklandı. İkinci kez
tutukluluğu süresinde de tedavi olmayan Aksoy cezaevinde bu defa kanser
hastalığına yakalandı. Doktor raporlarında "Yüzde 85 engelli
olması, yaşamını tek başına sürdüremeyeceği ve kanser tedavisinin
tutukluluk koşullarında yapılmayacağını" belirtilen Aksoy,
başvurulara rağmen hala Bakırköy Kadın Tutukevi'nde tutuluyor.
Serbest bırakılması için yapılan başvurulara cevap verilmeyen Aksoy,
tedavi adı altında ring aracı ile hastaneye götürülürken daha fazla
zorluk çekiyor. Aksoy en son hastaneye götürülmesi gerekirken saatlerce
ring aracında bekletilmişti.

Kaynak: ANF

Rachel Corrie "Kazara" Ölmüş!

Rachel Corrie "Kazara"
Ölmüş!

Gazze'deki yıkımı engellemeye
çalışırken buldozerin altında kalarak hayatını kaybeden Corrie'nin
ailesinin İsrail'e açtığı dava sonuçlandı; mahkeme ordunun suçsuz
olduğuna karar verdi.

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/39727/490/294" width="490"
/>

İsrail Hayfa'daki mahkeme, Gazze'de buldozerin
öldürdüğü insan hakları savunucusu Rachel
Corrie
'nin "isteseydi kurtulabileceğini" söyleyerek
olayın kaza olduğuna hükmetti.

Hakim Oded
Gershon
'a göre, 16 Mart 2003'te Filistinlilerin evlerini
yıkmaya gelen buldozerin önüne geçerek yıkımı durdurmaya
çalışırken hayatını kaybeden 23 yaşındaki ABD'li barış
eylemcisi Corrie'nin ölümünde İsrail devletinin sorumluluğu
yok.

Corrie ailesinin avukatı Hüseyin Ebu Hüseyin,
mahkemenin insan hakkı ihlallerini "onayladığını"
söyledi.

"Savaş faaliyeti sırasında
öldü"

Corrie'nin annesi Cindy ve babası Craig, İsrail
Savunma Bakanlığı'na ihmal suçlamasıyla dava
açmıştı.

Ailesi, İsrail'in Corrie'yi kasıtlı ve yasalara
aykırı olarak öldürdüğünü, güvenilir ve kapsamlı bir soruşturma
yapılmadığını savunuyordu.

BBC'nin haberine göre,
Corrie'nin ölümünü "üzücü bir kaza" olarak niteleyen
yargıç, olayın "savaş faaliyetleri sırasında" meydana
geldiğini belirtti.

Corrie, Uluslararası Dayanışma Hareketi
üyeleriyle birlikte Gazze'nin güneyindeki Refah kentinde
Filistinlilerin evlerini yıkmaya çalışan orduya ait buldozerleri
engellemeye çalışmıştı.

İsrail ordusunun yaptığı
soruşturmada da Corrie'nin ölümünde İsrail askerlerinin suçu
olmadığı sonucuna varılmıştı. İsrail ordusu, bu bölgede
militanların bulunduğunu ve protestocuların buraya girmemesi gerektiğini
savundu.

Soruşturmada buldozer operatörünün Corrie'yi
görmediği ve eylemcinin, üzerine moloz düşmesi sonucu öldüğü iddia
edildi.

Olay günü çekilen fotoğraflarda Corrie, fosforlu yelek ve
elinde megafonla bir buldozerin önünde görülüyor.

Guardian
gazetesinin href="http://www.guardian.co.uk/world/2012/aug/28/rachel-corrie-verdict-accident-judge?newsfeed=true"
target="_blank">haberine göre, mahkemede de buldozer sürücüsünün
Corrie'yi görmediği ifade edildi.

Gazeteye konuşan görgü
tanığı Richard Purssell ise "Sürücünün onu
görmemiş olması imkansız. Kepçe toprağı kaldırdığında, Rachel de
toprakla birlikte havaya kalktı. Sürücü yavaşlamadı bile, üzerine
sürmeye devam etti, sonra da kepçeyi yere çevirdi"
dedi.

Jerusalem Post gazetesinin href="http://www.jpost.com/NationalNews/Article.aspx?id=282862"
target="_blank">haberine göre, Corrie'nin annesi Cindy
Corrie
kararı duyunca çok incindiğini
söyledi.

"Başından beri askerleri koruyan ve cezasızlığın
hüküm sürdüğü bir sistem olduğu açıktı. Şimdi mahkemenin de bu
sistemin içinde olduğunu gördük."

Kaynak:
bianet.org

Bu da İngiltere'deki kentsel dönüşüm: 'Şehirleri yoksullardan temizleyin'

Bu da İngiltere'deki
kentsel dönüşüm: 'Şehirleri yoksullardan temizleyin'

class="makale-govde">
src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/konut_1.jpg"
title="" width="560" />

İngiltere’de yaşanan konut
krizine çözüm olarak, dar gelirli ailelerin düşük kira bedeli
karşılığında kaldığı sosyal konutların satılması önerildi.
Kentsel dönüşüm adı altında dile getirilen bu öneriyle "sosyal
temizlik" yapılacağı iddia edildi.

Yalnızca
Türkiye’de değil, pek çok ülkede devam eden kentsel dönüşüm
projelerine bir yenisi de İngiltere’den geldi.

Bir düşünce
kuruluşu hükümete sunduğu projede, emekçi ailelerin yaşadığı sosyal
konutların satılmasını önerdi. Bir “sosyal temizlik” projesi
olarak değerlendirilen bu öneri, şehirlerin yoksul insanlardan
arındırılmasına yol açacağı gerekçesiyle tepkiye yol
açtı.

İngiltere’de yaşanan konut krizine çözüm olarak, dar
gelirli ailelerin düşük kira bedeli karşılığında kaldığı sosyal
konutların satılması önerildi. Bu durum 1970’lerde yapılmış olan
bu konutların, ülkede artan konut ihtiyacına karşılık hareketlenen
emlak piyasası için zengin müşterilere satılabilecek cazip metalar
haline geldiğini gösteriyor.

“Sosyal konutlar
satılsın”

İngiltere’de bulunan Policy Exchange
adlı kuruluş, yeni konutların finansmanı için İngiltere genelinde tüm
pahalı sosyal konutların satılmasını talep etti.

Policy
Exchange’in “pahalı sosyal kiracıları sonlandırma”
başlığıyla yayımladığı raporunda, bu konutların boş olması halinde
piyasadaki en yüksek özelliklere sahip 170 bin sosyal konut inşa etmek
için 4,5 milyar avro yaratılabileceği iddia edildi.

Policy Exchange,
söz konusu bu sosyal konutların boşaltılmasıyla beş yıl içinde konut
bekleme listesinde yer alanların 600 bine düşürülebileceğini ileri
sürdü.

Raporu kaleme alan Alex Morton’a göre, “Sosyal
konut kiracıları tabiî ki başlarını sokacak bir çatıyı hak ederler,
ancak birçok insanın maddi gücünün yetebileceğinden fazlasını hak
etmezler. Özellikle pahalı sosyal konut kiracılarının varlığı, daha
az sosyal konut ve pek çok ihtiyaç sahibi insanın gittikçe uzayan bekleme
listelerinde yer alması anlamına gelir.”

Dromey:
“Bu öneri konut krizine cevap değil”

İngiltere
Konut Bakanı Grant Shapps, söz konusu rapordaki önerileri desteklediğini
ifade ederken, gölge bakan olarak bilinen Jack Dromey ise pahalı sosyal
konutların satılması önerisinin konut krizine yönelik bir cevap
olamayacağını ifade etti. Dromey konuyla ilgili yaptığı açıklamada,
İngiltere’nin daha fazla konuta olan ihtiyacını gündeme getiren bu
raporun, emekçi aileler için ödenebilir kira bedeline sahip olan bu
konutların satılmasının konut ihtiyacına cevap olamayacağını dile
getirdi.

Hükümetin banka bonus vergisiyle 25 bin yeni uygun fiyatlı
evi finanse etmek için bir an önce harekete geçmesi gerektiğini söyleyen
Dromey, böylece işsiz olan inşaat işçilerine yeni iş alanları
yaratılması gerektiğini ifade etti.

Orr: “Şehirlerin
emekçilerden temizlenmesi isteniyor”

Diğer taraftan bir
“sosyal temizlik” projesi olarak caddelerin, sokakların fakir
insanlardan arındırılması anlamına geldiği için halkın büyük
tepkisine yol açan bu öneriyi değerlendiren NHF CEO'su David Orr,
Policy Exchange tarafından sunulan önerinin “temelden kusurlu”
olduğunu belirtti.

David Orr, bu önerinin aslında şehir
merkezlerinden ve kasabalardan, piyasadaki yüksek fiyatlar nedeniyle konut
satın alamayan veya kiralayamayan pek çok emekçi aileden temizlenmesi
anlamına geldiği uyarısında bulundu. Ayrıca Orr, raporun birçok
insanın bu evleri satın alabilecek durumda olmadığını göz ardı
ettiği için eleştirdi.

Kaynak:
sol.org.tr

 

Roseteks İşçileri Polis Barikatını Aştı

Roseteks İşçileri Polis
Barikatını Aştı

src="http://halkinsesi.tv/images/stories/haber/Agustos2012/ist-roseteks-iscileri-20120826-k.jpg"
style="float: left; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" />İşçiler
Direnmeye Devam Ediyor

 

8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar Günü’nde hiçbir hakları ödenmeden işten çıkarılan
Roseteks işçileri tam 6 haftadır patronlara ait Köşebaşı isimli
Restaurantın Levent şubesi önünde direniyorlar.

Patronlar önce
tazminatların bir kısmını ödemek istediler. Daha sonra ise daha az
maaliyetli bir çözüm buldular. Önce işçilerin evleri basılarak,
işçiler teker teker gözaltına alındı. İşçiler bu baskılara boyun
eğmeyip eylemlerini sürdürünce bu kez önleri yüzlerce polisle kesildi.
Leventte adeta gayrı resmi bir olağanüstü hal ilan edildi. Yüzlerce
polis, panzerler eşliğinde Levent Köşebaşına giden tüm yolları
kapatarak işçilerin eylem yapmasını engelemeye çalıştı.

Levent
Köşebaşına yönelik protestoyu angellemek için İstanbul polisi adeta
seferber oldu .

İşçiler, “İşçilere Değil
Hırsızlara Barikat”
sloganıyla tam 2 hafta polis
barikatını zorladılar. Onlar her zorladıklarında polis sayısı
artırıldı. İşçilerin haklarını gasp eden patronlar işçilerden
çaldıklarıyla lüks lokantalar açıp keyiflerini sürerken, haklarını
isteyen işçiler savcı-polisi işbirliğiyle susturulmaya çalışıldı.
Ama işçiler yılmadılar. Haklı ve meşru mücadelelerini “
İşçiyiz  Haklıyız Kazanacağız” şiarıyla
sürdürdüler.

İşçiler hakları için 26 Ağustos Pazar günü bir
kez daha Levent Köşebaşı önündeydiler. Bu kez yaratıcılıklarıyla
polis barikatını aşmayı başararak Restaurantın önüne kadar
ilerlediler. Paniğe kapılan polis, restaurantın güvenlik görevlileriyle
birlikte müdahele ettiğinde artık çok geçti. Sıktıkları biber gazı
da işçilerin lokantanın önüne ulaşmalarını
engelleyemedi.

İşçiler tam 2 saat boyunca sloganlar ve marşlarla
eylemlerini sürdürdüler. Polisin getirdiği takviye güçte işçilerin
haklı mücadelesini engeleyemedi. Tam 50 işçiye karşı 500 polisin
oluşturduğu barikat, işçilerin haklı ve meşru mücadelesi karşısında
bir kez daha yenildi.

Roseteks işçileri mücadelelerini sürdürmeye
devam edecekler. Her hafta sonu saat 19.-21.30’da Levent Köşebaşı
önünde haklarını alıncaya kadar direnecekler. Herkesi bu mücadeleye
destek vermeye, direnişin onurunu paylaşmaya çağırıyoruz.

class="sig"> href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-1.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-1"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-1"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-1.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>
href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-2.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-2"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-2"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-2.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>
href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-3.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-3"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-3"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-3.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>
href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-4.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-4"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-4"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-4.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>
href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-5.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-5"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-5"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-5.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>
href="http://halkinsesi.tv/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-6.jpg"
rel="lightbox.sig0" target="_blank"
title="ist-roseteks-iscileri-20120826-6"> alt="ist-roseteks-iscileri-20120826-6"
src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2012/AGUSTOS/20120826-ist-roseteks-iscileri/ist-roseteks-iscileri-20120826-6.jpg&width=200&height=200&quality=80&ratio=1"
/>

class="sig_cont_0">Kaynak:
halkinsesi.tv

Halk Cephesi Uluslararası İlişkiler Komitesi, Açıklama: 02

Halk Cephesi Uluslararası
İlişkiler Komitesi, Açıklama: 02

src="http://halkinsesitv.com/images/stories/Logolar/HC-UluslararasiIliskiler-LOGO.jpg"
/>

Açıklama No  :
2

Tarih           
: 27.08.2012

 

SURİYE’DE VE
HATAY’DA HALKA SALDIRANLAR EMPERYALİSTLER VE İŞBİRLİKÇİSİ
AKP’DİR.

Emperyalizmin Suriye’ye saldırıları
sürüyor. Emperyalistler silahlandırdıkları işbirlikçileri
aracılığıyla Suriye’yi teslim almaya çalışıyor. Esat ve BAAS
yönetimini yıkmaya çalışıyor. Çünkü Suriye emperyalizmin
politikalarının önünde engeldir. Çünkü Suriye iradesini ve
topraklarını emperyalizme teslim etmemiştir. Çünkü Suriye’nin
topraklarında emperyalist üsler, füze radarları, askerler ve ajanlar
cirit atmaz. Çünkü Suriye’nin toprakları CİA’nın işkence
uçaklarına, başka halkları bombalayan uçaklara kapalıdır. Bunun için
de yıkılması gerekmektedir. Ama emperyalizm bunu tek başına
başaramamakta ve bu nedenle işbirlikçileri kullanmaktadır. AKP bu göreve
çoktan taliptir ve isteklidir. Aynı geçmişte DP’nin NATO’ya
girebilmek için 4.500 askeri ölüme göndermesi gibi AKP’de ülkemizi
emperyalistlerin karargâhı haline getirmiş ve saldırı üssü
yapmıştır. Peki niçin? Emperyalist efendilerin ağzından çıkacak bir
AFERİN için. Nitekim bekledikleri aferini geçen günlerde Amerika
Dış İşleri Bakanı Clinton’dan duydular.

AKP açıkça
emperyalizmin saldırısı içinde olduğunu itiraf etmiyor. Suriye’ye
saldırılardaki rolünü saklamaya çalışıyor. Ama gerçekler ortaya
çıkıyor.

  • Suriye’ye saldıran işbirlikçiler
    Türkiye’de de üsleniyor.
  • İşbirlikçilere
    silahlar Türkiye üzerinden gönderiliyor. Tank, uçaksavar gibi silahlar
    dahil her türlü silah, her türlü yöntemle işbirlikçilere
    gönderiliyor.
  • Sağlık Bakanlığı ret ediyor
    (zaten kabul etmesini beklemiyoruz) ama ambulanslar işbirlikçilere silah
    gönderilmesinde kullanılıyor. Bu noktada da Sağlık Bakanlığının
    açıklama yapması gereken bir durum vardır; Suriye’ye giden bir
    ambulansın kaza yapıp içindeki silahların yola saçıldığı doğru
    mudur?
  • Geçen günlerde gazetelerin internet
    sitelerinde izlediğimiz bir videoda, Suriye askerlerini katleden
    işbirlikçilerin Türkçe konuştuğu duyuluyor. Suriyeli işbirlikçiler ne
    zamandan beri Türkçe konuşmaya başladı?
  • Yine
    izlediğimiz başka bir görüntü ve Yurt Gazetesinde yayınlanan saldırı
    fotoğrafında işbirlikçilerin Suriye karakolunu basmada kullandıkları
    aracın kasasında Allah Korusun yazdığı görülmektedir. Ne
    zamandan beri Suriye’de Türkçe yazan, Türkiye plakalı araçlar
    kullanılıyor?
  • Türkiye istihbaratı ve ordusuna
    ait subaylar ve ajanlar Suriye ordusuna saldırılar yapıyor
    mu?
  • Suriye hapishanelerinde MİT ajanları var
    mı?
  • Suriye hapishanelerinde Türkiye ordusundan
    asker ve subaylar var mı?
  • Ülkemizde nerelerde
    işbirlikçiler eğitilmektedir? Basından öğrendiğimiz kadarıyla
    işbirlikçiler Hatay’da, Yayladığı’nda, Adana’da,
    İskenderun’da, İstanbul’da ve Ankara’da
    eğitilmektedir.
  • Bir kez daha AKP’nin
    uşaklığı tescillendi ve Suriyeli işbirlikçi askerlerin kaldığı
    kamplara CHP Milletvekilleri alınmadı. Neden? Sizin geçmişinizden
    emperyalizmin üslerine izinsiz giremediğinizi biliyoruz. İncirlik üssüne
    Amerikan çavuşunun iznini almadan giremeyenler sizin Genelkurmay Başkanı,
    Bakan, Başbakanlarınızdır.
  • Neden
    işbirlikçilerin yaptığı katliamları gizleyip, Suriye Halkı ve
    ordusunun meşru hakkı olan anavatanını koruma hakkına saldırı
    diyorsunuz? Türkiye’de TV’ler ve basın Suriye ordusunun
    işbirlikçileri temizlemesini saldırı demektedir. Neden
    saldırı? Suriye ordusu durup dururken bir ülkeye, kente mi saldırmakta,
    yoksa ülkesine saldıran işbirlikçilere karşı mı savaşmaktadır? Yani
    emperyalizm istiyor ki o istediği her yere saldıracak ama kimse
    karşısında direnmeyecek. Bunu istemekte kendilerini çok haklı ve meşru
    görüyorlar ama unutuyorlar ki direnmek halkların hakkıdır, bu hakkı
    üreten, yaratan ve kıskançlıkla koruyan halklardır.
  • Emperyalizmin ve AKP’nin saldırıları ve
    provokasyonları hem Suriye’de hem de Hatay’da sürmektedir.
    Bugüne kadar çeşitli din ve inançlardan halklarımızın birlikte ve
    hiçbir sorun yaşamadan yaşadığı Hatay’da şimdi tedirginlik
    vardır. AKP destekli teröristler halkın üzerinde terör estirmektedir.
    Hatay’da üstlenen ve kendilerine sığınmacı denen
    işbirlikçiler halka saldırmakta, terör estirmektedir. Hatırlayın
    daha bu yaz Antalya’da bir düğünde kadınlara tacizde bulunan
    Libya’yı paralı askerler düğün sahipleri tarafından dövülünce
    polis Libyalı paralı askerleri gözaltına bile almadan serbest
    bırakmıştı. Denilmişti ki; Türkiye Dışişleri Bakanlığının
    talimatı var, bir şey yapamayız.
    O zaman bu Libyalıların tatil
    için ülkemizde bulundukları söylenmişti. Oysa bu Libyalılar paralı
    asker olup Suriye’ye saldırı için ülkemize AKP ve Amerika
    tarafından getirtilmişti. Ve bunun karşılığında da kadınlarımıza,
    genç kızlarımıza sarkıntılık yapma hakkını elde etmişlerdi! İşte
    ülkemiz işbirlikçi yöneticilerinin ahlakı bu kadardır. Müslüman
    AKP’nin, Müslüman Dışişleri Bakanının ahlakı bu kadardır. O
    sarkıntılık yapan, tacizcilik yapan işbirlikçilerin
    koruyucusudur.
  • Üstelik bu paralı askerlere
    devletin tüm olanakları açıldı. Hatay’da nerede ise halk
    hastanelere gidemez oldu. Çünkü bu işbirlikçilerin hastanelerde
    öncelikleri var. Aynı İstanbul’da olduğu gibi. İstanbul’da
    da Libyalı paralı askerler lüks özel hastanelerde Ülkemizin
    bütçesinden muayene ve tedavi ediliyor.
  • Ülkemizde bulunan işbirlikçilere her türlü
    suç işleme özgürlüğü sağlanmış durumda. İşbirlikçiler Alevi
    halkımızı tehdit etmekte ve sıra size de gelecek
    diyebilmektedir. Buna karşın polis hiçbir şey yapmamaktadır.
    AKP’nin polisine göre Hatay’da asayiş berkemaldır ve birkaç
    münferit olaydan başka bir şey yoktur. Halk rahatlıkla gelip şikâyetini
    yapabilir. Kimi kandırıyorsunuz? İşbirlikçilerin bizzat polis
    tarafından korunduğu açıktır. Polisin varlığı halkın huzuru ve
    güveni için değil, işbirlikçilerin huzuru ve güvenliği içindir.
    Halkın en küçük bir hak arama eyleminde bile alarma geçen, tüm
    silahlarıyla sokaklara dağılan polis nerede? Neden koca bir kentin
    kontrolü işbirlikçi haydutlara bırakıldı? Bu çapulcuları kim
    koruyor?
  • Artık işbirlikçiler açıkça
    Türkiye’de eğitilip silahlandırıldıklarını itiraf eder hale
    geldiler. Ulusal bir gazeteye röportaj veren bir kadın işbirlikçi
    Adana’da çok zorlu bir eğitim aldığını açıkladı. Yine
    NTV’de canlı yayında Türkiye’den gönderilen telsizlerin
    işbirlikçilere dağıtılması gösteriliyor.
  • CİA ajanları Adana ve Hatay’da üslenip
    silahlandırılacak işbirlikçileri belirleyip eğitiyor.
  • Suriye’de savaşan işbirlikçilere
    istihbarat Almanya, İngiltere ve Amerika’dan gitmektedir.
    Akdeniz’de bulunan Alman savaş gemisi ve Kıbrıs’taki İngiliz
    üssünün elde ettiği istihbarat anından işbirlikçilere
    aktarılmaktadır.
  • Türkiye’de İstanbul ve
    Ankara’da işbirlikçiler bizzat İngiliz ve Amerikalı danışmanlar
    tarafından eğitilmektedir. Kimdir bu danışmanlar? Ne danışmanlığı
    yapmaktadırlar? Niye bu eğitimler halktan
    gizlenmektedir?
  • Suriye’ye saldıran bloğa
    bakıldığında bile aslında her şey nettir. Suudi Arabistan, Katar, Libya
    ve Çeçenistan’dan gelen paralı askerler ve El Kaide üyeleri el ele
    emperyalizm için savaşmaktadırlar. Savaşın finansmanını ise Suudi
    Arabistan ve Katar yapmaktadır. Bu ülkeler el ele vermiş Suriye
    halklarını özgürleştirme işine soyunmuşlar! Kimi kandırmaya
    çalışıyorsunuz? Kadının insan olarak bile kabul edilmediği, tüm
    ülkenin Amerikan üssüne çevrildiği, halkın ağır bir baskı altında
    tutulduğu, en küçük bir örgütlenme ve hak arama çabasının kanla
    bastırıldığı, kadınların araç kullanma hakkı için bile mücadele
    edemediği Suudi Arabistan mı Suriye’yi özgürleştirecek? Nasıl
    özgürleştirecek? Suudi Arabistan önce kendi ülkesini, halkını
    özgürleştirsin. Vatanlarını petrol karşılığı Fransa’ya satan
    Libyalılar mı Suriye’yi özgürleştirecek? Kendi ülkelerinde Sünni
    inancı dışında hiçbir dini inanca özgürlük tanımayan ve katliam
    gerekçesi yapan Suudi Arabistan ve Katar, her dinden insanların birlikte ve
    kardeşçe yaşadığı Suriye’yi özgürleştiremez. Toprakları
    büyük şeytan Amerikanın üsleri ile dolu, en yeni silahların
    Amerika tarafından İsrail ile birlikte anında verildiği Suudi Arabistan
    Suriye’yi özgürleştiremez.

 

HALKIMIZ

Bu savaş
bizim savaşımız değildir. Bu savaş emperyalizmin politikasıdır.
Emperyalizmin halklara yönelik temel saldırı araçlarından biri
böl-yönettir. Suriye’de farklı dinden ve inançtan insanları
birbirine düşürüp yönetimi yıkmaya çalıştılar. Başaramadılar.
Saldırıları Suriye halkının direnişine çarptı. Alevi- Sünni
çatışması ya da Sünnilerin Alevilere yönelik saldırıları söz konusu
değildir. Dini farklılıklarımızı saldırı için gerekçe yapmaya
çalışmaktadırlar. Alevilerin düşmanı Sünniler değil
emperyalizmdir. Alevileri katletmeye çalışanlar Sünniler değil
emperyalizm ve onun paralı askerleri, işbirlikçileridir. Sünni
inancından halkımız kendini kullandırmamalıdır. Düşmanımız
ortaktır. Sünni inancından halkımız da Aleviler gibi sömürülmekte ve
katledilmektedir. Bugün Suriye’de saldırıya uğrayanlar sadece
Aleviler ya da Hıristiyan ve Museviler değildir. İşbirlikçilere boyun
eğmeyen Sünni inancından insanlar da katledilmektedir. Emperyalizmin dini
– imanı yoktur. Onların tanrısı paradır. Paraya taparlar ve onun
için her şeyi yaparlar. Halkları milyonlarca katletmekten zerre kadar
çekinmezler.

 

HALKIMIZ

Sorunlarımızı
kendimiz çözebiliriz. Emperyalizm bizim hiçbir sorunumuzu çözemez ve
çözmemektedir. O sadece kendi sorunlarını çözer ve emperyalizmle
hakların çıkarları ortak değil tam tersine karşı karşıyadır.
Emperyalizmden çözüm aramak kendimizi kandırmaktır. Emperyalizmin bizi
birbirimize düşürüp sömürüsünü büyütmesine izin vermeyelim. Alevi
_ Sünni çatışması değil, Emperyalizmin Suriye’ye saldırısı
vardır. Öfkemiz ve tepkimiz emperyalizme dönük
olmalıdır.

 

HALK
CEPHESİ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER
KOMİTESİ

Kaynak: halkinsesi.tv