10 Eylül 2012 Pazartesi

HALK CEPHESİ: ÖĞRETMENLER, GENÇLER, ÖĞRENCİ VELİLERİ; AKP’NİN FAŞİST-GERİCİ EĞİTİM SİSTEMİNE TESLİM OLMAYIN!

HALK CEPHESİ:
ÖĞRETMENLER, GENÇLER, ÖĞRENCİ VELİLERİ; AKP'NİN FAŞİST-GERİCİ
EĞİTİM SİSTEMİNE TESLİM OLMAYIN!

align="center">ÖĞRETMENLER, GENÇLER, ÖĞRENCİ
VELİLERİ;

AKP’NİN
FAŞİST-GERİCİ EĞİTİM SİSTEMİNE TESLİM OLMAYIN!

align="center"> 

Halk İçin, Parasız, Bilimsel Eğitim
İstiyoruz!

15 Eylül’de Ankara’da Faşist
AKP İktidarına Karşı Gücümüzü Gösterelim!

AKP, 4+4+4
eğitim sistemiyle; yoksul halk çocuklarının eğitim hakkını gasp
ediyor.

AKP, 4+4+4 eğitim sistemiyle; yoksul halk çocuklarını,
çocuk yaşta tekellerin ücretli kölesi yapmak istiyor.

AKP, 4+4+4
eğitim sistemiyle; çocuk gelinleri çoğaltmak, kadınları dört duvar
arasına kapatmak istiyor!

AKP, 4+4+4 eğitim sistemiyle;
“dindar”, kaderci, boyun eğen, emperyalizmin işbirlikçisi,
gerici-faşist bir toplum yaratmak istiyor!

AKP, 4+4+4 eğitim
sistemiyle; çocuklarımızı dinle uyutmak istiyor!

AKP, 4+4+4 eğitim
sistemiyle; çocuklarımıza zorunlu din dersini
dayatıyor!

AKP’nin zorunlu din dersi dayatması, Alevi
halkımızın çocuklarını asimile etmektir!

ÖĞRETMENLER,
ÖĞRENCİLER, HALKIMIZ;

AKP’nin gerici-faşist eğitim
sistemine teslim
olmayın!

GENÇLER;

AKP’nin
“dindar”, gerici, Amerikan işbirlikçisi gençliği
olmayın!

Emperyalizme ve işbirlikçisi AKP’ye karşı
Bağımsız Türkiye mücadelesi veren DEV-GENÇ saflarına
katılın!

AKP, 4+4+4 denilen gerici-faşist eğitim sistemini zorla
halka dayatıyor.

Bu sistemle AKP, eğitimi yukarıdan aşağıya
tamamen değiştiriyor.

AKP, bunu yaparken ne eğitimcilerle
görüşüp tartıştı, ne öğrencilerin, ne de halkın nasıl bir eğitim
isteyip istemediğini sormadı.

Kentsel Dönüşüm’de olduğu
gibi, çalışma yasalarında olduğu gibi, “ben böyle istiyorum,
böyle olacak” diyor.

HAYIR! BÖYLE
OLMAYACAK!

AKP’nin DAYATMALARINA BOYUN
EĞMEYECEĞİZ!

AKP’nin gerici-faşist eğitim
sistemini de, kentsel dönüşüm adı altında yapmak istediği yağma ve
talanını da, işçiye, emekçiye dayatılan kölelik yasalarını da kabul
etmiyoruz.

AKP, 4+4+4 eğitim sistemini, meclisteki çoğunluğuna
dayanarak bir dayatmayla yasallaştırdı. AKP, yasalarla her şeyi
yapabileceğini sanıyor. AKP’nin 4+4+4 eğitim sistemi, halka
saldırıdır. Yasal olması, meşru olması anlamına gelmez.

Halk
için olmayan AKP’nin gerici-faşist eğitim sistemini kabul etmiyoruz.
AKP’nin dinci eğitim sistemine boyun eğmiyoruz.

Kamu
Emekçileri Cephesi olarak 15 Eylül’de Ankara’da yapılacak
mitinge ülkemizin dört bir yanından gelerek, AKP’nin dayatmalarına
boyun eğmeyeceğimizi göstereceğiz.

AKP, 4+4+4 eğitim sistemiyle
“kesintisiz eğitimi 12 yıla çıkarttım” diyor. Bunu,
eğitimde yapılmış bir yenilik olarak göstermeye
çalışıyor.

Faşist, gerici, Amerikan işbirlikçisi AKP, asla halk
için, bilimsel bir eğitim sistemi getiremez. AKP, getirdiği eğitim
sistemiyle gerici, Amerikan işbirlikçisi bir düzeni ilelebet koruyabilmek
için “dindar”, kaderine boyun eğen, emperyalizmin
işbirlikçisi, gerici-faşist bir gençlik, nesil yaratmak
istiyor!

Ülkemizin yeraltı, yerüstü tüm kaynakları yağmalanacak,
talan edilecek, halkımız emperyalist ve işbirlikçi tekeller tarafından
iliklerine kadar sömürülecek. Halkımız, emperyalizmin her türlü
çıkarları için maşa olarak kullanılacak ama buna ses
çıkarmayacağız. Yoksulluk içinde sürüneceğiz, “buna da
şükür” diyeceğiz. Açlıktan öleceğiz, “kader”
diyeceğiz. Emperyalistler, işbirlikçi tekeller kanımızı emecek,
boynumuzu eğeceğiz, sesimizi çıkartmayacağız.

12 Eylül
faşizminin on yıllardır nasıl bir gençlik yetiştirdiği
ortada.

AKP de 4+4+4 eğitim sistemi ile işbirlikçi, gerici-faşist
iktidarını dayandıracağı bir nesil yetiştirmek
istiyor.

AKP’nin 4+4+4 eğitim sistemine göre, yoksul halk
çocukları ilkokuldan sonra meslek liselerine yönlendirilerek üniversite
okuma hakları ellerinden alınıyor. “Sen yoksulsun, üniversite
okuma” deniliyor, “meslek liselerine git, tekeller için
‘kalifiye eleman’, ucuz iş gücü ol” deniyor.

AKP,
Torba Yasa ile zaten stajerlik adı altında çocuk köleliğinin önünü
açtı.

Bu eğitim sistemi ile ilk dört yıldan sonra okula devam
mecburiyetini kaldırıp açık öğretimi getirerek erkek çocuklarını
çocuk işçiliğe, kız çocuklarını da çocuk yaşta evliliğe
zorlayacaktır. Zaten üretim faaliyetlerinde çok az olan kadınlar, bu
eğitim sistemiyle de dört duvar arasına hapsedilecektir.

4+4+4
eğitim sistemiyle AKP, 4. sınıftan itibaren din dersini çocuklarımıza
dayatıyor. Okullarda bilimin yerine hurafelerden oluşan dini bir eğitimi
dayatıyor. AKP milletvekillerinin de açıkladığı gibi, bu eğitim
sistemiyle bütün okulları imam-hatip okullarına
çevirdiler.

Zorunlu din dersi ile Müslüman olmayan azınlık
halkların çocuklarına da inanmadığı bir din anlayışı dayatılıyor.
Yine 20 milyona yakın Alevi halkımızın yaşadığı ülkemizde Sünni din
anlayışı dayatılarak Alevi çocukları asimile edilmek
isteniyor.

ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLER,
HALKIMIZ;

AKP’nin gerici-faşist eğitim sistemini
dayatmasına teslim olmayın!

AKP’nin her istediğini
yapamayacağını göstermeliyiz.

15 Eylül’de Ankara’da
yapılacak miting bunun için önemlidir. Bu mitingde, bizi adam yerine
koymayan AKP’ye gücümüzü
göstermeliyiz.

ÖĞRETMENLER;

AKP’nin bu
eğitim politikasını boşa çıkartacak olan başta öğretmenlerdir.
Aylardır böyle bir eğitim sisteminin bilimsel olmadığı söyleniyor.
Ancak öğretmenlerin hiçbir düşüncesi, hiçbir önerisi dikkate dahi
alınmıyor.

AKP, “dediğim dedik” diyor. “Herkes
bana boyun eğecek” diyor. Bu dayatmayı kabul etmiyoruz. Bugün AKP
yalakaları dışında halkımızın çok büyük bir bölümü,
AKP’nin 4+4+4 eğitim sistemine karşıdır.

15 Eylül’de
yapılacak mitinge bütün ülke çapında yoğun bir çalışma
yapmalıyız.

Bu sorun sadece Eğitim-Sen üyesi öğretmenlerin sorunu
değildir. AKP, aynı zamanda öğretmenlik mesleğini ayaklar altına
almaktadır. AKP’nin 4+4+4 eğitim sistemi, tüm öğretmenlerin
sorunudur.

Bu eğitim sistemi sadece öğretmenlerin sorunu da
değildir. Okulda çocukları olsun ya da olmasın tüm ailelerin, tüm
halkın sorunudur.

15 Eylül’de yapılacak mitinge başta
öğrencilerimizi, öğrenci velilerimizi ve tüm halkımızı da
katmalıyız.

ÖĞRENCİLER!

AKP’nin bu
eğitim sisteminin hedefinde sizler varsınız. AKP, nasıl bir gençlik
yetiştirmek istediğini kendisi itiraf ediyor. “Dindar bir nesil
yaratacağız” diyor. AKP’nin dindar nesli; gerici-dinci,
faşist, Amerikan işbirlikçisi bir nesildir.

Gençlik
geleceğimizdir. Gençlik umuttur. AKP’nin gerici-faşist eğitim
sistemiyle, geleceğin karartılmasına, umutların söndürülmesine izin
vermeyin. AKP’nin “dindar” gençliği
olmayın.

AKP’nin zorunlu din dersi dayatmasını
reddedin.

Ülkemizde on yıllardır 12 Eylül’ün faşist eğitim
sistemine karşı direnen, mücadele eden, parasız, bilimsel, halk için
eğitim isteyen Dev-Gençliler var.

Emperyalizmin sömürüsüne
karşı, Bağımsız Türkiye mücadelesi veren Dev-Gençliler
var.

Gençler; AKP’nin “dindar”, sormayan,
sorgulamayan, kaderine boyun eğen, Amerikan işbirlikçisi gençliği
olmayın.

AKP’nin gerici eğitim sistemine karşı Dev-Genç
saflarında yerinizi alın. Bağımsız Türkiye için; halk için parasız,
bilimsel eğitim mücadelesi verin.

Bunun için 15 Eylül’de
Ankara’da yapılacak mitingde Dev-Gençliler de yerini alacak. Siz de
Dev-Genç saflarında yerinizi alın.

ALEVİ
HALKIMIZ!

AKP, ilkokul 4. sınıftan itibaren zorunlu din
dersini getirerek çocuklarımızı asimile etmek istiyor. AKP’nin
eğitim saldırısı, Alevi halkımıza yönelik en önemli saldırılardan
birisidir.

15 Eylül’de Ankara’da gerici-faşist eğitim
sistemine karşı yapılacak mitinge Devrimci Alevi Komitesi (DAK) de
katılacak. Alevi halkımızı, gerici eğitim saldırılarıyla asimile
etmelerine izin vermeyeceğiz.

Alevi halkımız, susarak hiçbir
hakkınızı koruyamazsınız. 15 Eylül’de DAK saflarında yerinizi
alarak, AKP’nin gerici-faşist eğitim sistemine boyun eğmeyeceğimizi
gösterelim.

HALK CEPHESİ

7 Eylül 2012 Cuma

Burada kim yabancı? / Berrin Karakaş

Burada kim yabancı? /
Berrin Karakaş

Bu topraklarda polisler
insanları öldürüp, tecavüz edip de suçsuz kalmıyor mu?

class="word">
2012-2013 Adli Yıl Açılış töreninde Yargıtay
Başkanı Ali Alkan yargı sisteminin nasıl da modern bir yapıya
kavuştuğuna delil olaraktan yüksek mahkemelerin binalarının
ihtişamından bahsediyordu. “Günümüzün ihtiyaçlarına göre
binaları yeniledik” diyordu. “Anca binaları yenileyebildiğimiz
için ver ha suç yaratıyoruz” demiyordu.
Orgeneralinden
başbakanına sıra sıra el sıkışılarak, sıradakilerin her fırsatta
yaptıkları gibi medyaya gerekli ayar verilerek açılan yeni yargı
yılının ilk davalarından ‘KCK Basın Komitesi’ davası, 10
Eylül’de haşmetli Çağlayan Adliyesi’nde. Ayarın hapsedilerek
verildiği gazeteciler davası diyelim. Ki en kötüsü, onlar buna
alışkınlar.

Alkan söz konusu açılış konuşmasında
“Yargı bağımsızlığı yargıcın onurudur” da diyordu.
Sanırım 36’sı tutuklu 44 gazetecinin yargılanacağı bu dava da iyi
bir imtihan onur hususunda. İddianameye suç delili olarak yerleştirilmiş
Fırat News’ün internet sitesinden 2009 tarihli ‘Kürt basını
111 yaşında’ başlıklı haber dosyasını şayet iyi okurlarsa
yargıçlar, bombalanan gazeteler, öldürülen çalışanlar, sürgünden
başlayan bu tarih suçluya, suça dair çok şey söyleyecektir.
Düşündürttüğü gibi, arada ‘Track 05 isimli Kürtçe
şarkı’ gibi absürdlüklerle acı acı güldürecektir de.
Yargıçların en onursuzuna dahi en azından şu soruyu sorduracaktır
iddianame: “Neden 800 sayfa boyunca en az yirmi kere gizli tanık
olarak Bahar ve Cemile isimleri geçmekte?”
İddianameye dair
sorulacak yüzlerce sorudan birkaçını İstanbul’dan,
Ankara’dan, tepelerden seyirle değil, haberinin öznesiyle aynı
seviyeden DİHA’ya bildiren, Van’dan bir tutuklu gazeteci Oktay
Candemir’in suç delili haberlerinin başlıklarıyla sorarsak: Mesela
‘Kürt sorunu çözülmeden bölgeye yatırımcı gelmez.’ Mesela
‘Ağrı’da sendikalar yargı kıskacında.’ Mesela
‘Gözaltında ölen Gür dava açtığı polisler tarafından tehdit
edilmiş.’ Mesela ‘OHAL’den sonra ne değişti?’
Mesela ‘Ölümün sınırında ekmek için kararan kaçak yaşamların
öyküsü.’
Bu öyküde Türkiye İran sınırında kaçakçılık
yapanlar var. 2006 yılından beri Türk ve İran askerlerince 100’den
fazla insan öldürülmüş, yaralanmış sınırda. Açılan davalar yarım
kalmış, zanlı Türk askerleri tahliye edilmiş. İddianameyi
hazırlayanlar bu yazılanlarla değil, haberi yapanın, “Türk
askerinden bahsederken yabancı bir ülkenin askerinden bahseder gibi haber
yapılıyor” iddialarıyla ilgililer.

Acaba burada kim
yabancı? Bugün Diyarbakır’da davası görülecek, tam da Ermeni
soykırımının 96’ncı yıldönümünde zorunlu askerlik yaparken
öldürülen Sevag Balıkçı’nın bir yıl dört aydır serbest zanlı
‘asker arkadaşı’ bu topraklarda yaşamıyor mu? Sevag
Balıkçı bu topraklarda yaşamıyor muydu? Yine sınırda bir sır ölüm
Roboski bu topraklarda değil mi? Bu topraklarda polisler insanları
öldürüp, tecavüz edip de suçsuz kalmıyor mu? Yoksa bu topraklarda bir
savaş da mı yok? Hürriyet gazetesinin Pazar neşesi manşeti gibi mi her
şey?
Bunlar hangi ülkenin gündemi acaba? O dağlarda ordunun kimyasal
silah kullanıp kullanmadığını araştırmaya kalkanların hapiste olduğu
ülke neresi?

Hürriyet’in ‘çok ses getiren’
haberinde ‘Şemdinli Manzaralı Fotoğraf’ alt başlığında
“Yazı zaten uçar gider. Aklınızda kalan sadece bu manzara
olsun” deniyordu. Manzaraya bakmak, orada seyre dalmak mıdır, yoksa
manzara olmak mıdır esası?
Bu manzaraya, bu kurgu fotoğrafa bir de
Thomas Bernhard’ın ‘Yok Etme’ kitabından şu satırlarla
bakalım: “Fotoğraf çekmek hain bir ihtiras, giderek tüm insanlık
kaptırıyor buna kendini, çünkü çarpıklık ve sapıklığı sevmekle
kalmıyor ona tapıyorlar da ve gerçekten de zaman içinde yığınla
fotoğraf çekerek bu çarpık sapıkça dünyayı tek doğru dünya olarak
algılıyorlar.”

Kaynak:
Radikal

"Ey Adalet, Neredesin?"

"Ey Adalet,
Neredesin?"

Şerzan Kurt davası bugün sonuçlandı,
Kurt'u vuran polis suçlu bulunarak sekiz yıl hapis cezasına
çarptırıldı ancak tahliye edildi; Kurt'un babası mahkeme önünde
"Adalete sığınıyorum, adalet neredesin?" diye
bağırdı.

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/40155/490/279" width="490"
/>

Muğla'da 21 yaşındaki Şerzan Kurt'u
öldürmekten 2,5 yıldır tutuklu yargılanan polis Gültekin
Şahin
, bugünkü son duruşmada suçlu bulunarak sekiz yıl hapis
cezasına çarptırıldı ve tahliye edildi.

Kurt Ailesi'nin
avukatı Mustafa Rollas, bianet'e yaptığı
açıklamada, kararın "hukuk mantığıyla
açıklanamayacağını" söyledi.

Sanık Şahin bugün mahkemece,
önce Kurt'u öldürmekten suçlu bulunarak müebbet hapis cezasına
çarptırıldı. Daha sonra davanın tanığı Oktay Kebapçı'nın da
olay yerinde olduğu ve silahını ateşlediği öne sürülerek, sanık
Şahin'e "faile yardım etmekten" ceza indirimi
uygulandı.

Sekiz yıl hapis cezası alan Şahin tahliye
edildi.

Avukat Rollas, karara itiraz edeceklerini söyledi ve şöyle
devam etti:

"Madem Şahin olayın faili o zaman neden suça
yardımdan ceza aldı. Eğer Kebapçı fail ise neden davada sanık değil de
tanık olarak bulundu ve mahkeme neden Kebapçı hakkında suç duyurusu
yapmadı? Eğer Kebapçı suçluysa Şahin beraat etmeliydi. Zaten
Şerzan'da tek kurşun yarası var, ikisi birden fail
olamaz."

"Mahkeme hem Şahin'in suçu işlediğini kabul
etti hem de suça yardımdan ceza indirimi uyguladı. Aldığı ceza 10
yıldan az olduğu için Yargıtay'da duruşma da
yapılamayacak."

Bugünkü duruşmaya, Kurt'un babası
Ömer Kurt ve annesi Necla Kurt'un
yanı sıra Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata da katıldı.

Kararı duyan
Ömer Kurt, "Ben zaten bir kere ölmüştüm, bugün ikinci kez
öldürdüler beni" dedi, mahkeme önünde "Adalete
sığınıyorum, adalet neredesin?" diye feryat etti.

Sadece
görevini yapmış

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki
davada, Savcı Cevdet Beşikçi, mütalaasında polis memuru
Şahin'in olası kasıt ile adam öldürdüğünü, bu nedenle ömür
boyu hapis cezasına çarptırılması talebinde bulunmuştu.

Avukat
Rollas ise sanığın olası kasıt ile insan öldürme değil kasten insan
öldürmek suçundan yargılanması gerektiğini söylemişti.

Sanık
Şahin de "Polis olarak ben görevimi yaptım. Üstlerimden gelen
talimat ile havaya ateş ettim. Hakkaniyet ölçülerinde tahliyemi
istiyorum" demişti.

Uğur Kaymaz "örnek"
oldu

Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Kurt, 12 Mayıs 2010'da
vuruldu, ağır yaralandı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesi'nde 19 Mayıs'ta yaşamını yitirdi.

Kurt'un
ölümü ile ilgili olarak Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik
Şubesi'nde görevli polis memuru Şahin tutuklandı.

Şahin
hakkında Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'nde "olası kasıtla
nitelikli insan öldürme" suçundan dava açıldı. Dava
"güvenlik gerekçesiyle" Eskişehir'e nakledildi.

Sanık
Şahin'in avukatı Erol Halka önceki duruşmada,
müvekkilinin beraatini isterken, Uğur Kaymaz davasını
kanıt olarak göstermiş, "Mardin Kızıltepe'deki davada dört
özel harekat polisi tek gün bile tutuklu kalmadı. Müvekkilim ise iki
yıldır tutuklu" demişti.

12 yaşındaki Uğur ve babası
Ahmet Kaymaz da 21 Kasım 2004'te Mardin
Kızıltepe'deki evlerinin önünde açılan ateş sonucu hayatını
kaybetti. Mahkeme dört polise dava açılan davada "polislerin meşru
müdafaada bulunduğuna" kanaatiyle beraat kararı verdi. Yargıtay 1.
Ceza Dairesi de kararı oybirliğiyle onadı.

Kaynak:
bianet.org

6 Eylül 2012 Perşembe

ÇHD ANKARA ŞUBE: CANSEL MALATYALI HAKKINDA İMO'YA CEVAP

ÇHD ANKARA ŞUBE: CANSEL
MALATYALI HAKKINDA İMO'YA CEVAP

 

TMMOB
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN 17.08.2012 TARİHLİ YAZISINA
CEVABIMIZDIR

 

KONU:Odanızda
çalışmakta iken işten çıkarılan ve işe iadesi için direnişe
başlayan emekçi Cansel Malatyalı’ya desteğimizi sorguladığınız
yazıya ve sürece dair değerlendirmelerimizi içeren
metindir.

 

Kamuoyu tarafından da bilindiği gibi Cansel
Malatyalı kurumunuzda çalışır iken “performans” gerekçe
gösterilerek işten çıkarılmış bir işçidir. İşe iadesi için
direnişe başlayan, işverenin kendine mobbing uyguladığını, yaşamını
devam ettirmenin tek yolu olan işini geri istediğini
bildirmiştir.

 

Kurumunuzun yerine işveren genel
ifadesini, Cansel Malatyalı yerine de işçi genel ifadesini koyduğumuzda
Türkiye işçi sınıfı için çok bilindik hatta sıradan bir hikaye ile
karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. İş güvencesi; işsizliğin
boyun eğme için daha çok derinleştirildiği, yoksulluk ve yoksunluğun
giderek olağanlaştığı günümüz istihdam koşullarında işçiler için
gündüz düşü haline gelmiştir. Sermaye ve siyasal iktidarın talepleri
ve çıkarları birbiri ile örtüşmekte, siyasal iktidar işçilerin bu
sorununa kulak tıkamaktadır. İş güvencesinin olmadığı bir çalışma
düzeninde, işçiler sürekli bir belirsizlik ve baskı altında oldukları
için işveren çıkarlarına tabi hale gelmekte, örgütlenememektedirler.
Günümüz sendikacılarının hepsinin bu meseleye dair sözü, bir
direnişi bulunmaktadır. Sarı sendikalar bile tabanları kalmadığı için
bu durumu eleştirmektedirler.

 

İşten çıkarılan işçi
meselesine ilişkin “işverenin yönetim hakkı”
kavramsallaştırmasını kabul etmemekteyiz. Durduğumuz yer bize sermaye
sınıfının kavramları ile değil işçi sınıfının çıkarları
doğrultusunda düşünmeyi öğretmiştir. Kaldı ki çokça
eleştirdiğimiz siyasal iktidar ve mahkemeler bile bu olaydaki gibi
“sınırsız” bir işveren yönetim hakkını kabul
etmemektedirler. Bazı kriterlere uygun olmak zorunluluğu getirilmiştir. Bu
noktanın bile gerisinde tutum göstermek toplumsal muhalefetin bir parçası
olduğunu ilan edenlere yakışmaz
düşüncesindeyiz.

 

İşçi direnişlerinin biçimlerini
sorgulamak bizim haddimize değildir. Tarihsel bir değer olan işçi
sınıfı direnişlerini hiçbir kurum tehditkar olarak nitelendiremez.
Hepsinde bir oranda zorlayıcılık vardır, işin doğası gereğidir. Bu
kimi zaman sakal bırakma olur kimi zaman işgal olur, kimi zaman makine
kırıcılık olur, kimi zaman grev olur. Eylem biçimi değerlendirme tavrı
fabrika, işyeri işgalleri, siyasal parti vs. işgalleri, oturma eylemleri
gibi eylemlerin hepsini reddetmeye varan bir yoruma
gidecektir.

 

Mesleklerin dönüşüme uğrayarak
neo-liberal saldırılarla karşı karşıya olduğu, avukatların
işçileştiği ve hak kayıplarının derinleştiği gerçeği karşısında
ÇHD Ankara Şube kendini sınıfa yalnızca destekçi değil, sınıfın
içinden, onun bir parçası saymaktadır. Bu doğrultuda işçi
sınıfının mücadelesine yalnızca davalarını takip ederek,
açıklamalar yaparak değil bizzat destek vermiş ve içinde yer
almıştır. Kurumumuz emek sermaye çelişkisinde emeğin yanındadır.
İşverenin kim olduğu kurumumuz açısından fark etmemektedir. İşverenin
kimliğine göre geliştirdiğimiz bir tutumumuz olmamıştır. Gerek
toplumsal muhalefetin parçası olarak yürütülen işler, gerekse
kurumumuza yapılan başvurular sonucunda takip ettiğimiz işlerde işveren
bizim için yalnızca işverendir.

 

Cansel
Malatyalı’nın yürüttüğü mücadele de bizim için böyle
anlaşılmaktadır. İMO’ya görüşmeye gitmemizin tek nedeni kendini
toplumsal muhalefetin içerisinde tanımladığını belirtmesidir. Yoksa
işveren olarak kayırdığımız vs. için değildir. Yapılan görüşmede
kurumumuzun da temsilcisi bulunduğu ve nedenleri açıkça anlatıldığı
halde, İMO Yönetim Kurulu Başkanı imzası ile gelen metni
anlayamadığımızı ifade etmek isteriz.

Kendini “sol”
olarak gören kurumların işveren sıfatından azade oldukları
düşünülemez. Biz “haksız, mesnetsiz, tehditkar” dediğiniz
açıklamaları oldukça sık yapıyoruz. Bugüne kadar böyle bir ithamla
diğer işverenler yönünden karşılaşmadık. “…..işçileri
işlerine geri dönmelidir” ibareleri taşıyan yaptığımız
açıklamalara yönelik böyle sınıf dışı ifadeleri maalesef hiçbir
işveren söylemedi.

 

“Kurumu yıpratmaya yönelik
çalışmalar” ifadesi de bizim tarafımızdan anlaşılamamıştır.
Aklımıza “hükümeti yıpratmaya çalışma” suçu olarak
siyasal iktidarın uydurduğu ceza kanununda bile olmayan bir ibare
gelmektedir. Muhalefet etme hakkına yönelik söylenen yıpratma
çalışmaları ibaresinin kurumumuza yazılan yazı ve değerlendirmelerde
kullanılması hayret vericidir.

 

Biz sözümüzü
söylerken, mücadele ederken, kurumların yöneticileri, siyasal iktidarın
sahiplerine göre konum almıyoruz. Bizzat mücadelenin kural ve ilkeleri
bizi bağlar ve yönlendirir. İşçi mücadelesine bakışımız bunu
gerektirmektedir.

 

Toplumsal muhalefet öznelerinin
yaptığı çağrılar ve görüşme çabalarına karşı yaptığınız
niyet okuması içeren değerlendirme ve kullandığınız üslup bizi
rahatsız etmiştir. Özellikle kurumumuzun da görüşmeciler arasında
olduğu sabitken tekrar yazı yazılarak açıklamamızın itham edildiği
cümlelerin ardından teyit istenmesi ve kurumsal olmadığının ima
edilmesi davranış kalıbı olarak da alışık olmadığımız ve kabul
edemeyeceğimiz bir tutumdur.

 

Bu yazımız bir açıklama
gayreti olarak anlaşılmamalıdır. Durum oldukça nettir. Ayrıca
kurumunuzdan bir yanıt beklemediğimizi ifade etmek isteriz. Yanıtı
hayatın ve mücadelenin kendisi verecektir.        
           
 

 05.09.2012

 

Tursun ailesinin acısı da kabul edilmedi

Tursun ailesinin acısı da
kabul edilmedi

İzmir'de
'dur' ihtarına uymadığı iddiasıyla polis tarafından
öldürülen Baran Tursun'un ailesinin kazandığı tazminat davasında
bakanlığın temyiz kararı vicdanları bir kez daha yaraladı. İçişleri
Bakanlığı, kız kardeş Berfin lehine hükmedilen 10 bin liralık manevi
tazminatı, "O yaşta acı duyması imkansız" diyerek itirazda
bulundu.

Baran Tursun src="http://media.etha.com.tr/images/2010/11/24/cache/etha-20101124-baran-tursun-00_ext.jpg"
/>

İzmir'de Baran Tursun'un 2007 yılında 'dur'
ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından öldürülmesine
ilişkin tazminat davasında İçişleri Bakanlığı kusurlu bulunarak
mahkum edildi. Bakanlık, karar için akıl almaz bir savunma yaparak,
itirazda bulundu.

Baran Tursun'un kız kardeşi Berfin'e 10 bin
TL ödememek için bakanlık, kardeşin olay tarihinde 12 yaşında
olduğunu, dolayısıyla "abisinin vefatına ilişkin acıyı ifade
edebilecek durumda olmadığı" şeklinde bir savunma yaparak, itirazda
bulundu.

'TEK DİLEĞİM BU ACIYI ONLARIN DA
YAŞAMASI'

Karar karşısında devletin vicdansızlığı ile bir
kez daha karşı karşıya geldiklerini belirten baba Mehmet Tursun
duygularını ETHA'ya anlattı.

Mehmet Tursun kararı şöyle
yorumladı: "Bu çok etik ve ahlak dışı bir savunmadır. Bir davayı
kabul etmeyebilirsiniz, o yönde savunma yapabilirsiniz. Ama bu şekilde bir
gerekçe ile yapılan itiraz ahlak dışıdır. Şimdi biz de bakanlığa
şunu söylüyoruz, çocuklarınızdan biri ölsün ve diğer
çocuklarınızın da yüzüne bakın ve acı çekip çekmediğini
anlarsınız. Bizim tek dileğimiz bu. Bu ahlaksız savunmayı şiddetle ve
nefretle kınıyoruz."

Baba Tursun, avukatlarıyla da bu konuyu
görüştüklerini ve bakanlığın bu savunmasına itirazda bulunmaya
hazırlandıklarını bildirdi.

'5 YAŞINDAKİ ÇOCUK BİLE BU
ACIYI ANLAYABİLİR'

Ağabeyi Baran Tursun öldürüldüğünde 12
yaşında olan ve bu yıl üniversiteyi kazanan Berfin Tursun bakanlığın
itirazı ile ilgili şunları söyledi:

"Bakanlığın yaptığı
bu itiraz çok seviyesizdir. Ağabeyimin ölümü daha dün gibi, hatta iki
saat öncesi gibi aklımdadır. 5 yaşındaki çocuk bile bu acıyı
anlayabilecek kapasitededir. Bakanın bir çocuğunun kolu bile
kırıldığında kardeşlerinin bu olayı nasıl algıladığını tespit
edebilirler. Ki ben ağabeyimi kaybettim. Onlar da bu acıyı yaşasınlar,
benim Allah'tan tek dileğim budur. Bu ahlak dışı kararı kınıyorum,
çok iğrenç bir savunmadır bu."

Kaynak:
ETHA

5 Eylül 2012 Çarşamba

CANSEL MALATYALI DİRENİŞİNİN 200. GÜNÜNDE YÜKSEL'DEN İMO ÖNÜNE YÜRÜYORUZ

CANSEL MALATYALI
DİRENİŞİNİN 200. GÜNÜNDE YÜKSEL'DEN İMO ÖNÜNE
YÜRÜYORUZ

200 gündür işten atıldığım İnşaat
Mühendisleri Odası (İMO) önünde oturma eylemini sürdürüyorum.
  

 

6 Eylül 2012 Perşembe günü saat
17:00’da Yüksel Caddesi İnsan hakları anıtı önünde toplanıp
TMMOB önünde kısa süreli bir oturma eylemi yapılıp İMO önünde ki
direniş çadırı ziyaret edilecektir. Bu direnişe bütün halkımızı
destek vermeye çağırıyorum.

İMO’da Oda Ağalığına
Son İşimi Geri İstiyorum!

Zafer Hepimizin
olacak!

Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız!

Cansel Malatyalı

4 Eylül 2012 Salı

Üniversitede bu kez işçi eylemi var

Üniversitede bu kez işçi
eylemi var

 



style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 8px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 1px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit;
font-family: inherit; vertical-align: baseline; color: rgb(61, 123, 223);
border-top-style: dotted; border-top-color: rgb(127, 127, 127); text-align:
justify; "> 

style="font-family: inherit; font-size: 18px; font-style: inherit;
line-height: 23px; text-align: left; ">Bilgi Üniversitesi'nde işten
çıkarılan 12 güvenlik ve temizlik işçisine destek için DİSK
üyelerinin de katılımıyla üniversitenin Santral İstanbul yerleşkesi
önünde protesto gösterisi yapıldı.

style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 15px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px;
padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px;
border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial;
border-color: initial; border-image: initial; outline-width: 0px;
outline-style: initial; outline-color: initial; font-size: 13px;
vertical-align: baseline; line-height: 20px; ">
style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: inherit;
vertical-align: baseline; float: left; width: 420px; ">
style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: inherit;
vertical-align: baseline; ">
alt="Üniversitede bu kez işçi eylemi var" class="news-pic"
src="http://i.radikal.com.tr/480x325/2012/09/04/fft64_mf1103174.Jpeg"
style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 1px; border-right-width: 1px; border-bottom-width:
1px; border-left-width: 1px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: inherit;
vertical-align: top; border-top-style: solid; border-right-style: solid;
border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-top-color:
rgb(199, 199, 199); border-right-color: rgb(199, 199, 199);
border-bottom-color: rgb(199, 199, 199); border-left-color: rgb(199, 199,
199); " />

class="BlackContent" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px;
margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px;
padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px;
border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px;
border-style: initial; border-color: initial; border-image: initial;
outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial;
font-style: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; ">
class="fck_li" id="metin2" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px;
margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px;
padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px;
border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px;
border-style: initial; border-color: initial; border-image: initial;
outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial;
font-style: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; ">
style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left:
0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-style: inherit; font-size: 15px; font-family:
inherit; vertical-align: baseline; ">Pınar ÇITAK KOYGUN - Timur
TARLIĞ

style="color:#000000;">’İşten atılan işçiler geri alınsın’ yazılı bir bez
afiş taşıyan grup, sık sık ’ Susma haykır sendika haktır’,
’ İşten atılanlar geri alınsın’ sloganları attı. Yerleşke
içindeki rektörlük binası önüne yürüyen yaklaşık 50 kişilik grup,
burada da ıslık ve alkışlarla protesto gösterisine devam etti. Basın
açıklamasında konuşan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, işçilerin
taleplerinin karşılanması gerektiğini belirtti. Ekici, "Burada eylem
ve etkinliğin sona ermesi isteniyorsa, başlayacak öğretim yılında,
işten atılan insanların ailelerin ve bizim mücadelemizle karşılaşmak
istemiyorsanız bu talebimizi bugün hemen yerine getirin. Aksi taktirde
Bilgi Üniversitesi’nde bugün başlattığımız eylem
arkadaşlarımız işe geri dönene kadar devam edecektir "
dedi. 

style="font-size: 15px; line-height: 20px; " />"BİZ İŞİMİZE GERİ DÖNMEK İSTİYORUZ

style="font-size: 15px; line-height: 20px; ">İşten çıkarılanlara
arasında yer alan Mehmet Işık ise, "Biz diyoruz ki, biz bunu
haketmedik. Çünkü okulun varolmasında emeğimiz çok büyük. Yeri geldi
hamallık yaptık yeri geldi inşaatta çalıştık, okul yöneticilerinin
evlerine kadar girip şahsi işlerini tek bir kuruş para almadan yaptık.
Buna rağmen bizi işten attılar. Biz işimize geri dönmek istiyoruz ve
geri dönene kadar burada direneceğimizi ilan ediyoruz " diye
konuştu. 
style="font-size: 15px; line-height: 20px; " />Sosyal-İş Sendikası  class="IndexLink" href="http://www.radikal.com.tr/index/istanbul"
style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left:
0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left:
0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width:
0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial;
border-image: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial;
outline-color: initial; font-size: 15px; vertical-align: baseline; color:
rgb(59, 89, 152); line-height: 20px; "> style="color:#000000;">İstanbul style="font-size: 15px; line-height: 20px; "> Şube Başkanı Mustafa
Ağuş da, "Üniversite yönetimine bir an önce işten çıkarılan
işçilerin işe geri alınması çağrısında bulunduk. Ancak üniversite
yönetimi çağrımıza yanıt vermediği gibi son bir haftada 10’a
yakın personeli daha işten çıkarmıştır. İşten çıkarmaların devam
etmesi de bekleniyor" şeklinde konuştu. Grup basın açıklamasının
ardından rektörlük binası önünde oturma eylemi yaptı.
(DHA)

 

kaynak:radikal.com.tr