4 Aralık 2012 Salı

"Sen Söylersen Suç, Başkası Söylerse Demokratik Talep"

"Sen Söylersen Suç,
Başkası Söylerse Demokratik Talep"

Üniversite öğrencilerinin
yargılandığı davada, savcı, öğrencilerin parasız eğitim istemesinin
"yasal ve demokratik olduğunu" ancak bunları yasal bir derneğin
çağrısıyla yaptıkları için suçlu olduklarını iddia etti. Hakim de
bu görüşe katıldığını belirtti. Avukat Karatana ise "Hukuk
kişiye göre mi işliyor?" diyor.

class="text"> 

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/43219/490/299" width="490"
/>

Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yedi üniversite
öğrencisinin yargılandığı davanın savcısı Mustafa
Dede
, öğrencilerin taleplerinin "demokratik hak
olduğunu" ancak 1 Mayıs mitinginde taşıdıkları afişte
Mahir Çayan'ın resminin olması nedeniyle
"örgüt bağlantılarının olduğunu" ileri
sürdü:

"1 Mayıs İşçi Bayramı'nın resmi tatil olmasına
ve parasız eğitim istemenin de demokratik bir hak olmasına rağmen,
şüpheliler bu konularda yaptıkları basın açıklamalarını (yasal bir
dernek olan) Gençlik Derneği adına yaptıklarından ve taşıdıkları 1
Mayıs afişinde Mahir Çayan'ın resminin olması
nedeniyle..."

Savcı, öğrencilerin, "İlimizde (Bursa) ve
diğer illerde legal görünüm altında düzenlenen basın açıklamalarına
katılmalarını" suçlamalara delil olarak gösterdi.

Davanın 13
Kasım'daki ilk duruşmasında, Mahkeme Heyeti Başkanı
Fahrettin Baş da savcıyı onayladı ve "Parasız
eğitim istemek demokratik bir hak tabii ama işte bütün bunlar bir araya
gelince örgüt suçu oluyor" dedi.

Avukat Evrim Deniz
Karatana
, bianet'e yaptığı açıklamada, "Mahkemelerin
her türlü demokratik hak kullanımını yargılaması o kadar teşhir oldu
ki bunu gizlemek için parasız eğitim talebinin, füze kalkanı
protestosunun önüne 'örgüt faaliyeti kapsamında' ibaresini
getirip herkesi yargılayıp ceza verebileceklerini düşünüyorlar"
dedi.

Karatana, duruşmada hakimin bunu ısrarla belirtmesinin de
böyle bir kaygının sonucu olduğunu savundu ve "Temel hak ve
özgürlükler herkes içindir ve bu hakların kullanımı hiçbir biçimde
kısıtlanamaz. Dolayısıyla böyle bir ayrım hukuki ve hakkaniyete uygun
değildir" diye konuştu.

15 yıl hapis cezası
istendi

Savcı Dede'nin iddianamede öne sürdüğü gibi
"yasal haber sitelerindeki haberlere göre, yasal basın
açıklamalarına katıldıkları tespit edilen" Ezgi
Özgün
, Nuriye Gülmen, Coşkun
Yabaş
, Deniz Demiral, Gökhan
Palabıyık
, Onur Şimşek ve Nazım Can
Kızıl
'ın, Türk Ceza Kanunu (TCK) 220/6 maddesi uyarınca
"örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" ve
Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 7/2 uyarınca "örgüt propagandası
yapmaktan" cezalandırılmaları talep ediliyor ve haklarında 15 yıla
varan hapis cezası isteniyor.

Öğrencilerin katıldıkları ve
iddianameye göre suç sayılan eylemler şunlar: "8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar Günü, 12 Mart Gazi olayları anması, 30 Mart Kızıldere
anması, 1 Mayıs mitingi."

Sanık öğrencilerden Özgün'ün
Sevil Sevimli'yle telefonda konuşması da delil
sayıldı.

Eskişehir'e Erasmus programıyla okumaya gelen ve 10
Mayıs'ta Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) örgütü
üyeliği suçlamasıyla tutuklanan Fransa vatandaşı 21 yaşındaki
Sevimli, 6 Ağustos'ta Üçüncü Yargı Paketi kapsamında href="http://www.bianet.org/bianet/genclik/140164-sevil-sevimli-serbest-kaldi-2823"
target="_blank">tahliye olmuştu.

Kendisi de 9 Mayıs'ta
tutuklanan ve dört ay boyunca Sincan Kadın Cezaevi'nde kalan Özgün,
bianet'e yazdığı mektubunda, " href="http://www.bianet.org/bianet/hukuk/140445-disari-cikmak-icin-ilginc-hikayelerimiz-mi-olmali"
target="_blank">Dışarı çıkmak için ilginç hikayelerimiz mi
olmalı?
" diye sormuştu.

Davanın bir sonraki
duruşması 16 Ocak'ta, Bursa 6. Ağır Ceza
Mahkemesi'nde.

Kaynak: bianet.org

Hava muhalefetine rağmen greve devam

Hava muhalefetine rağmen
greve devam

 

Adana'da, 20 yıldan beri çalıştıkları
işyerlerinin tescili yapılmadığı için açlık grevi başlatan Yüreğir
Sebze Hali Esnaf, olumsuz hava koşulları nedeniyle büyük sıkıntı
yaşadı
Hava<br />  muhalefetine rağmen greve devam src="http://i.radikal.com.tr/480x325/2012/12/04/fft64_mf1226114.Jpeg"
style="margin: 0px; padding: 0px; border: 1px solid rgb(160, 160, 160);
outline: 0px; font-style: inherit; font-size: 13px; font-family: inherit;
vertical-align: top; font: inherit; float: left;" width="478" />
id="divAdnetKeyword2" style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; outline:
0px; font-size: 13px; font-family: 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica,
sans-serif; vertical-align: baseline; font: inherit; line-height: 20px;
background-color: rgb(255, 255, 255);">
style="margin: 0px 16px 0px 0px; padding: 0px; border: 0px; outline: 0px;
font-style: inherit; font-size: 13px; font-family: inherit; vertical-align:
baseline; font: inherit; width: 644px; float: none !important;">
style="margin: 0px 0px 20px; padding: 0px; border: 0px; outline: 0px;
font-style: inherit; font-size: 14px; font-family: inherit; vertical-align:
baseline; font: inherit; line-height: 22px; text-align:
justify;"> 

href="http://www.radikal.com.tr/index/ADANA" style="margin: 0px; padding:
0px; border: 0px; outline: 0px; font-style: inherit; font-size: 14px;
font-family: inherit; vertical-align: baseline; font: inherit; color: rgb(59,
89, 152) !important;">ADANA
 - Abidin Dino Sanat Parkı'nda
başlattıkları açlık grevinin ilk 4 güdende sorun yaşamayan esnaf,
5'inci gününde yağmura yakalandı. Hava muhalefetine rağmen açlık
grevini sürdürmekte kararlı olan 38 kişi, yağmurda parktaki yerini terk
etmedi. Sağanak yağmur altında ıslanan hal esnafına, çevredeki
vatandaşlar yardım eli uzattı. Evlerinden getirdikleri yatak, battaniye ve
yastıkların üzerinde uyuyan ve yağmur altında ıslanan hal esnafının
üzerine naylon çeken vatandaşlar, açlık grevine de destek
verdi. 

Yapılan haksızlığın düzeltilmesini isteyen
açlık grevindeki esnaflar, "Yağmur da olsa, çamur da haklı
davamızdan vaz geçmeyeceğiz. İş yerlerimizin tescili yapılana kadar
eylemimizi sürdüreceğiz" açıklamasını yaptı. 
/>dha - Fatih Karaçalı 

kaynak.radikal.com.tr

TAYAD’lı Aileler Avukatlarla Beraber Yaptıkları Kazılarla İlgili Basın Toplantısı Yaptılar

TAYAD'lı Aileler
Avukatlarla Beraber Yaptıkları Kazılarla İlgili Basın Toplantısı
Yaptılar

 

style="font-family: Tahoma, Verdana; font-size: 16px; text-align: justify;
background-color: rgb(255, 255, 255);">
style="font-size: 10px;" valign="top">Salı, 04 Aralık 2012
06:30

src="http://halkinsesi.tv/images/stories/haber/Aralik2012/TAYAD-CHD-AyhanEfeoglu-kazi-basintoplnt-20121203-k.jpg"
style="border: 0px none; float: left; margin-left: 10px; margin-right: 10px;"
width="250" />20 yıl önce gözaltında katledilerek
kaybedilen Ayhan Efeoğlu'nun cenazesini bulmak
için Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği'nden
(TAYAD) Aileler, arkadaşları ve avukatlar 1 Aralık'ta
Silivri'de yaptıkları kazıda hırka, terlik parçaları ve kemikler
buldu. Kemiklerin bulunmasının ardından Çerkezköy
SavcısıMikail Demirci olay yerine geldi. Bulgular
savcılığa teslim edilirken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı. 1
Aralık Pazar günü Silivri ile Çerkezköy arasındaki  Kuşbahçe
mevkiinde daha önce Ayhan Çarkın'ın göstermiş olduğu bölgede bir
kazı ile kısıtlı imkânlara ve sağanak yağmura rağmen bir kaç kemik
parçasına ulaşıldı.

Ayhan Efeoğlu’nu bulmak için 1 Aralık
günü yapılan kazılarla ilgili basın toplantısı yapıldı. Toplantıya
TAYAD’lı Ailelerden Nagehan Kurt, Ünzile Aras ve Hüsnü Yıldız ve
Çağdaş Hukukçular Derneği başkanı Av. Taylan Tanay ile Halkın Hukuk
Bürosu’ndan Av. Ebru Timtik katıldı.

Çağdaş Hukukçular
Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi
Başkanı Taylan Tanay, Özel Yetkili İstanbul
Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin konuyla ilgili görevsizlik kararı
vermesinin ardından dosyanın memur suçları savcısına yollandığını,
bu savcının şimdiye dek işlem
yapmadığınısöyledi.

Tanay; “Kamuya açık bir
alanda çalışma yapmak yasak değil. Cumhuriyet Savcısı kendisine neden
haber verilmediğini söyledi. Aslında bu bir utanç. Bunu anlamak mümkün
değil. Çıkan parçaların kime ait olduğunu bilmiyoruz. Aslında bulunmak
istenmiyor. Az sayıda aile bulabiliyor. Fakat devlet hiçbir işlem
yapmıyor. Tüm bunlar AKP’nin Gazi, Maraş ve Sivas’la aynı
aslında. 20 yıl oldu. Somut sonuç elde edilmedi. Büyük ihtimalle bu
soruşturmada zaman aşımına uğratılatacak. Kemikler bir gerçek,
kemikler için zaman aşımı yok

… destek
komutanlıkları kontrgerillayı çağrıştırıyor. Yol kenarında bir
tesis. O işlerle ilgilenildiğine dair tanıklıklar var. Bugün o statüden
çıkarılmış bunun için şimdi rahat giriyoruz. İtirafçıların
anlatımlarında yüzlerce beyan
var”
 dedi.

"Bu kemikler neden bir yıl
önce bulunmadı?"

Halkın Hukuk
Bürosu
'ndan Avukat Ebru Timtik de
TAYAD'lı Ailelerin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur
Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı'na ifade verdiklerini ancak
savcının başka bir adım atmadığını söyledi.

Kaybedilenlerin
yakınları, Efeoğlu, Hüsamettin
Yaman
 ve Soner Gül ile ilgili
soruşturma dosyası kapsamında Savcı Ayhan
Bedirhan
'a ifade vermişti.

Timtik, Çarkın'ın yer
göstermek için Silivri'ye getirildiğini, öncesinde kendinden çok
emin konuşan Çarkın'ın Silivri'de "Şurası
olabilir, tam hatırlamıyorum"
 dediğini
aktardı.

"O alan düzgün bir şekilde kazılmadı, üstün
körü bir kazı yapıldı. Kazı, Ankara'daki özel yetkili
savcı Hakan Yüksel'in talimatıyla gerçekleşti
ancak o bölge İstanbul'daki soruşturma kapsamındaydı ve
İstanbul'daki savcı kılını bile kıpırdatmadı."

1
Aralık'ta kazı alanına gittiklerinde olay yeri inceleme bandının
hala durduğunu söyleyen Timtik, kendilerinin de bir yıl önce kazılan
yerin etrafında kazı yaptıklarını söyledi ve
sordu: "Bu kemikler neden bir yıl önce
bulunmadı?
” ve konuşmasına şöyle devam
etti; “alanı terk ederken Çerkezköy Cumhuriyet Savcısı
geldi. Bir soruşturma açıldığını öğrendik. Tanıkların ifadesi
alındı. Soruşturmada önemli bir aşamaya geçmiş bulunuyoruz. Adli
tıptan insan kemiğine benzediğini söylediler bize. Toprağın altını
gösteren cihazlar var. Eğer isterlerse böyle çalışma yapabilirler.
Bizler unutmayacağız. Savcıya sözünü sürekli hatırlatacağız. Ayhan
Efeoğlu ve tüm kayıplar sadece beden değil bizim tarihimizdir. Bu faşizm
gerçeğidir. Bununla ilgili hiç bir şeyin karanlıkta kalmamasına özen
gösterecek, hesap
soracağız”
 dedi.

"Kemikleri bulunca
çok heyecanlandık"

Bugün düzenlenen basın
toplantısında TAYAD adına açıklama yapan ve kendi kardeşi de
gözaltında kaybedilmiş olan Nagehan Kurt, Cumartesi
günkü kazıyla ilgili "Biz bir umudun peşinden
koştuk"
 dedi.

Çarkın'ın "Ellerimle
gömdüm"
 açıklamasından sonra her Cuma
akşamı "Cenazemizi
istiyoruz" 
diyerek eylem yaptıklarını hatırlatan
Kurt, şunları söyledi: "Gerekirse ellerimizle arayacağız
dedik ve 1 Aralık'ta Silivri'ye gittik. Saatlerce yağmurun
altında, zaman zaman ellerimizle kazdık toprağı. Önce bir hırka ve
terlik parçaları, biraz daha kazdıkça da kemik parçaları
bulduk."

"Aramızda birçok kayıp yakını
vardı, kendi kardeşlerini, evlatlarını bulmuş gibi
heyecanlandılar.
 Kayıp ailelerinin ortak
öfkeleri sevince
dönüştü”
 dedi.

Çerkezköy
Savcısı Mikail Demirci bulunan kemikleri
inceleterek, insan kemiği olduğu anlaşılırsa teknik bir ekiple bölgeyi
kazdıracağını açıkladı. Kayıp yakınları da bu sözün takipçisi
olacaklarını belirttiler.

“Devletin vicdanı yok
orayı kazsın. Kazmazsa eğer kendi ellerimizle tekrar
kazacağız”

Kurt'un ardından söz
alan Hüsnü Yıldız da kendi kardeşinin
cenazesini bulmak ve Dersim'deki toplu mezardan çıkarmak için 66 gün
açlık grevi yapmıştı.

Yıldız, Ayhan Efeoğlu 20 yıldır
kayıp "Ayhan 'kayıp' değil aslında tıpkı Ali Yıldız
gibi. Tüm kurumlar Ali için gidip birlikte ellerimizle kazdık. Ayhan
Çarkın’nın gösterdiği yer askeri bölge.  Üniversitede
okurken gözaltına alındı, öldürüldü ve
gömüldü"
 dedi. “Ali’ye giderken
güneş vardı. Ayhan’ı yağmur altında aradık.  Biz kardeşim
Ali'nin cenazesini bulduk ve toplu mezardan çıkarıp mezarına
gömdük. Ama oradaki toplu mezarlarda onlarca mezarı olmayan cenaze
var."

"Bir anne neden çocuğunu
arar?"
 diye soran Yıldız, kayıp yakınlarının
yaşadıklarını şöyle anlattı: "Ali'yi
gömdüğümüzden beri yaşama kaldığımız yerden devam ediyoruz, hayatla
kopan bağımızı yeniden kurduk. Artık gülerek, konuşarak ailecek
kahvaltı edebiliyoruz. Devletin vicdanı yok. Devlet orayı kazsın.
Kazmazsa eğer biz kendi ellerimizle
kazacağız.”
 Yıldız, "Hem
cenazelerimizi hem de faillerin cezalandırılmasını
istiyoruz"
 diyerek konuşmasını bitirdi.

border="0"
src="http://halkinsesi.tv/images/stories/haber/Aralik2012/TAYAD-CHD-AyhanEfeoglu-kazi-basintoplnt-20121203-b.jpg"
style="border: 0px none;"
/>

kaynak:halkinsesi.tv

Onu vuran polis artık serbest

Onu vuran polis artık
serbest

 

 

style="text-align: justify;">Onu vuran polis artık serbest class="hImg" height="180"
src="http://fotocdncube.gazetevatan.com/newpics/news/041220121628363483736_2.jpg"
style="border: none; display: block; float: right; margin: 0px 0px 5px 15px;
background-image: url(http://haber.gazetevatan.com/d/i/hfoto-bg2.png); color:
rgb(51, 51, 51); font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif;
font-size: 14px; line-height: 19px; background-position: 100% 100%;
background-repeat: no-repeat no-repeat;" title="Onu vuran polis artık
serbest" width="300" />04.12.2012 - 16:30

Teslime TOSUN- Ömer
ERDEM/ ANTALYA, (DHA)
Onu vuran polis artık
serbest

ANTALYA’da 4
yıl önce, ’dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle 18
yaşındaki Çağdaş Gemik’i ensesinden tek kurşunla vurarak
öldürdüğü iddiasıyla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16
yıl 8 ay hapis cezasına mahkum olan; Yargıtay’ın kararı
bozmasıyla yeniden yargılanmasına başlanan polis memuru Mehmet Ergin,
bugünkü duruşmada 10 yıl hapis cezasına çarptırılarak tahliye edildi.
Davada 4 yıl 1 ay 7 gündür tutuklu olarak yargılanan polis memuru Mehmet
Ergin’e yurtdışına çıkış yasağı da konuldu.

Antalya
Emniyet Müdürlüğü Önleyici Hizmetler Şube Yunus timlerinde görevli 13
yıllık polis memuru Mehmet Ergin, 27 Ekim 2008 tarihinde motosikletle
Yeşildere Mahallesi’nde devriye gezerken, üzerinde 2 kişi bulunan
motosiklet ’dur’ ikazına uymayarak kaçtı. Duraksayan
motosikletin arka kısmında oturan Halil K. indikten sonra sürücü
Çağdaş Gemik tekrar motosikleti hareket ettirince polis memuru,
arkasından 2 el ateş etti.

Kurşunlardan biri, Gemik’in
ensesinden girip yanağından çıkarak ölümüne neden oldu. Tutuklanan
Ergin, Antalya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
yargılanırken ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza, indirim
uygulanarak 16 yıl 8 ay hapse çevrildi. Mahkeme, hayati bölgelere ateş
eden polisin, sonucun bu olacağını öngörmesi gerektiğini belirterek,
’olası kastla öldürme’ suçundan işlem yaptı. Karara
itirazın ardından polis Ergin hakkında verilen ceza, Yargıtay
1’inci Ceza Dairesi’nce, ’Suç niteliğinde yanılgıya
düşüldüğü’ gerekçesiyle bozuldu.

YEREL MAHKEME
DİRENDİ

Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi sanığın
’Yaralama sonucunda ölüme neden olmak’ suçundan yargılanması
gerektiğine hükmetti. Buna karşı yerel mahkeme ilk kararında direndi.
Kararda, Gemik’in ve arkadaşının polise hiçbir direnişinin
bulunmadığı vurgulandı. Kararda, düğünlerde havaya ateş
açılmasında bile Yargıtay’ın olası kast suçundan işlem
yaptığına dikkat çekildi. Direnme kararı üzerine dosyaya bakan
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, polise indirimli ceza verilmesi gerektiğini
kaydetti. Kararda, Gemik’in bir sonraki polis ekibi tarafından
yakalanabileceğine, arkadaşının polise teslim olarak direnmemesine, kafa
hizasından ateş edilmesine gerek olmadığına atıf yapılmasına rağmen,
polisin yaralama kastıyla hareket ettiği savunuldu. Böylece, polise 10
yıla yakın ceza verilmesi gerektiği belirtildi.

YENİDEN
GÖRÜŞÜLDÜ

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun
kararının ulaşmasının ardından dava Antalya 3’üncü Ağır Ceza
Mahkemesi’nde bugün yeniden görüldü. Duruşmaya 2 yıl önce
meslekten ihraç edilen tutuklu polis memuru Mehmet Ergin, avukatı Süleyman
Çalıkuşu, Çağdaş Gemik’in babası Haşim Gemik ile aileyi
temsilen avukatlar Nusret Gürgöz, Muhsin Taşarlar, Nilgün Gürbüz ve
Münip Ermiş katıldı.

AVUKATLAR İTİRAZ ETTİ
/>Ailenin avukatlarından Nilgün Gürbüz, "Biz Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun kararını hukuka ve adalete uygun bulmuyoruz. Bu karar
hukuk yönünde herkesin eşit olarak algılanmadığı sonucunu
uyandırmaktadır. Ve yine bu kararla benzeri olayların tekrarının
kolaylaştırıldığı görüşündeyiz. Tüm bu sebeblerle mahkemenizce
sanığın cezalandırılması sırasında alt sınırdan uzaklaşılarak
ceza verilmesini talep ediyoruz" dedi.

Avukatlardan Münip
Ermiş ise savunmalarını yazılı olarak hazırladıklarını belirterek 3
sayfa tutarındaki savunmasını mahkemeye sundu. Daha sonra söz alan
Ermiş, "Ama içimi dökmek istiyorum. Hukuk katledilmiştir. Ama en
azından zekamla alay etmediler. Ceza Genel Kurulu bu polis memurunun
(Mucıra bastım ayağım kaydı) masalına inanıyorsa o zaman bu adamı
niye cezaevinde tuttunuz? Tahliye etseydiniz ya. Tarihe not düşülmesi
için söylüyorum, Ceza Genel Kurulu’nun kararı asla bize sürpriz
olmadı" diye konuştu.

AVUKATI TAHLİYE İSTEDİ />
Polis memuru Mehmet Ergin’in avukatı Süleyman Çalıkuşu ise
şunları söyledi:

"Yargılamanın bu aşamasında Yargıtay
Ceza Kurulu kararı göz önünde bulundurulduğunda tartışılması gereken
bir husus yoktur. Katılan vekillerinin müvekkilime ceza tayini sırasında
asgari hadden uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi yönündeki taleplerine
katılmıyoruz. Müvekkilimin gerek soruşturmayı yapan makama, gerekse
yargılamayı yapan makama en ufak bir olumsuz tavrı olmamıştır. Ayrıca
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bozma ilamı uyarınca verilecek ceza
miktarı göz önünde bulundurulduğunda bugün itibariyle 4 yıl 1 ay 7
gündür tutuklu bulunan müvekkilimin infaz yasası uyarınca şartla
tahliye süresine kadar infaz etmesi gereken ceza süresini büyük ölçüde
infaz ettiği, açık cezaevine ayrılma hükümlerinden tutuklu olması
sebebiyle yararlanamadığı açık olup verilecek kararın yeniden temyiz
edilmesi ihtimali halinde dosyanın Yargıtay’dan dönüş süresi de
uzayabileceğinden biz cezasını büyük ölçüde infaz etmiş olan,
delilleri karartma ve kaçma şüphesi bulunmayan müvekkilimizin tahliyesini
talep ediyoruz."

MAHKEME KARAR VERDİ

Kısa
süren aranın ardından mahkeme heyeti, ’suçun işleniş biçimi ve
suç işlemede kullanılan araç ve yöntemler göz önünde
bulundurularak’ takdiren alt sınırdan ceza tayini suretiyle
sanığın 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkemedeki
olumlu hal ve tavrı indirim sebebi kabul edilerek bu cezanın 10 yıla
dürüşülmesine karar verdiğini açıkladı. Ergin’in hapiste
geçirdiği süreleri gözönüne alarak tahliyesine karar veren mahkeme,
yurtdışına çıkış yasağı koydu.

TABANCASI İADE
EDİLMEDİ

Meslekten ihraç edilen polis memuru Mehmet
Ergin’in olaydan sonra el konulan şahsi malı olan CZ 75B marka
tabancası ve şarjörünüm müsaderesine karar veren mahkeme ayrıca
Çağdaş Gemik’e ait bir tişört parçası, motosiklet kaskı,
motosiklet parçalarının ailesine iadesine karar verdi.
/>ADLİYE ÇIKIŞI PROTESTO

Duruşmanın ardından Antalya
Adliyesi önünde toplanan Çağdaş Gemik’in yakınları "Katil
polis hesap verecek" diye slogan attı. Ailenin avukatı Münip Ermiş,
ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kendilerini yanıltmadığını ve
aileyi adaletsizliğe mahkum ettiğini söyledi. Ermiş, şöyle konuştu: />
"Bir polis cinayetini daha Yargıtay aklamış oldu.
2007’den bu yana 16’ncı Madde gerçekleştiği günden itibaren
devletin polise adam öldürme yetkisini verdiğini söyledik. Ve o tarihten
bu yana 50 insanımız yaşamını kaybetti. Yargı süreci tetikçileri
sokağa saldı. İnsanların adalete olan inancı yok olmuştur. Biz
Yargıtay’dan hiçbir zaman adalet beklemiyoruz. Ombudsman olarak
atanan kişi Hrant Dink’in ölüm fermanı olan o ünlü ceza kurul
kararını oluşturan kişidir. Aynı zamanda yardımcılarının Hrant Dink
kararının altında imzaları vardır. Burada fail gerekli cezayı
almamıştır."

Ermiş’in açıklaması sırasında,
Ümit Kavruk isimli bir kadın ise Antalya polisi tarafından dayak
atıldığını iddia ederek vücudundaki izleri gösterdi. Kavruk, adliye
önünde bulunan polisler tarafından
uzaklaştırdı.

kaynak:haber.gazetevatan.com

3 Aralık 2012 Pazartesi

Üç öğrenciye müebbet hapis istendi

Üç öğrenciye müebbet
hapis istendi

İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi'nde yedi ay önce meydana gelen, can kaybına yol açmayan ve
rektörlüğe göre "basınç kaynaklı" olan patlama nedeniyle
üç öğrenci hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi
/>
Üniversitedeki patlama nedeniyle üç öğrenci hakkında
ağırlaştırılmış müebbet istendi. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk
Fakültesi'nde 8 Mayıs 2012'de kadınlar tuvaletinde meydana gelen
ve Rektörlük tarafından yapılan açıklamada "basınç
kaynaklı" olduğu belirtilen patlama nedeniyle tutuklanan öğrenciler
hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi.

Toplam
13 öğrenci hakkında hazırlanan iddianamede, YÖK protestosu, Roboski,
Newroz, Şerzan Kurt'u anma için basın açıklamaları, dijital
formattaki müzik parçaları, özgür Gündem ve Azadiya Welat gazetelerinin
satışı suç delili olarak gösterildi.

Savcının gazeteler
için "yasaklı olan Özgür Gündem ve Azadiya Welat isimli gazete ve
dergiler" ifadesini kullanması dikkat çekti. Telefona gelen bir
mesajda geçen Mem û Zin, Uğur Kaymaz, Seyit Rıza ve Ape Musa için,
"PKK/KCK terör örgütünün silahlı mensupları" ifadesini
kullanan savcı, Roboski Katliamı'yla ilgili olarak da, "29 Aralık
2011 tarihinde Şırnak'ta ölü olarak ele geçirilen 35 kişi"
ifadesini kullandı.

Patlamadan bir ay sonra yapılan operasyonda
yedi öğrenci tutuklanmıştı
Can kaybının yaşanmadığı
patlamanın ardından Mücahit Özdemir, Raziye Ay ve Emel Çetin adlı
öğrenciler gözaltına alınmış, Mücahit Özdemir savcılık tarafından
serbest bırakılırken, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedilen Siyaset
Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi Emel Çetin ile
Çalışma Ekonomisi Bölümü öğrencisi Raziye Ay tutuklanarak cezaevine
gönderilmişti.

Patlamadan bir ay sonra İÜ öğrencilerine
yönelik operasyonda gözaltına alınan 10 öğrenciden, Oktay Gürdeğir,
Şahin Kaya, Ferhat Kavak, Gürkan İstekli, Zeki Yılmazsoy, Uğur Tekdal ve
Muammer Cesur adlı öğrenciler tutuklanmıştı.

13 öğrenci
tek iddianameyle yargılanacak

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı
Ekrem Beyaztaş, dokuzu tutuklu 13 öğrenci hakkında 61 sayfalık tek bir
iddianame hazırladı. 13 öğrencinin aynı iddianameye dahil edilmesi
konusunda, birlikte basın açıklamalarına katılmaları, birbirleriyle
telefon görüşmeleri yapmaları ve Barış ve Demokrasi Partisi'nin
(BDP) gençlik örgütlenmesi olan Demokratik Yurtsever Gençlik (DYG) grubu
içinde yer almaları gibi gerekçeler gösterildi.

İstanbul 23.
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, sorgu
tutanakları, gizli tanık ifadeleri, teknik ve fiziki takip tutanakları,
kamera görüntüleri ve telefon tapeleri delil olarak yer aldı.
/>"Birinci Olay"la ilgili "deliller"
Savcı
iddianameyi "Birinci Olay" ve "İkinci Olay" diye iki
bölüme ayırırken, "Birinci Olay"da, "DYG'li
oldukları" iddia edilen 10 öğrenciyle ilgili teknik takip
tutanaklarına, basın açıklaması içeriklerine (YÖK protestosu, Roboski
Katliamı, Newroz, Muğla'da polis kurşunuyla öldürülen Şerzan
Kurt'u anma, tutuklu öğrencilerin serbest bırakılması) ve telefon
tapelerine yer verildi.

Savcının, Roboski Katliamı'yla
ilgili basın açıklamasından söz ederken, "29 Aralık 2011 tarihinde
Şırnak'ta ölü olarak ele geçirilen 35 kişi" ifadesini,
öğrencilerin ev ve üst aramalarında bulunan dijital formattaki Kürtçe
şarkılar için de, "Öcalan ve örgütün kırsal alanda faaliyet
yürüten silahlı mensuplarını övücü içerikteki şarkı sözlerinden
oluşan mp3 ses dosyaları" ifadesini kullandığı bildirildi.
/>Öğrencilerin tutuklu öğrenci arkadaşlarına gönderdikleri ve
aldıkları mektuplar da iddianamede delil olarak yer aldı.
/>Mem û Zin, Uğur Kaymaz, Seyit Rıza, Ape Musa, "PKK/KCK terör
örgütünün silahlı mensupları"

Öğrencilerden Savaş
Bütkül'ün telefonuna gelen, "Dağlı bir öykü, Sınır
boylarında bir gece dürbünüyüm. Beni Cizre'de vurun Mem û Zin'e
selam götüreyim. Beni Kızıltepe'de vurun 12 yaşında 13 kurşun
yiyen Uğur olayım... Beni Dersim'de vurun Munzur'da yıkayın Seyit
Rıza'ya selam durayım. Beni Amed'de vurun Ape Musa olup Kürtçe
ıslık çalayım. Beni Dicle'de vurun ilimin gözlerindeki nefretten
doğayım... Ya da sağ bırakın kendi ülkemde özgür yaşayıp kendi
dilimde sevdiklerime şevbaş diyeyim" şeklindeki mesajı
değerlendiren savcı, "PKK/KCK terör örgütünün silahlı
mensuplarını övücü mahiyette mesajın bulunduğu tespit
edilmiştir" ifadelerine yer verdi.

"Yasaklı olan
Özgür Gündem ve Azadiya Welat isimli gazete ve dergiler..."
/>"İkinci Olay" bölümünde ise tutuklu öğrenciler Emel Çetin
ve Raziye Ay hakkındaki iddialara yer verildi. Emel Çetin hakkında
"Örgüt üyeliği"ne delil olarak, ev aramasında bulunan Özgür
Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri gösterildi. Savcı, bununla ilgili
olarak, "Örgüt güdümünde yayın yapan ve yasaklı olan Özgür
Gündem ve Azadiya Welat isimli gazete ve dergileri temin ederek bu
yayınları eğitim gördüğü üniversitesinde örgütün öğrenci
yapılanması içerisinde sattığı ve gelirlerini PKK örgütüne
aktardığı" ifadesini kullandı.

Üç öğrenciye
müebbet hapis istemi

"Birinci Olay" bölümünde yer alan
10 öğrenci hakkında "Örgüt üyeliği", "Örgüt amacıyla
kasten adam yaralama", "örgüt propagandası"
suçlamalarıyla 15 yıl ilâ 29 yıl arasında hapis cezaları istenirken,
"İkinci Olay" bölümünde yer alan Emel Çetin, Raziye Ay ve
Uğur Tekdal için, "Devletin birliği ve ülke bütünlüğü
bozmak", "mala zarar vermek", "el yapımı bomba imal
etmek", "birden fazla kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek",
"genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" iddialarıyla
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

Savcı,
ayrıca Çetin için 69 yıl, Tekdal için 57 yıl ve Ay için 65 yıl hapis
cezası istedi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
görülecek davanın ilk duruşması 27 Aralık'ta Çağlayan'daki
İstanbul Adliyesi'nde yapılacak.

Kaynak:
imc-tv.com

*Sendika.org habe sitesinden alınmıştır.

DİSK-KESK-TMMOB-TTB: EMEKÇİLERİN BİRİKİMİ VE EMEĞİ ÜZERİNDE HÜKÜMETLERİN VE SERMAYENİN RANT SAĞLAYAMADIĞI BİR SOSYAL GÜVENLİK Sİ

DİSK-KESK-TMMOB-TTB:
EMEKÇİLERİN BİRİKİMİ VE EMEĞİ ÜZERİNDE HÜKÜMETLERİN VE
SERMAYENİN RANT SAĞLAYAMADIĞI BİR SOSYAL GÜVENLİK

 

width="100%">

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, Sosyal
Güvenlik Kurumu`nun 3. Olağan Genel Kurulu öncesi 3 Aralık 2012 Pazartesi
günü İstanbul Tabip Odası`nda bir basın açıklaması
düzenledi.

DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, KESK Genel Başkanı Lami
Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez
Konseyi Üyesi Osman Öztürk`ün katıldığı basın toplantısında,
emekçilerin özyönetimine bırakılan, emekçilerin birikimi ve emeği
üzerinde hükümetlerin ve sermayenin rant sağlayamadığı bir sosyal
güvenlik sistemi ve demokratik işleyişe sahip bir kurum oluşturulması
için talepler dile getirildi.

cellpadding="10" width="100%">

 

align="center">EMEKÇİLERİN BİRİKİMİ VE EMEĞİ ÜZERİNDE
HÜKÜMETLERİN VE SERMAYENİN RANT SAĞLAYAMADIĞI BİR SOSYAL GÜVENLİK
SİSTEMİ VE KURUMUNUN OLUŞTURULMASINI TALEP EDİYORUZ!

2006
yılında 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Sosyal Sigortalar
Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı birleştirilmiş, Sosyal Güvenlik
Kurumu oluşturulmuştur. AKP hükümetinin "eşitlik" adı
altında sunduğu bu yapılanmanın ardından geçen 5 yıl içinde söz
konusu eşitliğin sosyal devlet ilkesine uygunluk temelinde daha üst norm
ve standartta eşitlemeyi değil, tüm sigortalıları "en
az"
da eşitleyen bir uygulama olduğu herkes tarafından açıkça
görülmüştür.

Bilindiği gibi Türkiye‘de finansmanı ve
fikri altyapısı emperyalizmin kurumları olan Dünya Bankası ve
IMF‘ye ait olan Sağlıkta Dönüşüm Projesi, 2003 yılında AKP
hükümeti tarafından resmi olarak başlatıldı. Temeli özelleştirme ve
piyasalaştırmaya dayanan ve AKP hükümetinin iktidara geçiş tarihi ile
başlayan bu proje, 12 Eylül karanlığında yaklaşık 30 yıldır devam
eden neoliberal düzeninin sağlık hizmetleri üzerindeki bir yansıması
olarak karşımıza çıkmaktadır. Halk için "yıkım",
AKP ve temsil ettiği sermaye çevresi için "reform"
anlamına gelen bu dönüşüm süreci, sağlık alanındaki yatırımların
kısılması, sağlık hizmetinin özelleştirilmesi, hastanelerin işletme
mantığına göre çalıştırılması ve istihdam biçiminin de kuralsız,
esnek, güvencesiz ve düşük ücretli yapıya uygun hale getirilmesine
dayanmaktadır.

Sosyal Güvenlik Sisteminde dönüşüm
başlatılırken, Dünya Bankası raporları referans gösterilerek nüfusun
yaşlanması sonucu sistemin tüm nüfusu koruyucu bir özellikten yoksun
kaldığı ve sosyal güvenlik kurumlarının finansman açıklarının
ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi gerekçe gösterilmişti. Oysaki Türkiye,
dünya geneline kıyasla genç bir nüfusa sahip olmakla beraber işgücüne
katılım oranı düşük, işsizliğin ve eksik istihdamın boyutlarının
çok yüksek olduğu bir ülkedir. Yanlış tespitlere dayanan hükümetin
gerekçelendirmesi sonucu geçen 5 yılda uygulamanın getirdiği sonuçlara
bakacak olursak, çalışma çağındaki nüfusun istihdama katılamadığı,
sağlık ve eğitim sorunlarının aşılması bir yana çığ gibi
büyüdüğü görülmektedir. Dolayısı ile geçen süre zarfında, sosyal
güvenliğe en çok ihtiyacı olan, gelir düzeyi görece düşük kesimlerin
zorunlu sosyal güvenlik kapsamı dışına itildiği açıkça
gözlenmektedir.

Şüphesiz gerçek amacının sistemin maliyetinin
halka yüklenmesi olan Sosyal güvenlik sistemindeki dönüşüme bir
gerekçe de sosyal sigortalar ve genel sağlık harcamalarının bütçeye
sözde yük getirdiği şeklindeydi. Ne var ki geçen 5 yıla dönüp
baktığımızda, finansman açıklarının giderek arttığı izlenmektedir.
AKP hükümeti sağlık harcamalarındaki artışı bir başarı öyküsü
olarak kamuoyuna sunarken, bu harcamaların en büyük kalemlerinin ilaç
şirketlerine, özel hastanelere, taşeron şirketlere yönelik yapıldığı
ortadadır. Buralara aktarılan kaynak ihtiyacının yüklü faturası da
yoksullara ve giderek yoksullaşan emekçilere çıkartılmakta, halk
tarafından toplanan kaynaklar halka dönmemektedir.

Özel sermaye
birikimine sunulan kaynaklar ilaç endüstrisi ve özel hastanelerin
kullanımına sunularak sağlık harcamalarını suni bir artışa itmekte
fakat sağlığı tümüyle bir sosyal hak kullanımının dışına
çıkarmaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerine ve halk sağlığına
yönelik politikaların rafa kaldırıldığı "sağlıkta
dönüşüm"
sürecinde, sağlık harcamalarındaki artış, daha
maliyetli olan tedavi edici sağlık hizmetlerine aktarılmakta, topluma
dokunmayan bir "sağlık teknolojileri çöplüğü"
yaratılmaktadır.

5502 sayılı yasa ile Sosyal Güvenlik Kurumu adı
altında çatılar birleştirilirken, IMF ve DB direktifleri ve sermayenin
ihtiyaçları gözetilmiş, kazanılmış haklar bir bir gasp edilmiştir.
"Sağlıkta Dönüşüm Programı"
adı altında IMF
talimatıyla yapılandırılan Sosyal Güvenlik Kurumu‘nun,
emekçilerin haklarını koruyup, çıkarlarını gözeten bir kurum olarak
işlev görmediği, hükümetin tüm talimatlarını yerine getiren bir
işleyişe sahip olduğu daha kuruluş yıllarından itibaren bellidir.
Günümüze kadar uzanan süreçte milyonlarca vatandaş hâlâ sağlık
güvencesinden mahrum, sosyal güvenlik sistemi altında sağlık hizmetinden
yararlanmak isteyen vatandaş ise yüklü faturalarla karşı karşıya.
Alınan yüksek katkı payları ve özel hastanelere giden hastalara
"ilave ücretlerin" dayatılması, parasız ve eşit bir
sağlık hizmeti anlayışının AKP hükümetinin politikalarında yer
almadığının kanıtıdır.

Sosyal güvenlik sistemi bireylerin
sosyal risklerle karşılaşmaları halinde ihtiyaç duyduğu gereksinimlerin
kamusal bir hizmetle giderilmesidir. Bu sistem, düşük gelir gruplarının
ihtiyaçlarını yüksek gelir grubundan sağlanan kaynaklarla
karşılanmasını esas almalıdır. Ülkemizde yaşanan gelir
adaletsizliğinin boyutları düşünüldüğünde, devletin sosyal devlet
ilkesi ile "insan onuruna yakışır" bir hayatı
sağlamasında önemli bir rolü olduğu unutulmamalıdır. Fakat 2006
yılında yeni yapılanmadan sonra görülmektedir ki, sosyal güvenlik
sistemi tüm birikmiş sorunlarını büyüterek işlevsizleşmekte,
piyasacı anlayışa terk edilmektedir.

Sağlık hizmetlerinin
finansmanında kullanılan Genel Sağlık Sigortası (GSS)
uygulaması, özel muayenehane ve sözleşmeli personel esasına dayanan
Aile Hekimliği ve hastanelerin bir ticarethaneye
dönüştürülmesini hedefleyen Kamu Hastane Birlikleri bu
dönüşümün piyasacı hamlelerinden sadece birkaçını
oluşturmaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminde yapılmak istenen
değişikliklerin bir diğer önemli hedefi de emekli maaşı bağlama
oranlarının kademeli olarak düşürülmesidir. Daha önce SSK ve Bağ-Kur
emeklileri çalışırken aldıkları maaşın % 65‘ini almakta, Emekli
Sandığı‘na bağlı emeklilerde % 75‘ini almaktaydı. Reform
adı altında düzenlemeler ile bu oran tüm emekliler için yüzde
50‘ye düşürülmektedir.

Ayrıca 4447 Sayılı İşsizlik
Sigortası Kanunu ile emeklilik yaşı kadınlar için 58 erkekler için 60
olmasına karşın AKP hükümeti, 2008 yılında yürürlüğe giren 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kanunu ve
2035‘ten itibaren kademeli artış ile birlikte 2048 yılında hem
kadın hem de erkeklerin emeklilik yaşını 65‘e çekmişti. Bu yıl
Ağustos ayında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik‘in
"Avrupa‘da yok, hatta Afrika‘da bile yok"
dediği emeklilik yaşı, Türkiye‘de mezarda emekliliğe doğru
yönelmektedir. Fakat ne var ki, bu açıklamaları yapanlar, diğer
ülkeleri referans gösterip yapılanları hasıraltı etmeye çalışanlar,
o ülkelerdeki çalışma saatlerinden ve kişi başına düşen
yıllık gelirden bahsetmemektedirler. Kamu emeklilik sisteminin
işlevsizleştirilmesi ile yeni özel emeklilik sistemlerinin kurulması,
kamusal emeklilik fonlarının bireysel emeklilik şirketleri
aracılığıyla mali piyasalara devredilmesi, Dünya Bankası taleplerinin
arasında olduğunu bilmekteyiz. Maaşlarda ve emeklilik yaşında yapılan
tüm düzenlemeler ile birlikte, sistemin kaynaklarını topyekun küresel
sermayeye sunulması da bu dönüşümün sonuçlarından biri
olmaktadır.

Sağlık alanında yaşanan dönüşüm sağlık hizmetini
herkesin eşit erişebileceği kamusal bir hak olmaktan çıkarırken, bir
yandan da sağlık emekçilerine de yüklü bir fatura
çıkarmaktadır.

Sağlıkta dönüşüm süreci ile hedeflenen yeni
istihdam yapısına uyum, AKP hükümetinin Ulusal İstihdam Stratejisi ile
tüm alanlara yönelik hedeflediği ucuz işgücü ordusuna paralel,
kuralsız, güvencesiz, esnek istihdam biçimine dayanmaktadır. Tüm bu
özellikleri taşıyan taşeron işçi çalıştırma, yasal mevzuat
değişikliği ile sağlık alanında da yaygın bir hale getirilmiş,
üniversite hastaneleri hariç, sağlık sektöründe kuralsızlık,
güvencesizlik ve esnekliğin yanında asgari ücrete dayanan bu işçilerin
sayısı bugün itibari ile 140.000‘e yükselmiştir. Ayrıca IMF
programları gölgesinde geçen 10 yıllık süreçte IMF‘ye yeni kadro
açılmamasına yönelik verilen taahhütler sözleşmeli çalışan sayısı
arttırılmış, Doğu-Güneydoğu ve kırsal alanlara sürgüne tabi tutulan
sağlık çalışanlarına sözleşmeli çalışma koşulları
dayatılmıştır.

Beş yıl içinde Sosyal Güvenlik Reformu
gölgesinde geçen süreç, halkın artan gelir kayıpları ve yoksun
kaldığı kaliteli bir sağlık hizmeti ile tam bir yıkım altında
geçmiştir. Şimdi 4 Aralık 2012 tarihinde SGK Genel Kurulu 3. Olağan
toplantısını gerçekleştirecektir.

Bizler sürdürdüğümüz
mücadelede, emekçilerin özyönetimine bırakılan, emekçilerin birikimi
ve emeği üzerinde hükümetlerin, sermayenin rant sağlayamadığı bir
sosyal güvenlik sistemi ve kurumunun oluşturulması talebimizin Genel Kurul
vesilesiyle bir kez daha altını çizmek
isteriz.

 

2 Aralık 2012 Pazar

Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar AKP'nin TMMOB’ye Saldırı Yasasına Karşı Eylem Yaptı

Devrimci Mücadelede
Mühendis Mimarlar AKP'nin TMMOB'ye Saldırı Yasasına Karşı Eylem
Yaptı

 

Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar,
AKP' nin TMMOB’ye saldırı yasasına karşı, İstanbul ve
Ankara'da eş zamanlı olarak AKP binaları önünde basın açıklaması
yaptı.

İstanbul’da AKP Şişli ilçe binası önünde,
Ankara'da ise AKP Ankara il binası önünde  gerçekleştirilen
açıklamada,

AKP ÖRGÜTLÜ GÜCÜMÜZÜ ELİMİZDEN
ALIYOR!
AKP'NİN TMMOB'E YÖNELİK  SALDIRI YASASINA KARŞI
DİRENELİM, ÖRGÜTLENME HAKKIMIZA SAHİP
ÇIKALIM
!

Pankartları açıldı. Eylemlerde,
“AKP Elini TMMOB'den Çek”, “Yaşasın
Örgütlü Mücadelemiz”, “Mühendisiz Mimarız, Haklıyız
Kazanacağız”, “Torba Yasaya Hayır”, “Rant İçin
Değil Halk İçin Mühendislik”
sloganları
atıldı.

İstanbul'da yoğun yağmur altında 11 kişinin,
Ankara'da ise 13 kişinin katıldığı açıklamalar sırasında AKP
binaları önünde her iki şehirde de 100'ün üzerinde çevik kuvvet
polisleri olduğu, TOMA'lar ve çevik kuvvet araçlarıyla yolun
kesildiği gözlemlendi.

Açıklamada okunan basın metninin tam
hali:

 

AKP TORBA
YASASI’YLA  ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZE SALDIRIYOR

AKP
iktidarı Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği-TMMOB‘ye saldırmaya
devam ediyor.

AKP iktidarı, halklarımızı baskı altına alma ve
sindirmenin toplumun örgütlü yapılarını ele geçirmek; başaramazsa
tasfiye etmek; ya da  etkisiz hale getirmekten geçtiğini bilerek TMMOB
ye son darbeyi vurmaya çalışıyor. 29.09.2009 tarihli Cumhurbaşkanlığı
Devlet Denetleme Kurulu raporuyla saldırısını başlatan AKP iktidarı,
zaman içersinde bir yandan Kanun Hükmünde Kararnameler ve çeşitli
yönetmelik değişiklikleriyle mühendislik, mimarlık, şehir
plancılığı hizmetlerini sermayenin hizmetine sunmaya çalışmış,
diğer yandan da TMMOB’yi de etkisiz hale getirmeye
çalışmıştır.

Yıllardır kendi yandaşı gruplarla TMMOB yi ele
geçiremeyen AKP iktidarı, bugün TMMOB nin gücünü parçalamaya, merkezi
yapısını yok etmeye çalışmaktadır.  “Yapı Denetimi
Hakkında Yapı Denetimi Kanun Tasarısı” adı altında
hazırladığı torba yasasıyla 58 yıllık mühendis, mimar ve şehir
plancılarının örgütlü yapısı TMMOB yi tasfiye etmenin yasal
dayanağını hazırlamaktadır.

Taslak,  “Kentsel
dönüşüm” adı altında başlatılan yıkım ve talan gibi
saldırıların karşısında durabilecek odalara gözdağı vermek ve
mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı hizmetlerinin halkın
çıkarından çok rant politikalarına alet edilmesinin yolunu açacak bir
içeriktedir.

Taslak, ülke genelinde 500 sayısına ulaşan
mühendislik dallarının kendi odalarını kurabileceğini ve 25 mühendisin
olduğu illerde de tüzel kişiliği olan il odaların yaratılacağını
belirtmektedir. Bu değişikliklerle mühendislik, mimarlık, şehir
plancılığı hizmetleri ve odalarımız, böl-parçala-yönet
politikasıyla un ufak hale getirilerek, toplumsal muhalefetin parçası
olması engellenecek; böylelikle “ele geçirilemeyen” TMMOB, AKP
iktidarı ve emperyalizmin sömürü, talan ve saldırılarının önünden
“çekilmesi” sağlanacaktır. Diğer yandan; merkezi yapının
ortadan kalkması, dağınık, başına buyruk ve örgütsüz bir mühendis,
mimar ve şehir plancısı “topluluğu” yaratacaktır. Bu alan ne
kadar örgütsüz ve dağınık olursa, sömürü ve talan bir o kadar rahat
sürdürülecektir.

Yine taslak, TMMOB ve bağlı odaların yönerge,
tüzük ve yönetmelik yapamayacağını, ancak siyasal iktidarın onayını
alarak çıkarabileceği söylenmektedir. Bu maddeyle, 58 yıldır siyasal
iktidarlardan bağımsız yönetmelik, tüzük çıkaran ve sadece üyesine
karşı sorumluğu olan TMMOB’nin bağımsızlığı gitmiş, yerine
siyasal iktidarların istediğini ikiletmeyen bir TMMOB getirilmek
istenmektedir.

Taslak daha da ileri gitmekte;

Yıllardır
mühendis, mimar ve şehir plancılarının sicillerini ve kayıtlarını
sadece TMMOB tutarken, taslakla beraber bu kayıtlar siyasal iktidarların
ellerine teslim edilmek suretiyle, mühendis, mimar ve şehir
plancılarının her türlü bilgileri ortaya serilecektir.

Nisan 2012
tarihinden itibaren mühendis, mimar ve şehir plancılarının yapı denetim
sürecindeki rollerinin kaldırılması ve yapı sürecindeki projelerin
Odalar tarafından denetlenmesi yok edilmişti. Bu sayede proje alanı
denetimsiz hale gelmiş ve sahte projelerle yapılar yapılmaya
başlanmıştır. Ayrıca proje denetimlerinin engellenmesiyle belediyelerde
yeni rant ilişkileri artması da söz konusu olmuştur.

TMMOB’ye
bağlı odalar ise projelerini oda denetimine sunmayan mühendis, mimar ve
şehir plancıları hakkında tahkikatlara başlamıştı. İşte bu
tahkikatların ortadan kaldırılması için de yasa taslağında geçici bir
maddeye yer verilmiştir;  Ki bunun anlamı rantsal yapılaşmaya giden
yolda sahte projecilere arka çıkılmaktadır.

Ve taslak
Odalar/İl odaları bedelini faturalandırarak ihale
mevzuatına tabi olmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarına, yerel yönetim,
üniversite, gerçek tüzel kişilere, uluslararası kuruluşlara proje
hazırlatabilir, ortak proje hazırlayabilirler. Sadece bu amaca yönelik
iktisadi teşebbüs kurabilirler.”
diyerek TMMOB’yi
mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki demokratik kitle
örgütü olma durumundan çıkarmakta, sadece üyesine dayanması gereken
maddi gücünü ticari ilişkiler içersinde sağlamasının yolunu
açmaktadır.

Yukarda kısada olsa AKP’nin Torba Yasasının
TMMOB örgütlülüğüne yönelik saldırı boyutunu aktarmaya çalıştık.
Tek başına TMMOB yönelik bir saldırı olmadığını biliyoruz. AKP
kendisi gibi düşünmeyenleri ortadan kaldırmak için her türlü yol
yöntemi kullanıyor. Yasalarda bunun  bir parçası sadece. Bizler
hayatın her alanına halkın her kesimine yönelik saldırıya karşı ancak
örgütlü duruşumuzla varlığımızı sürdürebiliriz. Tersi yok
olmamızdır.

Bizler Devrimci Mücadelede Mühendis-Mimarlar 
olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı,
AKP’nin  örgütlülüğümüze  dönük saldırılarına
karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, başta
meslektaşlarımız olmak üzere halkımızı   yanımızda olmaya
çağırıyoruz.

 

GÜÇLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜMÜZ,

KORKULARI
ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDÜR

TORBA YASASI’NA
HAYIR

ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZE SAHİP
ÇIKIYORUZ

MÜHENDİSİZ MİMARIZ HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ

 

style="text-align: center;">DEVRİMCİ MÜCADELEDE MÜHENDİS
MİMARLAR

 

style="text-align: center;"> src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010033.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010033_0.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010027.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/foto_raf0056.jpg" style="width:
500px; height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010040.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010047_0.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010051.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/pc010061.jpg" style="width: 500px;
height: 375px;" />