1 Şubat 2013 Cuma

TMMOB Yasası Geri Çekildi

TMMOB Yasası Geri
Çekildi

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar,
TMMOB'a bağlı meslek odalarının çalışma esaslarını
değiştirmeyi öngören yasayı geri çektiklerini açıkladı.

height="254" src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/45119/490/254"
width="490" />

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar,
TMMOB'a bağlı meslek odalarının çalışma esaslarını
değiştirmeyi öngören yasayı geri çektiklerini açıkladı.

11
adet yasa değişikliğini içeren "Torba Yasa" Taslağı uzun
süredir gündemde.

TMMOB, torba yasa taslağının meslek odalarını
ilgilendiren yasa değişikliğinin örgütlü mücadeleyi parçalamak ve
kamu yararı adına denetim görevi üstlenen odaları piyasalaştırılmayı
amaçladığı için geri çekilmesini istiyordu.

Ayrıca TMMOB, torba
yasa taslağının, ormanlar, kıyılar, yeşil alanlar ile diğer doğal ve
yapılı çevrede tahribata yol açacağını belirtiyor.

Mimarlar
Odası Başkanı Eyüp Muhçu, 30 Ocak'ta Bakan
Bayraktar'ın daveti üzerine görüşmeye gittiklerini ve kendilerine
"Benim dönemimde meslek odaları ile ilgili böyle bir yasa gündeme
gelmeyecek" dediğini aktardı.

Muhçu, yasanın geri çekilmesini
önemsediklerini ancak bugüne kadar meslek odalarının 34 kanun hükmünde
kararname ve yasa ile kaybettikleri yetkilerini geri almak için mücadele
etmeye devam edeceklerini söyledi.

Torba yasanın bütünü hala
belirsiz

Torba yasa taslağındaki diğer yasalarla ilgili
Bakan'ın görüş bildirmediğini belirten Muhçu, diğer yasalarla
ilgili Bakanlığa bir dosya sunduklarını ve bu yasaların da geri
çekilmesi için mücadele edeceklerini sözlerine ekledi.

Torba
yasanın içinde sadece TMMOB yasası değil ayrıca, Yapı Denetimi
Hakkında Kanun, İmar Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu, Belediye Gelirleri
Kanunu, Kıyı Kanunu, İskan Kanunu, Mera Kanunu, Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 644
sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili düzenlemeler de
bulunuyor.

Kaynak: bianet.org

O Ford dediğiniz öyle değil, lordum! / Ali Topuz

O Ford dediğiniz öyle
değil, lordum! / Ali Topuz

id="_bigcontainer">
Yedi galvaniz işçisi
yandı. "Maksimum kâr"dan başka imanı kalmayan ülkede lafı mı
olur? Biz bugün yürürlüğe girecek İş Güvenliği Yasası'nı
kutlayalım, cenazede Fatiha yerine okuruz, bu kapitalistik
imanla.

class="center" id="_MiddleCenter">
id="_Middle">
class="news_article">
class="BlackContent" id="metin2">

İş katliamları dinmiyor. Galvaniz
işinde çalışan yedi kişi yandı. Eridi. Bedenleri, kemikleri birbirinde
karıştı. Kim kimdir, hatta kaç kayıp var, DNA ile anlaşılacak.
Gündemde bir, akılda iki gün kalırsa kalır. Gündemin sahibi başka,
aklın sahibi başka. Artık iş kazalarının olduğu yere koşup gözyaşı
dökermiş gibi otorite de görmüyoruz. Politik değeri de kalmadı, yani.
Türkiye 75 milyon oldu, üçün, beşin, yedinin lafı mı olur?
Bu
duyarsızlığı, baş etmeyi bırakın, nasıl anlamalı?

**
/>FORD’LU BİR BEYANAT

Geçen haftalarda
hükümetten gelen bir “Ford”lu beyanatta ipuçları var.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, iş insanlarına sesleniyor:
"Millet solculara itimat etseydi, 1970 model Fordlara Mercedes diye
binerdik.”

Ford deyince kulak kesilmek lazım. Solcuları,
solculuğu, artık bundan ne anlaşılıyorsa, kötüleme, karalama amaçlı
bu sözü duyan, Ford’un bir sol (yani kaka) sembol, Mercedes’in
bir sağ (yani cici) hedef olduğuna inanır. Evet, Ford denilince, otomobil,
kötü ve kötülük kavramlarını çağıran bir alan, bir geçmiş ve bir
gelecek var. Fakat kazın ayağı beyefendilerin söylediği gibi değil.
Ford ilgisi “sol” bir ilgi alanı değil. Biraz sağ, sizin kadar
olmasa da: Adı da var, Fordizm.

Charles Taylor efendi
Türkiye’yi yönetenlerin dilden düşürmediği refah lafını çok
severdi. Toplumsal refah, total refah onun da takıntısıydı. Formülü
kapitalizmin tüm kötülükleri gibi basit ve evrensel görüntülüydü:
Kârı azamileştirmek, her şeyi çözer! Kâr hep artmazsa, tezgâh biter.
Gerisi basit: İşverenin kârı azamileşince, işçiye azami ücret
ödenebilir. (Yerseniz.) O yüzden de üretimi azamileştirmek gerekir. (Ne
de mantıklı değil mi?) Üretimi azamileştireceksek, işçi, işverenin
iş düzenlemelerine tamamen uyacaktır. (E haliyle, işçi kardeş uyuma,
emirlere uy.) Formül, en çok Ford fabrikalarındaki ünlü bant sisteminin
mükemmelleştirilmesiyle incelip tarihe geçer.

VASIFSIZ
TOPLUMUN ÜRETİMİ

İş parçalara bölünür. Herkes,
kendisine tanımlanan tek işi yapar. Mehmet, günde beş bin tane düğme
çevirsin yeter. Ahmet filanca noktaya on bin çekiç vursun. Ayşe bir
deliğe iğne sokup çıkarsın. Her gün, her ay, bir ömür boyu.
Formülün toplumsal fiyatı işvereni ilgilendirmez, zaten bu fiyatla kâr
artabilir ancak: Vasıfsızlaşmanın sistematik üretimidir. Vasıf artık
banttadır, insanda değil. Bu vasıfsızlığın acı imgesini Charlie
Chaplin kazıdı kafamıza, Asri Zamanlar’la. Chaplin, iki paralı ve
paracı mucidin ortaya çıkardığı asıl ürünü, aklı, ömrü,
davranışları, jestleri dağılmış, anlamsızlaşmış insanın imgesini
yakalar; o hale gelmiş topluma kendisini seyrettirir.
/>BATIDAN TEKNİK, DOĞUDAN AHLAK

Fordist çağ
geçti ama, karı azamileştirme arzusu geçmedi. Şimdi Türkiye bu konuda
sınır tanımıyor. Şimdi Türkiye’de de “işverenin refahı,
işçinin refahıdır” mavalı, kah sırıtkan suratlar, kah sallanan
parmaklar, kah biber gazı, kah milliyetçi, kah milletçi, kah ırkçı, kah
modernsi pışpışlamalar eşliğinde egemenliğini sürdürüyor. Fakat
Türkiye’de, yüz küsur yıl öncenin iki bilimsel kapitalist
şeytanının bile çekindiği bir şeyden çekinen yok: Sistem kurulurken,
işlerken bir şey bütün hesaplarda ihmal payı olarak görülüyor:
Çalışanın canı. İşçinin. Yaşayan canın. Ne Taylor, ne Ford,
işçinin ucuz, boş beleş dikkatsizlikler yüzünden ölmesinden
hoşlanırdı. Çünkü çalışması, çalışmamasından iyiydi: ölüyken
ne işçi olabilir, ne de işçinin daha ucuz çalışması için gerekli
işsiz olabilir ve ne de yaşamı parçalanarak ürettiği ürünün sersem
tüketicisine dönüşebilir. Tazminatı, hukuki süreçleri, kalan
işçilerin –çalışanların sınıfsal tepkilerini kışkırtması da
cabası.

Batının tekniği, doğunun ahlakı derken bu mu kast
ediliyordu: Karı maksimize etmek için gerekli her tür kötülük baş göz
üstüne, bu “gerek”lerin yol açacağı ölüm ve
sakatlanmalardan kaçınma masrafları tu kaka. Çok mu itiraz ettiniz konu
rekabet şeytanına, dış güçlerin oyununa, hiç biri de tutmazsa tanrıya
havale edilerek çözülür. İşte, “işin fıtratı”, işçi
ölümleri konusunda Türkiye’nin hırsları sınır tanımayan sağ
aklının, evrensel kapitalistik kötülükler kataloğuna hediye ettiği bir
tanım olsa gerek. Türkiye’deki Fordist bantta sadece emek ve yaşam
sömürüsü iş başında değil, bu bantta ortaklardan biri de Azrail. Onun
payına en son dokuz galvaniz işçisi düştü. Ölümler iki günde
unutulur. Hastalar, sakatlar zaten akla gelmez.

Bunlarla
uğraşmak boş iş değil mi? En iyisi bugün yürürlüğe giren İş
Güvenliği ve Sağlığı Yasası’nı kutlayalım.
Gaziantep’teki işçi kardeşlerimizin cenazelerinde Fatiha yerine
okursunuz. Çünkü bugünden itibaren, günde en az iki, ayda en az 80
kişinin öldüğü Türkiye’de iş güvenliği uzmanının artık
mühendis olması gerekmiyor. Mühendis pahalı, malum. Rekabet gücü
etkilenir, maazallah! İşveren niye para harcasın, işçiler öyle de
böyle de ölecekse…

Kaynak:
radikal.com.tr

 

'Armutlu bizimdir, bizim kalacak'

'Armutlu bizimdir, bizim
kalacak'

Mahallelerinin 1. dereceden
afet bölgesi ilan edilmesine tepki gösteren Armutlu halkı, Çevre ve
Şehircilik İl Müdürlüğü önünde eylem yaparak itiraz dilekçelerini
il müdürlüğüne verdi.

'Armutlu bizimdir, bizim kalacak'<br />  6 src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/31/cache/etha-20130131-armutlu-halki-05_display.jpg"
/>

Mahallelerinin 1. dereceden afet bölgesi ilan edilmesine tepki
gösteren Armutlu halkı, yürüyüş yaparak Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğü'ne dilekçe verdi. Yüzlerce kişi, mahallelerinin 4.
derece deprem bölgesi olmasına rağmen 1. dereceden deprem bölgesiymiş
gibi afet bölgesi ilan edilmesinin nedenini, mahallelerinin İstanbul'un
en güzel yerlerinden biri olduğu için rantsal dönüşüme
uğrayacağını belirtti.

src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/31/cache/etha-20130131-armutlu-halki-04_display.jpg"
style="width: 400px; height: 267px;" />

Yüzlerce kişi, "Armutlu
bizimdir, bizim kalacak", "Armutlu halkındır, halkın
kalacak", "Mahallemizi yıkanın villasını başına
yıkarız" pankartlarını açarak, Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğü önüne yürüdü. 1968'de dönemin valisinin "evini
kendin yap" kampanyası başlatığını, gecekonduları devletin
kendisinin yaptırdığını, şimdi ise yıkmak istediğini söyleyen
mahalleli, "evlerimizi ne pahasına olursa olsun
yıktırmayacağız" dedi.

src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/31/cache/etha-20130131-armutlu-halki-03_display.jpg"
style="width: 400px; height: 225px;" />

Mahallelinin belirlemiş
olduğu heyet, toplanan dilekçeleri Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğü'ne vermek için il müdürlüğüne girerken il
müdürlüğü önünde toplanan Armutlu mahalle halkı "Armutlu
bizimdir bizim kalacak", "Evimizi yıkanın villasını başına
yıkarız" sloganlarını attı.

src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/31/cache/etha-20130131-armutlu-halki-08_display.jpg"
style="width: 400px; height: 267px;" />

Mahalleli adına açıklama
yapan Metin Kal, "Mahallemiz 4. dereceden deprem bölgesiyken 1.
dereceden deprem bölgesiymiş gibi işlem yapıldı. Mahallemiz
İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olduğu için mahallemizi
yıkmaya çalışıyorlar. İçinde olmadığımız bir porojeyi asla kabul
etmeyeceğiz. Mahallemizi yıkmaya çalışıyorlar ama
yıktırmayacağız" dedi.

src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/31/cache/etha-20130131-armutlu-halki-00_display.jpg"
style="width: 400px; height: 267px;" />

Kal, mahallelerinin afet
bölgesi ilan edilmesinden sonra Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğü'ne görüşmek için başvurduklarını ancak yetkili
bulamadıklarını ifade ederek, "Daha önce muhatap bulamazken
mahallelinin kitlesel katılımı sonucu şuan içerde muhatap bulabildik.
Şuan il müdürlüğünden yetkili Ahmet Ayyıldız içeride
arkadaşlarımızla görüşüyor. Arkadaşlarımız dilekçeleri sayıp
teslim ettikten sonra, kabul tutanağını alıp gelecekler"
dedi.

Dilekçelerin teslim edilmesinin ardından mahalleli eylemini
bitirdi.

Kaynak: ETHA

'Polis intikam aldı'

'Polis intikam
aldı'

ÇHD'li avukatlar kendilerini ziyaret eden CHP'li
vekillere yaşadıklarını anlattı.

İstanbul’da DHKP-C
operasyonunda tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) yönetici ve
üyesi 9 avukat, kendilerini ziyaret eden CHP Cezaevi İzleme Komisyonu
üyelerine, “ÇHD’nin son 5 yıllık performansı
hükümeti rahatsız etti. 12 Eylül’de bile ÇHD basılmadı. Polis
intikam alıyordu”
dedi. Avukatlar, gözaltında kötü
muamele gördüklerini, zorla parmak izi, tükürük ve saç örneği
alındığını belirtti. Avukat Naciye Demir, bir
arkadaşıyla yaptığı konuşmasında “niye off
dediğinin”
sorulduğunu kaydetti.

CHP
milletvekilleri Veli Ağbaba, Özgür Özel ve
Nurettin Demir’den oluşan Cezaevleri İnceleme
Komisyonu üyeleri ve CHP Gençlik Kolları Başkanı Emre
Doğan
’dan oluşan heyet, Bakırköy Kadın Cezaevi’nde
beş kadın avukat, Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ise dört erkek
avukatla yaptığı görüşmeyi ve izlenimlerini rapor haline getirdi.
Rapora göre, avukatlar vekillere özetle şunları söyledi:
/>• Bu operasyon, ÇHD’ye yönelik bir itibarsızlaştırma
operasyonudur. Hükümetin esas derdi ÇHD tarafından hazırlanan Suriye
raporuna engel olmak ve ortaya koyacakları çok çarpıcı iddia ve
delillerin ortaya çıkmasına mani olmaktır. DHKP-C ile ÇHD
ilişkilendirilerek kamuoyundaki algı yönetilmeye çalışılmaktıdır. />
• ÇHD’nin son 5 yıllık performansı hükümeti
rahatsız etti. 12 Eylül’de bile ÇHD basılmadı. Polisler, bütün
avukatların grafiğini çıkarmış, bu grafiklerde savundukları
müvekkillerinin yüzde kaçının “susma hakkı”nı
kullandığını ortaya koyup bu oranın da örgütsel bir davranışa
işaret ettiğini ortaya koymuşlardır. Doğrudan avukatlık pratiğine
yönelik böyle bir çalışma çok manidardır.
/> ‘Bizi işkenceci gibi gösterdiniz diyen polisin
şiddetine uğradık’

Avukatlar, görüşmede
gözaltında yaşadıklarını da şöyle anlattı:
/>Selçuk Kozaağaçlı (ÇHD Başkanı): Emniyet’te
zorla ellerimi, kollarımı bağlayarak üzerime çullanarak parmak izi
aldılar. İstanbul protokolü ve hukuka aykırı şekilde zorla kan ve saç
aldılar.

Taylan Tanay (ÇHD İstanbul Şuba
Başkanı):
ÇHD’nin üye listesini, işçi hakları
broşürü, görülmüştür damgalı cezaevi mektuplarını aldılar.
ÇHD’den inince araçta üstüme oturup zorla kelepçelediler.
Emniyet’te üst aramasında 15 polis üzerime çıkıp parmak izimi
zorla aldı ve dövdüler. Polisin kamuoyunda işkenceci olarak gösterilmeye
çalışıldığını, ama 2004’ten beri işkence yapmadıklarını
söylediler. “Bizi işkenceci gibi gösteriyorlar”
dediler. Savcılıkta, ÇHD’nin eylemleriyle suçladılar.
Engin Çeber basın açıklaması, Güler Zere açıklaması gibi 30’a
yakın basın açıklamasıyla suçladılar. (Emniyet’teki
gözaltındayken) Bir polis amiri sivil halde bir koltuğa oturdu.
“Seni görmeye geldim, siz bizi sürekli işkencecilikle
suçluyorsunuz. İşkence nedir seninle tartışmaya geldim”

diye müstehzi bir ifadeyle güldü.

Avukat Naciye
Demir:
Emniyet içinde yerde sürüklendim. Gözaltı süresince
hiç su verilmedi, tuvalete günde 1 kez çıkarıldım. 3-4 kişi beni
yatırdı, üzerime çıktılar zorla kolumu bükerek parmak izi almaya
çalıştılar. Bundan dolayı ellerim ve ayaklarım şiş ve sakat.
Tükürük örneği almak için 5-6 kişi zorla boğazımı sıkarak örnek
aldılar. Bir arkadaşımla konuşmamda telefonda sıkılıp
“off” demişim, niye “off”
dedin diye sordular.

Nazan Betül
Kozaağaçlı:
Evdeki aramada Mahir
Çayan
’ın Bütün Eserleri, eşimin baro ajandasını,
Mao’nun ‘Seçme
Eserleri’
ni ve cezaevinden görülmüştür mühürlü
“Vız Gelir”
mizah dergisini aldılar. Emniyet’te
zorla arama yapıldı. Parmak izimi 3-4 kişi üstüme oturarak zorla
aldılar. Neyle suçlandığımızı bilmeden, polislerin şiddetiyle
ağzımız zorla açarak hekimin önünde ağzımı bilmediğim bir alet
sokarak zorla tükürük aldılar. 30 saat savcının önünde sandalyede
bekletildik. Polis bize kin doluydu adeta, bunu bir fırsat bilerek intikam
alıyordu.

Ebru Timtik: Sabah 4’te kapımı
bir kez çaldılar. 1 dakika sürdü sürmedi kapıyı hemen kırdılar.
Asansörle değil merdivenden kafamıza vura vura indirdiler. Nezarette hiç
su vermediler, tuvalete götürmediler. Tükürük alınırken burnumu
tuttular bilincimi yitirdim.

Kaynak:
Cumhuriyet

Taylan Tanay’dan İhsan Bal’a: Polis kolejinde ders vermeye ara verip gazetecilik üzerine düşünün

Taylan Tanay'dan İhsan
Bal'a: Polis kolejinde ders vermeye ara verip gazetecilik üzerine
düşünün

Habertürk yazarı İhsan Bal’ın
ÇHD’li avukatlarla ilgili yazdığı skandal yazıya, ÇHD İstanbul
Şube Başkanı Taylan Tanay yanıt verdi.

ÇHD İstanbul
Şube Başkanı Avukat Taylan Tanay, tutuklanmalarının ardından Habertürk
yazarı İhsan Bal’ın yazdığı yazıya yanıt verdi. Tanay, İhsan
Bal’ı, polis kolejinde ders vermeye ara verip gazetecilik üzerine
düşünmeye davet etti.

Habertürk yazarı İhsan Bal’ın
ÇHD’yi hedef alan operasyon sonrası yazdığı yazıya geçtiğimiz
günlerde tutuklanan avukat Taylan Tanay’dan yanıt geldi.

Bal
yazısında “ÇHD’li avukatların mesleğini icra etmekten öte
DHKP-C terör örgütünün faaliyetlerine bizzat katıldığına ilişkin
güçlü delil ve şüpheler mevcut” ve “sanıklara -ki bu
iddialar yargılama sonucunda somutlaşacak konulardır- nasıl olup da
demokrasi ve insanlık kisvesi altında destek verilebildiği”
şeklinde ifadelerle saldırırken Tanay’ın yanıtı da oldukça
dikkat çekici oldu.

Tanay, cezaevinde kaleme aldığı yazısına şu
ifadelerle başladı:

Habertürk gazetesinde yer alan
yazınızı okuduk Hakkımızda yayınlana her yazı ve habere cevap verme
niyetinde değiliz. Ancak yüzbinlerce okuru olan bir gazetenin bir
köşesini kapatmak hiç kimseye gerçekleri çarpıtma ve karalama hakkı
vermez, vermemelidir. Sorun sadece bu olsaydı cevap vermek yine de ihmal
edilebilirdi. Ancak işi sağa/sola demokrasi, hukuk ve insan hakları adına
ders vermeye vardırmış olmanız bir cevabı hak ediyor. Keza sizin bu ders
verme faaliyetiniz polis kolejlerinden sokaklara nasıl bir teröre/travmaya
yol açtığını bu ülkede tv izleyen, gazete okuyan hatta yaşayan her
insanımız biliyor. Belki bu vesileyle pek de hayrını görmediğimiz bu
ders verme işine ara vermenizi sağlayıp gazetecilik üzerine biraz
düşünmenize vesile oluruz.

Tanay, ortada tek bir suç
iddiası olmamasına karşın tutuklandıklarını belirtirken, Bal’a
göre şuç olan faaliyetlerin şunlar olduğunu dile
getirdi:

İşten atılan, hakları gasp edilen, Hey
Tekstil, Roseteks, Akçay Tekstil, Şeker Tekstil, Bedaş işçilerinin
davalarına müdahil olmak. Kürt halkının yanında yer almak. Albay
Temizöz ve Şemdinli yargılamalarına müdahil olmak. Yatıp kalkıp
Roboski demek. KCK adı altında yürütülen siyasi operasyonla gözaltına
alınan/tutuklanan insanların davalarını
yürütmek…

Bunlar mı büyük suç diye soran
Tanay, “bir cümle içinde iki kez üst üste terör deyince bu
gerçekler kararmıyor” dedi.

Tecrit hücrelerinde
bulunmalarının Bal’ı sevindirmemesi gerektiğini belirten Tanay,
"ezilenlerin, yoksulların, işçilerin, devrimcilerin ve de
mazlumların avukatlığını yapmamızı engelleyemezsiniz”
sözleriyle mektubunu sonlandırdı.

İşte mektubun
tamamı:

src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/haberfotograflari/67338/bb2rpdceaavcjpjpglarge.jpg"
style="width: 513px; height: 720px;" />

src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/haberfotograflari/67338/bcaqljgciaaw7mfjpglarge.jpg"
style="width: 513px; height: 720px;" />

src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/haberfotograflari/67338/bb26dnccaaqweajpglarge.jpg"
style="width: 513px; height: 720px;" />

Kaynak:
sol.org.tr

"Başbakan Bize Bir Çelik Kapıyı Çok Görüyor"

"Başbakan Bize Bir Çelik
Kapıyı Çok Görüyor"

ÇHD'li avukatlar tutuklanan dokuz
meslektaşlarıyla ilgili basında çıkan iddiaların tutanaklar ve sorguda
sorulanlar ile desteklenmediğini belirterek, suçlamalara cevap
verdiler.

src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/45090/501/260" width="486"
/>

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul
Şubesi, bugün yaptığı basın açıklamasında 18 Ocak 'ta
gerçekleşen tutuklamalarla ilgili basında yer alan haberleri, İstanbul
Emniyet Müdürlüğü'nün açıklamalarını değerlendirdi ve
iddiaları yanıtladı.

ÇHD İstanbul Şubesi'nden Zeycan
Balcı Şimşek
, soruşturmadaki gizlilik kararı kalktıktan sonra,
Emniyet Müdürlüğü'nün operasyonla ilgili açıklamalarının ne
kadar asılsız olduğunun görüleceğinden söz etti. Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve Bekir
Bozdağ
'ın konuyla ilgili açıklamalarına cevaben de
şunları söyledi:

"Toplumsal muhalefetin bu kadar diri
olmasını sindiremediler. Kamuoyunun bu kadar yüksek sesle 'artık
yeter, avukatlarımıza dokunma' demesine, bu toplumsal muhalefete
inanamadılar."

Bir çelik kapı

Şimşek, derneğin
çalışmalarının süreceğini belirtti:

"Derneklerimiz açık
kalacak, bizler devrimcilerin, işçilerin, sokakta infaz edilenlerin
savunucusu olmaya devam edeceğiz. Tutuklanan dokuz meslektaşımızın her
birinin ayrı dosyaları var ama aksayan hiçbir işleri olmadı. Dosyaları
devralan meslektaşlarımız davalara gönülden inanarak
giriyorlar."

Zeycan Balcı Şimşek, dernekte veya avukatlık
bürolarında 11 çelik kapı bulunduğu iddialarıyla ilgili de şöyle
konuştu:

"Erdoğan'ın konuşmasında, '11 çelik
kapıları var, avukatlar gece vakti toplantı yapıyorlarmış'
ifadeleri yer alıyor. 11 çelik kapı akıl
dışıdır."

"Ayrıca 11 çelik kapının olması da suç
değildir. Biz 11 kapının arkasına sığınacak bir şey yapmıyoruz. Şu
algıyı anlamak mümkün değil; Başbakan sayısız güvenlik ve korumayla
dolaşırken, bu kadar yüksek bir güvenlik algısı varken, bize bir çelik
kapıyı çok görüyor. Bu durumu terör örgütü üyeliğiyle
bağdaştırıyor."

"Kozmik Oda tutanakta
yazmıyor"

Çağdaş Hukukçular Derneği yönetim
kurulu üyesi Avukat Süleyman Gökten de "Yalanlar ve
gerçekler savaşıyor. Gerçekler kazanacak" başlıklı basın
açıklaması metnini okudu:

"Yapılan aramalarda bir 'kozmik
oda' bulunduğundan bahsediliyor. Ancak ne Emniyet'in beyanatlarında
ne de basında yer alan haberlerde odanın arama yapılan çok sayıda büro
ve evden hangisinde bulunduğu söylenmiyor. Sözü geçen oda ve içinde
bulunanlar, arama ve el koyma tutanaklarında da
belirtilmiyor."

"Emniyetin açıklamalarında ajanlık
iddiaları var. Ancak gözaltına alınan hiçbir müvekkile ifade ve
sorgulamalarında ajanlık suçlaması
yöneltilmedi."

"Kayır hakkında arama kararı
yoktu"

Basın açıklamasında, "DHKP-C'nin Türkiye
sorumlusu olduğu" iddia edilen Kamile Kayır'ın
Halkın Hukuk Bürosu'nda gizli bir bölmede yakalandığı iddialarına
ilişkin de açıklamada şu ifadeler yer aldı:

"Kamile
Kayır'ın Türkiye sorumlusu olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme
kararı nerededir? Halkın Hukuk Bürosu'nda misafir olarak bulunan
Kayır gizlenen, saklanan birisi de değildir. Baskın esnasında da bürodan
zorla çıkartılana kadar savcının yanında kaldı. Hakkında o güne
kadar arama kararı da yoktu."

Aşçı: İş yoğunluğu
nedeniyle büroda kalıyoruz

Avukat Behiç Aşçı da
avukatların "toplantı yaparken basıldığı" iddialarına yanıt
verdi:

"Büroyu iş yoğunluğu nedeniyle ev-ofis olarak
kullanıyoruz, arkadaşlarımız gözaltına alındığında toplantı
halinde değillerdi, uyuyorlardı. Bu süreçte çok yalan söylendi. Yasa
gereği aramada bir baro temsilcisi bulunması zorunluydu ancak bürosunun
kapısı sabaha karşı 04:00'te kırıldı, dört saat baro
görevlisinin gelmesini beklendi."

Avukat Ömer
Kavili
de "Polis tamamen bireysel hakaret etti, bu operasyon
öfke ve intikam aracı olarak kullanılmaktadır. Hukuksuzca yapılan
aramalardaki deliller dosyada yer alamaz ancak bu pratikte uygulanmıyor,
yine uygulanmayacak" dedi.

ÇHD'li avukatlar, toplantıda,
iddianamenin kabulüyle dosyadaki gizlilik kararının kalkacağı
belirtilerek, "bu hukuk dışı dosyanın boş ve delilsiz sayfaları
ortaya çıktığında bunları ifşa edeceklerini" açıkladılar.

AKP işçi ölümleriyle iftihar ediyor

AKP işçi ölümleriyle
iftihar ediyor

Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 7 işçinin yaşamını yitirdiği Galvaniz
fabrikasında incelemelerde bulundu. Bakan Şahin, "iftiharla
söylüyorum" dei, işçilerin yaşam hakkıyla ilgili her türlü
tedbiri aldıklarını ileri sürdü. Oysa Türkiye'de her gün ortalama
4 işçi yaşamını yitiriyor. Türkiye iş cinayetleri konusunda
Avrupa'da birinci, dünyada 3. sırada.

Antep'te patlama id="news_main_photo"
src="http://media.etha.com.tr/images/2013/01/30/cache/etha-20130130-antep-fabrikada-patlama-00_ext.jpg"
/>

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 7 işçinin
yaşamını yitirdiği Güneydoğu Galvaniz Fabrikası'nda incelemelerde
bulundu.

İncelemelerinin ardından basın mensuplarına açıklama
yapan Şahin, kimya mühendisi olduğunu ve hayatının 15 yılının
boyahanede geçtiğini belirterek, 4. OSB'nin en iyi sanayi
bölgelerinden biri olduğunu savundu. Şahin, "Bu tesis daha 2 yıllık
bir geçmişe sahip. Buhar kazanının üzerine bu ısı yalıtım sistemine
ekonomisel dediğimiz bir yalıtım sisteminin montajın denemesi sırasında
yani normal sistem çalışırken değil; yeni bir sistem ilave ederken,
muhtemelen yüksek sıcaklık ve basınç dengesinden kaynaklanan bir patlama
neden oluyor. Ve patlamanın sonunda etrafında çalışan hem bu iş yerinde
çalışan 3 kardeşimiz hem o ısı geri kazanma sistemini gelip yapan
firmadan iki kardeşimiz hayatını kaybediyor. Şu an 7 kardeşimiz
hayatını kaybetti" dedi.

Türkiye'de her gün ortalama 4
işçi iş cinayetleri nedeniyle hayatını kaybederken, Bakan Şahin,
"üzücü olayların yaşanmaması için hükümet olarak gerekli
tedbirleri önceden beri aldıklarını" iddia etti.

Bakan Şahin,
şöyle konuştu: "Ben yine ve büyük bir iftiharla söylüyorum; 15
yıl işçilik yapmış bir kardeşiniz olarak buralarda çok dolaştım,
işçimizin yaşam hakkıyla ilgili her türlü tedbiri alma bunun için hem
yasal düzeni hem de uygulamaları takip etme durumundayız. Bu olay tamamen
yeni bir montaj yüzünden meydana gelmiştir."

Bakan Şahin,
kaçak çalıştırılan Suriyeli işçilerle ilgili ise "İşverenimiz
bize yanında duruyorlardı dedi. Raporlar doğrultusunda daha teknik daha
detaylı açıklamaları yaparız" diye konuştu.

65 YILDA 70
BİN İŞ CİNAYETİ

Bakan Şahin'in iftihar ettiği tabloya
göre, Türkiye'de her gün ortalama 4 işçi, yılda 1500 işçi
yaşamını yitiriyor. Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre; 1946'dan
2011 yılına kadar 60 bin 843 işçi iş cinayetine kurban
gitti.

SGK'nın 2012 yılı verileri henüz açıklanmazken,
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin basında yer alan iş
kazası haberlerinden derlediği rapora göre, 2012 yılında en az 878
işçi hayatını kaybetti.

Türkiye iş cinayetleri konusunda
Avrupa'da birinci, dünyada 3. sırada yer alıyor.

Eski Çalışma
Bakanı Ömer Dinçer de Zonguldak'da 30 madencinin yaşamını
yitirdiği grizu faciasından sonra "güzel öldüler"
açıklaması yapmıştı.

Kaynak:
ETHA