29 Mart 2010 Pazartesi

Çalışan çocuklar ve burjuva siyasetçilerinin ikiyüzlülüğü

Çalışan çocuklar ve
burjuva siyasetçilerinin ikiyüzlülüğü

Milli Eğitim Bakanı
Nimet Çubukçu, Aydın'da boyacı çocuğa
ayakkabılarını boyatırken fotoğraflanan MHP'li Oktay
Vural'ı eleştirmiş ve gördüğü tablodan
utandığını söylemiş.

Okul çağındaki bir çocuğun çalışmak durumunda
kalması, eğitim olanaklarından yararlanamaması ve yaşaması gereken
çocukluğunu yaşayamaması, yani yoksulluğa ve yoksunluğa mahkum
edilmesi MHP'li vekilin meşrebine ters düşmez, bunu
anlayabiliyoruz. Ona ayakkabısını da boyatır, ensesine bir tane patlatıp
çay da ister… Neticede oradaki, çocuk da olsa,
'yiğit bir Türk evladıdır' ve ekmek parasını kazanmak
için çalışmaktadır. Çalışan çocuklara
faşizmin penceresinden bakarsanız farklı şeyler görmezsiniz.
 
Fakat tablodaki en iki yüzlü nokta Milli Eğitim
Bakanı'nın gördüğü bu fotoğraftan utandığını
beyan etmesidir. Bir yandan genel ücretleri sürekli
düşüreceksin, eğitimi paralı yapacaksın, bu çocukların
annelerini babalarını işsiz bırakacak ya da kölelik koşullarında
çalışmaya mahkum edeceksin, diğer taraftan da yarattığın
tablodan utanacak ama kendi adına en ufak bir sorumluluk
hissetmeyeceksin.
 
Başbakanlık tarafından 2008 yılında yapılan bir araştırma,
yaklaşık 31 bin çocuğun sokakta yaşadığını ortaya koymuş.
Kaynak  Araştırma sağlıklı veriler de sunmuyor üstelik.
Zira araştırma sonuçları sokak çocuklarının yüzde
98'inin İstanbul'da yaşadığını gösteriyor.
Ankara'da sokakta yaşayan sadece 20 çocuk tespit
edilmiş. Halbuki aynı haberde UNICEF'in 2006 yılında
yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de sokakta yaşayan
çocuk sayısı 50 bin olarak belirlenmiş. Aynı araştırma
Türkiye'de 41 bin çocuğun da dilendirildiğini
gösteriyor. Sokakta yaşamaya mahkum edilen bu çocuklar her
türlü istismara maruz kalırken başbakan ailelere en az
üç çocuk yapmalarını öğütlüyordu.
 

Diğer taraftan Türkiye'de genel olarak çalışan
çocuk sayısının yaklaşık 4 milyon olduğu tahmin ediliyor.
Kaynak  DİE'nin verilerine göre Türkiye'de
okula giden çocukların yüzde 27'si, gitmeyenlerin ise
yüzde 71'i çalışıyor. Dünya geneline
bakıldığında ise gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 5-14 yaş
grubunda bulunan 250 milyon çocuktan 120 milyonu kapitalizme ucuz iş
gücü temin ediyor.

 

Kaynak : www.haberveriyorum.net

28 Mart 2010 Pazar

Kamu Vicdanı Rahat mı?

Kamu Vicdanı Rahat
mı?

Ülkemizde çalışma yaşamının
esnekleştirildiği, iş güvenliğinin ve işçi sağlığının
sağlanmasından sorumlu kamusal kontrol ve denetim mekanizmalarının her
geçen gün daha da işlevsizleştirilerek, insan yaşamı yerine
karın ön planda tutulduğu ve taşeronlaşmanın yaygınlaştığı bir
zeminde yüzleştik o bilindik ifadeyle. Önceleri adına "iş
kazası" denilerek üstü örtülen bu ihmaller
zincirinin aslında birer "iş cinayeti" olduğunu ve bu
cinayetlerin aslında o kadar da uzağımızda olmadığını eylül
ayının karanlık bir gecesinde yaşadığımız acı bir olayla
öğrendik.

İSKİ Melen Çayı Boğaz Geçiş Projesi Sarayburnu
Şantiyesindeki Müteaahit firma Kutay İnşaat Taahhüt Tic. Ltd.
Şti. firmasının taşeronu olan DETEK (Deniz Teknolojisi Ltd. Şti) adlı
firmada çalışan değerli meslektaşımız ve yoldaşımız
Gülseren Yurttaş, 27 Eylül 2007 tarihinde, boru taşıyan
vinç bomunun kopması sonucunda meydana gelen bir "iş
cinayeti" sonucunda aramızdan ayrıldı.

Yaşadığımız bu acı olayın üzerinden yaklaşık iki
buçuk yıl geçmesine karşın, çalışma yaşamındaki
ihmaller sonucunda binlerce insanımızın da benzer iş cinayetlerine kurban
gitmesi, bu ihmaller zincirinin arkasındaki asıl sorumluların ortaya
çıkarılmaması, sorumluların yasaların
öngördüğü en üst sınırdan cezalandırılmaması,
kamusal denetim ve konrol mekanizmalarının daha etkin bir şekilde
işletilmemesi, mevcut yasal düzenlemelerin uygulanmaması, iş
güvenliği konusundaki tüm yasal ve yönetsel
çerçevenin önce insan yaşamı ekseninde şekillenmemesi
ve iş cinayetlerin yaygınlaşmasına zemin hazırlayan taşeronlaşmanın
giderek yaygınlaşması gibi gelişmeler acımızı her geçen
gün daha da derinleştirdi. Her şeye rağmen, bu süreçte,
adaletin tecelli edebileceğine olan inancımız bizlerin acısını bir
nebze de olsa hafifletti.

Ancak, değerli meslektaşımız Gülseren Yurttaş'ın bu
süreçte uzunca bir zamandır süren kamu davasında adaletin
tecelli ettiğini söylemek pek de olanaklı olmadı. Nitekim, davanın
12. duruşmasında tali kusurlu bulunduğuna hükmedilen sanıklardan
vinç operatörü Hasan Hüseyin Navruz 1 yıl 8 ay hapis
cezasına, asli kusurlu olduklarına hükmedilen sanıklardan Detek Deniz
Ldt Şirketi sorumlu teknik müdürü Ali Ener Ediz ve Kutay
İnş. Şantiye Şefi Kürşat Özarslan ise 2 yıl 6'şar ay
hapis cezasına çarptırılmış olup ilgili cezalar daha sonra para
cezasına çevrildi. Mahkeme ayrıca sanıkların 6 ay süre ile
mesleklerinin icrasından yasaklanmasına karar verdi. Öyle ki bu
cezalar aradan geçen bu uzun sürenin sonunda yüreğimizdeki
sızıyı kat ve kat arttırdı.

Bizce, değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar
önemli olan insan yaşamını hiçe sayan, işyerinde gerekli
tedbirleri kasten almayan ve kaza görünümlü cinayete
sebebiyet veren vincin periyodik bakımını yaptırmayarak; değerli
meslektaşımız Gülseren Yurttaş'ı aramızdan ayıran bu iş
cinayetinin arkasındaki sorumlulara verilen cezaların caydırıcı
olmadıkları açıktır.

Bizler, öncelikle iş cinayetlerinin arkasındaki tüm
sorumluluların yasaların öngördüğü en üst
sınırdan caydırıcı cezalarla cezalandırılmasını talep ederek,
tüm yetkilileri kamusal denetim ve kontrol mekanizmalarını etkin bir
şekilde işletecek bir iradeyle "önce insan yaşamı"
düşüncesini somut olarak uygulamaya geçirmeye davet
ediyoruz.

Karın ön planda tutulduğu, insan yaşamının
değersizleştirilerek taşeronlaşmaya ve denetimsizliğe kurban edildiği
tüm "iş cinayetlerini" lanetliyoruz ve adalet istiyoruz.

Basına ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.

 

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri
Odası İstanbul Şubesi 21.Dönem Yönetim
Kurulu

Sahte işçi dostları meydanda

Sahte işçi dostları
meydanda

Tekel işçileri Cevizli Tekel
fabrikasından Kartal Meydanı'na bir yürüyüş düzenledi.
Yürüyüşün ardından bir miting yapıldı.
Çevredeki emekçilerin desteğini alan Tekel işçileri 1
Nisan'da Ankara'da olacaklarını ilan etti. Mitinge yaklaşık 2000 kişi
katıldı.

27 Mart günü saat 11.00'de Cevizli Tekel fabrikası
önünde toplanan Tek Gıda-İş Sendikası 2 ve 8 No'lu şubelerin
üyesi olan Tekel işçilerine saat 11.30'da kortejlerle alana
gelen Yol-İş, Türk Metal -İş, Dev Sağlık İş, Eğitim-Sen ve
Genel-İş üyesi işçiler katıldı. İSKİ ve itfaiye
işçileri de eylemdeydi. DSİP üyelerinin de Tek Gıda İş
kortejinde yürüdüğü yürüyüş coşkulu bir
havada geçti. Cadde üzerindeki binalarda oturanların
alkışladığı TEKEL işçilerine birçok yoldan geçen
birçok araba da korna çalarak destek verdi.

Minibüs yolundan Kartal'a yürüyen işçiler yol
boyunca "TEKEL'in ateşi AKP'yi yakacak, "TEKEL işçisi
yalnız değildir", "Kurtuluş yok, tek başına ya hep beraber ya
hiçbirimiz", "Genel Grev genel direniş" sloganlarını
attı.

Eylemde dikkati çeken ise faşist MHP'nin ve Ergenekoncu
İşçi Partisi ile Türkiye Gençlik Birliği'nin eyleme
katılması oldu. CHP Kartal İlçe Başkanı Yüksel
Çiftçi, MHP Kartal İlçe Başkanı Cemal Demiray,
katıldığı eylemde MHP'liler "Biz Türküz Kunta Kinte
değil" gibi ırkçı dövizler taşıdılar, CHP'liler ise
"Mustafa Kemal'in askerleriyiz" şeklinde sloganlar attı.

İşçiler ise bu sloganlara katılmadı. Kartal Meydanı'nda
yapılan miting sendika yetkililerinin konuşmasının ardından sona
erdi.

27 Mart 2010 Cumartesi

Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatroculardan eylem

Dünya Tiyatro Günü'nde
tiyatroculardan eylem

27.03.10) – KESK'e bağlı
Kültür Sanat-Sen'in çağrısıyla 27 Mart Dünya
Tiyatro Günü nedeniyle biraraya gelen tiyatrocular, Galatasaray
Lisesi'nden AKM'ye yürüyerek taleplerini dile
getirdi.

KESK'e bağlı Kültür Sanat-Sen İstanbul
Şubesi'nin çağrıcısı olduğu eyleme, Tiyatro Oyuncuları
Meslek Birliği, Türkiye Tiyatrolar Birliği, Uluslararası Çocuk
ve Gençlik Tiyatrolar Birliği, Mimarlar Odası İstanbul Şubeleri,
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği,
Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale
Çalışanları Vakfı, Ayışığı Sanat Merkezi, Karanlığa Karşı
Sanat Cephesi, RED Fotoğraf, Özerk Sanat Konseyi ve İstanbul
Kültür Formu katıldı.

Galatasaray Lisesi önünde bugün saat
12.00'de biraraya gelen sanatçılar, eylemde, "27 Mart
Dünya Tiyatro Günü sanatıma hayatıma dokunma",
"AKM tadilatı bir an önce bitirilsin" pankartı ile
"Tiyatroma dokunma", "Sanat barış için",
"Yaşasın tiyatro", "Tiyatroya saldıran eller
kırılsın" dövizlerini taşıdı. Hayatını kaybetmiş
ünlü tiyatrocuların fotoğraflarının da taşındığı
yürüyüşte, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan ve
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın olduğu
Atlas Pasajı önünde konuşmalar yapıldı ve Avrupa
Kültür Başkenti Ajansı protesto edildi. Yapılan konuşmaların
ardından Tiyatro Simurg ve Ayışığı Sanat Merkezi birer tiyatro oyunu
sergiledi. Protesto eyleminin ardından sanatçılar, yıkılmak
istenen Atatürk Kültür Merkezi'ne (AKM)
yürüyüş gerçekleştirdi.

AKM'nin önüne gelindiğinde, Yavuz
Demirkıran bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Demirkıran yaptığı açıklamada, tiyatrocuların sorunlarına
değinerek 2002 yılında TİSK raporu doğrultusunda kamunun yeniden
yapılandırılması adı altında sanatın da özelleştirilmesinin
düğmesine basıldığını söyledi. "Devlet
Tiyatrosu'nun kuruluş amacı topluma bir şey satmak değil,
kazandırmaktır" diyen Demirkıran, ucuz ve pazarlamacı bir
kültür-sanat politikası ile tiyatro yapılamayacağını, bu
nedenle tiyatro emekçilerinin emeği ve sanatının
ucuzlatılamayacağını söyledi. Bugün AKM'nin hala aslına
uygun olarak, sanatın hizmetine açmayanlardan samimi olarak sanatın
gelişmesine katkıda bulunmasının zaten beklenemeyeceğini söyleyen
Demirkıran, bugün 27 Mart 2010 Dünya Tiyatro gününde
perdelerin bağımsız, özgür ve özerk sanat mücadelesi
için açılacağını söyledi. Basın açıklaması
taleplerin okunmasının ardından son buldu.


 

Kaynak : kizilbayrak.net

 

26 Mart 2010 Cuma

Direnen Tekel İşçisi Kazanacak

Direnen Tekel İşçisi
Kazanacak

Tüm devrimci ve
demokrat

mühendis, mimar ve şehir plancılara
Çağrımızdır!

Direnen Tekel İşçisi
Kazanacak.

Özelleştirmelerin ardından tüm özlük
hakları ellerinden alınarak 4/C'ye geçme dayatmalarıyla
karşı karşıya kalan Tekel işçileri, Ankara'da 78 gün
boyunca dondurucu soğuğa, iktidarın saldırı ve tehditlerine rağmen
kurdukları direniş çadırlarında direndiler ve 1 Nisan'da
direnişe devam kararı aldılar.

Sınıfsal çıkarlarımızın aynı olduğunu
düşündüğümüz Tekel işçilerinin direnişine
dün olduğu gibi bugün de destek vermek üzere, tüm
devrimci ve demokrat mühendis, mimar ve şehir plancı dostlarımızı 1
Nisan'da 'Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İvme
Dergisi'
kortejinde, direnen Tekel işçilerinin yanında
olmaya davet ediyoruz.


Tekel İşçisi Yalnız Değildir.
Tekel İşçisi Direnişin Simgesi
Direne Direne Kazanacağız
Mühendis, Mimar, Emekçiyiz. Haklıyız Kazanacağız.

/>

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İvme Dergisi

 

60 bin öğretmen işsiz kalacak

60 bin öğretmen işsiz
kalacak

İstanbul- TEKEL işçilerinin
eylemi sırasında gündeme gelen ve sözleşmeli personel
istihdamını düzenleyen kanun maddesi 4/C'nin Danıştay
tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşınması işsizler ordusuna yeni
işsizlerin katılmasını sağlayacak.

KPSS'si olmayan yandı

Anayasa Mahkemesi'nin hükmü iptal etmesi
halinde 12 bin kişilik TEKEL işçilerinin yanı sıra Milli Eğitim
Bakanlığı'nda çalışan sözleşmeli ücretli 60 bin
öğretmen ile çeşitli kamu kurumlarda sözleşmeli olarak
çalışan 20 bin kişi işsiz kalacak. Bugün'ün haberine
göre, sayıları 3.3 milyon bulan işsizler ordusuna 92 bin kişi daha
eklenecek. Sosyal güvenlik uzmanı yazarımız Sadettin Orhan, 657
Sayılı Yasanın 4/C maddesinin sadece TEKEL işçilerini
kapsamadığı uyarısında bulundu.

Bu madde ile özelleştirmeden gelen işçilerin
kamu kurumlarında istihdam imkanına kavuştuğunu hatırlatan Orhan,
şunları söyledi: "Bu kapsama Milli Eğitim
Bakanlığı'nda çalışan sözleşmeli ücretli
öğretmenler de giriyor. Yasa maddesi iptal edilirse TEKEL
işçilerinin yanı sıra, öğretmenler de dahil tüm
4/C'li sözleşmeli personel ya 4/B yani sürekli
sözleşmeli kapsamına geçecek ya da işsiz kalacak. 4/B
kapsamına alınabilmesi için de KPSS puanı gerekiyor. KPSS puanı
olmayan öğretmenler atanamayacağı için işsiz kalmaları
gündeme gelecek."

26 Mart 2010 

Kaynak: Cumhuriyet Haber Portalı, cumhuriyet.com.tr

Görevini Yapan Bilim İnsanına Belediye Tazminat Davası Açtı, Üniversite Ceza Kesti

Görevini Yapan Bilim
İnsanına Belediye Tazminat Davası Açtı, Üniversite Ceza
Kesti

 

Palandöken Baraj Gölü'nden getirilen
ve yaklaşık 360 bin kişinin içtiği suda 'fenol'
olduğunu açıklayan, Atatürk Üniversitesi Çevre
Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd.
Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu'na Büyükşehir
Belediyesi'ne bağlı Erzurum Su Kanalizasyon İşletmesi (ESKİ) Genel
Müdürlüğü 5 bin lira maddi, 10 bin lira manevi tazminat
davası açtı. ESKİ'nin YÖK'e ve Atatürk
Üniversitesi Rektörlüğü'ne şikâyet ettiği
Nuhi Demircioğlu'na geçen Temmuz ayında da
'gerçeğe aykırı rapor veya belge düzenlemek, yetkili
olmadığı halde basına resmi konularda bilgi vermek' suçundan
üniversite tarafından maaş kesim cezası verildi. 

Erzurum'un 50 yıllık su ihtiyacını
karşılaması hedeflenerek yaptırılan, Çat İlçesi
yakınındaki Palandöken Baraj Gölü'nden, 1 Kasım
2008'de kente su verilmeye başlanmıştı. Aynı yılın Aralık
ayında Yrd. Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu, yüksek lisans
öğrencileriyle birlikte 'su kimyası' dersi için
Palandöken Barajı'ndan gelen suyun arıtıldığı yerden
örnekler aldı. Türk içme suyu standartlarına göre
0.002 miligram/litre olması gereken fenolün, kentin içme suyunda
0.166 miligram/litre olduğunu gören Demircioğlu, normalin 83 katı
zehirli 'fenol' maddesi saptadıklarını kamuoyuna
açıklayarak, ozonla dezenfekte edilmeden bu suyun kesinlikle
içilmemesi gerektiğini, bu şekilde tüketilmesi halinde
kanserojen etki yapabileceğini açıkladı.

Demircioğlu'nun iddiaları üzerine
Erzurum'un AKP'li Büyükşehir Belediye Başkanvekili,
ESKİ Genel Müdürü, Hıfzısıhha Erzurum Bölge
Müdürü basın toplantısı düzenleyerek iddiaların
doğru olmadığını, içme suyunda fenol bulunmadığını ileri
sürdüler. ESKİ Genel Müdürü, tüm
Türkiyeliler için çok tanıdık olan bir tutum
sergileyerek "Bu suyu herkes güvenle içebilir. Ben
içiyorum" dedi. ESKİ Genel Müdür
Yardımcısı'nın ise olayı "Adamın biri bir kuyuya taş
attı, biz de çıkarmaya çalışıyoruz" diye
değerlendirmesi, AKP'li belediye görevlilerinin bilime ve bilim
insanına "saygısını" bir kez daha gözler önüne
serdi.

ESKİ'nin Yrd. Doç. Dr. Nuhi
Demircioğlu'na Ocak 2009'da açtığı tazminat davası,
16 Mart 2010 günü yapılan son duruşmada Erzurum 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi tarafından reddedildi. Hakim, kararında İl Hıfzıssıhha Kurulu
raporuna göre çevredeki köylerin kanalizasyon ve hayvan
atıklarının baraja aktığının sabit olduğuna dikkat
çekerek
, "Yüz binlerce insanın su içtiği
bir baraj gölüne hayvan pisliklerinin akması ve kanalizasyonun
karışıyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Duyarlı bir bilim
adamının yapmış olduğu araştırma ve gözlemin sonucunu kamuoyu ile
paylaşmak, bu şekilde insanların sağlıklı yaşamına katkıda bulunmak
olarak algılamak gerekir. Su satışlarında bir düşme meydana gelmiş
olsa bile bundan davalının sorumlu tutulması hiçbir hukuk
mantığı ile bağdaşmaz
" dedi.

İvme Dergisi