27 Eylül 2010 Pazartesi

TAYAD'lılar Saldırıyı Anlattı... Röportajlar

TAYAD'lılar Saldırıyı
Anlattı... Röportajlar

FATMA ALAN: Bolu'daki
linç girişiminde polis tekmeleriyle yaralandı, Ankara'da hastaneye
kaldırıldı. Yaşadıklarını şöyle anlattı: Bolu'ya girince
faşistlerin taşlı saldırısı altında yürüdük. Epey
yürüdük, yürütmemek için uğraşıyorlardı.
Yürüyeceğiz dedik. Sonunda önümüzü kestiler
polisler, sıkıştırdı. Biz kol kola girip kenetlendik,
yürüyeceğiz dedik. Slogan atmaya başladık. Polis saldırdı. Ben
yere düştüm, polis defalarca botuyla tekmeledi, belime darbeler
aldım. Genç bir TAYAD'lı arkadaş vardı düşen, polis
boazından tutarak kaldırdı, pençe gibi polisin eliinin izi
boğazında kaldı arkadaşın. Sonra yüzümüze
gözümüze gaz sıktılar, arabaya attılar, yine gaz
sıktılar... Hepimiz zorlanıyorduk nefes almakta ama o arkadaş boğulma
derecesinde boğazı sıkılmıştı. Hastaneye beraber gittik. Bakımı
yapıldı ve o yürüyüş koluna geri döndü. Ben de
dönmek istiyorum, doktor bir daha görecek, yarın katılırım ben
de.

Saldırıda şu dikkatimi çekti, biz polis
otobüsündeyiz, konvoy halinde ilerliyoruz, polis konvoyunda
plakasız siyah bir mercedes araba var... Bu konvoyda Sakarya'dan beri
çevremizde bu mersedes, polis bizi Ankara sınırlarında indirdi,
araba Kızılcahamam yönüne devam etti. Ayrıca biz polis
otobüsündeyken yandan faşistlerin bulunduğu bordo bir araba
geldi, polis otobüsüne taş attılar. Beni tekmeleyen polis,
otobüsün içindeydi, bordo arabadaki taş atanlara camdan
seslendi "Selman yeter artık" dedi. Biz de "demek
tanıyorsun, arkadaşın mı" dedik polise... Sonra amiri
açıklama yapmak zorunda hissetti kendini: "ben 20 yıldır burda
polislik yapıyorum tanımam normal" gibi laflar etti...

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Tutsaklarımız
için herşeyi göze alırız, ucunda ölüm de olsa. Her
bedele hazırız tutsaklarımız için. Kararlıyız,
yürüyeceğiz, bizi döndüremezler.

ÇAĞRI ÜNVER: İstanbul'dan
Sakarya'ya kadar hep bildiri dağıttık, insanlarla sohbet ettik.
Onlar bize el salladı, biz de onlara.

Sakarya'ya gelince polisin tün benzinliklerle konuşup bize
su ve tuvalet ihtiyaçlarımızı karşılamamız için izin
vermemeleri konusunda uyardığını, tehdit ettiğini öğrendik. Yani
yol güzergâhımız boyunca bizim terörist olduğumuz
propagandası yapılmış. Bu yüzden de yol güzergâhımız
boyunca neredeyse tüm dükkanlarda Türk bayrakları
asılıydı. Bizi davet eden bazı işyerleri sahipleri de biz
yanlarındayken polis tarafından aranıp tehdit edildiler. Ordan
çıkarılmamız istendi.

Polisin ilk linç saldırısı denemesi
Gebeş köyü yakınlarında oldu. Ama biz halkla
konuştuktan sonra toplananlar dağıldı. Polis oraya birebir tanıdığı
gençleri yığmaya çalışıyordu. Bu gençler polis
aracıyla Gebeş'e geçip polis aracılığıyla oradan
ayrıldılar. Hatta Gebeş halkından onlara da tepki gösteren oldu.
Geceyi boş bir benzinlikte çadırlarımızda
geçirdik.

2. saldırı girişimi Düzce'de yaşandı.
Sakarya'dan beri bizi sürekli takip eden sivil bir araç
vardı. Buradaki sivil polise de askere de yer yer talimat verdiğini,
yönlendirdiğini gördük. 81 DR 251 plakalı
minibüstü. Sonra bu minibüs yer yer plaka da değiştirdi.
Konuştuğumuz kişilerin söylediklerine göre bizden önce
köylere, camilere, kahvelere gidip teröristler geliyor PKK'li
bir kız ölmüş onun cenazesine katılmak için
yürüyorlar dediklerini öğrendik bu kişilerin.
Düzce'den geçerken 3 ayrı yerde otobüslerle
taşındığını gördüğümüz sivil faşistler 500 m
aralıklarla bekletiliyordu. Onlar bize küfürlerle sürekli
sataşıyordu.

Kaynaşlı girişinde 700 kişilik bir grup
duruyordu.
Jandarma onların önünde polis ise uzağında
duruyordu. Yani sözde bizi korumak için bekliyorlardı ama
özellikle polis çevik kuvvet bize yaklaşmalarına izin verdi.
Amaçları linç ettirmekti başından beri. Bu da Bolu'da
ortaya çıktı. Kaynaşlı'ya geldiğimizde polislerin
yaptığı telefon konuşmalarında  "fazla taşkınlık
çıkarmayın bizi söylediğimiz gibi olsun anlaştık mı"
şeklinde konuşmalar yaptığını duydum.  İlk iki grubun
taşlı ve sözlü saldırısına maruz kaldığımız halde
buralardan yürüyerek geçtik, polis bu arada bizi
sürekli araca bindirmek istiyordu. Biz kabul etmeyince arkamızda kalan
faşistleri araçlarla önümüzdeki gruba
yönlendirdi. En kalabalık grup burada birikmişti buradaki faşistlerin
bize yaklaşmasına özellikle izin verdi. Burda yine taşlı saldırıya
maruz kaldık, birkaç kişi taştan dolayı yaralandı. Ben o ara
çekim yapıyordum. Beni gören faşist grubun yönlendiricisi
bir komiserin yanına giderek "abi hani basın olmayacaktı, sonra
başımız ağrımasın" dediğini duydum. Polis de ona
"korkma hiçbir şey olmaz, arkanızda biz
varız"
dediğini duydum. Bunu diyen uzun boylu gri takım
elbiseli kır saçlı bir polisti. Sonra polis bana dönüp
arkadaşlarının yanına git bu gençleri zaptedemezsek seni
ellerinden alamayız dedi. Bu sırada yürümeye devam ediyorduk. Biz
de polise neden gaz kullanıp dağıtmıyorsunuz, neden onları
gözaltına almıyorsunuz, saldıranlar ve orda birikenleri toplayanlar
toplam 10-15 kişiden ibaret bir gurühtur dedik. Polis de bize siz
kendinize bakın asıl siz bir avuçsunuz halkla karşı karşıya mı
gelelim dedi. Hava karanlıktı, ve Kaynaşlı'nın ortasında da
kalabalık gruplar toplanmıştı. Birden bire polis aracını yanımıza
getirtip aileleri oraya yönlendirdiler.

Bolu girişinde bir benzinlikte konaklarken sivil
faşistler iki otomobil dolusu gelip bize ana avrat sövmeye
başladılar. Onlar araçlarından inemeden biz müdahale ederek
onları uzaklaştırmaya çalıştık. Tabi bu arada araçları
ve kendileri darp aldıkları için kaçarcasına oradan
uzaklaştılar. Onların hamileri olan polis ağabeyleri biz onlara
müdahale ederken onlar da bize gaz sıkarak darp ederek bizi engellemeye
çalıştı. Benle birkaç arkadaş gazdan etkilendik. Ve gece
faşist saldırı ihtimaline karşı nöbet tuttuk. Bu konuda haklı
olduğumuzu da sabaha karşı ormandan girmeye çalışan birkaç
faşisti gördüğümüzde anladık. Onları da jandarma
uzaklaştırdı.

Gece saat 04.00 sularında Okmeydanı'dan yaklaşık 10 Halk
Cepheli gelip destek oldular. Onlar da nöbet tuttular bizimle. Sabah
kahvaltımızı yapıp yürüyüşümüze devam ettik.
Yol boyunca bizi tehdit edenler, araçlarla sataşanlar,
küfür edenler oldu. Ama biz buna rağmen yolumuza devam ettik
hiç durmadan. Sonra bir camide mola verdik. Orada da aynı
söylemlerle karşılaştık. PKK'li olduğumuz yönünde.
Ama onlara kim olduğumuzu söyleyince caminin lavabosunu kullanmamıza
izin verdiler. Birkaç kişi gelip bizi uğurladı. Esnaftan birileri
bir şeye ihtiyacınız  var mı diye sordu.

Bolu merkeze yaklaştığımızda jandarma ve polis
araçlarının arttığını gördük. Bir şeyler olacağını
anladık. Analarmızı babalarımızı araya alarak güvenlik zinciri
oluşturduk. İlk saldırı bir köprü de gerçekleşti. Bolu
girişindeydi bu köprü. Gazoz şişelerini sallayarak
üzerimize attılar. Etrafa çarparak patlayan şişelerin cam
kırıkları üzerimize geldi. Ama burada yaralanan olmadı. Daha sonra
aynı grup evlerin arasından ilerleyerek bize taş atmaya devam etti.
Geçtiğimiz bir benzinci çatıya çıkarak kocaman bir
Türk bayrağı sallandırarak "şehitlere saygınız yok mu, bu
ülkeyi bölmeye utanmıyor musunuz" dedi. Aslında bu bile
bize karşı nasıl kışkırtıldıklarının göstergesiydi.
Üzerimizdeki önlüklerde ne yazdığını okuma gereği bile
görmediler.

Tabi Bolu'ya girdiğimiz ilk andan itibaren basın da
sürekli yanımızda yürüyordu. Faşistler birkaç yerde
önümüzü kesmeye çalıştı. Bunlara müdahale
eden bir çevik kuvvet polisi amiri tarafından yanına
çağrıldı, "niye milletle dalaşıyorsun, aracın yanına git
ben çağırmadan gelme" diye azar işitti. Önde
yürüyen ve biber gazı taşıyan polis ise yine aynı amir
tarafından arkalara gönderilerek faşistlerin dağıtılması
önlendi, önleri açıldı. Bu sırada tamamen faşistler
önümüzü kesti, Türk bayrağı açıp istiklal
marşı okudular, "Kahrolsun PKK" diye slogan attılar,
sürekli küfür ettiler. Biz yürümeye devam ettik
sonra çevik kuvvet önümüze barikat kurdu. Onlarla
karşı karşıya gelmemizi engellemeye çalıştı sözde.
Polisler isimleriyle hitap ederek bazı faşistleri yanlarına
çağırdı. Bunların elinde taş vardı. Polislerin içinden
atılan taşlar arkadaşlarımıza isabet etti. Çeviklerden birisi
"amirim ne yapalım" diye sordu, o da dedi ki "bırakın
birlikte yürüsünler". Onlarca kamera çekim
yapmasına rağmen benim çekim yapmamı engellemeye
çalıştılar. Çeviklerden ikisi "aferin bunlara iyi
organize olmuşlar" dedi. Gülüştüler.

Faşistlerin kendi denetimlerinden çıktığını anlayan
çevik komiseri faşistlerin yanına giderek biraz daha geriden
gelmelerini işaret etti, en başta saldıran sarışın bir faşist
"hem bunlara PKK'li diyorsunuz hem de koruyorsunuz, bize
verin bunları"
dedi. O sırada genci azarladı,
"sen bizim dediğimizi yap gerisine karışma"
dedi.
Faşist onu dinlemeyince tokatladı, yani artık kendi istedikleri
çizgiyi aşıyordu herhalde.

Daha sonra faşistler önümüzü kesti, poliste
önümüze kalkanla geçip bizi korumaya çalıştı
sözde ama asıl amaçları bize polis otobüsüne
bindirmekti. Biz yine yürüyeceğimizi önümüzü
açmalarını söyledik. Ama onlar bize saldırarak, gaz sıkarak
zorla arabaya bindirdiler. Baskılar Bizi Yıldıramaz, İşkence
Yapmak Şerefsizliktir, Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz diye
slogan atarak birbirimize kenetlendik.
Zorla polis aracına
bindirdikten sonra bizi Ankara il sınırına kadar
götürdüler. Biz arabadan inmek istememize rağmen bizi
indirmediler. Sürekli bizi takip eden faşistler vardı, kurt işareti
yapıyorlardı bize. Biz de onlara zafer işareti yapınca
çıldırdılar, aracın camından fırlayacak gibiydiler.

***

ARİF PELİT: Dün Bolu'da kırmızı
arabada sarışın bir faşist vardı. Bolu'ya gelene kadar Mercedes
plakasız,  4 araç gördüm. Bunlar hep bize saldırmaya
çalışıyorlardı. İlk saldırıya uğradığımız yeri
geçtik. Onlarda arabayla önümüzden gidip, diğer
saldırıyı organize etmeye çalışıyorlardı. İkinci saldırıda o
sarışının polislerin yanında onlarla şakalaşırken gördüm.
Genç parayı gülerek aldı ve biz yürürken o
genç   "ileride göreceksiniz
gününüzü" dedi. Sakarya'dan sonra hep bayrak
dağıtıyorlardı.

Polisler bize dedi ki "korkmayın biz sizin güvenliğinizi
sağlayacağız." Öyle dediği halde kendi adamlarını bize
saldırtıyorlardı. Biz korkmuyoruz, korksaydık yola çıkmazdık.
Poliste zaten hiçbir zaman güvenliğimizi almadı.

"kahrolsun PKK" diye slogan atıyorlar, bayrak
sallıyorlar, ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bu
saldırıların amacı bizim yürüyüşümüzü
engellemek bence. AKP bizden rahatsız oluyor, bizi yıldırmak istiyor bunun
için saldırıyor.

Onlar ne kadar saldırırsa saldırsın bizim bir hedefimiz var.
Hedefimize ulaşmak için her türlü baskıya rağmen
yürüyeceğiz. Biz buraya gezmeye, pikniğe gelmedik. Engellemek
için araçlara bindiriyorlar, yollar bozuk diyorlar, kapalı
diyorlar, halk toplanmış diyorlar. Biz araca binmek isteseydik
İstanbul'dan binerdik.

Linç saldırılarını AKP bizi yıldırmak için
yapıyor bunu biliyoruz. Yürüyerek onlara cevap veriyoruz.

***

ÖZLEM BALKI: İsveç'ten katılıyor.
 17 yıldır İsveç'te yaşıyor. TAYAD'ı
yıllardır takip ediyor.  Bir yakınına uğramak için
Türkiye'ye geldi.  Ve Adım Adım Ankara
Yürüşünün 6. günüde katıldı
yürüyüşe. Şimdi o da linç saldırılarının
tehditlerinin altında yürüyüşünü
sürdürüyor. Yaşanılanlara isyan ediyor. Bu kadar
da olmaz
diyor. Faşizmi görüyor, faşizmi yaşıyor
bu yolculukta. Evet demokrasi oyunu bozuluyor.

Yürüyüşe adım attığım andan itibaren
TAYAD'lılarda kararlılık, inanç ve korkunç bir halk
sevgisi gördüm; TAYAD'lılar  bana yaşattı. Daha
kalabalık bir katılım bekliyordum. İnsanların el sallamaları ilgisi
güzeldi. İnsanlarla ilişki kurulduğunda bir şeylerin
değişebileceğini gördüm. İlk konaklamaya dahil olduğumda 
Bursa'dan gelip destek vermeleri hoşuma gitti ve yolculukta hep
böyle bekledim. Saldırıların en küçüğü bile
çok büyük geldi gözüme. Çünkü
sadece yürüyen insanların hangi konuma göre 
sınırlandırılmak istediğini anlayamadım. Yaşadıklarım,
hissettiklerim  belki de 17 yıllık izolasyonun nedeni . Vatandaşlık
haklarımız var ve bu haklar Türkiye'de çok zor korunuyor
onu gördüm. Abartılı polis ablukası, onların telefon
konuşmaları… Sürekli haberleşiyorlardı , bir şeyler
dönüyor, bir organizasyon oluyor  diye
düşündüm. 30 kişilik bir gruba yönelik yapılacak
saldırılar engellenemedi . Polis halkı savunuyor gibi
 görünüyor ama öyle değildi.

Daha önce TAYAD hakkında ben de çok yazdım. TAYAD 
Onurumuzdur diye yazdım hep. Ama bunu internette yaptık. Hasta tutsaklar
için ben de isveç'te bir şey yapmak istedim ben bu
yaşadıklarımı İsveç'te anlatsam bana inanmazlar. Bekli de
mücadelenin sıcaklığından uzak olmaktan dolayı böyle hissetim.
Saldıranlar zavallı insanlar ne olduğunu dahi bilmiyorlar, vatan, millet,
Sakarya edebiyatıyla kandırıldılar. PKK'liler diye saldırıya
uğradı TAYAD'lılar ama onlar TAYAD'lılar
yürüyüş boyunca 'biz PKK'liyiz' demediler
çünkü onlar mücadeleyi sahiplendikleri için bunu
demediler. Çok saygı duydum bu tavıra. Saldıranların olayın ne
olduğunu bile bilmediklerini gariplikleriyle beraber  ne kadar kolay
provake olduklarını düşündüm. Ben de saldırının
içindeydim çok yürüdük taşlar altında. Yanda
biriken birisi "utanıyoruz buna nasıl izin veriyorsunuz"
dedi.  Bizim yürüyüşümüzden utanıyorlar yani
bu nasıl bir ruh hali. İçmiş, kirli mavi gömlekli birisini
polisler "yeter yorulduk kadarında yap" dedi.  Polis
" bizi koruyacak olanların duygularını da tatmin edecek" kadar
izin veriyordu. Böyle bir denge kuramaya çalışıyorlardı.
Karşıdakileri kirlendirmek,  bizi yıldırmaktı hedefleri, 15
kişilik grubu dağıtamazken, TAYAD'lılara cop ve gazla
saldırmasını anlayamıyorum. Polisler yere düşen TAYAD
şapkalarını ve tişörtlerini tekmeliyordu. Bu gözüme
çok çarptı. Polis taraflıydı. Bizi arabaya bindirmek
istiyorlardı. Ama biz irademizle binmedik, zorla bindirdiler.

Bu yürüyüş tamamlanacak onlara rağmen. Korkaklarıyla
baş başa kalacak onlar.


Kaynak: halkinsesi.tv

Koltuğu örgütten çok sevenlerin Genel Kurulu!

Koltuğu örgütten çok
sevenlerin Genel Kurulu!

(27.09.10) - 24, 25 Eylül
tarihlerinde Ankara Kocatepe Kültür Merkezi'nde
gerçekleştirilen TMMOB 41. Olağanüstü Genel Kurul sona
erdi. Genel Kurulun ilk gününe usül tartışmaları
damgasını vururken TMMOB bürokratlarının anti-demokratik tutumları
genel kurul boyunca sürdü. 
%80'ini
ücretli mühendis mimar ve şehir plancılarının oluşturduğu
TMMOB'nin 25 Eylül tarihinde sonlanan Olağanüstü Genel
Kurulu'nda, özellikle kadın ve ücretli çalışan ve işsiz
mmşp dönük olarak sunulan karar önergelerinin büyük
çoğunluğunun reddedilmesi, örgütün
önümüzdeki dönemini ipotek altına almıştır. Delege
seçimi konusunda bir cerrah hassasiyetinde çalışan "oda
beyleri" olabilecek en uygun "ekiple" genel kurulu
kayıpsız atlatmış hiçbir sürprize yer
bırakmamıştır.

Geçtiğimiz yıl yoğun emek harcanarak tabandan hareketle
gerçekleştirilen ve TMMOB tarihinde ilk olan Ücretli İşsiz
Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı ile TMMOB Kadın
Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı'nı yerden yere
vuran ve kurultayların meşruluğunu kürsülerden sorgulayan
zihniyet, birçok karar önergesini yönetmelik
tartışmalarına boğarak önümüzdeki dönemde
TMMOB'deki hâkim olacak anlayışın diğer bir ifadesi oldu.
Kararlar komisyonun karar önergelerine yönelik görüş
bildirerek Genel Kurulu ipotek altına alması ve her ne hikmetse karar
komisyonun onay verdiği her maddenin kabul edilerek, önergeye
katılmama kararı aldığı her maddenin genel kurulunca reddedilmesi de
tüm bu anti-demokratik tiyatronun tuzu biberi olmuştur.
 
Genel Kurul'un satır araları

Olağanüstü Genel Kurul'un ilk günü
görüşülen karar önergelerinden en çok
tartışılanı altı oda başkanının imzası ile verilen 7 no'lu
önerge oldu. 15- 16 Kasım 2009 tarihlerinde İTÜ Maçka
Kampüsü Mustafa Kemal Anfisi'nde 800'ü aşkın
kişinin katılımıyla gerçekleştirilen Ücretli ve İşsiz
Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı'nda karar altına
alınan karar tasarılarından 6 oda başkanının "uygun
gördüğü" karar tasarılarının birleştirilmiş hali
ile oylamaya sunulması salonda büyük tartışmalara yol
açtı. Kurultay iradesini hiçe sayan ve bulduğu her fırsatta
kurultayları karalamaya çalışıp genel kurulu vesayet altına
alanlar bu tutumlarını genel kurul boyunca
sürdürdü.

Odaların meslek içi eğitimleri işsiz mühendislere
ücretsiz olarak vermesi ile ilgili olan 9 nolu önerge
"Parasız Eğitim" sloganını sözde dillerine pelesenk
yapanların gerçek yüzlerini göstermiş oldu.
Büyük tartışmalara yol açan bu karar önergesi de
salondaki hâkim anlayışın bir yansıması olarak oy
çokluğuyla reddedildi. Kısmen yetkin mühendislik ve
yetkilendirme konularını içeren 11, 12 ve 13 no'lu karar
önergelerinin tamamı yine aynı hâkim anlayış tarafından
reddedildi.
Reddetmeye ve kurultayı inkâr etmeye programlanmış bu
zihniyetin gazabından öğrenci mühendis, mimar ve şehir
plancıları da nasiplerini aldı. Öğrenci hareketinin kendi
özgünlüğü kavrayamayan, onun dinamizminden korkan oda
beyleri geçmişte de sürdürdükleri
"görmeyen, duymayan" tarzlarını genel kurulda da devam
ettirdiler. Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama
bölümü öğrencilerinin bağımsız karar almalarını
sağlayacak yapıların oluşturulması, TMMOB bünyesindeki
öğrenci üye örgütlülüklerinin tek bir
çatı altında toplanmasını öngören 17. no'lu karar
önergesi ile öğrenci üyelere oda kurallarında kendilerini
ifade edecek olanakların sağlanmasını öngören 18.
no'lu
 karar önergesi oy çokluğu ile
reddedildi.
Bağımsız bir öğrenci
örgütlülüğünden nasıl korkulduğunu biz çok
iyi biliyoruz. Oysa ki anlaşılmayan, TMMOB'nin öğrenci
hareketine ihtiyacı, öğrenci hareketinin TMMOB'ye olan
ihtiyacından kıyaslanmayacak derece fazladır. Öğrenci hareketi TMMOB
olmadan yolunu pekâlâ yürüyebilir ancak öğrenci
hareketinden beslenmeyen bir TMMOB kendi yerini hiçbir koşulda
koruyamaz!
Bunlarla birlikte TMMOB işyeri temsilciliklerinin hayata
geçirilmesi ile ilgili olan 8 no'lu karar önergesi, TMMOB'
ye bağlı tüm oda üyelerinin bir araya gelebilecekleri, iletişim
kurabilecekleri, ortak çalışmalar yapabilecekleri ortak
mekânlar oluşturulmasını öngören 10 no'lu karar
önergesi,  TMMOB bünyesinde oda gelirlerinden TMMOB Genel
Kurulunun belirlediği oranda yapılan kesinti ile Dayanışma Fonu
oluşturulması ve bu fonun işten atılan ve oda örgütlenmesi ve
sendikalaşma mücadelesinde baskıya uğrayan mühendis, mimar ve
şehir plancıları için kullanılmasını öngören 14 no'lu
karar önergesi, TMMOB'ye bağlı oda ve şubelerde çeşitli
çalışmalar yapacak ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve
şehir plancıları komisyonlarının kurulmasını öngören 15
no'lu karar önergesi, aidatların odalara üye olunduğu tarihten
itibaren alınmasını öngören 16 no'lu karar önergesi,
Bartın İli, Amasra İlçesi sınırları içerisinde kurulmak
ve işletilmek istenen "Termik Santral Entegre Projesi" ile
ilgili olarak haklarında suç duyurusunda bulunulan ve aralarında
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun da bulunduğu
birçok mühendisin oda onur kurullarına sevk edilmelerini
öngören 23 no'lu karar önergesi de oy çokluğuyla
reddedildi.
Olağanüstü Genel Kurulun ilk gününde toplam
28 adet karar önergesi görüşüldü ve bu karar
önergelerinden 12'si oy çokluğuyla reddedildi. Kurulun 2.
gününde ise, ağırlıklı olarak, Kadın Mühendis, Mimar ve
Şehir Plancıları Kurultayı ve Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar
ve Şehir Plancıları Kurultayında alınan kararların hayata
geçirilmesini öngören karar önergeleri
tartışıldı.
Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları
Kurultayında alınan kararların kabul edilerek hayata geçirilmesi,
bu kurultayın önümüzdeki çalışma döneminde
yeniden yapılması ve Kurultay Sonuç Bildirgesinin Genel Kurul
tarafından kabul edilmesini öngören 33, 40 ve 41 no'lu karar
önergeleri tartışılırken salonda büyük gerginlikler
yaşandı. Konuyla ilgili aleyhte söz alan birçok oda
bürokratı, ÜİMMŞP kurultay sürecinin ve karar alma
biçiminin tamamen yönetmeliklere aykırı olduğunu iddia ederek
buralarda karar alınmasını kötü niyet olarak değerlendirip
kurultayın bir tuzak olduğunu iddia ettiler.
Kurultay karalama yarışında hızını alamayan bazı
bürokratlarsa işi hakaret derecesine vardırarak kurultayda alınan
kararları "deli gömleği"ne benzetti ve salona
"bazıları tarafından bu deli gömleğinin TMMOB'ye
giydirilmeye çalıştığı" uyarısında bulundu. Hiç
şüphe yok ki gerçekleştirilen ÜİMMŞP ve Kadın
Kurultayları bazı bürokratların midelerine öylesine oturmuş
olacak ki üzerinden bir sene geçmesine rağmen
bürokratların hazımsızlıkları devam etmektedir. Bu
hazımsızlığı her halükarda dışa vuran bürokrat takımı uzun
yıllardan beri ilk defa böylesine kitlesel katılımlarla
gerçekleştirilen bu kurultayları gözlerde fazla
büyütülmemesi gerektiğini salık vererek "önemli
olan nicelik değil, niteliktir" diyerek bu çalışmada emek
harcayan yüzlerce oda üyesi mühendis, mimar ve şehir
plancısına alenen hakaret etmiştir. Tartışılan bu karar
önergelerinden 33 ve 40 no'lu karar önergesi oy çokluğu ile
reddedilirken, 41 no'lu karar önergesi önerge sahipleri tarafından
geri çekilmiştir.
Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancıları… href="http://toplumcueksen.net/images/stories/agustos-2010-fotolar/gk2.jpg"> alt="gk2" width="300" height="225"
src="http://toplumcueksen.net/plugins/content/mavikthumbnails/thumbnails/300x225-images-stories-agustos-2010-fotolar-gk2.jpg"
/>
ÜİMMŞP kurultay kararlarının meşruluğunu tartışmaya
açanlar aynı tartışmaları Kadın Kurultayı ve burada alınan
kararlar için de yaptı. Kadınların örgütlü bir
şekilde tartışmaları göğüslemesi ve ortak tutum almaları bu
noktada uzunca bir süreden beri genel kurula yönelik
çalışma yapmasının bir meyvesi niteliğindeydi. Bununla birlikte
özellikle kadın kurultayı karar önergeleri tartışılırken
salondaki uğultu ve aşağılayıcı üslup oldukça dikkat
çekiciydi.
Kadınlara yönelik tartışılan karar önerilerinden
tamamına yakını oy çokluğuyla reddedildi. Reddedilen maddeler
arasında kadın çalışma grubu kurulması ve bu grubun
yürütülmesi,  kota meselesi ve çalışma grubu
harcamalarına bütçe ayrılması bulunuyor. Özellikle kota
meselesinde kadınlar tarafından yapılan bilgilendirmeler oldukça
zihin açıcı olmasına rağmen kota önergesi de diğer
önergeler gibi oy çokluğuyla reddedildi. Kadınlara yönelik
tartışılan karar önergelerinin teker teker reddedilmesi üzerine
bir kadın delegenin çağrısıyla kadın delegelerin bir kısmı
salonu terk etti. Bunların dışında kurulun birçok karar
önergesini reddetmesine yönelik bireysel tepkilerini gösteren
birçok delege ve gözlemci salonu terk etti.
 
Özlem Aydın Genel Kurulda da
tartışıldı!
Kurulun 2. gününde, +İvme Dergisi yayın kurulu
üyesi olan bir orman mühendisinin, Beyoğlu Belediyesi'nden
önce sürgün edilen sonra çıkarılan Özlem
Aydın'ın gerçekleştirdiği basın açıklamasına
dikkat çekerek, açıklamaya sadece TMMOB üyesi duyarlı
mühendis, mimar ve şehir plancılarının katıldığı, yönetim
kurulu üyelerinin ise bu açıklamaya ilgi göstermediğini
belirtmesi anlamlıydı.
Irkçı tartışmalar...
1998 yılında karar altına alınan ve ülkede yaşayan
bütün yurttaşların temsiliyetini yansıtmak amacıyla TMMOB
içinde bulunan "Türk" isminin
"Türkiye"  olarak ifade edilmesi kararının gereğini
yapmasını öngören karar önergesi tartışılırken aleyhte
söz alan bir delege ırkçı söylemleriyle salonda gerilimi
tırmandırdı. Aynı delege bu eğilimini, konuyla ilgisi olmayan
önergelerde de, divanın mühehale etmemesini fırsat bilerek
gösterdi. Delegenin provakatif tartışmaları salonun tepkisine sebep
oldu. 
Son söz…
Alınan kararlar ve yapılan tartışmalarla tarihe geçecek
bir genel kurulu daha geride bırakırken; önümüzdeki
dönem duyarlı mühendis, mimar ve şehir plancılar
açısından zorlu bir dönem olacağını görmek zor
olmayacaktır. Yasa, yönetmelik veya tüzüklerin arkasına
saklanmayı adet haline getirenler kendi koltuklarını koruma telaşı
içinde TMMOB'den bile vazgeçmeye hazır olduklarını en
açık şekilde ortaya koymuştur.
Öğrencilere takınılan tavır, ücretli
çalışanların önüne dizilen engeller, kadın üyelere
dönük baskı örgütün tüm kesimlerle bağını
koparmakta onu kitlelerden yalıtmaktadır. TMMOB bir kamu kuruluşu
olabilir, tüm yönetim mekanizması farklı şekillerde bağlanmış
olabilir ancak birlik halen "demokratların" etkisindedir. Ancak
dükkâncılık ve dar grupçuluk ile
sürdürülen kafa-kol ilişkileri emek cephesinde önemli
bir mevzi olan örgütü tükenme noktasına getirmiştir.
TMMOB demokratlığını ve emekten yana olmasını sözcüklerin
ötesine taşıyamaz hale gelmiştir. İşçi sınıfı diyenler,
ücretli çalışan ve işsiz üyelerini bastırmanın
türlü yollarını bulma telaşına düşerken, örgüte
kan taşıyacak öğrencilere ısrarla örgütün kapıları
kapatılmaktadır. Kadın ve Kürt sorununa dair ayrımcı ve
ırkçı yaklaşımlar oda beyleri tarafından "hoş
görülmektedir". Tablo özetle böyleyken bu Genel
Kurul örgüte hakim algının koltuk uğruna örgütü
bile yok edebileceğini göstermiştir.
Öte yandan özellikle ÜİMMŞP ve Kadın Kurultayı
konusu üzerine yapılan tartışmalar, bürokrat takımının
sürekli kurultayı önemsizleştirmek ve yok saymak uğruna verdiği
çaba aslında gerçekleştirilen bu iki kurultayın da ne kadar
başarılı olduğunun açıkça bir delilidir. Bu kurultaylara
gösterilen ilgi ve verilen emek açıkça göstermiştir
ki, örgütün emekten yana varlığını
sürdürebilmesinin tek yolu bu rant ekibinin yönetimlerden
süpürülmesidir.

NOT: Genel Kurul'da Toplumcu Mühendis, Mimar &
Şehir Plancıları stand açarak Mühendislik,
Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen
 dergisinin satışını
yaptılar.
 

Toplumcu Mühendis, Mimar & Şehir
Plancıları
Kaynak: toplumcueksen.net

İşsiz Sayısı Kriz Öncesine Göre Yüzde 20 Fazla / DİSK

İşsiz Sayısı Kriz
Öncesine Göre Yüzde 20 Fazla / DİSK

İSTİHDAM ARTIŞI NİTELİKSİZ, İŞSİZ SAYISI
KRİZ ÖNCESİNİN ÇOK ÜZERİNDE
İSTİHDAMA DAHİL OLAN HER 3 KİŞİDEN BİRİ
KAYITDIŞINDA
 
DİSK ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (DİSK-AR) 2010
HAZİRAN AYI DÖNEMİ
İSTİHDAM RAPORU
19/09/2010
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs, Haziran ve Temmuz
ayları için işsizlik oranlarını açıkladı. Buna göre
işsizlik oranı geçtiğimiz yılın aynı ayına göre 2,5
puanlık düşüşle yüzde 10,5 olarak gerçekleşti.
İşsiz sayısı ise 518 bin kişilik azalma ile 2 milyon 751 bin oldu. Buna
karşı krizin yarattığı olumsuz tablo izlerini hala
sürdürüyor. Mevsimsel nedenlerle artan istihdam, işsizlik
verilerine yansırken, işsizlik oranı kriz öncesinin 1,5 puan
üzerinde. İşsiz sayısı ise kriz öncesine göre 454 bin
fazla. Yani Türkiye "teğet geçen" krizin etkilerini
yüksek büyüme oranlarına rağmen hala telafi edebilmiş
değil. Kısaca özetlersek;
 
  1. İstihdamdaki artışa, köye dönüş, geçici
    çalışma ve kayıtdışındaki artış eşlik ediyor. Kriz
    öncesi döneme göre kayıtdışı çalışanların
    sayısı 593 bin artışla 10 milyon 519 bin kişiyi buldu. Bu sayı haziran
    ayı dönemi için son 5 yılın en yüksek rakamı
    oluşturuyor. Artan istihdamla, kayıtdışı istihdam hemen hemen aynı
    oranda büyüyor. 
  1. İstihdamda geçen yılın aynı dönemine göre
    yaşanan artış 1 milyon 541 bin iken, bu rakamın yüzde 32'si
    yani yaklaşık 3'te 1'i işgücüne kayıtdışı olarak
    dahil oldu. Yaratılan istihdamın yüzde 8,8'ini eksik ve yetersiz
    olarak istihdam edilenler, yüzde 17'sini ise geçici bir
    işe başlayanlar oluşturuyor.
  1. Ayrıca geçici işlerde çalışanların sayısı da
    artış gösteriyor. Geçici işlerde çalışan
    ücretlilerin sayısı geçtiğimiz yılın aynı dönemine
    göre 263 bin kişi artış gösterdi. Tarımda istihdam edilenlerin
    sayısı ise 6 milyon 233 bin ile son 5 yılın rekorunu kırdı.
  1. İşe başlamaya hazır olup iş aramayanların dahil edildiği
    geniş tanımlı işsizlik rakamı yüzde 16,4 oranla 4 milyon 608 bin
    oldu. Eksik ve yetersiz istihdam edilenlerle birlikte işsizlik oranı
    yüzde 20 düzeyine yükseliyor. 
  1. İşsizlik rakamları içerisinde geçici bir işte
    çalıştığı için işsiz kalanlar yüzde 26,3 oran ve 724
    bin kişi ile işsizlikten en çok etkilenen kesimi oluşturmaya devam
    ediyor. Bu dönemdeki işsizlerin 484 binini ise işten
    çıkartılanlar oluşturdu.
Bu vahim tabloya karşın, işsizlik rakamlarında ki düşüş,
kamuoyuna büyük bir başarı olarak sunulmaktadır.
 
İŞSİZ SAYISI 2 YIL ÖNCESİNE GÖRE YÜZDE 20
FAZLA
Mayıs, Haziran, Temmuz 2010 dönemini (Haziran dönemi)
kapsayan Hanehalkı İşgücü Anketi (HİA) sonuçlarına
göre işsizlik oranı geçtiğimiz yılın aynı dönemine
göre 2,5 puanlık düşüşle yüzde 10,5 olmuştur. İşsiz
sayısı ise 518 bin kişi azalmıştır. Hükümetin çok
büyük bir başarı olarak sunduğu durum budur. Hâlbuki 2009
yılında emekçilere yaşatılan işten atılma ve işsiz kalma kabusu
sürmektedir.
 
2008 yılında ilgili dönemde 2 milyon 297 bin olan işsiz
sayısı, son açıklanan resmi verilere göre 2 milyon 751 bindir.
Resmi işsiz sayımız 2 yıl önceye göre yüzde 20 artış
göstermiştir. Bu, sayı olarak 454 bin kişiye denk düşmektedir.
Dolayısı ile krizin yarattığı 454 bin ilave işsiz gerçeği
ortada durmaktadır.
 
 
HAZİRAN DÖNEMİ İÇİN KARŞILAŞTIRMA
TABLOSU (
Mayıs, Haziran, Temmuz 2010)
 
size="2">TÜRKİYE
2008(*)
2009
2010
Kurumsal olmayan nüfus
(000)
69 686
70 505
71 307
Nüfus (000)
50 769
51 644
52 503
İşgücü (000)
24 407
25 216
26 239
    İstihdam
(000)
22 111
21 947
23 488
    İşsiz
(000)
2 297
3 269
2 751
İşgücüne katılma oranı
(%)
48,1
48,8
50
İstihdam oranı (%)
43,6
42,5
44,7
İşsizlik oranı (%)
9,4
13
10,5
    Tarım
dışı işsizlik oranı (%)
11,9
16,4
13,4
    Genç
nüfusta işsizlik oranı(1)(%)
18
23,7
19,1
İşgücüne dahil olmayanlar
(000)
26 361
26 428
26 264
Kaynak: TÜİK HHİA sonuçları
 
 
KAYITDIŞI İSTİHDAM 11 MİLYONA DOĞRU
Hükümetin kayıtdışı ile mücadele konusunda karnesi
oldukça zayıf durumdadır. Kayıtdışı ile mücadele, cezai
yaptırımlarda, sendikal örgütlenmenin önünün
açılmasında değil, özel sektörü teşvikte
aranmaktadır. "Ne kadar az vergi alırsak, istihdam
"maliyetlerini" ne kadar aşağı çekersek, patronlar da o
oranda kayıtdışı işçi çalıştırmaktan
vazgeçer" anlayışı ile kayıtdışı ile mücadele daha
en başından sakatlanmaktadır. Oysa ki kayıtdışı ile mücadele
aktif bir biçimde, sendikaların örgütlenmelerinin
yaygınlaşması, sıkı denetimler ve cezai yaptırımların
etkinleştirilmesi ile verilebilir. Türkiye'nin kanayan yarası
haline gelen, taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması gibi
kayıtdışını teşvik eden uygulamalar kaygı vericidir. Kriz öncesi
döneme göre kayıtdışı çalışanların sayısı haziran
ayı dönemi için 593 bin artışla 10 milyon 519 bin kişiyi
bulmaktadır. Bu sayı haziran ayı dönemi için son 5 yılın en
yüksek rakamını oluşturmaktadır. İstihdamla, kayıtdışı istihdam
hemen hemen aynı oranda büyümektedir. 
 
GÜVENCESİZ ÇALIŞMA YAYGINLAŞIYOR
"İşçinin iş ilişkisine süreklilik sağlanarak
geleceğine güven duyması, işini kaybetme, dolayısıyla kendisinin ve
ailesinin geçim kaynağını oluşturan gelirinden yoksun kalma
endişesinin dışında tutulması temel bir haktır." Bu
çerçevede geçici iş ilişkisi, işçinin
geleceği olan inancını zedeleyen, yeni bir iş bulamama korkusunu
tetikleyen, işçinin temel haklarından birinin ihlali anlamını
taşımaktadır. Taşeronlaşma olgusu yine geçici iş ilişkisinin
bir biçimi olarak yürümektedir. İşsizlik rakamlarındaki
düşüşe güvencesiz çalışanların ve eksik istihdam
edilenlerin sayısındaki artış eşlik etmektedir. Yani istihdamdaki
artış işin nitelik ve süre açısından yetersizliğine işaret
etmektedir.
 
Herkese insan onuruna yaraşır bir iş talebi dikkate alındığında,
krizden güvencesiz ve geçici işlerle çıkmanın
çözüm olmadığı görülecektir.
 
Geçici bir işte çalışanların sayısı haziran ayı
dönem için 2009 yılında 1 milyon 600 bin iken, 2010 yılında 1
milyon 863 bin düzeyine ulaşmıştır. Güvencesiz ve geleceğinden
endişeli olan bu kesimin sayısındaki artış ise 263 bindir.
 
İŞİ GEÇİCİ OLDUĞU İÇİN İŞSİZ KALANLAR BAŞI
ÇEKİYOR
Resmi rakamlara göre işsiz kalanların, işsiz kalma nedenlerine
göre en ön sırasında yine güvencesiz çalışan,
geçici işçiler bulunmaktadır. Bu dönemde ücretliden
yüzde 13,2'si geçici bir işte çalıştığı halde,
işsizlerin yüzde 26,3'ü geçici işlerde
çalıştığı için işsiz kalanlar oluşturmaktadır. Bu halde
olanların sayısı 724 bindir. Diğer yandan işten atılan 484 bin kişiye
ise hala iş bulunamamıştır. 1 milyon 863 bin geçici işçiye
karşın, 724 bin geçici işte çalıştığı için
işsiz kalan kişinin olması, güvencesiz çalışmanın yıkıcı
etkisini ortaya koymaktadır. Güvencesiz çalışanlar,
işsizlikten en büyük payı alanladır.
 
DURUMLARINA GÖRE İŞSİZLER (Mayıs, Haziran,
Temmuz 2010)
Durumlarına göre
işsizler
Kişi sayısı
(bin)
Oran
(Yüzde)
Çalıştığı iş geçici olup
işi sona erenler
724
26,3
İşten çıkarılanlar
484
17,6
Kendi isteğiyle işten
ayrılanlar
476
17,3
İşyerini kapatan/iflas
edenler,
234
8,5
Ev işleriyle meşgul olanlar
242
8,8
Öğrenimine devam eden veya yeni mezun
olanlar
292
10,6
Diğer nedenler
300
10,9
Kaynak: TÜİK
 
 
ÇALIŞIYORMUŞ GİBİ GÖRÜNENLERİN SAYISI DA
ARTTI
TÜİK HİA Mayıs dönemi verilerine göre eksik istihdam
rakamlarında da artış görünmektedir. Buna göre esas işinde
ve diğer işinde/işlerinde toplam olarak 40 saatten daha az süre
çalışmış olan ve 1 saat çalışmış olsa bile istihdam da
sayılanlarla, aynı nedenlerle istihdamda görünen ancak iş
bakanların yani gizli işsizlerinde sayısında 135 bin kişilik artış
gerçekleşmiştir. Dolayısı ile istihdamdaki artış nitelikli ve
insan onuruna yaraşır bir çalışma yaşamına işaret
etmemektedir.
 
TARIM ÇALIŞANLARIN SAYISI 5 YIL ÖNCESİNE
DÖNDÜ
İşsizlik verilerinin düşük görünmesinin
nedenlerinden biri de, çaresizlik nedeniyle kentten kırsal alana
işgücündeki kaymadır. Haziran 2010 döneminde de bu durum
kendini göstermektedir. Bu dönem için Tarımda istihdam
edilenlerin sayısı 6 milyon 233 bin ile son 5 yılın rekorunu
kırmıştır.  Kırsal kesimde gelir kaybı yaşadığı
için kentlere yönelen yüzbinlerce emekçi, işsizlik
girdabından kaçarak, yine çaresizliklerine yani tarım
alanına, kırsal kesime dönüş yapmıştır. Bu geniş kesimleri
işsizlik verileri içinde değerlendirmek
mümkündür.
 
GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 16,4
Türkiye açısından işsizlik verileri ile ilgili olarak
giderek önemini artıran kesim, işe başlamaya hazır olup, iş
bulmaktan umudunu kestiği için iş aramayan ve bu nedenle işsiz
sayılmayanlar ile diğer nedenlerle işe başlamaya hazır olup, iş
aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlardır. Bu durumda olan kişi
sayısı 10 yıl önce son derece azken, bugün neredeyse toplam
işsiz sayısına yakın bir düzeye ulaştı. 2004 yılında sayısı 1
milyon 100 bin olan işe başlamaya hazır olup son 3 aydır, başta
umutsuzluk olmak üzere, çeşitli nedenlerle iş arama
kanallarından birini kullanmayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanların
sayısı, 2010 yılının Haziran dönemi için 1 milyon 857 bin
düzeyindedir. Bu rakam kriz öncesi dönemde 1 milyon 626
bindi.
 
Tanımlama nedeniyle işsiz sayılmayan, söz konusu 1 milyon 857
bin işsizi dahil ettiğimizde, daha gerçekçi bir rakama
işaret eden geniş tanımlı (GT) işsizlik oranlarına ulaşıyoruz. Bu
hesaplamaya göre işsiz sayısı 2 milyon 751 binden 4 milyon 468 bine
yükselmekte, işsizlik oranı ise yüzde 10,5'den yüzde
16,4'e çıkmaktadır.
 
GT işsizlik verilerine çeşitli nedenlerle tam zamanlı
çalışamayanlardan oluşan, eksik istihdam sayılarını ilave
ettiğimizde, işsiz ve yetersiz istihdam edilenlerin, toplam istihdama
oranı yüzde 20'yi bulmaktadır.
 
SEVİNÇ ÇIĞLIKLARINA DEĞİL, KALICI
ÇÖZÜME İHTİYAÇ VAR
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, yazılı açıklama
yaparak önümüzdeki dönemde işsizlik
rakamlarında tek haneyi görmenin mümkün olduğunu ifade
etmiştir. Türkiye'de işsizlik sorununun yüzde 9'ları
görerek çözülmesi mümkün değildir.
Bugün tek haneli işsizliği hedeflemek ümidi olmayanlarla birlikte
5 milyon işsizin, güvencesiz ve kayıtdışı çalışan
milyonların durumunu benimsemek anlamına gelmektedir. Ancak zaten
ümidi olmayan milyonlar düşünüldüğünde
işsizlik oranlarının tek haneli rakamlara düşmesi mümkün
görünmemektedir.
 
Açıktır ki Türkiye, büyüme oranlarında
dibe vuruşun etkisi ile yüksek oranları yakalamıştır. Hatta
Türkiye son çeyrek ile birlikte Çin ile
karşılaştırılmaktadır. Ancak bu karşılaştırma yapılırken
Türkiye'nin yaklaşık yüzde 5
küçüldüğü ve küçülme oranıyla
dünya çağında ön sıralarda yer aldığı 2009 yılında,
Çin'in yüzde 9'a varan bir yükseliş
gösterdiği dikkate alınmalıdır. Yine 2009 yılında
çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerden 30'a yakın
ülkede büyüme oranları yüzde 5 ve üzeridir.
Dolayısı ile büyüme rakamlarında gözlenen artışlar,
gerçekte kaybın telafisinden ibarettir. Bu konuda ki tek somut
gerçek, Türkiye ekonomisinin kriz döneminde 2 senesini
kaybetmesidir. Nitekim büyüme oranları 2 yıl öncesine
dönüş yaparken, işsizlik oranları hala kriz öncesi
değerlerine
çekilememiştir.   Çünkü
işsizlikle ilgili kriz yapısaldır ve sistem işsizliğin belli oranlarda
seyretmesini desteklemektedir. Bu yüzden hükümet işsizlikte
tek haneli rakamları hedeflerken psikolojik bir eşiğe
oynamaktadır. 
 
İşsizlikle mücadele, bu konuda kararlı adımların atılması
ile mümkündür. Ancak anlaşılan o ki, hükümette ne
bu niyet ne de irade bulunmaktadır. Milyonların umudu, piyasanın insafına
bırakılmıştır.
 
Bu veriler ışığında işsizlikle mücadele için atılacak
pek çok adım, yapılacak pek çok düzenleme
bulunmaktadır. İşsizlik mücadele için acil alınması gereken
tedbirler şunlardır:
 
  1. Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın
    40 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı,
    90 saate düşürülmelidir.
  2. Herkese en az 1 ay ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
  3. Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde
    uygulanmalıdır.
  4. Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına
    alınmalı, sendikal barajlar, noter şartı kaldırılmalı, herkesin
    sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal
    düzenlemeler yapılmalıdır
  5. Kamu yatırımcılığı ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde
    yeniden ele alınmalıdır
  6. Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
  7. Taşeronlaşma ve kayıtdışı istihdam engellenmelidir.

Kaynak: disk.org.tr

Söyleşi: Güvencesizlik, Esnek Çalışma ve Taşeronlaştırma (Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Konumu)

Söyleşi: Güvencesizlik,
Esnek Çalışma ve Taşeronlaştırma (Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancılarının Konumu)

src="file:///C:/Users/ivme/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.png" alt=""
/>

height="520" width="428" alt=""
src="http://us.mg1.mail.yahoo.com/ya/download?mid=1_25192886_ABR9v9EAAFSzTJ+MqwY99W78lMs&pid=2&fid=Inbox&inline=1"
/>

Sayın
Meslektaşımız,

 

İSKİ'nin Melen Projesi kapsamında bir taşeron şirkette
çalışan Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisi meslektaşımız
Gülseren Yurttaş'ın 27 Eylül 2007'de vinç
bomunun üzerine düşmesi sonucu hayatını kaybedişinin 3.
yıldönümündeyiz.

 

Deneyimli bir mühendis olan Gülseren Yurttaş, işe girdiği ilk
gün "Burada iş güvenliği yok" diyerek sesini
yükseltmiş olmasına karşın, sermayenin hep daha fazla kâr
hırsının önüne geçememiş, ihmaller zinciri sonucunda
yaşanan iş kazalarının bir başka kurbanı olmuştur.

 

Gülseren Yurttaş'ın ölümü göstermektedir ki
iş kazaları çalışanların bilgisizliğinden, eğitim
eksikliğinden değil; sermayenin maliyet azaltarak daha çok kâr
edebilmek için İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
gereklerini yerine getirmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle
emekçi ölümleri iş kazası değil, iş cinayetidir.

 

Öte yandan yeni açıklanacak istihdam paketi
önümüzdeki dönemde tersanelerden madenlere, inşaattan
hizmet sektörüne her alanda taşeronlaştırma, esnek ve
güvencesiz istihdam biçimlerinin daha da yaygınlaşacağını
ortaya koymaktadır.

 

Güvencesiz çalışma ile iş güvenliğinden yoksun
çalışma birbirini beslemektedir çünkü her ikisinde
de amaç emeğin daha ucuza, hep daha ucuza
çalıştırılmasıdır.

 

Emek sömürüsünün iyice derinleştiği bu
süreç, işçileri etkilediği gibi biz ücretli
mühendis, mimar ve şehir plancıları da etkilemekte ve giderek daha
fazla etkileyecek.

 

Bu nedenle çeşitli disiplinlerden mühendis, mimar, plancılar
olarak bizler, meslektaşımız Gülseren Yurttaş'ın anısına,
"Güvencesizlik, Esnek Çalışma ve
Taşeronlaştırma" başlıklı bir söyleşide bir araya
geliyoruz.

 
Söyleşimizde, benzer sorunlarla karşı karşıya kalan mühendis,
mimar, sağlık emekçisi, tersane çalışanı konuklarımız da
aramızda olacaklar. Çünkü biliyoruz ki, ister işçi
ister mühendis-mimar, sorunlarımız ve mücadelemiz ortaktır.
/>

 

Hak gasplarından psikolojik baskılara, sürgünlerden işten
atmalara kadar çalışma yaşamındaki tüm sorunlarımız
karşısında örgütlenmek ve ortak çözümler
üretmek amacıyla 29 Eylül Çarşamba akşamı saat
19:00'da EMO İstanbul Şubesi'nde düzenleyeceğimiz
söyleşiye tüm meslektaşlarımızı davet ediyoruz. (Kroki
için tıklayınız)
 

26 Eylül 2010 Pazar

TAYAD'lıların Ankara Yürüyüşü Devam Ediyor

TAYAD'lıların Ankara
Yürüyüşü Devam Ediyor

Bolu'da yaşanan linç
saldırısı ve fiili gözaltının ardından, işkencelerle Çevik
Kuvvet otobüsüne bindirilip Bolu ili sınırları dışına
çıkartılıp, Ankara ili sınırlarına getirilen TAYAD'lı
Aileleri, geceyi burada dinlenerek geçirdi. Yaralarını sarıp
dinlendikten sonra yollarına devam edecekler.

"Biz Ankara'ya yürümek için yola
çıktık, eylemimiz sürüyor. Saldırılar bugüne kadar
bizi yolumuzdan döndürmedi, biz yolumuza programımız
çerçevesinde devam ediyoruz.   Tecrite Son Verilmesi,
Sohbet Hakkının Uygulanması, Hasta Tutsakların Ve Tutuklanan
TAYAD'lıların Serbest Bırakılması için yürümeye
başladık, aynı taleplerle devam  ediyoruz."

İki yaralı arkadaşını hastaneye götüren TAYAD'lılar,
günü dinlenerek ve arkadaşlarından gelecek haberi bekleyerek
geçirecek. Linç saldırısında belinden darbe alan bir
arkadaşlarının omurlarında sorun olma ihtimaliyle yaklaşıyor
doktorları. Hastaneye gönderilen ikinci TAYAD'lı ise
otobüse bindirirken polisin boğazını sıkması sonucu boğulan ve
nefes almakta zorlanan genç TAYAD'lı…

Çevrelerinde olanları gözleyen TAYAD'lılar
"Kızılcahamam'da da provokasyon yaratmaya
çalışacaklarını düşünüyoruz"

dedi.

 

YORUMSUZ




YORUMSUZ

 

24-25 Eylül 2010 tarihinde yapılan
TMMOB Olağan Üstü Genel Kurulunda, Yönetimde bulunan etkin
yönetim anlayışının delege çoğunluğu ile reddedilen
önergeleri, TMMOB' nin getirildiği konumu bakımında önemli
olduğunu düşündüğümüz için yorumsuz olarak
yayınlıyoruz;

 

ÖNERGE NO 08; TMMOB
Yönetmeliğinde bulunan TMMOB İşyeri temsilcilikleri hayata
geçirilmelidir. Organize Sanayi Bölgeleri (OSB)' nde
küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde ve
diğer yerlerde çalışan Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancılarının örgütlenmesi için de TMMOB Bölge
temsilcilikleri İKK' lar bünyesinde kurulmalıdır. TMMOB işyeri
ve bölge temsilciliklerinin İKK' larda temsil mekanizmaları
yaratılmalı. İller ve Türkiye bazında temsilciler kurulları
oluşturulmalıdır. ( OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 09; Odaların meslek
içi eğitimleri işsiz Mühendislere ücretsiz olarak verilir.
(OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 10; TMMOB' ye
bağlı pek çok odanın özellikle taşra birimlerinde
mekanlarının olmaması, var olan mekanların da odanın rutin işleyişinin
bir parçası haline gelmiş olması sebebiyle, üyelere
dönük mekanlar bazı odaların lokalleriyle sınırlı
kalmaktadır. Bundan dolayı, TMMOB' ye bağlı tüm oda
üyelerinin bir araya gelebilecekleri, iletişim kurabilecekleri, ortak
çalışmalar yapabilecekleri ortak mekanlar oluşturulmalıdır. ( OY
ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 11; TMMOB, mesleğin
gelişimi için üyelere vereceği seminer ve konferansların gelir
getirici olmamasını ve yetkilendirme niteliği taşımayan bir katılım
belgesi verilmesini savunur. ( OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 12; TMMOB; mühendis,
mimar ve şehir plancılarının kişisel kariyer zorlamaları ile
çalışma yaşamını rekabet ortamı görmeleri yerine, kolektif
bir üretim emeği gören bir anlayışın geliştirilmesi
için mücadele eder ve mesleki-teknolojik gelişmelerden haberdar
olabilecekleri eğitim organizasyonlarının odalar tarafından bedelsiz
(veya sadece masrafları karşılayacak bir bedel ile) yapılmasını
sağlar. ( OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 13; Yetkin
mühendislik ve belgelendirme uygulaması, mühendis emeğinin
değersizleştirilmesi sürecinin bir parçasıdır. Sermaye ve
İktidarlar tarafından da savunulmaktadır. Hedeflenen, mühendislik
mimarlık emeğinin daha ucuza, daha nitelikli olarak istihdam
edilebilmesidir. TMMOB, mesleki deneyimin belgelendirilmesi, mesleki
yetkinliğin belgelendirilmesi; yetkin/yetkili/uzman mühendislik gibi,
mühendis emeğini ucuz işgücü haline getirecek ve
üyeleri arasında bir eşitsizlik ve rekabet yaratacak tüm
uygulamaları terk ve mahkum eder.(OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 14; TMMOB bünyesinde
oda gelirlerinden TMMOB Genel Kurulunun belirlediği oranda yapılan kesinti
ile Dayanışma Fonu oluşturulmalıdır. Fona üyelerden de
gönüllülük esasına göre katkı sağlanmalıdır.
Fon esas olarak çevreye, halka ve işçi sınıfına karşı
sorumluluğunu yerine getirdiği için baskıya uğrayan, işten
atılan ve oda örgütlenmesi ve sendikalaşma mücadelesinde
baskıya uğrayan, meslektaşlarımızla dayanışmaya yönelmelidir. (OY
ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 15; TMMOB, ücretli
çalışan üyelerinin çalışma yaşamındaki
sorunlarının tespiti ve çözüm önerilerinin
geliştirilebilmesi, üyelerinin diğer emekçi kesimlerle
dayanışma ve birlikte mücadele bilincinin ve duyarlılığının
oluşturulabilmesi için çalışır. Bu çalışmaları
yürütebilecek "ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve
şehir plancıları komisyonları" TMMOB' ye bağlı odalar ve
şubelerinde kurulur, iller de İKK bünyesinde eşgüdümleri
sağlanır. (OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 16; TMMOB
örgütlülüğü, ücretli ve işsiz mühendis,
mimar ve şehir plancılarının üyeliğini teşvik edici uygulamalar
yapar. Ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir
plancıları için üyelik koşullarında; geriye dönük
olarak istenen aidat miktarı üye olmayı engelleyici bir role sahiptir.
TMMOB örgütlülüğü bu uygulamayı üye olduğu
andan itibaren aidat alınması yönünde düzenleyici
çalışmalar yapar. (OY ÇOKLUĞU İE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 17; Geleceğin işsiz
mühendis, mimar ve şehir plancılarının henüz öğrenciyken
odalarıyla ve TMMOB ile bağlarının kurulması gereklidir. Bu kapsamda,
odalarda öğrencilerin bağımsız karar alabilmelerini sağlayacak
mekanizmalar yaratılmalı, öğrenci İKK' ları ve
üniversitelerde TMMOB öğrenci temsilcilikleri oluşturulmalı,
TMMOB' nde öğrenci üye örgütlülükleri
tek bir çatı altında toplanmalıdır. (OY ÇOKLUĞU İLE
REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 18; Son yıllarda
öğrenci üyelere kurullarda söz verilmemesi de TMMOB'
nin demokratik gelenekleri ile bağdaşmamaktadır. Öğrenci
üyelere oda kurullarında kendini ifade edecek olanaklar
tanınmalıdır. (OY ÇOKLUĞU İLE RDDEDİLMİŞTİR)

 

ÖNERGE NO 23; Bilindiği gibi TMMOB
40. Dönem Yönetim Kurulu tarafından Hattat Holding tarafından
Bartın İli, Amasra İlçesi sınırları içerisinde kurulmak
ve işletilmek istenen "Termik Santral Entegre Projesi" ile
ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu,
ÇED ve Planlama Genel Müdürü Fevzi İşbilir, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı Daire Başkanı Zeynep Dönmez, Bartın
Valisi İsa Küçük, Hattat Holding yetkilileri ve
Çınar Mühendislik Müşavirlik ve Proje Hizmetleri
yetkilileri
hakkında görevi kötüye kullanmak
gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş durumdadır.

 

Yapılmış olan suç duyurusunun gerekçesi
ise halen TMMOB Internet sitesinde yayınlanmaktadır. Haklarında suç
duyurusunda bulunulan bu şahısların önemli bir kısmı TMMOB
üyesi veya mühendistir. Bu şahıslar hakkında Ankara Cumhuriyet
Savcılığına yapılmış olan suş duyurusunda yer alan ve önergemiz
ekinde de bulunan bu gerekçeler aynı zamanda TMMOB Disiplin
Yönetmeliği kapsamında soruşturma gerektiren konulardır.

 

Haklarında savcılığa suç duyurusunda
bulunulan bu şahıslar içerisinde yer alan mühendis, mimar ve
şehir plancıları hakkında TMMOB Disiplin Yönetmeliği kapsamında
soruşturma açılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış
durumdadır.

 

Bu nedenle ve yapılmış olan suç duyurusunda
yer alan gerekçelerle;

 


-        

İnşaat Yük. Müh.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu


-        

ÇED ve Planlama Genel
Müdürü Fevzi İşbilir


-        

Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Daire Başkanı Zeynep Dönmez


-        

Hattat Holding mühendis
yetkilileri


-        

Çınar Mühendislik
Müşavirlik ve Proje Hizmetleri mühendis yetkilileri

 

Hakkında mesleki disiplinlerini içeren TMMOB
bünyesindeki Odalar tarafından disiplin soruşturması
yürütülerek mesleki açıdan cezalandırılmaları
amacıyla Oda Onur Kurullarına sevk edilmelerine karar verilmiştir. (OY
ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLMİŞTİR)

 

ÖNERGE NO 33; Emekten demokrasiden
ve bağımsızlıktan yana çalışmalar yapan birliğimiz son
zamanlarda sermayenin her türden temsilcileri tarafından hedefe konulup
parçalanarak etkisiz hale getirilmek istenmektedir. AKP iktidarının
TMMOB' yi hükümete bağlı kurumlara bağlayarak arka
bahçesi haline getirme girişimleri olduğu, Cumhurbaşkanlığına
bağlı Devlet Denetleme Kurulunun son raporuyla da açığa
çıkmıştır.

TMMOB' un emekten, halktan ve bağımsızlıktan
yana olan tutumu mevcut iktidarı rahatsız etmektedir.

TMMOB, kendisine yöneltilen bu saldırılara ancak
üyesiyle gücünü sürece katan kitlesel bir
örgüt olarak karşı durabilir.

Daha güçlü, daha kitlesel bir TMMOB,
ancak üyelerinin %80' ini oluşturan ücretli çalışan
ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancılarının taleplerini
sahiplenerek olabilir.

Tam da bu nedenle;

14-15 Kasım tarihlerinde düzenlenmiş olan TMMOB
Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları
Kurultayının kararlarının Genel Kurulumuzca onaylanmasını,
seçilecek TMMOB Yönetiminin bu kararları yaşama
geçirmesini öneriyoruz. (OY ÇOKLUĞU İLE
REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 34; AB Uyum süreci
ile başlayan iş kanunu değişikliği ve bu kanuna dayanılarak
çıkarılan yönetmelikler, "İş Sağlığı ve
Güvenliği Uzmanlığı" adı verilen bir meslek tanımı
geliştirmiştir. Bilineceği gibi bu mesleği yapmak için
mühendis, Kimya ve Fizik Lisans mezunu ve İş Sağlığı ve
Güvenliği Yüksek Okulu mezunu olmak gerekmektedir

 

-Günümüzde sayıları binlerle ifade
edilen mühendis bu alanda çalışmakta ve mevzuatın getirdiği
mesleki belgelendirme süreçlerine yönelik bireysel olarak
duruş sergilemek zorunda kalmaktadır.

- Mevzuatta tanımlanan ve içi boşaltılmış
bağımsız çalışma kavramının gereklerini yerine getirmeye
kalktıklarında uğrayacakları hak gaspları karşısında TMMOB' den
bir destek görememektedirler

- İş kazaları sonrası, öncelikli olarak
soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulmakta ve örnekleri giderek artan
oranda ceza almaktadırlar. Bu süreçte de TMMOB' nin
herhangi bir desteğinden söz etmek mümkün değildir.

- Çalışma süreleri ve çalışma
ücretleri tamamen serbest piyasa koşullarına bırakılmış olup, iş
kazalarının azaltılması sürecinde çok önemli bir işlev
gören meslektaşlarımızın emekleri giderek ucuzlamaktadır. Bu durum
mühendislik mesleğine yönelik ağlının aşınmasıyla
sonuçlanacak denli olumsuzluklar barındırmaktadır. TMMOB' nin
asgari ucret çizelgelerine yönelik bir desteği
bulunmamaktadır.

- Uygulamaları esnasında, mevzuatta yeterli
ayrıntıyı bulamayan mühendisler, mesleki gelişimleri için
TMMOB' den gerekli kurumsal bir destek alamamaktadırlar.

- Bu mesleği icra edenlerin, kurumsal organizasyon
şemaları içindeki yerleri belirlenmediğinden, kurumdan kuruma
farklı uygulamalarla karşılaşılmakta ve mühendislerin hak kaybıyla
sonuçlanan durumlar doğmaktadır.

 

Uygulamada bu ve benzeri sonuçlar yaşanırken
TMMOB, İGS alanının düzenlenmesine ilişkin mücadelesini, idari
davalarla sınırlandıran bir hatta sürdürmektedir. Alanın
gerçek sorunlarından uzak, mühendislerin önünü
açacak, örgütün tüm birimlerinde tartışılarak
oluşturulmuş politikaların eksikliği sonucu, alana dair söz
söyleme meşruiyetinin sorgulandığı bir noktaya savrulma tehlikesi
önümüzde durmaktadır.

 

Süreç bu boyutlarıyla ilerlerken, bazı
odalarımız, dava açtıkları yönetmenlikle tanımlanan
"Uzmanlık Eğitimlerine" talip olmakta, "sertifika"
ekseninde sınırlayarak, alandaki mühendislerle ilişkilenmeyi yine
politikasızlığın belirsiz sularında sürdürmek zorunda
kalacaklarını hesap etmemektedirler.

 

Bu ve benzeri kaygılardan yola çıkarak,
… dönem TMMOB Yönetim Kuruluna "İSG Alanında TMMOB
Politikalarının Belirlenmesi" konulu bir çalıştay style="">  düzenleme görevinin verilmesini, Genel
Kurulun onayına sunarız.(OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 40; TMMOB tarafından bu çalışma
döneminde gerçekleştirilen "TMMOB Ücretli ve İşsiz
Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayının" devamı
olacak şekilde, önümüzdeki çalışma döneminde
kurultay düzenlenmesi ve bu hususta TMMOB Yönetim Kuruluna
görev verilmesinin kararlaştırılmasını öneriyoruz. (OY
ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 46; TMMOB, 1.Kadın
Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayında alınan karar
uyarınca; TMMOB bünyesinde oluşturulmuş, fakat aktif çalışma
göstermeyen " Kadın Üye Çalışma Grubu" nun
aktif hale getirilerek, TMMOB kadın çalışmalarına ilişkin
kararların alınacağı, İKK, Oda ve Şube Kadın Komisyonlarında
çalışan gönüllü kadınlardan oluşan "TMMOB
Kadın Üye Çalışma Grubu" nun kurulmasını
öneriyoruz. (OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 47; Tüm TMMOB
birimlerinde kadın çalışmalarının,TMMOB 1.Kadın Mühendis,
Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayında alınmış kararlar ışığında,
bu kararları hayata geçirmek amacını taşıyarak
yürütülmesini öneriyoruz. (OY ÇOKLUĞU İLE
REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 48; TMMOB Kadın
Çalışma Grubu' nun Yürütmesinin, TMMOB Yönetim
Kurulu Üyelerinden bir kadın üyenin sorumluluğunda,
dönüşümlü olarak İKK Kadın Komisyonlarından ikişer
üyenin katılımıyla oluşturulmasını öneriyoruz. (OY
ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 49; TMMOB ve bağlı
Oda/Şube Yönetim Kurullarında, Genel Kurul Delegasyonu ve diğer
organlarda kadın temsiliyetini arttırabilmek amacıyla pozotif destek
politikaları üreterek minimum %35 kadın kotası uygulanmasını
öneriyoruz. (OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 50; TMMOB' nin
kadın çalışmaları için bütçe ayrılmasını
öneriyoruz.

(OY ÇOKLUĞU İLE REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 54; TMMOB, 1.Kadın Mühendis, Mimar
ve Şehir Plancıları Kurultay kararlarının TMMOB
örgütlülüğü tarafından ne kadar
içselleştirildiğinin ve benimsendiğinin somutlaşması amacıyla
Kadın Üye Çalışma Grubu'nun koordinasyonunda
"Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılar Sempozyumu"
düzenlenmesini öneriyoruz. (OY ÇOKLUĞU İLE
REDDEDİLDİ)

 

ÖNERGE NO 44; Ekte bulunan Kadın
Kurultay Kararlarının, Genel Kurulumuzca kabul edilerek
önümüzdeki dönem Yönetim Kurulunun
görevlendirilmesini arz ederiz. (OY ÇOKLUĞU İLE
REDDEDİLDİ)

 

style="">                
Mühendislik, Mimarlık
ve Planlamada +İVME Dergisi


 

 

 

 

İstanbul'da 1 milyon ev yıkılacak

İstanbul'da 1 milyon ev
yıkılacak

İstanbul'da 1 milyon ev yıkılacak src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2010/09/26/fft5_mf550541.Jpeg" />

26/09/2010 13:07

Kentsel dönüşüm projelerinde bireysel itiraz hakkı
kalktı, belediyelere süper güç verildi. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi de 1 milyon binayı ilgilendiren style="font-weight: bold;"> ve İstanbul haritasını değiştirecek
30 proje için düğmeye bastı.

Sabah Gazetesi'nin haberine göre, İstanbul'da binlerce evin
yıkılacağı tahmin edilen olası bir depreme karşı planlanan
hazırlıkların önündeki son engel de ortadan kalktı. Kentsel
dönüşüm için start veren Büyükşehir
Belediyesi'nin, evlerin depreme dayanıklı hale gelmesi, birçoğunun
ise yıkılıp tekrar inşa edilmesi için hazırladığı projelere
yönelik yasal düzenleme temmuzda tamamlandı ve resmen
yürürlüğe girdi.

Belediye Yasası'ndaki 'Kentsel Dönüşüm ve Gelişim
Alanları' başlıklı kanun, İstanbul'da 1 milyon binanın yıkılıp
yeniden yapılmasının önünü açtı. Toplu Konut
İdaresi (TOKİ) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB)
beş yıldır beklediği bu değişiklik ile dönüşüm
projelerinde yaşanan yetki karmaşası sona erdi.

Ayrıca belediyelerin deprem riski nedeni ile dönüşüm
bölgesi ilan ettiği bir alana konut sahiplerinin bireysel itiraz
hakkı da kalktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi referandum
sonrası ilk gündem maddesine rafta bekleyen kentsel
dönüşüm projelerini aldı. Planlanan projelerin hayata
geçmesi durumunda İstanbul adeta yeni bir haritaya sahip olacak.
Öncelikle deprem riski yüksek bölgeler, gecekondular ve
kaçak binalar yıkılarak, yerlerine depreme dayanıklı modern
yerleşim alanları inşa edilecek. Belediyenin kasasındaki
çalışma 1 milyona yakın binayı kapsıyor.
 
YASAYA TAKILMIŞTI
Kentsel dönüşüme ilişkin çalışmalar son
yıllarda uygulanmaya çalışıldı. Ancak yasalardaki yetersizlik
ile TOKİ ve Büyükşehir arasında yetki karmaşası nedeniyle
başarı sağlanamadı. Örneğin Türkiye'de ilk deprem
dönüşüm alanı projesi 2008'de Zeytinburnu"nda
başlatıldı. Ancak tek bir konut sahibinin itirazı bile projeyi
durdurmaya yetti. Yeni yasada ise deprem riski nedeniyle kentsel
dönüşüm alanı ilan edilen bir alanda konut sahibinin
bireysel itiraz etme hakkı bulunmuyor. Bunun yerine çoğunluğun
kararı aranıyor.
 
ANKARA VE ESKİŞEHİR BAŞLADI
Öte yandan Ankara ve Eskişehir hızlı davranarak yasayı
uygulamaya başladı bile. Ankara'da 7 bölge bu madde uyarınca
'Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı' ilan edildi. Yine
Eskişehir'de de 11 ayrı bölgede toplam 2 milyon 500 bin metrekarelik
bir alan dönüştürülme bölgesi olarak
belirlendi.
 
KİMLERİN BİNALARI YIKILACAK?
Kendi mülkünde olan ama mevzuata aykırı yapılanlar
Kendi mülkü dışındaki bir arsaya yapılan konutlar
Afet riski altındaki yerler

SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?
Bir bölge öncelikle kentsel dönüşüm alanı ilan
edilecek.
Daha sonra belediye projesini açıklayacak.
Hak sahipleriyle görüşmeler başlayacak.
Apartman veya semtte yüzde 51 çoğunluk yeterli olacak.
Kiracılara, yeni yapılacak konutlardan satın alma hakkı verilecek.
Arazi sahibi ise kendisine arsası karşılığı oranında yeni yerden konut
verilecek.
Konut istemezse arsasının karşılığında para ödenecek.
Yıkılacak bina gecekondu ise hiçbir ödeme yapılmayacak.
Ancak kiracılara tanınan konut satın alma hakkı, onlara da tanınacak.
(Sabah)

 
Kaynak: radikal.com.tr