<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6754>Düzmece belgeleri mahkeme
de kabul etmedi </a></h1><p>
</p>
<div>
Öldürülen FARC komutanı Raul Reyes’in bilgisayarından
çıktığı iddia edilen ve Kolombiya’nın Venezuela’ya
karşı kullandığı belgeler, Kolombiya Anayasa Mahkemesi tarafından
‘delil’ olarak kabul edilmedi.</div>
<div>
</div>
<div>
2008 yılında Kolombiya’nın yaptığı ABD destekli bir askeri
operasyon sonucunda katledilen Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri (FARC)
Komutanı Raul Reyes’in bilgisayarında, FARC’ın Venezuela ve
Ekvador ile olan ilişkilerine dair belgeler çıktığı iddia
edilmiş ve Kolombiya ile Venezuela arasındaki ilişkiler bir hayli
gerilmişti.</div>
<div>
</div>
<div>
Geçtiğimiz aylarda ise, Kolombiya’nın var olduğunu iddia
ettiği belgelerin düzmece olduğunu belirten bir Wikileaks belgesi
yayınlanmıştı.</div>
<div>
</div>
<div>
Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar
da, belgelerin hukuki olarak herhangi bir öneme sahip olmadığını
gösterdi. Mahkemenin kararına göre, devletin “kanıt”
olarak sunduğu belgeler yasal olmayan yollardan askerler tarafından ele
geçirilmiş. Oysa mahkemelere sunulacak bu tip kanıtları toplama
sorumluluğu polise ait. Ayrıca kararda, “yurtdışından ülkeye
kanıt getirmeye herhangi başka bir otoritenin yetkili olmadığı” da
belirtildi.</div>
<div>
</div>
<div>
Mahkeme ayrıca, kanıt olarak sunulan e-postaların göndereni ve
alıcısı belirtilmeden Word dökümanlarına aktarıldığını,
bundan dolayı kaynağın doğrulanamayacağına hükmetti.</div>
<div>
</div>
<div>
Eski Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’nin de adının
geçtiği kararda eski başkan, Kongre’nin sosyalist
üyelerinden Wilson Borja’ya dönük “FARC”
suçlamaları nedeniyle kınandı.</div>
<div>
</div>
<div>
Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bu kararın, FARC ile Venezuela
arasındaki ilişkiyi bahane göstererek Kolombiya’yı
Venezuela’ya karşı kışkırtmak isteyenlere karşı bir darbe
olduğu görüşü paylaşılıyor.</div>
<div>
</div>
<div>
<em><strong>Kaynak: Sol</strong></em></div>
26 Mayıs 2011 Perşembe
Yunan halkı da meydanlara çıktı
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6753>Yunan halkı da meydanlara
çıktı </a></h1><p>
</p>
<div>
Arap Baharı'ndan esinlenerek İspanya'nın büyük
şehirlerindeki meydanları işgal eden eylemcilerin ardından
Avrupa'nın krizle sarsılan bir diğer ülkesi Yunanistan'da da
halk sokağa çıkmaya başladı.</div>
<div>
Ekonomik krizin en çok etkilediği Avrupa'nın Euro bölgesi
ülkesi Yunanistan'da, hükümetin kemer sıkma
politikalarını protesto eden çoğu genç binlerce kişi
sokaklara döküldü.</div>
<div>
</div>
<div>
Yunan polisinin verdiği bilgiye gören on binlerce hükümet
karşıtının katıldığı eylem, başkent Atina'nın yanı sıra
Selanik ve bazı diğer şehirlerde de yapıldı.</div>
<div>
</div>
<div>
Atina'da sokağa çıkan yaklaşık 15 bin kişi, Yunan
Meclisi'nin bulunduğu Sindagma Meydanı'nda toplandı.</div>
<div>
</div>
<div>
3 yıllık bütçe kesintisi için referandum
çağrısı yapan eylemciler, ülkenin içinde bulunduğu
kriz durumu için ise elle tutulur bir reform yapılmasını istedi.
Yunan halkı, IMF ve AB'nin özelleştirme önerisine olumlu
cevap veren hükümete, bunu durduracakları mesajı verdi.</div>
<div>
</div>
<div>
Sosyal paylaşım sitesi Facebook aracılığı ile organize edilen eyleme
destek veren gruplar, kendilerini "bıkkınlar" ve
"öfkeliler" olarak adlandırıyor.</div>
<div>
</div>
<div>
Arap dünyasında yaşanan isyan ve devrimlerden ilham alarak
Avrupa'da ilk olarak İspanya'da gençlerin sokağa
dökülmesinin ardından Yunanistan'da da genç
katılımın yoğun olduğu gözlenirken bir genç, "Artık
yeter. Sesimizi duyurmanın ve bizi bu duruma getirenlerle savaşmanın
zamanı geldi artık. Onlar gitmeliler. Yeteri kadar aldılar ve
çaldılar. Öfkeliyiz ve bu yüzden buradayız"
dedi.</div>
<div>
</div>
<div>
Yunanistan'daki eylemi takip eden basın mensupları ise bu eylemlerin
İspanya'da yapılan eylemi andırdığını ifade ettiler.</div>
<div>
</div>
<div>
<em><strong>Kaynak: Etha</strong></em></div>
çıktı </a></h1><p>
</p>
<div>
Arap Baharı'ndan esinlenerek İspanya'nın büyük
şehirlerindeki meydanları işgal eden eylemcilerin ardından
Avrupa'nın krizle sarsılan bir diğer ülkesi Yunanistan'da da
halk sokağa çıkmaya başladı.</div>
<div>
Ekonomik krizin en çok etkilediği Avrupa'nın Euro bölgesi
ülkesi Yunanistan'da, hükümetin kemer sıkma
politikalarını protesto eden çoğu genç binlerce kişi
sokaklara döküldü.</div>
<div>
</div>
<div>
Yunan polisinin verdiği bilgiye gören on binlerce hükümet
karşıtının katıldığı eylem, başkent Atina'nın yanı sıra
Selanik ve bazı diğer şehirlerde de yapıldı.</div>
<div>
</div>
<div>
Atina'da sokağa çıkan yaklaşık 15 bin kişi, Yunan
Meclisi'nin bulunduğu Sindagma Meydanı'nda toplandı.</div>
<div>
</div>
<div>
3 yıllık bütçe kesintisi için referandum
çağrısı yapan eylemciler, ülkenin içinde bulunduğu
kriz durumu için ise elle tutulur bir reform yapılmasını istedi.
Yunan halkı, IMF ve AB'nin özelleştirme önerisine olumlu
cevap veren hükümete, bunu durduracakları mesajı verdi.</div>
<div>
</div>
<div>
Sosyal paylaşım sitesi Facebook aracılığı ile organize edilen eyleme
destek veren gruplar, kendilerini "bıkkınlar" ve
"öfkeliler" olarak adlandırıyor.</div>
<div>
</div>
<div>
Arap dünyasında yaşanan isyan ve devrimlerden ilham alarak
Avrupa'da ilk olarak İspanya'da gençlerin sokağa
dökülmesinin ardından Yunanistan'da da genç
katılımın yoğun olduğu gözlenirken bir genç, "Artık
yeter. Sesimizi duyurmanın ve bizi bu duruma getirenlerle savaşmanın
zamanı geldi artık. Onlar gitmeliler. Yeteri kadar aldılar ve
çaldılar. Öfkeliyiz ve bu yüzden buradayız"
dedi.</div>
<div>
</div>
<div>
Yunanistan'daki eylemi takip eden basın mensupları ise bu eylemlerin
İspanya'da yapılan eylemi andırdığını ifade ettiler.</div>
<div>
</div>
<div>
<em><strong>Kaynak: Etha</strong></em></div>
Kent / Müge İplikçi
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6752>Kent / Müge
İplikçi</a></h1><p class="rtejustify">
Kent nedir? Bunu epeydir soruyorum kendime. Sonunda işin içinden
çıkamadım ve ona, özellikle duygusal bir şeyler karalıyorsam,
“şehir” demeyi daha uygun buldum. İçinde yaşayanıyla
soluk alıp veren, eskiye sırtını dayamış bir diyar olmalıydı burası.
Kısaca, insandı şehir. Düşünsel ve duygusal olarak
caddelerinde, mahallelerinde can bulduğumuz geniş bir alan. Birbirine
bağlanan sokaklar, sokaklardaki kaldırımlar, kaldırımlardaki taşlar.
Bir köşesinde cep telefonuyla kavga eden biri de olabilirdi şehir, bir
diğer köşesinde eski arkadaşlarıyla moda üzerine laflayan
başka biri de. Seslerin birbirine karıştığı, insanı insana anlatan bir
mekân. Binbir gündüzü ve gecesi olabilen,
parçalı ama uzun, sonsuz bir anlatı. Temiz, steril, değmesin
yağlı boya takıntılarından çok, yaşayan bir yer olması
esasından beslenen. Bu parçalı bulmacada, geçmiş ve şimdi
arasında tarihsel alanlarına, yeşiline sahip çıkmayı
yeryüzü borcu addeden, parçalanmış olsa bile, yine de
makul bir anılar silsilesine denk düşebilecek, bu anıları
olabildiğince netleştirecek bir renk cümbüşü Bu
cümbüşten kadastrocunun ne kadar etkileneceğini bilemeyiz ama
kendi kendimizi tanımak ve bu tanımadan sisli de olsa belli anılar
oluşturabilmek, kopuk kopuk da olsa zihinsel haritalar yaratabilmek
için bir şehre ihtiyacımız olduğu kesin.</p>
<p class="rtejustify">
Neyse lafı uzatmayalım. “Yaşadığımız şehirlerde insanlar
yaşıyor mu?” sorusuna denk düşecek bir ileti aldım
geçen gün. Yalın bir metin olmasına karşın içinde
saklı soruları okudum, düşündüm. Şehirlerin
insansızlığına, insansızlaştırıldığına vurgu yapan bir metindi.<br
/>
Bu metne göre bir kurultay gerçekleşecek İstanbula. Bu hafta
sonu. Türkan Saylan Kültür Merkezi, Maltepede. Yıkımlara
Karşı Mücadele Kurultayı. Çıkış noktaları belli. Adına
‘kentsel dönüşüm’ denen bir proje var,
bildiğiniz gibi. Bu proje şehirleri şehir olmaktan çıkarıp hani
neredeyse insansız alanlara ve zamanlara dönüştürmeyi
hedefleyen bir zihniyet içinde. İnsansız
sözcüğünü özellikle kullanıyorum.
Çünkü kenti dönüştürme projesi içinde
alınan kararlarda oralarda yaşayan insanlara ‘Ben buraları
değiştiriyorum senin fikrin nedir?’ diye sorulmuyor. Oysa
hatırlayalım, hiçbir mekân politikası toplumsal
ilişkilerden, dolayısıyla insanlardan, o mekânda yaşayanlardan
bağımsız değildir. Siz bir mekâna girip “Belediye adına
buraya el koyuyorum ve burayı ıslah etmeye girişeceğim”
dediğinizde orada yaşayan insanlara bir söz hakkı bırakmıyorsunuz.
O insanların anılarını iyi kötü sabitledikleri alanları,
geçim standartlarını bir anlamda talan ediyorsunuz. Ve buna ıslah,
dönüşüm, gelişme diyorsunuz. Belediye Yasası’nın
Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanları Kanunu’nda
değiştirilen bir maddeden bahsediyorum. Bu değişikliğe göre
belediyeler hukuksal hiçbir zorlama olmaksızın bu ülkede
yaşayan insanların evini, bahçesini, tarlasını satın alma
hakkına sahip. Bunun fiyatınıysa belediyeler belirliyor! Sonrasında yine
belediye tarafından belirlenen bir fiyatla buraları ‘geri’
almanız mümkün! Bu hararetli kıpırdanışta İstanbul ve Ankara
başı çeken iller arasında. İhaleler gerçekleşmek
üzere. İşin içinde bir sürü şirket var. Elbette
TOKİ de bunların arasında. Şirketler, ihaleler, kârlar Fikirtepede
kirada oturan bir taksici, yapılacaklardan sonra bir daha aynı yerde
oturamayacağını, buna ne ekonomik gücünün ne de yaşam
stardardının artık yetemeyeceğini söylemiş ve olup bitenler
karşısında çaresizliğini belirtmişti bir keresinde. Ve
eklemişti: “Bizi kimsenin umursadığı yok. Biz yoksak Fikirtepe
değişmiş değişmemiş umurumda bile değil!” Değişen
çehreye değişen sınıflar! Değişen ‘söz konusu’
maddenin sermaye sihiri ve kâr üstüne kâr tılsımı bu
olsa gerekÖ Dahası da var. Bu dönüşüm projesi sadece
yoksulları ve anılarını kapsamıyor! Kentlerin doğal kıyılarını,
limanlarını, garlarını (Nedense aklıma ilk Haydarpaşa geliyor), orman
alanlarını (burada da Atatürk Orman Çiftliği geliyor aklıma)
da kapsıyor. Kısacası kapsama alanı çok geniş ve uzun vadede
hepimizi ilgilendiriyor.<br />
Mühendisi, mimarı, şehir planlamacısı Bu meslek grupları ortadaki
asıl sorunun göç, yoksullaştırma, barınma hakkına
saldırılması, toplumun ayrıştırılması ve gettolaştırılmasından
kaynaklandığını vurguluyor. Var olan kültürel zenginliklerin
yok edilmesi de cabası! Bu nedenle içinde insanın yer almadığı
böylesi bir kentsel dönüşüm projesi yerine
yaşadığımız alanları gerçekten yaşanabilir kılmak adına
kentte yaşayanların karar mekanizmalarına katıldığı, sosyal,
kültürel ve ekonomik koşulları temel alan bir başka projeye
sıcak bakıyorlar.</p>
<p class="rtejustify">
İnsansız şehir olsa olsa bir hayalettir diyorlar. Haklılar.</p>
<p class="rtejustify">
<strong>Kaynak: gazetevatan.com</strong></p>
İplikçi</a></h1><p class="rtejustify">
Kent nedir? Bunu epeydir soruyorum kendime. Sonunda işin içinden
çıkamadım ve ona, özellikle duygusal bir şeyler karalıyorsam,
“şehir” demeyi daha uygun buldum. İçinde yaşayanıyla
soluk alıp veren, eskiye sırtını dayamış bir diyar olmalıydı burası.
Kısaca, insandı şehir. Düşünsel ve duygusal olarak
caddelerinde, mahallelerinde can bulduğumuz geniş bir alan. Birbirine
bağlanan sokaklar, sokaklardaki kaldırımlar, kaldırımlardaki taşlar.
Bir köşesinde cep telefonuyla kavga eden biri de olabilirdi şehir, bir
diğer köşesinde eski arkadaşlarıyla moda üzerine laflayan
başka biri de. Seslerin birbirine karıştığı, insanı insana anlatan bir
mekân. Binbir gündüzü ve gecesi olabilen,
parçalı ama uzun, sonsuz bir anlatı. Temiz, steril, değmesin
yağlı boya takıntılarından çok, yaşayan bir yer olması
esasından beslenen. Bu parçalı bulmacada, geçmiş ve şimdi
arasında tarihsel alanlarına, yeşiline sahip çıkmayı
yeryüzü borcu addeden, parçalanmış olsa bile, yine de
makul bir anılar silsilesine denk düşebilecek, bu anıları
olabildiğince netleştirecek bir renk cümbüşü Bu
cümbüşten kadastrocunun ne kadar etkileneceğini bilemeyiz ama
kendi kendimizi tanımak ve bu tanımadan sisli de olsa belli anılar
oluşturabilmek, kopuk kopuk da olsa zihinsel haritalar yaratabilmek
için bir şehre ihtiyacımız olduğu kesin.</p>
<p class="rtejustify">
Neyse lafı uzatmayalım. “Yaşadığımız şehirlerde insanlar
yaşıyor mu?” sorusuna denk düşecek bir ileti aldım
geçen gün. Yalın bir metin olmasına karşın içinde
saklı soruları okudum, düşündüm. Şehirlerin
insansızlığına, insansızlaştırıldığına vurgu yapan bir metindi.<br
/>
Bu metne göre bir kurultay gerçekleşecek İstanbula. Bu hafta
sonu. Türkan Saylan Kültür Merkezi, Maltepede. Yıkımlara
Karşı Mücadele Kurultayı. Çıkış noktaları belli. Adına
‘kentsel dönüşüm’ denen bir proje var,
bildiğiniz gibi. Bu proje şehirleri şehir olmaktan çıkarıp hani
neredeyse insansız alanlara ve zamanlara dönüştürmeyi
hedefleyen bir zihniyet içinde. İnsansız
sözcüğünü özellikle kullanıyorum.
Çünkü kenti dönüştürme projesi içinde
alınan kararlarda oralarda yaşayan insanlara ‘Ben buraları
değiştiriyorum senin fikrin nedir?’ diye sorulmuyor. Oysa
hatırlayalım, hiçbir mekân politikası toplumsal
ilişkilerden, dolayısıyla insanlardan, o mekânda yaşayanlardan
bağımsız değildir. Siz bir mekâna girip “Belediye adına
buraya el koyuyorum ve burayı ıslah etmeye girişeceğim”
dediğinizde orada yaşayan insanlara bir söz hakkı bırakmıyorsunuz.
O insanların anılarını iyi kötü sabitledikleri alanları,
geçim standartlarını bir anlamda talan ediyorsunuz. Ve buna ıslah,
dönüşüm, gelişme diyorsunuz. Belediye Yasası’nın
Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanları Kanunu’nda
değiştirilen bir maddeden bahsediyorum. Bu değişikliğe göre
belediyeler hukuksal hiçbir zorlama olmaksızın bu ülkede
yaşayan insanların evini, bahçesini, tarlasını satın alma
hakkına sahip. Bunun fiyatınıysa belediyeler belirliyor! Sonrasında yine
belediye tarafından belirlenen bir fiyatla buraları ‘geri’
almanız mümkün! Bu hararetli kıpırdanışta İstanbul ve Ankara
başı çeken iller arasında. İhaleler gerçekleşmek
üzere. İşin içinde bir sürü şirket var. Elbette
TOKİ de bunların arasında. Şirketler, ihaleler, kârlar Fikirtepede
kirada oturan bir taksici, yapılacaklardan sonra bir daha aynı yerde
oturamayacağını, buna ne ekonomik gücünün ne de yaşam
stardardının artık yetemeyeceğini söylemiş ve olup bitenler
karşısında çaresizliğini belirtmişti bir keresinde. Ve
eklemişti: “Bizi kimsenin umursadığı yok. Biz yoksak Fikirtepe
değişmiş değişmemiş umurumda bile değil!” Değişen
çehreye değişen sınıflar! Değişen ‘söz konusu’
maddenin sermaye sihiri ve kâr üstüne kâr tılsımı bu
olsa gerekÖ Dahası da var. Bu dönüşüm projesi sadece
yoksulları ve anılarını kapsamıyor! Kentlerin doğal kıyılarını,
limanlarını, garlarını (Nedense aklıma ilk Haydarpaşa geliyor), orman
alanlarını (burada da Atatürk Orman Çiftliği geliyor aklıma)
da kapsıyor. Kısacası kapsama alanı çok geniş ve uzun vadede
hepimizi ilgilendiriyor.<br />
Mühendisi, mimarı, şehir planlamacısı Bu meslek grupları ortadaki
asıl sorunun göç, yoksullaştırma, barınma hakkına
saldırılması, toplumun ayrıştırılması ve gettolaştırılmasından
kaynaklandığını vurguluyor. Var olan kültürel zenginliklerin
yok edilmesi de cabası! Bu nedenle içinde insanın yer almadığı
böylesi bir kentsel dönüşüm projesi yerine
yaşadığımız alanları gerçekten yaşanabilir kılmak adına
kentte yaşayanların karar mekanizmalarına katıldığı, sosyal,
kültürel ve ekonomik koşulları temel alan bir başka projeye
sıcak bakıyorlar.</p>
<p class="rtejustify">
İnsansız şehir olsa olsa bir hayalettir diyorlar. Haklılar.</p>
<p class="rtejustify">
<strong>Kaynak: gazetevatan.com</strong></p>
Burger King Çağrı Merkezi İşçi Çıkardı - Basın Açıklamasına Çağrı
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6751>Burger King Çağrı Merkezi
İşçi Çıkardı - Basın Açıklamasına Çağrı</a></h1><p>
<b><span style="font-size: 16pt;"><font face="Calibri">BASIN
AÇIKLAMASI BİLGİLERİ:</font></span></b></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 12pt;">Tarih :
</span></b><span><font size="3"> </font></span><b><span
style="font-size: 16pt;">28.05.2011 (Cumartesi
Günü)</span></b></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Saat<span> </span>: </span></b><span><font
size="3"> </font></span><b><span style="font-size:
16pt;">14.00</span></b></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Yer<span> </span>:</span></b><b><span
style="font-size: 16pt;"> Burger Kıng Önü</span></b><font
size="3"> </font></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Adres:</span></b><font size="3"><span>
</span><span> </span></font><b><span style="font-size:
16pt;">Büyükdere Cad. No: 86 Esentepe / İSTANBUL
(Mecidiyeköy’den Gayrettepe Yönüne Giderken Ali Sami Yen
Stadı Geçince Divan Pastanesi Yanı)</span></b></font></p>
<p align="center" style="text-align: center;">
<b><span style="font-size: 26pt;"><font face="Calibri">BASINA VE KAMUOYUNA
</font></span></b></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<span style="font-size: 14pt;"><font face="Calibri">Sendikamızın
örgütlenme çalışması yürüttüğü
Reklamüssü Reklam Ajansı Prodüksiyon Danışmanlık Org. San.
Ve Dış Tic. A.Ş. <b><u>(BURGER KING ÇAĞRI
MERKEZİ)</u></b>’nde 23.05.2011 tarihinde bir öncü
üyemiz keyfi nedenle işten çıkartılmıştır. Bu duruma itiraz
eden diğer üyelerimiz işten çıkartılmanın altında yatan
nedenin sendikalaşmayı engellemek olduğunu söyleyerek yanlıştan
dönülmesini istemişlerdir. İşten atılmaların yasal
olmadığını söyleyen toplam dört üyemiz işten
çıkartılmıştır.<span> </span></font></span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">BURGER KING
ÇAĞRI MERKEZİ</span></b><span style="font-size: 14pt;"> işvereni
işçilerin Anayasal ve Yasal Haklarını hiçe sayarak keyfi bir
tutum izlemektedir. Bu tutumu sendika olarak kınıyor, haksız ve keyfi
olarak işten atılan üyelerimizin derhal işe geri alınmasını
bekliyoruz. </span></font></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">BURGER KING
ÇAĞRI MERKEZİ</span></b><span style="font-size: 14pt;"> işverenini
uyarmak, taleplerimizi Basın ve Kamuoyuyla paylaşmak için basın
açıklaması yapılacaktır.</span></font></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<span style="font-size: 14pt;"><font face="Calibri">Basın
açıklamamıza duyarlı Basın ve Kamuoyunu bekliyoruz.
24.05.2011</font></span></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">TEZ-KOOP-İŞ
SENDİKASI</span></b></font><b><span style="font-size: 14pt;"><font
face="Calibri"> İSTANBUL 5 NOLU ŞUBE
BAŞKANLIĞI</font></span></b><wbr></wbr></p>
İşçi Çıkardı - Basın Açıklamasına Çağrı</a></h1><p>
<b><span style="font-size: 16pt;"><font face="Calibri">BASIN
AÇIKLAMASI BİLGİLERİ:</font></span></b></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 12pt;">Tarih :
</span></b><span><font size="3"> </font></span><b><span
style="font-size: 16pt;">28.05.2011 (Cumartesi
Günü)</span></b></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Saat<span> </span>: </span></b><span><font
size="3"> </font></span><b><span style="font-size:
16pt;">14.00</span></b></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Yer<span> </span>:</span></b><b><span
style="font-size: 16pt;"> Burger Kıng Önü</span></b><font
size="3"> </font></font></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size:
12pt;">Adres:</span></b><font size="3"><span>
</span><span> </span></font><b><span style="font-size:
16pt;">Büyükdere Cad. No: 86 Esentepe / İSTANBUL
(Mecidiyeköy’den Gayrettepe Yönüne Giderken Ali Sami Yen
Stadı Geçince Divan Pastanesi Yanı)</span></b></font></p>
<p align="center" style="text-align: center;">
<b><span style="font-size: 26pt;"><font face="Calibri">BASINA VE KAMUOYUNA
</font></span></b></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<span style="font-size: 14pt;"><font face="Calibri">Sendikamızın
örgütlenme çalışması yürüttüğü
Reklamüssü Reklam Ajansı Prodüksiyon Danışmanlık Org. San.
Ve Dış Tic. A.Ş. <b><u>(BURGER KING ÇAĞRI
MERKEZİ)</u></b>’nde 23.05.2011 tarihinde bir öncü
üyemiz keyfi nedenle işten çıkartılmıştır. Bu duruma itiraz
eden diğer üyelerimiz işten çıkartılmanın altında yatan
nedenin sendikalaşmayı engellemek olduğunu söyleyerek yanlıştan
dönülmesini istemişlerdir. İşten atılmaların yasal
olmadığını söyleyen toplam dört üyemiz işten
çıkartılmıştır.<span> </span></font></span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">BURGER KING
ÇAĞRI MERKEZİ</span></b><span style="font-size: 14pt;"> işvereni
işçilerin Anayasal ve Yasal Haklarını hiçe sayarak keyfi bir
tutum izlemektedir. Bu tutumu sendika olarak kınıyor, haksız ve keyfi
olarak işten atılan üyelerimizin derhal işe geri alınmasını
bekliyoruz. </span></font></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">BURGER KING
ÇAĞRI MERKEZİ</span></b><span style="font-size: 14pt;"> işverenini
uyarmak, taleplerimizi Basın ve Kamuoyuyla paylaşmak için basın
açıklaması yapılacaktır.</span></font></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 42.55pt;">
<span style="font-size: 14pt;"><font face="Calibri">Basın
açıklamamıza duyarlı Basın ve Kamuoyunu bekliyoruz.
24.05.2011</font></span></p>
<p>
<font face="Calibri"><b><span style="font-size: 14pt;">TEZ-KOOP-İŞ
SENDİKASI</span></b></font><b><span style="font-size: 14pt;"><font
face="Calibri"> İSTANBUL 5 NOLU ŞUBE
BAŞKANLIĞI</font></span></b><wbr></wbr></p>
25 Mayıs 2011 Çarşamba
HKMO: İLLER BANKASI “A.Ş.” OLDU, ÇALIŞANLARIN HAKLARI RAFA KALDIRILIYOR!
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6747>HKMO: İLLER BANKASI
"A.Ş." OLDU, ÇALIŞANLARIN HAKLARI RAFA KALDIRILIYOR!</a></h1><p>
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İller Bankası üzerine 24
Mayıs 2011 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.<br />
<br />
<strong>İLLER BANKASI "A.Ş." OLDU, ÇALIŞANLARIN HAKLARI
RAFA KALDIRILIYOR!</strong><br />
<br />
İller Bankası, 26 Ocak 2011 tarihli 6107 sayılı kanun ile İller
Bankası Anonim Şirketi‘ne dönüştürüldü ve
kısa adı İlbank A.Ş. oldu. Ardından 23 Mart 2011‘de 7778 sayılı
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, İlbank A.Ş‘nin Ana
Sözleşmesi yayımlandı. 4 Nisan 2011‘de ise, "İller
Bankası Anonim Şirketi İnsan Kaynakları Yönetmeliği"
yürürlüğe girdi. İlbank A.Ş‘nin gerek yasası ve
gerekse Ana Sözleşmesi ve yönetmeliğinde, İller
Bankası‘nın kamusal kimliğinden ve görev anlayışından
sıyrılması yanında, İlbank çalışanlarını şaşkına
çevirecek nitelikte yasaklar, güvencesizlikler ve keyfiliklerin
yer aldığı görülmektedir.<br />
<br />
İller Bankası‘nın kamusal kimliğinden sıyrılması sürecine
sokulmasına yönelik adımların atıldığı 2006 yılından bu yana,
Odamızca konuya ilişkin birçok basın açıklaması, basın
toplantıları, televizyon ve radyo programları yapılarak, "Tasfiye
Sürecinde İller Bankası Gerçeği" adlı kapsamlı bir
araştırmadan oluşan rapor ve kitabı hazırlandı. TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonu‘na, bankanın ortağı olan üç
binin üzerindeki belediye‘ye, kamuoyuna, sendikalara ve diğer
kurum ve kuruluşlara ulaştırılan bu kitap ile İller Bankası‘na
sahip çıkma çağrısı yapılmıştı.<br />
<br />
1933 yılında belediyeler bankası olarak kurulan, daha sonra iller
bankası adını alan banka, Yerel-Yönetim Ortaklığı niteliğinde,
belediyelere ve yerel yönetimlere sağladığı düşük faizli
krediler ve yaptığı her türlü teknik ve mühendislik
desteği ile kamu ve toplum yararına hizmet üretimi yapmaktaydı.Reform
adına gidilen yapısal değişiklik sonucunda bankacılık kurallarına
tabi, özel bir banka işlevi gösterecek, uluslararası bankalardan
yerel yönetimlere borç para sağlayan aracı finans kuruluşuna
dönüştürüldü.Bankanın deneyimli ve yılların
birikimine sahip teknik kadrosu da bir çırpıda yok edilmektedir.<br
/>
<br />
Bugün ise, İlbank A.Ş., çalışanlarına dayattığı ana
sözleşme ve yönetmeliği, bu yapısal değişikliğin bir
uzantısı olarak gündemdedir.<br />
<br />
İlbank çalışanlarının tabi olacakları İlbank Ana
Sözleşmesinin beşinci bölümünde, Banka Personeli, Mali
ve Sosyal Haklar hakkındaki 31. Maddesi‘nde belirtilen şudur:
"Banka hizmetlerinin gerektirdiği görevler 14.7.1965 tarihli ve
657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ve diğer kanunların
sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tabi
olmayan sözleşmeli personel eli ile
yürütülür". Madde de ifade edildiği üzere,
banka çalışanlarının tabi olacakları iş sözleşmesinin,
içeriği ve şekli kurum tarafından belirlenecektir. Peki,
çalışanların yaşamını ve geleceğini belirleyecek olan bu
sözleşmeyi hazırlayacak olan yönetim kurulu nasıl
oluşmaktadır? Ana Sözleşmenin 18. maddesi göstermektedir ki,
yönetim kurulu, İçişleri Bakanlığı ve Bakanlar
Kurulu‘nun belirlediği üyelerden oluşmaktadır. Bir diğer
değişle, Yönetim Kurulunun her üyesi, Bakanlıkların, yani
siyasal iktidarın denetiminde ve vesayetinde olacaktır.<br />
<br />
• Yönetmelikte banka personeline verilen görev, kamu ve
toplum yararları ve çıkarları değil banka yararlarının önde
tutulmasının istenmesidir. Bu anlayış bankanın kamusal kimliğinden
sıyrılmakta olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
• Yönetmeliğin 35. maddesi, "Ataması yapılan personel, bir
yıllık deneme süreli ve geçici olarak atanır" demektedir.
Oysa 4857 Sayılı İş Kanunu‘nun 15. maddesi, taraflarca imzalanan
sözleşmede deneme süresinin en çok "iki ay"
olabileceğini ve bu deneme süresinin toplu iş sözleşmeleriyle
"dört aya" kadar uzatılabileceğini belirtmektedir. İlbank
çalışanlarının bu yaptırım ile maruz kaldıkları şey,
"güvencesizlik"tir. Deneme süresinin uzatılması,
çalışan için belirsizliğin ve güvencesizliğin uzaması
demektir.<br />
<br />
• Yönetmelikteki bir diğer sorun "sözleşme
sürelerinin yenilenmesi" hususundadır. Yönetmeliğin 35.
maddesi "Personelle imzalanacak sözleşmeler, takvim yılı
itibarıyla yıllık olarak düzenlenir. Sözleşme süreleri
sona eren personelin hizmet sözleşmeleri, fesih kararı
alınmadıkça, meydana gelecek ücret artışından yararlanmak
suretiyle bir yıl süreyle yenilenmiş sayılır" demektedir.
Burada gizli olan fakat görülmesi gereken "keyfilik",
süreli sözleşmelerde ihtara gerek kalmadan direk
çalışanın işine son verilebileceğidir.<br />
<br />
• Bir diğer keyfilik ise, "yer değiştirme esasları"nda
görülmektedir. Yönetmeliğin 43. maddesi, yer değiştirmeyi
yaratacak durumlar arasına ".. İş gücü ihtiyacındaki
değişimlerin karşılanması, Personelin nitelik ve yeteneklerine uygun
işlerde çalıştırılması, inceleme ve soruşturma raporları, acil
hallerde sonradan düzenlenecek raporlar gereği işlem
yapılması.." gibi hükümleri de koymuştur. Buradaki sorun,
sözü edilen durumların muğlâklığı ve belirsizliğidir.
Herhangi bir yer değiştirme, bu hükümlere "uydurularak"
mümkün hale getirilebilir durumdadır. Çalışanın yerinin
değiştirilmesi "keyfiliğe" ve hatta "manipüle
edilmeye" oldukça açık bir hale getirilmiştir.<br />
<br />
• Bunların dışında yönetmelik, İlbank çalışanlarına
"siyasi faaliyette" bulunma ve "grev yapma" yasağı
getirmektedir. Oysa " İş Yasası"nda grev yapma, sendika kurma ve
katılma, siyasi faaliyette bulunma gibi haklar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, İlbank çalışanlarına dayatılan bu anti-demokratik
yönetmelik, bu hakları tanımayan, çalışanları
apolitikleştiren, evrensel hak arayış ve dayanışmayı öldüren
niteliktedir.<br />
<br />
• İlbank A.Ş ye alınacak yeni personel ile ilgili olarak
belirlenecek yöntem ve kriterler yönetim kuruluna
bırakılmaktadır. Keyfilik bir kez daha öne çıkmaktadır.<br
/>
<br />
• İller Bankası, şimdi mevcut Kanun ve Yönetmelik ile,
ülkenin en güvenilir kurumlarından biri olma vasfını yitirerek,
çalışanlarına "güvencesizlik" ve
"keyfilik" dayatan ve geleceklerini dolaylı olarak da olsa
"siyasal iktidar"ın iki dudağı arasındaki karara bırakan bir
kurum haline çevrilmiştir. İller Bankası ve yüzlerce
çalışanı, neo-liberal piyasa koşullarına teslim edilmektedir.<br
/>
<br />
• Sözleşmeye tabi tutulanlar demokratik, adil ve
özgürlükçü olmayan bir yönetmelik ile karşı
karşıyadır. Belirsizlik ve geleceğin karamsarlığı derinleşen bir
huzursuzluğu ne yazık ki hakim kılmaktadır.<br />
<br />
1980 yıllardan itibaren uygulamaya konulan neoliberal politikalar
doğrultusunda reform adı altına yeni kimliğine kavuşan İlbank A.Ş,
yerel yönetim hizmetlerinin ticari alana
dönüştürülmesine öncülük edecektir.
İlbank A.Ş. yerel yönetimlere uluslar arası finans
sektörlerinden borç para bularak yerel yönetimleri tahkim
yasası çerçevesinde dış sermayeye bağlı konuma
taşıyacağı görülmektedir. Cari açığın ve dış borcun
giderek yükseldiği bir dönemde dış borca bağımlılık daha da
artacaktır. Yerel yönetim hizmetleri küresel sermayeye
sunulmaktadır.<br />
<br />
İller Bankasında yaşanılan süreç özetle, kamusal hizmet
alanlarının tasfiyesinin yanında çalışma yaşamındaki keyfilik,
güvencesizlik, belirsizlik, karamsarlık, hak aramaya yasaklarla dolu
ileri bir sürecin hayata geçirilmesidir.<br />
<br />
İlbank A.Ş‘nin yarın çok farklı gelişmelere gebe olduğunu
şimdiden söylemekte yarar var.<br />
<br />
Saygılarımızla,<br />
<strong>TMMOB<br />
HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI<br />
MAYIS 2011</strong></p>
<p>
</p>
<p>
<em><strong>Kaynak: TMMOB</strong></em></p>
"A.Ş." OLDU, ÇALIŞANLARIN HAKLARI RAFA KALDIRILIYOR!</a></h1><p>
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İller Bankası üzerine 24
Mayıs 2011 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.<br />
<br />
<strong>İLLER BANKASI "A.Ş." OLDU, ÇALIŞANLARIN HAKLARI
RAFA KALDIRILIYOR!</strong><br />
<br />
İller Bankası, 26 Ocak 2011 tarihli 6107 sayılı kanun ile İller
Bankası Anonim Şirketi‘ne dönüştürüldü ve
kısa adı İlbank A.Ş. oldu. Ardından 23 Mart 2011‘de 7778 sayılı
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, İlbank A.Ş‘nin Ana
Sözleşmesi yayımlandı. 4 Nisan 2011‘de ise, "İller
Bankası Anonim Şirketi İnsan Kaynakları Yönetmeliği"
yürürlüğe girdi. İlbank A.Ş‘nin gerek yasası ve
gerekse Ana Sözleşmesi ve yönetmeliğinde, İller
Bankası‘nın kamusal kimliğinden ve görev anlayışından
sıyrılması yanında, İlbank çalışanlarını şaşkına
çevirecek nitelikte yasaklar, güvencesizlikler ve keyfiliklerin
yer aldığı görülmektedir.<br />
<br />
İller Bankası‘nın kamusal kimliğinden sıyrılması sürecine
sokulmasına yönelik adımların atıldığı 2006 yılından bu yana,
Odamızca konuya ilişkin birçok basın açıklaması, basın
toplantıları, televizyon ve radyo programları yapılarak, "Tasfiye
Sürecinde İller Bankası Gerçeği" adlı kapsamlı bir
araştırmadan oluşan rapor ve kitabı hazırlandı. TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonu‘na, bankanın ortağı olan üç
binin üzerindeki belediye‘ye, kamuoyuna, sendikalara ve diğer
kurum ve kuruluşlara ulaştırılan bu kitap ile İller Bankası‘na
sahip çıkma çağrısı yapılmıştı.<br />
<br />
1933 yılında belediyeler bankası olarak kurulan, daha sonra iller
bankası adını alan banka, Yerel-Yönetim Ortaklığı niteliğinde,
belediyelere ve yerel yönetimlere sağladığı düşük faizli
krediler ve yaptığı her türlü teknik ve mühendislik
desteği ile kamu ve toplum yararına hizmet üretimi yapmaktaydı.Reform
adına gidilen yapısal değişiklik sonucunda bankacılık kurallarına
tabi, özel bir banka işlevi gösterecek, uluslararası bankalardan
yerel yönetimlere borç para sağlayan aracı finans kuruluşuna
dönüştürüldü.Bankanın deneyimli ve yılların
birikimine sahip teknik kadrosu da bir çırpıda yok edilmektedir.<br
/>
<br />
Bugün ise, İlbank A.Ş., çalışanlarına dayattığı ana
sözleşme ve yönetmeliği, bu yapısal değişikliğin bir
uzantısı olarak gündemdedir.<br />
<br />
İlbank çalışanlarının tabi olacakları İlbank Ana
Sözleşmesinin beşinci bölümünde, Banka Personeli, Mali
ve Sosyal Haklar hakkındaki 31. Maddesi‘nde belirtilen şudur:
"Banka hizmetlerinin gerektirdiği görevler 14.7.1965 tarihli ve
657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ve diğer kanunların
sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tabi
olmayan sözleşmeli personel eli ile
yürütülür". Madde de ifade edildiği üzere,
banka çalışanlarının tabi olacakları iş sözleşmesinin,
içeriği ve şekli kurum tarafından belirlenecektir. Peki,
çalışanların yaşamını ve geleceğini belirleyecek olan bu
sözleşmeyi hazırlayacak olan yönetim kurulu nasıl
oluşmaktadır? Ana Sözleşmenin 18. maddesi göstermektedir ki,
yönetim kurulu, İçişleri Bakanlığı ve Bakanlar
Kurulu‘nun belirlediği üyelerden oluşmaktadır. Bir diğer
değişle, Yönetim Kurulunun her üyesi, Bakanlıkların, yani
siyasal iktidarın denetiminde ve vesayetinde olacaktır.<br />
<br />
• Yönetmelikte banka personeline verilen görev, kamu ve
toplum yararları ve çıkarları değil banka yararlarının önde
tutulmasının istenmesidir. Bu anlayış bankanın kamusal kimliğinden
sıyrılmakta olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
• Yönetmeliğin 35. maddesi, "Ataması yapılan personel, bir
yıllık deneme süreli ve geçici olarak atanır" demektedir.
Oysa 4857 Sayılı İş Kanunu‘nun 15. maddesi, taraflarca imzalanan
sözleşmede deneme süresinin en çok "iki ay"
olabileceğini ve bu deneme süresinin toplu iş sözleşmeleriyle
"dört aya" kadar uzatılabileceğini belirtmektedir. İlbank
çalışanlarının bu yaptırım ile maruz kaldıkları şey,
"güvencesizlik"tir. Deneme süresinin uzatılması,
çalışan için belirsizliğin ve güvencesizliğin uzaması
demektir.<br />
<br />
• Yönetmelikteki bir diğer sorun "sözleşme
sürelerinin yenilenmesi" hususundadır. Yönetmeliğin 35.
maddesi "Personelle imzalanacak sözleşmeler, takvim yılı
itibarıyla yıllık olarak düzenlenir. Sözleşme süreleri
sona eren personelin hizmet sözleşmeleri, fesih kararı
alınmadıkça, meydana gelecek ücret artışından yararlanmak
suretiyle bir yıl süreyle yenilenmiş sayılır" demektedir.
Burada gizli olan fakat görülmesi gereken "keyfilik",
süreli sözleşmelerde ihtara gerek kalmadan direk
çalışanın işine son verilebileceğidir.<br />
<br />
• Bir diğer keyfilik ise, "yer değiştirme esasları"nda
görülmektedir. Yönetmeliğin 43. maddesi, yer değiştirmeyi
yaratacak durumlar arasına ".. İş gücü ihtiyacındaki
değişimlerin karşılanması, Personelin nitelik ve yeteneklerine uygun
işlerde çalıştırılması, inceleme ve soruşturma raporları, acil
hallerde sonradan düzenlenecek raporlar gereği işlem
yapılması.." gibi hükümleri de koymuştur. Buradaki sorun,
sözü edilen durumların muğlâklığı ve belirsizliğidir.
Herhangi bir yer değiştirme, bu hükümlere "uydurularak"
mümkün hale getirilebilir durumdadır. Çalışanın yerinin
değiştirilmesi "keyfiliğe" ve hatta "manipüle
edilmeye" oldukça açık bir hale getirilmiştir.<br />
<br />
• Bunların dışında yönetmelik, İlbank çalışanlarına
"siyasi faaliyette" bulunma ve "grev yapma" yasağı
getirmektedir. Oysa " İş Yasası"nda grev yapma, sendika kurma ve
katılma, siyasi faaliyette bulunma gibi haklar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, İlbank çalışanlarına dayatılan bu anti-demokratik
yönetmelik, bu hakları tanımayan, çalışanları
apolitikleştiren, evrensel hak arayış ve dayanışmayı öldüren
niteliktedir.<br />
<br />
• İlbank A.Ş ye alınacak yeni personel ile ilgili olarak
belirlenecek yöntem ve kriterler yönetim kuruluna
bırakılmaktadır. Keyfilik bir kez daha öne çıkmaktadır.<br
/>
<br />
• İller Bankası, şimdi mevcut Kanun ve Yönetmelik ile,
ülkenin en güvenilir kurumlarından biri olma vasfını yitirerek,
çalışanlarına "güvencesizlik" ve
"keyfilik" dayatan ve geleceklerini dolaylı olarak da olsa
"siyasal iktidar"ın iki dudağı arasındaki karara bırakan bir
kurum haline çevrilmiştir. İller Bankası ve yüzlerce
çalışanı, neo-liberal piyasa koşullarına teslim edilmektedir.<br
/>
<br />
• Sözleşmeye tabi tutulanlar demokratik, adil ve
özgürlükçü olmayan bir yönetmelik ile karşı
karşıyadır. Belirsizlik ve geleceğin karamsarlığı derinleşen bir
huzursuzluğu ne yazık ki hakim kılmaktadır.<br />
<br />
1980 yıllardan itibaren uygulamaya konulan neoliberal politikalar
doğrultusunda reform adı altına yeni kimliğine kavuşan İlbank A.Ş,
yerel yönetim hizmetlerinin ticari alana
dönüştürülmesine öncülük edecektir.
İlbank A.Ş. yerel yönetimlere uluslar arası finans
sektörlerinden borç para bularak yerel yönetimleri tahkim
yasası çerçevesinde dış sermayeye bağlı konuma
taşıyacağı görülmektedir. Cari açığın ve dış borcun
giderek yükseldiği bir dönemde dış borca bağımlılık daha da
artacaktır. Yerel yönetim hizmetleri küresel sermayeye
sunulmaktadır.<br />
<br />
İller Bankasında yaşanılan süreç özetle, kamusal hizmet
alanlarının tasfiyesinin yanında çalışma yaşamındaki keyfilik,
güvencesizlik, belirsizlik, karamsarlık, hak aramaya yasaklarla dolu
ileri bir sürecin hayata geçirilmesidir.<br />
<br />
İlbank A.Ş‘nin yarın çok farklı gelişmelere gebe olduğunu
şimdiden söylemekte yarar var.<br />
<br />
Saygılarımızla,<br />
<strong>TMMOB<br />
HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI<br />
MAYIS 2011</strong></p>
<p>
</p>
<p>
<em><strong>Kaynak: TMMOB</strong></em></p>
EMO: PROJE ONAYI VE TESİS KABULÜ KAMU GÖREVİDİR, PİYASALAŞTIRILAMAZ
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6746>EMO: PROJE ONAYI VE TESİS
KABULÜ KAMU GÖREVİDİR, PİYASALAŞTIRILAMAZ</a></h1><p>
Elektrik Mühendisleri Odası, 25 Mayıs 2011 tarihinde dağıtım
kuruluşlarının özelleştirilmesinin ardından dağıtım tesislerinin
projelendirilmesi, kontrol ve kabulüne ilişkin yaşanan karmaşa
üzerine bir basın açıklaması yaptı.<br />
<br />
<strong>PROJE ONAYI VE TESİS KABULÜ KAMU GÖREVİDİR<br />
PİYASALAŞTIRILAMAZ</strong><br />
<br />
Ülkemizde temel altyapı hizmetlerinin özelleştirilmesi ve
piyasalaştırılması uygulamaları 12 Eylül sonrası her
hükümetin, yaşanan tüm sosyal ve ekonomik olumsuzluklara
rağmen ısrarla sürdürdüğü bir genel politika
olmuştur.<br />
<br />
Bu kapsamda elektrik üretimi ve dağıtımı da özelleştirilmiş
ve merkezi bir plan ve kamusal anlayışla ele alınması gereken ve yapısı
gereği tekel niteliğinde olan bu alanlarda kamu tekeli parçalanarak,
fiili olarak özel tekeller yaratılması sürecine girilmiştir. Bu
uygulamalar, bir yandan elektrik enerjisinin daha pahalı bir şekilde
tüketilmesi sonucunu doğururken; diğer yandan da doğasına aykırı
müdahaleler bu alanı yönetilemez hale getirmiş ve arz
güvenliği somut bir tehdit haline gelmiştir. Bu nedenlerle alanın
karar vericileri; palyatif, yamalı bohça çözümlerle
sıkıntıları aşmaya dönük adımlar atmak zorunda
kalmışlardır.<br />
<br />
Bu konuda yaşanan son örnek önemli dersleri kendi içinde
barındırmaktadır. Bilindiği gibi 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı‘nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun‘un
2. Maddesi gereğince kurulacak olan dağıtım tesislerinin
projelendirilmesini ve bunların kontrol ve kabullerini yapmak Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın görevidir. Bakanlık için
bu görev kamusal görev niteliğindedir. Dağıtım
bölgelerinin özelleştirilmesi öncesinde bu görev,
yapılan düzenlemeler ile Bakanlık adına TEDAŞ tarafından
gerçekleştirilmekteydi. TEDAŞ‘a ait birçok dağıtım
bölgesinin özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesinin
ardından bu dağıtım şirketleri aslen bakanlığa ait olan proje kontrol
ve kabul yetkisini yasa dışı şekilde kullanmayı
sürdürmekteydiler. Özelleştirme süreci bu denetimlerin
kimin tarafından ne şekilde yapılacağı sorununu yaratmış ve
belirsizlik bir süre devam etmiştir. Elektrik Mühendisleri Odası
tarafından, kamusal görev niteliğindeki projelerin denetimi ve
onaylanması işleminin özel şirketler eli ile değil kamu eli ile
yürütülmesi gereği defalarca vurgulanmış, yasa dışı bu
uygulamanın durdurulması talep edilmiştir.<br />
<br />
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, konuyu 4 Şubat 2011 tarihli
yazısıyla değerlendirmiş ve 9 Şubat 2011 tarihli yazıları ile de
TEDAŞ‘ı şu noktalarda yetkilendirmiştir:<br />
<br />
•· Dağıtım şirketlerinin yatırım programlarında yer alan
yatırım projelerinin onaylanması ve yatırımların geçici ve kesin
kabullerinin yerinde yapılarak denetimlerinin sağlanması.<br />
<br />
•·Tüm dağıtım şirketlerinin dağıtım
bölgelerindeki üçüncü şahıslarca tesis edilen
toplam 1000 kVA‘nın (kilovolt amper) üzerindeki tüketim
projelerinin onaylanması, geçici ve kesin kabullerinin
yapılması.<br />
<br />
•·Organize sanayi bölgelerinin kendilerinin ve
bölgelerindeki üçüncü şahıslara ait tüketim
projelerinin onayı ve geçici kabullerinin yapılması.<br />
<br />
Yazıda ayrıca; elektrik iç tesisleri projelerin, generatör
guruplarına ait projelerin ve üçüncü şahıslara ait
1000 kVA‘nın altındaki projelerin onaylanması ve geçici,
kesin kabullerinin özelleştirilen dağıtım şirketleri tarafından
yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmektedir.<br />
<br />
Bakanlık bu kararla bir kısım proje ve denetim onaylarını TEDAŞ (kamu)
birimlerine, bir kısım proje ve denetim onaylarını ise özel
dağıtım şirketlerine bırakmıştır.<br />
<br />
Elektrik Tesisleri Proje Onay ve Kabullerinin kamu görevi olmasına
rağmen "üçüncü kişilere hizmet satılması"
olarak değerlendirilmesi ve kamu adına onay görevinin özel hukuk
tüzel kişilerine devredilmesi yasal mevzuatla çelişmektedir.
Özel firmaların doğal önceliği olan kâr hedefi, sosyal
devlet kavramını ortadan kaldırdığından, proje onayı ve tesis
kabullerinde kamu yararı artık öncelikli olmayacak, şirketlerin
kârlılığı temelinde serbest piyasa mekanizmasının kaderine terk
edilecektir.<br />
<br />
Çözüm basittir; kısa vadede 1000 kVA sınırı
olmaksızın, tüm proje onay ve kabul işlemlerinin kamu eliyle ve kendi
bölgesinde yapılmasının sağlanması, orta vadede hiçbir anlam
ifade etmediği alınan son kararla açık hale gelen dağıtım
bölgelerinin özelleştirilmesi politikalarından
vazgeçilmesi ve en nihayetinde uzun vadede üretimi, iletimi ve
dağıtımı ile dikey entegre olmuş bir kamu tekelinin yeniden tahsisi ve
alanın merkezi-demokratik planlama ve kamusal anlayışla yeniden
yapılandırılmasıdır.<br />
<br />
Belirtilen nedenlerle; yapılan yanlış uygulamalardan en kısa sürede
vazgeçilmesi ve başta üyelerimiz olmak üzere halkımızın
daha fazla mağdur edilmemesi için yetkilileri uyarıyor, olumsuz
uygulamaların giderilmesine yönelik olarak hukuki ve idari gerekli
girişimlerde bulunacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz.<br
/>
<br />
<strong>Elektrik Mühendisleri Odası<br />
42. Dönem Yönetim Kurulu<br />
25 Mayıs 2011 </strong></p>
<p>
</p>
<p>
<em><strong>Kaynak: Tmmob</strong></em></p>
KABULÜ KAMU GÖREVİDİR, PİYASALAŞTIRILAMAZ</a></h1><p>
Elektrik Mühendisleri Odası, 25 Mayıs 2011 tarihinde dağıtım
kuruluşlarının özelleştirilmesinin ardından dağıtım tesislerinin
projelendirilmesi, kontrol ve kabulüne ilişkin yaşanan karmaşa
üzerine bir basın açıklaması yaptı.<br />
<br />
<strong>PROJE ONAYI VE TESİS KABULÜ KAMU GÖREVİDİR<br />
PİYASALAŞTIRILAMAZ</strong><br />
<br />
Ülkemizde temel altyapı hizmetlerinin özelleştirilmesi ve
piyasalaştırılması uygulamaları 12 Eylül sonrası her
hükümetin, yaşanan tüm sosyal ve ekonomik olumsuzluklara
rağmen ısrarla sürdürdüğü bir genel politika
olmuştur.<br />
<br />
Bu kapsamda elektrik üretimi ve dağıtımı da özelleştirilmiş
ve merkezi bir plan ve kamusal anlayışla ele alınması gereken ve yapısı
gereği tekel niteliğinde olan bu alanlarda kamu tekeli parçalanarak,
fiili olarak özel tekeller yaratılması sürecine girilmiştir. Bu
uygulamalar, bir yandan elektrik enerjisinin daha pahalı bir şekilde
tüketilmesi sonucunu doğururken; diğer yandan da doğasına aykırı
müdahaleler bu alanı yönetilemez hale getirmiş ve arz
güvenliği somut bir tehdit haline gelmiştir. Bu nedenlerle alanın
karar vericileri; palyatif, yamalı bohça çözümlerle
sıkıntıları aşmaya dönük adımlar atmak zorunda
kalmışlardır.<br />
<br />
Bu konuda yaşanan son örnek önemli dersleri kendi içinde
barındırmaktadır. Bilindiği gibi 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı‘nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun‘un
2. Maddesi gereğince kurulacak olan dağıtım tesislerinin
projelendirilmesini ve bunların kontrol ve kabullerini yapmak Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın görevidir. Bakanlık için
bu görev kamusal görev niteliğindedir. Dağıtım
bölgelerinin özelleştirilmesi öncesinde bu görev,
yapılan düzenlemeler ile Bakanlık adına TEDAŞ tarafından
gerçekleştirilmekteydi. TEDAŞ‘a ait birçok dağıtım
bölgesinin özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesinin
ardından bu dağıtım şirketleri aslen bakanlığa ait olan proje kontrol
ve kabul yetkisini yasa dışı şekilde kullanmayı
sürdürmekteydiler. Özelleştirme süreci bu denetimlerin
kimin tarafından ne şekilde yapılacağı sorununu yaratmış ve
belirsizlik bir süre devam etmiştir. Elektrik Mühendisleri Odası
tarafından, kamusal görev niteliğindeki projelerin denetimi ve
onaylanması işleminin özel şirketler eli ile değil kamu eli ile
yürütülmesi gereği defalarca vurgulanmış, yasa dışı bu
uygulamanın durdurulması talep edilmiştir.<br />
<br />
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, konuyu 4 Şubat 2011 tarihli
yazısıyla değerlendirmiş ve 9 Şubat 2011 tarihli yazıları ile de
TEDAŞ‘ı şu noktalarda yetkilendirmiştir:<br />
<br />
•· Dağıtım şirketlerinin yatırım programlarında yer alan
yatırım projelerinin onaylanması ve yatırımların geçici ve kesin
kabullerinin yerinde yapılarak denetimlerinin sağlanması.<br />
<br />
•·Tüm dağıtım şirketlerinin dağıtım
bölgelerindeki üçüncü şahıslarca tesis edilen
toplam 1000 kVA‘nın (kilovolt amper) üzerindeki tüketim
projelerinin onaylanması, geçici ve kesin kabullerinin
yapılması.<br />
<br />
•·Organize sanayi bölgelerinin kendilerinin ve
bölgelerindeki üçüncü şahıslara ait tüketim
projelerinin onayı ve geçici kabullerinin yapılması.<br />
<br />
Yazıda ayrıca; elektrik iç tesisleri projelerin, generatör
guruplarına ait projelerin ve üçüncü şahıslara ait
1000 kVA‘nın altındaki projelerin onaylanması ve geçici,
kesin kabullerinin özelleştirilen dağıtım şirketleri tarafından
yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmektedir.<br />
<br />
Bakanlık bu kararla bir kısım proje ve denetim onaylarını TEDAŞ (kamu)
birimlerine, bir kısım proje ve denetim onaylarını ise özel
dağıtım şirketlerine bırakmıştır.<br />
<br />
Elektrik Tesisleri Proje Onay ve Kabullerinin kamu görevi olmasına
rağmen "üçüncü kişilere hizmet satılması"
olarak değerlendirilmesi ve kamu adına onay görevinin özel hukuk
tüzel kişilerine devredilmesi yasal mevzuatla çelişmektedir.
Özel firmaların doğal önceliği olan kâr hedefi, sosyal
devlet kavramını ortadan kaldırdığından, proje onayı ve tesis
kabullerinde kamu yararı artık öncelikli olmayacak, şirketlerin
kârlılığı temelinde serbest piyasa mekanizmasının kaderine terk
edilecektir.<br />
<br />
Çözüm basittir; kısa vadede 1000 kVA sınırı
olmaksızın, tüm proje onay ve kabul işlemlerinin kamu eliyle ve kendi
bölgesinde yapılmasının sağlanması, orta vadede hiçbir anlam
ifade etmediği alınan son kararla açık hale gelen dağıtım
bölgelerinin özelleştirilmesi politikalarından
vazgeçilmesi ve en nihayetinde uzun vadede üretimi, iletimi ve
dağıtımı ile dikey entegre olmuş bir kamu tekelinin yeniden tahsisi ve
alanın merkezi-demokratik planlama ve kamusal anlayışla yeniden
yapılandırılmasıdır.<br />
<br />
Belirtilen nedenlerle; yapılan yanlış uygulamalardan en kısa sürede
vazgeçilmesi ve başta üyelerimiz olmak üzere halkımızın
daha fazla mağdur edilmemesi için yetkilileri uyarıyor, olumsuz
uygulamaların giderilmesine yönelik olarak hukuki ve idari gerekli
girişimlerde bulunacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz.<br
/>
<br />
<strong>Elektrik Mühendisleri Odası<br />
42. Dönem Yönetim Kurulu<br />
25 Mayıs 2011 </strong></p>
<p>
</p>
<p>
<em><strong>Kaynak: Tmmob</strong></em></p>
MİMARLAR ODASI’NDAN “ÜLKEMİZDE MİMARLIK / KENTLEŞME POLİTİKA VE UYGULAMALARI, DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER” SEÇİM RAPORU
<h1><a href=http://www.ivmedergisi.com/node/6745>MİMARLAR ODASI'NDAN
"ÜLKEMİZDE MİMARLIK / KENTLEŞME POLİTİKA VE UYGULAMALARI,
DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER" SEÇİM RAPORU</a></h1><p>
Mimarlar Odası, 12 Haziran genel seçimleri öncesi kentleşme
politikaları ve uygulamaları üzerine bir seçim raporu
hazırladı.<br />
<br />
<strong> MİMARLAR ODASI</strong><br />
<br />
<br />
<em>12 Haziran Genel Seçimlerine Doğru "Ülkemizde
Mimarlık / Kentleşme Politika ve Uygulamaları, Değerlendirme ve
Öneriler"</em><br />
<br />
Kentleşme ve planlamada yetki karmaşasının yaşandığı, kentlerin
kimliksizleştiği, doğal ve kültürel mirasın
korunmasının önündeki tehditlerin arttığı, ulaşım
sorunlarının yeni boyutlar kazandığı, kentlerin afetlere daha
açık hale geldiği bu dönemde "Kentsel
Dönüşüm", planlamanın reddi ya da "Rantsal
Dönüşüm" olarak uygulanmaktadır. Bu
dönüşüm uygulamalarının baş aktörü TOKİ,
kentlerin kimlik değerlerini ve geleceğini tüketmekte, yaşanan
"Kentsel Yağma" karşısında hukuk süreçleri devre
dışı bırakılmaktadır. Ülkemizin kaynaklarının, kentlerimizin,
tarihsel ve doğal değerlerimizin "tüketimin
örgütlendiği" alanlar olarak yağmalandığı bugün,
yasama süreci "yağmanın güvencesi" olarak
işletilmektedir.<br />
<br />
12 Haziran Genel Seçimleri öncesinde ülkemizde
yatırımların büyük bir bölümü inşaat alanında
gerçekleşmekte, mimarlık hizmetlerinin ta­sarım, uygulama,
yönetim ve denetim boyutuyla bu yatırımların en önemli bileşeni
olduğu gerçeğinden yola çıkarak yaşanan krizin odağında
"mimarlık ve kent mekânı" bulunmaktadır.<br />
<br />
Mimarsız Mimarlık Ortamı Mümkün Değildir<br />
<br />
Meslek odalarına karşı çok boyutlu baskıların gündemde
olduğu bugünlerde; Mimarlar Odası, mimarlık mesleğinin insani
özü ve Oda tarihi içinde mücadelelerle oluşmuş
birikimi ile 12 Haziran Genel Seçimlerine Doğru
"Ülkemizde Mimarlık / Kentleşme Politika ve Uygulamaları,
Değerlendirme ve Öneriler " başlığı altında bir seçim
raporu hazırladı.<br />
<br />
Raporun tamamı ekte bilgilerinize sunulmaktadır.<br />
<br />
<strong>TMMOB Mimarlar Odası</strong></p>
<p>
<a href="javascript:void(0)/*664*/"><em><u>12 haziran 2011 Secimleri
Raporu<br />
</u></em></a></p>
<p>
<em><strong>Kaynak: Tmmob</strong></em></p>
"ÜLKEMİZDE MİMARLIK / KENTLEŞME POLİTİKA VE UYGULAMALARI,
DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER" SEÇİM RAPORU</a></h1><p>
Mimarlar Odası, 12 Haziran genel seçimleri öncesi kentleşme
politikaları ve uygulamaları üzerine bir seçim raporu
hazırladı.<br />
<br />
<strong> MİMARLAR ODASI</strong><br />
<br />
<br />
<em>12 Haziran Genel Seçimlerine Doğru "Ülkemizde
Mimarlık / Kentleşme Politika ve Uygulamaları, Değerlendirme ve
Öneriler"</em><br />
<br />
Kentleşme ve planlamada yetki karmaşasının yaşandığı, kentlerin
kimliksizleştiği, doğal ve kültürel mirasın
korunmasının önündeki tehditlerin arttığı, ulaşım
sorunlarının yeni boyutlar kazandığı, kentlerin afetlere daha
açık hale geldiği bu dönemde "Kentsel
Dönüşüm", planlamanın reddi ya da "Rantsal
Dönüşüm" olarak uygulanmaktadır. Bu
dönüşüm uygulamalarının baş aktörü TOKİ,
kentlerin kimlik değerlerini ve geleceğini tüketmekte, yaşanan
"Kentsel Yağma" karşısında hukuk süreçleri devre
dışı bırakılmaktadır. Ülkemizin kaynaklarının, kentlerimizin,
tarihsel ve doğal değerlerimizin "tüketimin
örgütlendiği" alanlar olarak yağmalandığı bugün,
yasama süreci "yağmanın güvencesi" olarak
işletilmektedir.<br />
<br />
12 Haziran Genel Seçimleri öncesinde ülkemizde
yatırımların büyük bir bölümü inşaat alanında
gerçekleşmekte, mimarlık hizmetlerinin ta­sarım, uygulama,
yönetim ve denetim boyutuyla bu yatırımların en önemli bileşeni
olduğu gerçeğinden yola çıkarak yaşanan krizin odağında
"mimarlık ve kent mekânı" bulunmaktadır.<br />
<br />
Mimarsız Mimarlık Ortamı Mümkün Değildir<br />
<br />
Meslek odalarına karşı çok boyutlu baskıların gündemde
olduğu bugünlerde; Mimarlar Odası, mimarlık mesleğinin insani
özü ve Oda tarihi içinde mücadelelerle oluşmuş
birikimi ile 12 Haziran Genel Seçimlerine Doğru
"Ülkemizde Mimarlık / Kentleşme Politika ve Uygulamaları,
Değerlendirme ve Öneriler " başlığı altında bir seçim
raporu hazırladı.<br />
<br />
Raporun tamamı ekte bilgilerinize sunulmaktadır.<br />
<br />
<strong>TMMOB Mimarlar Odası</strong></p>
<p>
<a href="javascript:void(0)/*664*/"><em><u>12 haziran 2011 Secimleri
Raporu<br />
</u></em></a></p>
<p>
<em><strong>Kaynak: Tmmob</strong></em></p>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)