25 Mart 2012 Pazar

KESK, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacak

KESK, 28-29 Mart'ta
Ankara'da olacak

KESK üyeleri, zorunlu eğitimi kesintili
hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile sendikal alana ilişkin yeni
saldırılar içeren yasa tasarısına karşı, 28-29 Mart'ta
Ankara'da olacak.

KESK Genel Başkanı Lami Özgen,
zorunlu eğitimi kesintili hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile sendikal
alana ilişkin yeni saldırılar içeren yasa tasarısına karşı, 28-29
Mart'ta Ankara'da olacaklarını
açıkladı.

Konfederasyon'a bağlı Eğitim-Sen binasında sendika
başkanlarıyla birlikte basın toplantısı düzenleyen Özgen, söz konusu
iki yasa tasarısının önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu'na
gelmesinin beklendiğini söyledi.

'EĞİTİMİN SORUNLARI DAHA DA
DERİNLEŞECEK'

Hükümetin 4+4+4 düzenlemesinin eğitimde
yaşanan sorunları çözmek yerine daha da derinleştireceği uyarısında
bulunan Özgen, "Halkın büyük bir bölümünün ve bilim
insanlarının kaygılarının giderilmediği bir ortamda, tamamen
'rövanş alma' zihniyeti üzerinden yapılacak bir yasal
düzenlemenin başta çocuklarımız olmak üzere bu topluma yarar
sağlamayacağı açıktır" dedi.

'MÜCADELECİ SENDİKALAR
SUSTURULMAK İSTENİYOR'

Hükümetin tüm toplumu baskı altında
tutma amacında olduğuna dikkat çeken Özgen, Toplu İş İlişkileri Yasa
Tasarısı ve 4688 Sayılı yasada değişiklikler öngören yasa
tasarısının da aynı amaçla gündeme getirildiğini ve mücadeleci
sendikaları hedeflediğini belirtti.

KESK Genel Başkanı Lami Özgen,
yasa tasarısına ilişkin olarak şu eleştirilerde bulundu: />"Toplu İş İlişkileri Yasası ile sendikal hareket işkolu, işyeri
ve işletme barajları ile kuşatılmaktadır. Ekonomik Sosyal Konsey üyesi
konfederasyonlara üye sendikalar dışındaki bağımsız sendika
kurulmasını engellemek için yüzde 3 işkolu barajı getirilmekte, grev
yasakları ve anti demokratik düzenlemeler büyük ölçüde
korunmaktadır.
4688 sayılı yasada yapılmak istenen değişiklikler
kamu emekçileri sendikal hareketini tamamen yandaş sendikalar üzerinden
şekillendirmek üzerine
kurgulanmıştır."

'EĞİTİM-SEN'İN GREVİNİ
DESTEKLEYECEĞİZ'

"Siyasi iktidar, bugüne kadar defalarca
yaptığı gibi, oldu-bittiye getirmeye çalıştığı bu yasa
düzenlemelerinde de toplumun genel çıkarından çok, kendi siyasal
çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir" diyen Özgen, bu tutuma
karşı direneceklerini belirtti.,

KESK Genel Başkanı Lami Özgen,
28-29 Mart'ta Ankara'da olacaklarını belirtti, "KESK olarak
Türkiye’nin dört bir tarafından gelen on binlerle 28-29 Mart
tarihlerinde Ankara meydanlarında olacağız. Sendikamız Eğitim
Sen-'in 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesine karşı aynı tarihlerde
hayata geçireceği grevi sonuna kadar sahiplenecek, yıllardır sorunlarla
boğuşan eğitim sisteminin Başbakan'ın 'dindar nesil'
yetiştirme sevdasına kurban edilmesine seyirci kalmayacağız"
dedi.

Özgen, tüm halkı, mücadelelerine destek vermeye
çağırdı.

Kaynak: etha

KESK, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacak

KESK, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacak

KESK üyeleri, zorunlu eğitimi kesintili hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile sendikal alana ilişkin yeni saldırılar içeren yasa tasarısına karşı, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacak.

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, zorunlu eğitimi kesintili hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile sendikal alana ilişkin yeni saldırılar içeren yasa tasarısına karşı, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacaklarını açıkladı.

Konfederasyon'a bağlı Eğitim-Sen binasında sendika başkanlarıyla birlikte basın toplantısı düzenleyen Özgen, söz konusu iki yasa tasarısının önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu'na gelmesinin beklendiğini söyledi.

'EĞİTİMİN SORUNLARI DAHA DA DERİNLEŞECEK'

Hükümetin 4+4+4 düzenlemesinin eğitimde yaşanan sorunları çözmek yerine daha da derinleştireceği uyarısında bulunan Özgen, "Halkın büyük bir bölümünün ve bilim insanlarının kaygılarının giderilmediği bir ortamda, tamamen 'rövanş alma' zihniyeti üzerinden yapılacak bir yasal düzenlemenin başta çocuklarımız olmak üzere bu topluma yarar sağlamayacağı açıktır" dedi.

'MÜCADELECİ SENDİKALAR SUSTURULMAK İSTENİYOR'

Hükümetin tüm toplumu baskı altında tutma amacında olduğuna dikkat çeken Özgen, Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı ve 4688 Sayılı yasada değişiklikler öngören yasa tasarısının da aynı amaçla gündeme getirildiğini ve mücadeleci sendikaları hedeflediğini belirtti.

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, yasa tasarısına ilişkin olarak şu eleştirilerde bulundu:
"Toplu İş İlişkileri Yasası ile sendikal hareket işkolu, işyeri ve işletme barajları ile kuşatılmaktadır. Ekonomik Sosyal Konsey üyesi konfederasyonlara üye sendikalar dışındaki bağımsız sendika kurulmasını engellemek için yüzde 3 işkolu barajı getirilmekte, grev yasakları ve anti demokratik düzenlemeler büyük ölçüde korunmaktadır.
4688 sayılı yasada yapılmak istenen değişiklikler kamu emekçileri sendikal hareketini tamamen yandaş sendikalar üzerinden şekillendirmek üzerine kurgulanmıştır."

'EĞİTİM-SEN'İN GREVİNİ DESTEKLEYECEĞİZ'

"Siyasi iktidar, bugüne kadar defalarca yaptığı gibi, oldu-bittiye getirmeye çalıştığı bu yasa düzenlemelerinde de toplumun genel çıkarından çok, kendi siyasal çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir" diyen Özgen, bu tutuma karşı direneceklerini belirtti.,

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, 28-29 Mart'ta Ankara'da olacaklarını belirtti, "KESK olarak Türkiye’nin dört bir tarafından gelen on binlerle 28-29 Mart tarihlerinde Ankara meydanlarında olacağız. Sendikamız Eğitim Sen-'in 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesine karşı aynı tarihlerde hayata geçireceği grevi sonuna kadar sahiplenecek, yıllardır sorunlarla boğuşan eğitim sisteminin Başbakan'ın 'dindar nesil' yetiştirme sevdasına kurban edilmesine seyirci kalmayacağız" dedi.

Özgen, tüm halkı, mücadelelerine destek vermeye çağırdı.

Kaynak: etha

İstanbul ve Ankara'da Kampanya Basın Açıklamaları Yapıldı

İstanbul ve Ankara'da
Kampanya Basın Açıklamaları Yapıldı

" size="3">Emek Sömürüsüne ve
Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye Mücadeleye’’
başlıklı kampanyamızı duyurmak üzere 24 Mart 2012 Cumartesi günü
Ankara ve İstanbul’da Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar
tarafından eş zamanlı basın açıklamaları
yapıldı.

style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%;">İstanbul’da
AKP Şişli ilçe binası ve Ankara’da AKP il binası önünde yapılan
açıklamada ‘’Güvenceli gelecek istiyoruz, Rant için değil
halk için mühendislik, Yetkin mühendis olmayacağız, Eşit işe eşit
ücret, Mühendisler mimarlar mücadeleye örgütlenmeye, Mühendisiz
mimarız haklıyız kazanacağız’’ sloganları
atılmıştır.

style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%;"> src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/100_8619.jpg" style="width:
500px;" />

face="Times New Roman, serif">Basın açıklaması metni:

style="line-height: 115%;">BASINA VE
KAMUOYUNA

style="text-indent: 1.25cm; line-height: 115%;">Ülkemizde yaşamın her alanını emperyalizmin çıkarları
doğrultusunda şekillendiren AKP’e ,10 yılık iktidarı boyunca
çıkardığı yasalarla emekçilerin kazanılmış haklarını da bu
doğrultuda gasp etmektedir. AKP hükümetinin çıkardığı İş kanunu;
güvencesiz çalışmanın ve taşeronlaşmanın önünün açmıştır.
Güvencesiz çalışan emekçiler, işlerinden atılma endişeleri nedeni ile
sendikalarda uzak durmakta, kazanılmış sosyal haklarını gaspına sesiz
kalmakta ve karın tokluğuna çalışmaktadır. Çoğunlukla güvencesiz
çalışan mühendis-mimarların da örgütlenmesi fiili olarak engellenmekte
ve özlük hakları gasp edilmekte ve emeklerinin karşılığını
alamamaktadırlar.

style="line-height: 115%;">Bugün
ülkemizde 500 bin üzerinde mühendis-mimar bulunmaktadır ve her sene
30.000’in üzerinde mühendis, mimar, şehir plancısı
üniversitelerden mezun olmaktadır. Emperyalist ülkelerle
kıyaslandığında bu rakamın nüfusa oranı az bile kalmaktadır. Buna
karşılık mühendis-mimar işsizlik oranı yüksektir.

align="JUSTIFY" class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;"> face="Times New Roman, serif">Dünya emperyalistlerinin Türkiye'ye
biçtiği rol teknoloji üretmek değil ucuz iş gücü sağlamaktır. AKP
iktidarı kendisine verilen rolü en iyi şekilde gerçekleştirmekte “
3 çocuk” politikalarıyla bu niyetini açıkça ifade etmekte, torba
yasa, sendikalar yasası ve son yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle
bu adımları bir bir atmaktadır.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;">Esas işi tasarlamak, planlamak, halkın ihtiyaçlarına uygun
teknolojiler üretmek olan biz mühendis-mimarların yalnızca yurt
dışında üretilen bilimsel bilgiyi şablon olarak alan, yöntem, ve
teknolojileri yurt dışından ihraç eden ve bunları kendilerinin bile
yararlanamayacağı, yalnızca patronların cebini dolduran ara elemanlar
olarak çalıştırıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

align="JUSTIFY" class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;"> face="Times New Roman, serif">Bu durum ülkemizdeki mühendis-mimar
ihtiyacını son derece kısıtlamış bu ihtiyacın dışındaki
meslektaşlarımızı ara eleman olarak, sektör dışında ya da iş tarifi
dışında bir istihdam alanına doğru itmiş ciddi bir emek sömürüsü ve
güvencesiz çalışma ortamı yaratmıştır.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;">Mühendis, mimar ve şehir plancıları çalışma yaşamına
girdiklerinde doğal yönetici konumunda olacakları, sınıf atlayacakları,
varlıklı ve rahat bir hayat yaşayacakları hayali ile yetiştirilirler;
oysa bu hayal bir aldatmacadan ibarettir. Üniversite sonrası aylarca süren
işsizlik dönemleri ile başlayan, ardından çalışma yaşamında
karşılaşılan yoğun emek sömürüsü, yani düşük ücretler, uzun
çalışma saatleri ile devam eden “acı gerçek”le
karşılaşırlar. İşsiz kalma korkusu ve örgütsüzlük ise mühendis,
mimar ve şehir plancıları arasında bireysel kurtuluş yöntemlerinin
yaygınlaşmasını da beraberinde getirmiştir.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;">Özel sektörde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir
plancıları, iş yasasında var olan haklarını dahi kullanamamaktadır.
Birçok meslektaşımız artık hak gasplarını kanıksamış ve sektörün
bir gereği olduğu kanısına kapılmıştır.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;">Mühendis, mimar ve şehir plancıları da yoksulluk
sınırının altında ücretlerle, haftada 60-70 saat çalıştırılmakta,
fazla mesai ücretleri ise ödenmemektedir. Sigortasız çalışma mevcuttur,
sigortalı olanların ise primleri genellikle asgari ücret üzerinden
yatırılmaktadır. Haftalık, yıllık izinler ve bayram izinleri
işverenler tarafından keyfi olarak kısaltılabilmektedir. Unvanları ve
görev tanımları dışında sekreterlik dahil her tür iş yaptırılmakta,
bu yasa dışı uygulamalara karşı çıkanlar ise işini kaybetme tehdidi
ile yüz yüze bırakılmaktadır.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;">Kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının ise cinsiyet
ayrımcılığından kaynaklanan ek sorunları mevcuttur. Erkek
meslektaşları ile aynı eğitimi almalarına ve aynı işi yapmalarına
rağmen, daha az ücret almaktadırlar. Çeşitli cinsiyetçi önyargılar
nedeniyle vasıflarına uygun işlerde istihdam
edilmemektedirler.

style="line-height: 115%;">Meslektaşlarımızın iş hayatında karşılaştığı bir çok
özgün sorun bulunmaktadır. Geçmişten bugüne işçi sınıfının uzun
mücadeleler sonunda oluşturduğu örgütlülük her ne kadar geçmiş
dönemlerdeki kadar kitlesel olamasa da işçilerin örgütlenme ve sınıf
mücadelesi örnekleri mevcuttur. Fakat mühendis-mimarların geçmişten
bugüne kendi haklarını koruyabilecek bir mekanizma
oluşturamadıklarını, işçi sendikalarında gerek kendilerini işçi
sınıfının bir parçası olarak görmemelerinden gerekse sendikaların
mühendisleri işçi sendikalarında istememesinden kaynaklı bugüne ulaşan
bir örgütlenmeleri olmamıştır. TMMOB her ne kadar geçmiş dönemlerde
bir miktar bu görevi yerine getirmeye çalışsa da bugünkü yönetim
anlayışlarıyla bu görevi yerine getirmekten çok uzak bir konumdadır.
Meslektaşlarının sorunlarına yabancılaşmış TMMOB ve ODA’
lardaki etkin yönetin anlayışı, AKP saldırıları karşısında
mühendis-mimar şehirplancıları yalnız bırakmıştır.

align="JUSTIFY" class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;"> face="Times New Roman, serif">Bütün bunlar binlerce meslektaşımızın
yeri doldurulabilir, kolaylıkla işten çıkarılabilir, düşük
ücretlerle ve uzun mesai saatleri boyunca çalıştırılabilir işçiler
haline getirmektedir. Çalıştığımız küçük büro, ofis, fabrika ve
şantiyelerde yaşadığımız bir çok basit ya da karmaşık sorun
örgütlü olmadığımızdan kaynaklı gün ve gün büyümekte üzerimizde
ciddi bir huzursuzluk, baskı, mutsuzluk yaratmaktadır. genellikle de
sorumuzun çözümünü işten ayrılmak, başka iş aramak, sektör
değiştirmek şeklinde çözmeye çalışmaktayız. Fakat bu sorunların
hiç birisi bizim üstesinden gelemeyeceğimiz sorunlar değildir, sonuç
olarak iş değiştirmek, ya da geri dönülemez adımlar atmak mutlak bir
çözüm olmamakta, yeni başladığımız iş yerinde ya da sektörde de
daha önceki iş yerimizde yaşadığımız sorunların aynısını ya da
tamamen farklı başka sorunlarla karşılaşmaktayız. align="JUSTIFY" class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;"> face="Times New Roman, serif">Esas olarak iş yerlerinde yaşadığımız
birçok sorun örgütlendiğimizde, birlikte hareket ettiğimizde çok daha
kolay çözülebilecek sorunlardır. Tek başımıza bütün bu sorunları
göğüslemek yerine birlikte göğüslersek sorunlarımızın daha kolay bir
şekilde üstesinden gelebiliriz. Güvencesiz ve taşeronda çalışmaya gibi
kuralsız çalıştırma saldırısı ancak örgütlü mücadele ile alt
edilecektir. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçiler ve
mühendis-mimarlar da kazanılmış haklarımızı yok eden sermayenin
güvencesiz çalıştırma saldırısına asla teslim
olmayacaktır.

style="line-height: 115%;">Mühendis-mimarların ekonomik ve sosyal alandaki sorunlarının
çözümünü için örgütlenmek zorundadır. Örgütlenmemizi büyütmek
için de haklarımız için mücadele etmek gerektiği gerçeğinden
hareketle “emek sömürüsüne ve güvencesiz çalıştırılmaya
karşı mücadeleye örgütlenmeye” kampanyamızı başlatmış
bulunmaktayız.

style="line-height: 115%;">Kampanyamız
boyunca temel hedefimiz meslektaşlarımızla yüz-yüze ilişki kurmak,
sorunlarımızı birlikte belirlemek ve birlikte çözmek şeklinde
olacaktır. Mühendis-mimar alanında umudu hep beraber yükselteceğiz. Tüm
meslektaşlarımızı kampanyamıza omuz vermeye birlikte mücadele etmeye ve
birlikte örgütlenmeye davet ediyoruz.

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%;"> 

class="western" lang="tr-TR" style="line-height: 115%; text-align:
center;"> src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/dmmm.jpg" style="width: 500px;
height: 53px;" />

İstanbul ve Ankara'da Kampanya Basın Açıklamaları Yapıldı

İstanbul ve Ankara'da Kampanya Basın Açıklamaları Yapıldı

"Emek Sömürüsüne ve Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye Mücadeleye’’ başlıklı kampanyamızı duyurmak üzere 24 Mart 2012 Cumartesi günü Ankara ve İstanbul’da Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar tarafından eş zamanlı basın açıklamaları yapıldı.

İstanbul’da AKP Şişli ilçe binası ve Ankara’da AKP il binası önünde yapılan açıklamada ‘’Güvenceli gelecek istiyoruz, Rant için değil halk için mühendislik, Yetkin mühendis olmayacağız, Eşit işe eşit ücret, Mühendisler mimarlar mücadeleye örgütlenmeye, Mühendisiz mimarız haklıyız kazanacağız’’ sloganları atılmıştır.

Basın açıklaması metni:

BASINA VE KAMUOYUNA

Ülkemizde yaşamın her alanını emperyalizmin çıkarları doğrultusunda şekillendiren AKP’e ,10 yılık iktidarı boyunca çıkardığı yasalarla emekçilerin kazanılmış haklarını da bu doğrultuda gasp etmektedir. AKP hükümetinin çıkardığı İş kanunu; güvencesiz çalışmanın ve taşeronlaşmanın önünün açmıştır. Güvencesiz çalışan emekçiler, işlerinden atılma endişeleri nedeni ile sendikalarda uzak durmakta, kazanılmış sosyal haklarını gaspına sesiz kalmakta ve karın tokluğuna çalışmaktadır. Çoğunlukla güvencesiz çalışan mühendis-mimarların da örgütlenmesi fiili olarak engellenmekte ve özlük hakları gasp edilmekte ve emeklerinin karşılığını alamamaktadırlar.

Bugün ülkemizde 500 bin üzerinde mühendis-mimar bulunmaktadır ve her sene 30.000’in üzerinde mühendis, mimar, şehir plancısı üniversitelerden mezun olmaktadır. Emperyalist ülkelerle kıyaslandığında bu rakamın nüfusa oranı az bile kalmaktadır. Buna karşılık mühendis-mimar işsizlik oranı yüksektir.

Dünya emperyalistlerinin Türkiye'ye biçtiği rol teknoloji üretmek değil ucuz iş gücü sağlamaktır. AKP iktidarı kendisine verilen rolü en iyi şekilde gerçekleştirmekte “ 3 çocuk” politikalarıyla bu niyetini açıkça ifade etmekte, torba yasa, sendikalar yasası ve son yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle bu adımları bir bir atmaktadır.

Esas işi tasarlamak, planlamak, halkın ihtiyaçlarına uygun teknolojiler üretmek olan biz mühendis-mimarların yalnızca yurt dışında üretilen bilimsel bilgiyi şablon olarak alan, yöntem, ve teknolojileri yurt dışından ihraç eden ve bunları kendilerinin bile yararlanamayacağı, yalnızca patronların cebini dolduran ara elemanlar olarak çalıştırıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

Bu durum ülkemizdeki mühendis-mimar ihtiyacını son derece kısıtlamış bu ihtiyacın dışındaki meslektaşlarımızı ara eleman olarak, sektör dışında ya da iş tarifi dışında bir istihdam alanına doğru itmiş ciddi bir emek sömürüsü ve güvencesiz çalışma ortamı yaratmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları çalışma yaşamına girdiklerinde doğal yönetici konumunda olacakları, sınıf atlayacakları, varlıklı ve rahat bir hayat yaşayacakları hayali ile yetiştirilirler; oysa bu hayal bir aldatmacadan ibarettir. Üniversite sonrası aylarca süren işsizlik dönemleri ile başlayan, ardından çalışma yaşamında karşılaşılan yoğun emek sömürüsü, yani düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ile devam eden “acı gerçek”le karşılaşırlar. İşsiz kalma korkusu ve örgütsüzlük ise mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında bireysel kurtuluş yöntemlerinin yaygınlaşmasını da beraberinde getirmiştir.

Özel sektörde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları, iş yasasında var olan haklarını dahi kullanamamaktadır. Birçok meslektaşımız artık hak gasplarını kanıksamış ve sektörün bir gereği olduğu kanısına kapılmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları da yoksulluk sınırının altında ücretlerle, haftada 60-70 saat çalıştırılmakta, fazla mesai ücretleri ise ödenmemektedir. Sigortasız çalışma mevcuttur, sigortalı olanların ise primleri genellikle asgari ücret üzerinden yatırılmaktadır. Haftalık, yıllık izinler ve bayram izinleri işverenler tarafından keyfi olarak kısaltılabilmektedir. Unvanları ve görev tanımları dışında sekreterlik dahil her tür iş yaptırılmakta, bu yasa dışı uygulamalara karşı çıkanlar ise işini kaybetme tehdidi ile yüz yüze bırakılmaktadır.

Kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının ise cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan ek sorunları mevcuttur. Erkek meslektaşları ile aynı eğitimi almalarına ve aynı işi yapmalarına rağmen, daha az ücret almaktadırlar. Çeşitli cinsiyetçi önyargılar nedeniyle vasıflarına uygun işlerde istihdam edilmemektedirler.

Meslektaşlarımızın iş hayatında karşılaştığı bir çok özgün sorun bulunmaktadır. Geçmişten bugüne işçi sınıfının uzun mücadeleler sonunda oluşturduğu örgütlülük her ne kadar geçmiş dönemlerdeki kadar kitlesel olamasa da işçilerin örgütlenme ve sınıf mücadelesi örnekleri mevcuttur. Fakat mühendis-mimarların geçmişten bugüne kendi haklarını koruyabilecek bir mekanizma oluşturamadıklarını, işçi sendikalarında gerek kendilerini işçi sınıfının bir parçası olarak görmemelerinden gerekse sendikaların mühendisleri işçi sendikalarında istememesinden kaynaklı bugüne ulaşan bir örgütlenmeleri olmamıştır. TMMOB her ne kadar geçmiş dönemlerde bir miktar bu görevi yerine getirmeye çalışsa da bugünkü yönetim anlayışlarıyla bu görevi yerine getirmekten çok uzak bir konumdadır. Meslektaşlarının sorunlarına yabancılaşmış TMMOB ve ODA’ lardaki etkin yönetin anlayışı, AKP saldırıları karşısında mühendis-mimar şehirplancıları yalnız bırakmıştır.

Bütün bunlar binlerce meslektaşımızın yeri doldurulabilir, kolaylıkla işten çıkarılabilir, düşük ücretlerle ve uzun mesai saatleri boyunca çalıştırılabilir işçiler haline getirmektedir. Çalıştığımız küçük büro, ofis, fabrika ve şantiyelerde yaşadığımız bir çok basit ya da karmaşık sorun örgütlü olmadığımızdan kaynaklı gün ve gün büyümekte üzerimizde ciddi bir huzursuzluk, baskı, mutsuzluk yaratmaktadır. genellikle de sorumuzun çözümünü işten ayrılmak, başka iş aramak, sektör değiştirmek şeklinde çözmeye çalışmaktayız. Fakat bu sorunların hiç birisi bizim üstesinden gelemeyeceğimiz sorunlar değildir, sonuç olarak iş değiştirmek, ya da geri dönülemez adımlar atmak mutlak bir çözüm olmamakta, yeni başladığımız iş yerinde ya da sektörde de daha önceki iş yerimizde yaşadığımız sorunların aynısını ya da tamamen farklı başka sorunlarla karşılaşmaktayız.

Esas olarak iş yerlerinde yaşadığımız birçok sorun örgütlendiğimizde, birlikte hareket ettiğimizde çok daha kolay çözülebilecek sorunlardır. Tek başımıza bütün bu sorunları göğüslemek yerine birlikte göğüslersek sorunlarımızın daha kolay bir şekilde üstesinden gelebiliriz. Güvencesiz ve taşeronda çalışmaya gibi kuralsız çalıştırma saldırısı ancak örgütlü mücadele ile alt edilecektir. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçiler ve mühendis-mimarlar da kazanılmış haklarımızı yok eden sermayenin güvencesiz çalıştırma saldırısına asla teslim olmayacaktır.

Mühendis-mimarların ekonomik ve sosyal alandaki sorunlarının çözümünü için örgütlenmek zorundadır. Örgütlenmemizi büyütmek için de haklarımız için mücadele etmek gerektiği gerçeğinden hareketle “emek sömürüsüne ve güvencesiz çalıştırılmaya karşı mücadeleye örgütlenmeye” kampanyamızı başlatmış bulunmaktayız.

Kampanyamız boyunca temel hedefimiz meslektaşlarımızla yüz-yüze ilişki kurmak, sorunlarımızı birlikte belirlemek ve birlikte çözmek şeklinde olacaktır. Mühendis-mimar alanında umudu hep beraber yükselteceğiz. Tüm meslektaşlarımızı kampanyamıza omuz vermeye birlikte mücadele etmeye ve birlikte örgütlenmeye davet ediyoruz.

 

24 Mart 2012 Cumartesi

Açıklama 54: "Emek Sömürüsüne ve Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye, Mücadeleye"

Açıklama 54: "Emek Sömürüsüne ve Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye, Mücadeleye"

BASINA VE KAMUOYUNA

Ülkemizde yaşamın her alanını emperyalizmin çıkarları doğrultusunda şekillendiren AKP’e ,10 yılık iktidarı boyunca çıkardığı yasalarla emekçilerin kazanılmış haklarını da bu doğrultuda gasp etmektedir. AKP hükümetinin çıkardığı İş kanunu; güvencesiz çalışmanın ve taşeronlaşmanın önünün açmıştır. Güvencesiz çalışan emekçiler, işlerinden atılma endişeleri nedeni ile sendikalarda uzak durmakta, kazanılmış sosyal haklarını gaspına sesiz kalmakta ve karın tokluğuna çalışmaktadır. Çoğunlukla güvencesiz çalışan mühendis-mimarların da örgütlenmesi fiili olarak engellenmekte ve özlük hakları gasp edilmekte ve emeklerinin karşılığını alamamaktadırlar.

Bugün ülkemizde 500 bin üzerinde mühendis-mimar bulunmaktadır ve her sene 30.000’in üzerinde mühendis, mimar, şehir plancısı üniversitelerden mezun olmaktadır. Emperyalist ülkelerle kıyaslandığında bu rakamın nüfusa oranı az bile kalmaktadır. Buna karşılık mühendis-mimar işsizlik oranı yüksektir.

Dünya emperyalistlerinin Türkiye'ye biçtiği rol teknoloji üretmek değil ucuz iş gücü sağlamaktır. AKP iktidarı kendisine verilen rolü en iyi şekilde gerçekleştirmekte, “3 çocuk” politikalarıyla bu niyetini açıkça ifade etmekte, torba yasa, sendikalar yasası ve son yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle bu adımları bir bir atmaktadır.

Esas işi tasarlamak, planlamak, halkın ihtiyaçlarına uygun teknolojiler üretmek olan biz mühendis-mimarların yalnızca yurt dışında üretilen bilimsel bilgiyi şablon olarak alan, yöntem, ve teknolojileri yurt dışından ihraç eden ve bunları kendilerinin bile yararlanamayacağı, yalnızca patronların cebini dolduran ara elemanlar olarak çalıştırıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

Bu durum ülkemizdeki mühendis-mimar ihtiyacını son derece kısıtlamış bu ihtiyacın dışındaki meslektaşlarımızı ara eleman olarak, sektör dışında ya da iş tarifi dışında bir istihdam alanına doğru itmiş ciddi bir emek sömürüsü ve güvencesiz çalışma ortamı yaratmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları çalışma yaşamına girdiklerinde doğal yönetici konumunda olacakları, sınıf atlayacakları, varlıklı ve rahat bir hayat yaşayacakları hayali ile yetiştirilirler; oysa bu hayal bir aldatmacadan ibarettir. Üniversite sonrası aylarca süren işsizlik dönemleri ile başlayan, ardından çalışma yaşamında karşılaşılan yoğun emek sömürüsü, yani düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ile devam eden “acı gerçek”le karşılaşırlar. İşsiz kalma korkusu ve örgütsüzlük ise
mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında bireysel kurtuluş yöntemlerinin yaygınlaşmasını da beraberinde getirmiştir.

Özel sektörde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları, iş yasasında var olan haklarını dahi kullanamamaktadır. Birçok meslektaşımız artık hak gasplarını kanıksamış ve sektörün bir gereği olduğu kanısına kapılmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları da yoksulluk sınırının altında ücretlerle, haftada 60-70 saat çalıştırılmakta, fazla mesai ücretleri ise ödenmemektedir. Sigortasız çalışma mevcuttur, sigortalı olanların ise primleri genellikle asgari ücret üzerinden yatırılmaktadır. Haftalık, yıllık izinler ve bayram izinleri işverenler tarafından keyfi olarak kısaltılabilmektedir. Unvanları ve görev tanımları dışında sekreterlik dahil her tür iş yaptırılmakta, bu yasa dışı uygulamalara karşı çıkanlar ise işini kaybetme tehdidi ile yüz yüze bırakılmaktadır.

Kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının ise cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan ek sorunları mevcuttur. Erkek meslektaşları ile aynı eğitimi almalarına ve aynı işi yapmalarına rağmen, daha az ücret almaktadırlar. Çeşitli cinsiyetçi önyargılar nedeniyle vasıflarına uygun işlerde istihdam edilmemektedirler.

Meslektaşlarımızın iş hayatında karşılaştığı bir çok özgün sorun bulunmaktadır. Geçmişten bugüne işçi sınıfının uzun mücadeleler sonunda oluşturduğu örgütlülük her ne kadar geçmiş dönemlerdeki kadar kitlesel olamasa da işçilerin örgütlenme ve sınıf mücadelesi örnekleri mevcuttur. Fakat mühendis-mimarların geçmişten bugüne kendi haklarını koruyabilecek bir mekanizma oluşturamadıklarını, işçi sendikalarında gerek kendilerini işçi sınıfının bir parçası olarak görmemelerinden gerekse sendikaların mühendisleri işçi sendikalarında istememesinden
kaynaklı bugüne ulaşan bir örgütlenmeleri olmamıştır. TMMOB her ne kadar geçmiş dönemlerde bir miktar bu görevi yerine getirmeye çalışsa da bugünkü yönetim anlayışlarıyla bu görevi yerine getirmekten çok uzak bir konumdadır. Meslektaşlarının sorunlarına yabancılaşmış TMMOB ve ODA’lardaki etkin yönetin anlayışı, AKP saldırıları karşısında mühendis-mimar-şehir plancıları yalnız bırakmıştır.

Bütün bunlar binlerce meslektaşımızın yeri doldurulabilir, kolaylıkla işten çıkarılabilir, düşük ücretlerle ve uzun mesai saatleri boyunca çalıştırılabilir işçiler haline getirmektedir. Çalıştığımız küçük büro, ofis, fabrika ve şantiyelerde yaşadığımız bir çok basit ya da karmaşık sorun örgütlü olmadığımızdan kaynaklı gün ve gün büyümekte üzerimizde ciddi bir huzursuzluk, baskı, mutsuzluk yaratmaktadır. genellikle de sorumuzun çözümünü işten ayrılmak, başka iş aramak, sektör değiştirmek şeklinde çözmeye çalışmaktayız. Fakat bu sorunların hiç birisi bizim üstesinden gelemeyeceğimiz sorunlar değildir, sonuç olarak iş değiştirmek, ya da geri dönülemez adımlar atmak mutlak bir çözüm olmamakta, yeni başladığımız iş yerinde ya da sektörde de daha önceki iş yerimizde yaşadığımız sorunların aynısını ya da tamamen farklı başka sorunlarla karşılaşmaktayız.

Esas olarak iş yerlerinde yaşadığımız birçok sorun örgütlendiğimizde, birlikte hareket ettiğimizde çok daha kolay çözülebilecek sorunlardır. Tek başımıza bütün bu sorunları göğüslemek yerine birlikte göğüslersek sorunlarımızın daha kolay bir şekilde üstesinden gelebiliriz. Güvencesiz ve taşeronda çalışmaya gibi kuralsız çalıştırma saldırısı ancak örgütlü mücadele ile alt edilecektir. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçiler ve mühendis-mimarlar da kazanılmış haklarımızı yok eden sermayenin güvencesiz çalıştırma saldırısına asla teslim olmayacaktır.

Mühendis-mimarların ekonomik ve sosyal alandaki sorunlarının çözümünü için örgütlenmek zorundadır. Örgütlenmemizi büyütmek için de haklarımız için mücadele etmek gerektiği gerçeğinden hareketle “emek sömürüsüne ve güvencesiz çalıştırılmaya karşı mücadeleye örgütlenmeye” kampanyamızı başlatmış bulunmaktayız.

Kampanyamız boyunca temel hedefimiz meslektaşlarımızla yüz-yüze ilişki kurmak, sorunlarımızı birlikte belirlemek ve birlikte çözmek şeklinde olacaktır. Mühendis-mimar alanında umudu hep beraber yükselteceğiz. Tüm meslektaşlarımızı kampanyamıza omuz vermeye birlikte mücadele etmeye ve birlikte örgütlenmeye davet ediyoruz.

 

Açıklama 54: "Emek Sömürüsüne ve Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye, Mücadeleye"

Açıklama 54: "Emek
Sömürüsüne ve Güvencesiz Çalışmaya Karşı Örgütlenmeye,
Mücadeleye"

BASINA VE
KAMUOYUNA

Ülkemizde yaşamın her alanını
emperyalizmin çıkarları doğrultusunda şekillendiren AKP’e ,10
yılık iktidarı boyunca çıkardığı yasalarla emekçilerin kazanılmış
haklarını da bu doğrultuda gasp etmektedir. AKP hükümetinin
çıkardığı İş kanunu; güvencesiz çalışmanın ve taşeronlaşmanın
önünün açmıştır. Güvencesiz çalışan emekçiler, işlerinden
atılma endişeleri nedeni ile sendikalarda uzak durmakta, kazanılmış
sosyal haklarını gaspına sesiz kalmakta ve karın tokluğuna
çalışmaktadır. Çoğunlukla güvencesiz çalışan mühendis-mimarların
da örgütlenmesi fiili olarak engellenmekte ve özlük hakları gasp
edilmekte ve emeklerinin karşılığını alamamaktadırlar.
/>Bugün ülkemizde 500 bin üzerinde mühendis-mimar bulunmaktadır ve her
sene 30.000’in üzerinde mühendis, mimar, şehir plancısı
üniversitelerden mezun olmaktadır. Emperyalist ülkelerle
kıyaslandığında bu rakamın nüfusa oranı az bile kalmaktadır. Buna
karşılık mühendis-mimar işsizlik oranı yüksektir.

Dünya
emperyalistlerinin Türkiye'ye biçtiği rol teknoloji üretmek değil
ucuz iş gücü sağlamaktır. AKP iktidarı kendisine verilen rolü en iyi
şekilde gerçekleştirmekte, “3 çocuk” politikalarıyla bu
niyetini açıkça ifade etmekte, torba yasa, sendikalar yasası ve son
yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle bu adımları bir bir
atmaktadır.

Esas işi tasarlamak, planlamak, halkın
ihtiyaçlarına uygun teknolojiler üretmek olan biz mühendis-mimarların
yalnızca yurt dışında üretilen bilimsel bilgiyi şablon olarak alan,
yöntem, ve teknolojileri yurt dışından ihraç eden ve bunları
kendilerinin bile yararlanamayacağı, yalnızca patronların cebini dolduran
ara elemanlar olarak çalıştırıldığı bir durumla karşı
karşıyayız.

Bu durum ülkemizdeki mühendis-mimar ihtiyacını
son derece kısıtlamış bu ihtiyacın dışındaki meslektaşlarımızı
ara eleman olarak, sektör dışında ya da iş tarifi dışında bir
istihdam alanına doğru itmiş ciddi bir emek sömürüsü ve güvencesiz
çalışma ortamı yaratmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir
plancıları çalışma yaşamına girdiklerinde doğal yönetici konumunda
olacakları, sınıf atlayacakları, varlıklı ve rahat bir hayat
yaşayacakları hayali ile yetiştirilirler; oysa bu hayal bir aldatmacadan
ibarettir. Üniversite sonrası aylarca süren işsizlik dönemleri ile
başlayan, ardından çalışma yaşamında karşılaşılan yoğun emek
sömürüsü, yani düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ile devam
eden “acı gerçek”le karşılaşırlar. İşsiz kalma korkusu ve
örgütsüzlük ise
mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında
bireysel kurtuluş yöntemlerinin yaygınlaşmasını da beraberinde
getirmiştir.

Özel sektörde ücretli çalışan mühendis, mimar
ve şehir plancıları, iş yasasında var olan haklarını dahi
kullanamamaktadır. Birçok meslektaşımız artık hak gasplarını
kanıksamış ve sektörün bir gereği olduğu kanısına
kapılmıştır.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları da
yoksulluk sınırının altında ücretlerle, haftada 60-70 saat
çalıştırılmakta, fazla mesai ücretleri ise ödenmemektedir. Sigortasız
çalışma mevcuttur, sigortalı olanların ise primleri genellikle asgari
ücret üzerinden yatırılmaktadır. Haftalık, yıllık izinler ve bayram
izinleri işverenler tarafından keyfi olarak kısaltılabilmektedir.
Unvanları ve görev tanımları dışında sekreterlik dahil her tür iş
yaptırılmakta, bu yasa dışı uygulamalara karşı çıkanlar ise işini
kaybetme tehdidi ile yüz yüze bırakılmaktadır.

Kadın
mühendis, mimar ve şehir plancılarının ise cinsiyet ayrımcılığından
kaynaklanan ek sorunları mevcuttur. Erkek meslektaşları ile aynı eğitimi
almalarına ve aynı işi yapmalarına rağmen, daha az ücret
almaktadırlar. Çeşitli cinsiyetçi önyargılar nedeniyle vasıflarına
uygun işlerde istihdam edilmemektedirler.

Meslektaşlarımızın
iş hayatında karşılaştığı bir çok özgün sorun bulunmaktadır.
Geçmişten bugüne işçi sınıfının uzun mücadeleler sonunda
oluşturduğu örgütlülük her ne kadar geçmiş dönemlerdeki kadar
kitlesel olamasa da işçilerin örgütlenme ve sınıf mücadelesi
örnekleri mevcuttur. Fakat mühendis-mimarların geçmişten bugüne kendi
haklarını koruyabilecek bir mekanizma oluşturamadıklarını, işçi
sendikalarında gerek kendilerini işçi sınıfının bir parçası olarak
görmemelerinden gerekse sendikaların mühendisleri işçi sendikalarında
istememesinden
kaynaklı bugüne ulaşan bir örgütlenmeleri
olmamıştır. TMMOB her ne kadar geçmiş dönemlerde bir miktar bu görevi
yerine getirmeye çalışsa da bugünkü yönetim anlayışlarıyla bu
görevi yerine getirmekten çok uzak bir konumdadır. Meslektaşlarının
sorunlarına yabancılaşmış TMMOB ve ODA’lardaki etkin yönetin
anlayışı, AKP saldırıları karşısında mühendis-mimar-şehir
plancıları yalnız bırakmıştır.

Bütün bunlar binlerce
meslektaşımızın yeri doldurulabilir, kolaylıkla işten çıkarılabilir,
düşük ücretlerle ve uzun mesai saatleri boyunca çalıştırılabilir
işçiler haline getirmektedir. Çalıştığımız küçük büro, ofis,
fabrika ve şantiyelerde yaşadığımız bir çok basit ya da karmaşık
sorun örgütlü olmadığımızdan kaynaklı gün ve gün büyümekte
üzerimizde ciddi bir huzursuzluk, baskı, mutsuzluk yaratmaktadır.
genellikle de sorumuzun çözümünü işten ayrılmak, başka iş aramak,
sektör değiştirmek şeklinde çözmeye çalışmaktayız. Fakat bu
sorunların hiç birisi bizim üstesinden gelemeyeceğimiz sorunlar
değildir, sonuç olarak iş değiştirmek, ya da geri dönülemez adımlar
atmak mutlak bir çözüm olmamakta, yeni başladığımız iş yerinde ya da
sektörde de daha önceki iş yerimizde yaşadığımız sorunların
aynısını ya da tamamen farklı başka sorunlarla karşılaşmaktayız. />
Esas olarak iş yerlerinde yaşadığımız birçok sorun
örgütlendiğimizde, birlikte hareket ettiğimizde çok daha kolay
çözülebilecek sorunlardır. Tek başımıza bütün bu sorunları
göğüslemek yerine birlikte göğüslersek sorunlarımızın daha kolay bir
şekilde üstesinden gelebiliriz. Güvencesiz ve taşeronda çalışmaya gibi
kuralsız çalıştırma saldırısı ancak örgütlü mücadele ile alt
edilecektir. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçiler ve
mühendis-mimarlar da kazanılmış haklarımızı yok eden sermayenin
güvencesiz çalıştırma saldırısına asla teslim olmayacaktır.
/>Mühendis-mimarların ekonomik ve sosyal alandaki sorunlarının
çözümünü için örgütlenmek zorundadır. Örgütlenmemizi büyütmek
için de haklarımız için mücadele etmek gerektiği gerçeğinden
hareketle “emek sömürüsüne ve güvencesiz çalıştırılmaya
karşı mücadeleye örgütlenmeye” kampanyamızı başlatmış
bulunmaktayız.

Kampanyamız boyunca temel hedefimiz
meslektaşlarımızla yüz-yüze ilişki kurmak, sorunlarımızı birlikte
belirlemek ve birlikte çözmek şeklinde olacaktır. Mühendis-mimar
alanında umudu hep beraber yükselteceğiz. Tüm meslektaşlarımızı
kampanyamıza omuz vermeye birlikte mücadele etmeye ve birlikte
örgütlenmeye davet ediyoruz.

 

src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/dmmm.jpg" style="width: 500px;
height: 58px;" />

TAYAD: GÖZALTINA ALINANLAR SERBEST BIRAKILSIN!

TAYAD: GÖZALTINA ALINANLAR SERBEST BIRAKILSIN!

24 MART CUMARTESİ GÜNÜ ANKARA’DA YAPILAN POLİS BASKINLARI, DEVRİMCİLERİ VE HALKI SUSTURMAK İÇİNDİR!

24 Mart cumartesi günü, Ankara’da polis, devrimci demokratik kurumları ve bazı evleri basarak terör estirmiş, bu baskınlarda altı kişiyi gözaltına almıştır.

Aynı gün saat 11.00 civarında ise Ankara’daki operasyonlara bağlı olarak, Hakan Yılmaz İstanbul Tayad Bülten’den çıkışta gözaltına alınarak Vatan’a götürülmüştür.

Ankara’daki baskınlarda, TAYAD’lı Ailelerimizin evlerine baskınlar ve bu baskınlarda gözaltına alınanlar oldu. Bir tutsağımızın babası olan İlerlemiş kanser hastası Cemalettin Yayla’nın evinin kapısı balyozlarla kırıldı, TAYAD’lı Zeynep Yayla bu baskında gözaltına alındı.

Direnmek “suçtur”, gözaltına alınma nedenidir bu düzende. Ali Sinan Çağlar elindeki fotoğraf makinesinin kartını almak isteyen polislere, “madem istiyorsunuz, kopyasını çıkarıp alın” dediği için gözaltına alınmıştır. Nasıl olsa daha önce bir tutsaklığı vardır ve polis düzenleyeceği senaryolarla, mahkeme heyetinde Ali Sinan Çağlar’ın tutuklanması için bir kanaat yaratabilir…

Böyle işliyor bu düzenin adaleti. Polis baskınlar düzenliyor, senaryolar yazıyor, ilgili kurumlar gereğini yapıyor. Baskınlarla, gözaltı ve tutuklamalarla devrimci düşüncelerin, hakkını alma mücadelesinin, direnmenin “suç”la eşdeğer olduğu bir ortam, bir ruh hali yaratılmak isteniyor. İsteniyor ki; kimse, Mahir Çayanları anmasın, konserlerde “Bağımsız Türkiye” diyenlerin sesini çoğaltmasın, 1 Mayıslarda alanları doldurmasın…

İşte, bu isteklerine ulaşamayacaklar. Ürkek, korkmuş, sinmiş bir toplum yaratılmasına izin vermeyeceğiz. Baskınlarla, gözaltılarla bizi yıldıramayacaklar. Tarih tanıktır ki; son söz hep direnenlerin olmuştur.

Ankara’daki baskınları kınıyor, gözaltıların derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.

BASKINLAR, GÖZALTILAR BİZLERİ YILDIRAMAZ!

GÖZALTINA ALINANLAR SERBEST BIRAKILSIN!

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!

HALKIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!

TAYAD’LI AİLELER

Kaynak: halkinsesi.tv