18 Temmuz 2012 Çarşamba

Malatyalı direnişinin 145. gününde

Malatyalı direnişinin 145.
gününde

İnşaat Mühendisleri Odası'ndan atılan
ve 145 gündür direnişte olan Cansel Malatyalı, "Bu durum artık son
raddeye gelmiştir. Eğer İMO yönetimi verdiği sözleri
gerçekleştirmezse, olacaklardan kendileri sorumlu olacaktır"
dedi.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO)'da 4,5 yıl
çalıştıktan sonra işine son verilen Cansel Malatyalı, 145 gündür
direnişte yaşadıklarını anlattı.

Malatyalı, üyesi olduğu
Tez-Koop-İş Sendikası'nın İMO ile görüşmesinden bir şey
çıkmayınca 20 Şubat 2012'de İMO önünde oturma eylemi başlatmış,
İMO yönetiminin kayıtsız kalması üzerine direnişinin 58. gününde oda
önüne çadır kurarak direnişini geceli gündüzlü sürdürmeye
başlamıştı.

Yaptığı yazılı açıklamada 145 günlük
direnişinde birçok baskıya maruz kaldığını belirten Malatyalı,
İMO'nun genel kurulu öncesinde kendisini destekleyen dostlarıyla
birlikte 4 günde 3 kez işkenceyle gözaltına alındıklarını, her
seferinde çadırına el konulduğunu belirtti.

Malatyalı,
"Direnişin 60. gününe kadar 3 kez İMO önünde kitlesel basın
açıklaması yapan, her açıklamada direnişin haklılığını ve
meşruluğunu vurgulayan, beni işe geri alınana kadar destekleyeceğini ve
yılmayacağını
söyleyen Tez-Koop-İş Sendikası, İMO, MMO ve EMO
genel merkez yöneticilerinin çağırdığı bir toplantıda ikna edilip
direnişi bıraktı. Tez-Koop-İş genel sekreteri ve örgütlenme sekreteri
toplantı sonrasında kendisine açılan işe iade davasının 2 sene
süreceğini, yöneticilerin işe geri almayacağını, boşuna />oturmamam gerektiğini, davayı geri çekip çadırı kaldırması halinde
mahkemeden alacağım tazminatı İMO yöneticilerinden temin
edebileceklerini söyleyerek kuyunun dibinin olmadığını gösterdiler.
Sendikanın direnişi bırakmasının ardından Tez-Koop-İş önlüğümü
çıkartıp direnişime devam ettim" dedi.

TMMOB Genel
Kurulu'nda bir üyenin kendisiyle ilgili "Sorunun kaynağı Cansel
Malatyalı" şeklindeki sözleri üzerine söz hakkı istediğini ancak
talebinin kabul edilmediğini de belirten Malatyalı, İnşaat Mühendisleri
Odası yönetiminin, "Belediye gibi İMO dışında bir yerde iş
bulabilecekleri" sözünü de yerine getirmediğini
kaydetti.

Malatyalı, şöyle dedi: "Ben, İMO yönetimi bana
İMO'da çalışırken sahip olduğum haklara eşdeğer bir başka işi
kendileri bulana ve bu 145 günlük direnişime ve haklı mücadeleme aylarca
sürse dahi devam edeceğim. Bu durum artık son raddeye gelmiştir. Eğer
İMO yönetimi verdiği sözleri gerçekleştirmezse, olacaklardan kendileri
sorumlu olacaktır."

Kaynak: ETHA

CANSEL MALATYALI: 145 GÜNLÜK İMO'YA KARŞI HAK ARAMA MÜCADELEM ÜZERİNE...

CANSEL MALATYALI: 145
GÜNLÜK İMO'YA KARŞI HAK ARAMA MÜCADELEM
ÜZERİNE...

 

 

style="color:#ff0000;">145 GÜNLÜK İMO'YA KARŞI HAK ARAMA
MÜCADELEM ÜZERİNE...
 
src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgV8NYx1QuG68bPNccCkitlMpEv4fpKCb8RvUJREue_r7fVWzpA_OQ5jSOVo4oE0NA6dPIPdKuJVZZcwfhSzyO3ByHYINqUh1g14exrzvWhixqFSoQJa06TavmnxrxJLmsWR8fTs9XARSli/s1600/cansel%20abla.jpg"
style="height: 707px; width: 500px; " />
 
4,5 yıl
boyunca büyük bir özveriyle çalıştığım işimden; keyfi nedenlerle ve
3 kez uydurma bahanelerle savunmam alınarak işten çıkarıldım. 145
gündür İnşaat Mühendisleri Odası önünde oturma eylemi yapıyorum.
İMO yönetiminin eylemime kayıtsız kalması nedeniyle oturma eylemimi
geceli gündüzlü çadır eylemine çevirdim. O günden bu yana aralıksız
kar kış güneş sıcak demeden direnişime devam
ediyorum.
 
Sizlere 20 Şubat 2012'den bu yana
yaşadıklarımı anlatmak istiyorum.
 
31 Ocak
tarihinde elime tutuşturulan bir kağıt parçasından
“Performans Yetersizliği”
bahanesiyle işimden
çıkarıldığımı öğrendim. İşten çıkarılmamın ardından Sendikam
Tez-Koop-İş ile görüştüm. Öncelikle işten çıkarıldığım yerin
demokratik kitle örgütü olması nedeniyle sorunu diyalogla çözme yoluna
gittik ancak bu yolu İMO yönetimi “Artık barış yolu
kapanmıştır..”
diyerek tıkamaya çalıştı. Bunun
üzerine işe geri alınma davası açıldı ve ben işten çıkarılmamın
20 gün sonrasında oturma eylemine
başladım.
 
Başlangıçtan bu yana birçok
sendikadan sivil toplum kuruluşundan siyasetlerden ve öğrencilerden
direnişime destek geldi. Zaman zaman yanımda olanların bazıları
arkalarını dönüp gittiler zaman zaman direniş mevziim dostlarla doldu
taştı.
 
İMO, direnişin 10. gününde yaptığı
açıklamada; benim başka kurumlardan yapılan iş önerilerini geri
çevirdiğimi ve “çamur at izi kalsın”
anlayışıyla davrandığımı iddia etti. Bu kara propagandaya sessiz
kalmayan sendikam Tez-Koop-İş'in 2 No’lu şube başkanı bir gün
sonra yaptığı açıklamada “sözü geçen İMO dışından
gelen iş teklifinin reddedildiği doğru değildir” diyerek
İMO’yu yalanladı ve çağırıldıkları Makine Mühendisleri
Odası'ndaki görüşmede iş teklifi bir yana direnişi bırakmaya ikna
edilmeye çalıştıklarını açıkladı. Sendikanın iş sözleşmesi
imzalayalım ondan sonra direnişi sonlandırabiliriz talebine ise sözde
"çözüm" için orada olanlardan “red” yanıtı
geldi.
 
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar
Günü'nde beni işten çıkaranlar benim dışımdaki kadınların
haklarını “savunmak” için alanlara giderken ben İMO önünde
kara kışta oturma eylemime devam ediyordum.
 
İMO
yönetiminin kayıtsız tavrının devam etmesi üzerine 58.günde
direnişimi bir üst boyuta taşıdım ve çadırımı kurarak gece gündüz
oturma eylemime devam ettim. Ancak bu durum bir takım çıkar ilişkilerini
rahatsız etti. İMO yönetiminden bir kişi arabasını bizim üzerimize
sürdürtmeye bana destek olan dostlarıma sopalarla saldırmaya dahi
kalkışarak acizliğini bir kez daha sergiledi. Bunun yanı sıra direnişin
60. gününe kadar 3 kez İMO önünde kitlesel basın açıklaması yapan,
her açıklamada direnişin haklılığını ve meşruluğunu vurgulayan,
beni işe geri alınana kadar destekleyeceğini ve yılmayacağını
söyleyen Tez-Koop-İş Sendikası: İMO, MMO ve EMO genel merkez
yöneticilerinin çağırdığı bir toplantıda ikna edilip(!) direnişi
bıraktı. Tez-Koop-İş genel sekreteri ve örgütlenme sekreteri toplantı
sonrasında bana: açılan işe iade davasının 2 sene süreceğini,
yöneticilerin işe geri almayacağını, boşuna oturmamam
gerektiğini, davayı geri çekip çadırı kaldırmam halinde mahkemeden
alacağım tazminatı İMO yöneticilerinden temin edebileceklerini
söyleyerek kuyunun dibinin olmadığını gösterdiler. Sendikanın
direnişi bırakmasının ardından Tez-Koop-İş önlüğümü çıkartıp
direnişime devam ettim.
 
İMO Genel Kurul'u
yaklaşırken direnişi bitirmemle ilgili baskılar giderek arttı. Genel
Kurul öncesinde beni destekleyen dostlarımla beraber 4 günde 3 kez
işkenceyle gözaltına alındık. Her seferinde çadırıma el konuldu.
Ancak yılmadık ve tekrar tekrar bazen bir parça naylon ve dört adet
sopayla da olsa çadırımızı yeniden oluşturduk.Benimle beraber
gözaltına alınan devrimcilerden İvme Dergisi Yayın Kurulu Üyesi
İnşaat Mühendisi Barış ÖNAL sonrasında beni desteklemenin de içinde
olduğu bazı suçlardan(!)
tutuklandı.
 
Direnişimin 69. gününe denk gelen
İMO Genel Kurulu'nda “2 günlük uyarı açlık
grevi”yaptım. Bana; ailem, dostlarım ve direnişi sahiplenen 70
kişi, katıldığı “1 günlük destek açlık grevi” ile
Maltepe Belediyesi taşeron işçileri ise genel kurul salonunda pankart
açıp slogan atarak destek oldular.
 
Günlerden 1
Mayıs geldi. Gün İşçinin Emekçinin mücadele günüydü ancak bu sefer
beni işten atanlar direnişimi yarı yolda bırakanlar alanlara çıkarken
ben İMO önünde bekleyemezdim. Tüm fiziki engellemelere rağmen kürsüye
çıktım ve sesimi duyurdum.
 
Direnişimin 100.
gününde Yüksel caddesinden başlattığımız yürüyüşte 100 kişilik
bir katılımla Necatibey caddesini trafiğe kapatarak İMO önünde
sonlandırdık. Ancak İMO yönetimi tüm bu eylemlere basın
açıklamalarına açlık grevlerine gazete televizyon ve internette çıkan
haberlere aldırış etmeden 3 maymunu oynamaya devam
etti.
 
TMMOB genel kurulundan 3 gün önce İMO
genel merkezinin yeni yönetim kuruluna oluşturduğumuz bir heyetle
direnişim hakkında ve çözüme dair ne düşündüklerini sorduk. Bize
TMMOB genel Kurulu'ndan sonra bu işi halledeceklerini
söylediler.
 
Tarihler 3 Haziran'ı
gösteriyordu; Bu sefer İMO'nun da bağlı olduğu TMMOB Genel
Kurul'u vardı. Burada masa açarak durumumu TMMOB üyelerine anlattım.
Genel Kurul sonuna kadar salon dışında bildiri dağıtmakla ve üyelerle
konuşmakla yetindim. Ancak genel kurulun sonunda dilek ve temenniler
kısmında bir üyenin benimle ilgili sorularına cevap vermek için
kürsüye çıkan Taner Yüzgeç “bu durumun birçok emek
örgütünde, siyasi partide veya kurumda yaşanabileceğini” ve
“Sorunun kaynağının Cansel Malatyalı olduğunu”
dile
getirmesi üzerine söz hakkımı kullanmak istedim. Ancak
antidemokratiklikte birbirleriyle yarışan çeşitli oda yöneticileri
kaçışı divan başkanıyla bir olarak; “Emek Örgütü”
olduğunu iddia eden TMMOB genel kurulunda bir emekçiyi “Söz
Hakkı” doğmuş olmasına rağmen konuşturmamakta ve genel kurulu
bitirmekte buldular.
 
Çözüm için 4
Haziran'da İMO yönetimi ile görüşüldü. Benim artık İMO’ da
çalışmamın mümkün olmadığını, ancak bu sorunu kendilerinin
çözeceğini söylediler ve çözümüne dair çeşitli önerilerde
bulundular. İMO dışında bir yerde iş bulabileceklerini (Belediye) ifade
ettiler. Ben de İMO yönetimini bu önerisini kabul ettim. Ancak şu ana
kadar İMO yönetiminden bir dönüş
olmadı.
 
20 Şubat'tan bu yana
başımdan geçenlerin, benim söylediklerimin ve bana söylenenlerin kısa
bir özeti bu şekilde
gerçekleşti.
 
Benim böyle bir niyetim
olmasa da yaşananların İMO’ya zarar verdiği ortadadır. Emekten ve
halktan yana olduğunu söyleyen bir örgüte; çalışanlarına mobbing
uygulayan, keyfi olarak işten çıkartan, hakkını arayan direnişçilerin
üzerine arabasını süren, kapısı önünde direnen bir işçiye sürekli
polisin müdahale ettiği bir yer olarak bakılması kabul edilebilir
mi?
 
Hakkını arayan bir emekçi
üzerine kara propaganda yapmak, çözüme dair şu ana kadar bir şey
yapmamak Demokratik Kitle Örgütünün yapısına ve özüne uygun
değildir.
 
Ben oturma eylemine
başladığımdan beri İMO'ya/demokratik kurumlara zarar gelmemesi için
fazlasıyla uğraş verdim.
 
Benim talebim
“beni haksız yere işten çıkaranların, çözüm için
kendilerinin önerdiği iş olanağını sağlamalarıdır”.

Bu sorunu yarattıkları gibi çözmesi gereken de onlardır.
Ben,İMO yönetimi bana İMO'da çalışırken sahip olduğum
haklara eşdeğer bir başka işi kendileri bulana ve bu 145 günlük
direnişime ve haklı mücadeleme aylarca sürse dahi devam
edeceğim.
Bu durum artık son raddeye gelmiştir. Eğer İMO
yönetimi verdiği sözleri gerçekleştirmezse, olacaklardan kendileri
sorumlu olacaktır.
 
Son olarak İMO'nun kendi
kullandığı bir slogandan hareketle ürettiğimiz bir sözü kullanarak
noktalamak istiyorum:
 
“Bir Sabah
Uyandığınızda,
 
İMO İşinize
El Koymuşsa;
 
Bu Bir
Afettir.
 
Her Türlü Direnme
Hakkı Serbesttir!”
 
Ben bu direnme
hakkımı kullanacağım ve bunun gereklerini sonuna kadar
yapacağım...
 
Cansel MALATYALI
 
style="font-size:18px;">İŞÇİYİZ HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ!
 
href="http://canselmalatyalidirenisi.blogspot.com/">http://canselmalatyalidirenisi.blogspot.com/
 
 

AÇIK HAVA FİLM GÖSTERİMİ "KANLI ADA - İSYAN"(Burn/Queimada)

AÇIK HAVA FİLM
GÖSTERİMİ "KANLI ADA -
İSYAN"(Burn/Queimada)

 

style="color:#b22222;">FİLM
GÖSTERİMİ: "KANLI ADA -
İSYAN"(Burn/Queimada)
alt="film_gosterimi_ank.png"
src="http://ivmedergisi.com/files/resim/film_gosterimi_ank.png"
style="height: 990px; width: 700px; " />
style="font-size:20px;">21 Temmuz
Cumartesi
style="font-size:20px;">Saat:
19.30-21.30
style="font-size:20px;">Yer: İvme Dergisi Ankara
Bürosu
(İNKİLAP SOK. DEVRİM APT. 24/18
KIZILAY)
 
Film
Hakkında:
 
Yönetmen:
Gillo Pontecorvo
Oyuncular: Marlon Brando,
Evaristo Marquez ...
Yapım: 1969,
İtalya/Fransa
Süre: 112
dakika
Konusu: Sir William Walker (Marlon Brando)
adında bir İngiliz ajanı hayali bir Portekiz sömürgesi olan Queimada
isimli adaya ajan olarak gönderilir. Amacı siyah köleleri örgütleyip
Portekiz yönetimine karşı ayaklandırmaktır. Ada çok önemli bir şeker
kamışı üreticisi olduğu için İngiltere adada ekonomik olarak hakim
olmak istemektedir.Plana göre Portekiz yönetimi devrilecek ve yerine
İngiltere’ye bağlı ve sözde egemen bir melez çiftlik sahibi
sınıf iktidara gelecektir...
 
Film gösterimimize
herkes davetlidir...
 
style="font-size:20px;">DEVRİMCİ MÜCADELEDE MÜHENDİS
MİMARLAR

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İSTANBUL İKK: İŞÇİ ÖLÜMLERİ SÜRÜYOR, SORUMLULAR HESAP VERMİYOR

İSTANBUL İKK: İŞÇİ
ÖLÜMLERİ SÜRÜYOR, SORUMLULAR HESAP VERMİYOR

align="center">İŞÇİ ÖLÜMLERİ SÜRÜYOR, SORUMLULAR HESAP
VERMİYOR

"Kalfalık dönemini" yaşayan İstanbul
B.B. Başkanı yönetimindeki belediye çalışmalarında yine bir "iş
cinayeti" yaşandı. Avcılar‘daki metrobüs manevra yolu, söküm
işlemleri sırasında çöktü. Olayda Yakup Kavak (47) adlı işçi öldü,
yaralanan 3 işçinin tedavisi devam ediyor.

Basit bir platform
sökümünde oluşan "iş kazası" mimar olan İBB başkanının
yönetimindeki "belediye hizmetleri", teknik kurallardan uzak,
çalışanların can güvenliğini önemsemeyen ve yaşamlarını hiçe sayan
bir şekilde devam etmektedir. Taşeronlaştırma ve esnek çalışmanın
kural haline getirildiği kamudaki bu teknik yetersizlik ve umursamazlık
tavrı, denetim sorumluluğunu üstlendikleri alanlardaki vahametin
boyutlarını bize anlatmaktadır.

İkinci Köprüdeki sebep
oldukları trafik faciasından "3. köprüye karışı çıkanlar şimdi
ne diyecekler!"  sonucunu çıkaran İBB Başkanı bu kazadan hangi
sonucu çıkarmıştır. Merak konusudur!

Yüz yıllardır yaşam
ve teknik araştırmaların sonucunda oluşan iş güvenliği kurallarını,
‘zaman kaybı, gereksiz teferruat‘ olarak gören bu anlayış
daha çok insanımızın yaşamını kaybetmesine sebep olacaktır.
/>Evrende hayat yeni başlamadı. Bir çelik platform ilk defa sökülmüyor.
Yaşamın tecrübelerinden süzülerek oluşan kuralları eksiksiz
uygulayacak bir anlayış ile bu ve benzer kazalar önlenebilir.
Odalarımızın meslek alanlarında yaşanan ve sıklığı her geçen gün
artan "iş cinayetleri konusunda "kamusal denetim" uyarımıza
kulak verilmelidir. Kamuda yetersiz istihdam, taşeron çalışma sonucu
ortaya çıkan "iş cinayetleri" konusunda sorumlular hesap
vermeli, derhal gerekli yasal düzenlemeler ilgili meslek odaları ve
sendikaların dahil olacağı bir biçimde sağlanmalıdır.
/>TMMOB‘ye bağlı meslek odaları olarak her yaşanan iş cinayetinin
takipçisi olacağımızı, kamu adına sorumluların yargılanması ve bir
daha bu "kazaların" yaşanmaması için çaba göstereceğimizi
kamuoyuna duyururuz.

Kazada hayatını kaybeden işçinin ailesine
ve yakınlarına başsağlığı, yaralanan işçilere acil şifa
dileriz. 

Süleyman SOLMAZ
TMMOB İstanbul
İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri

Açıklama No 58: Dünyada da böyledir, öyleyse normaldir...

Açıklama No 58: Dünyada
da böyledir, öyleyse
normaldir...

 

Açıklama No
58:
Dünyada da böyledir, öyleyse
normaldir...

Ankara için uzun yıllar boyunca hep gündemde
olmasına rağmen neredeyse bir arpa boyu yol ancak alınabilen metro
inşaatlarının 2011 yılında Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanlığı'na devredilmesiyle yeni bir boyuta
taşındı. 22 Haziran 2012 Cuma günü, sabah saatlerinde uzun bir aradan
sonra yeniden başlayan Ankara Metrosu 2. etabına bağlı Necatibey
İstasyonu şantiyesinde meydana gelen göçük sonrasında bir kişinin
yaşamını yitirmesi ve benzer bir şekilde bir başka göçüğün de 1
Temmuz 2012 Pazar günü Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe
Bitkileri Bölümünde meydana gelmesi Ankara'daki metro inşaatları ve
trafik sorunu üzerine söylenmesi gereken birçok şey olduğunu tekrar
gösterdi.

Ankara'nın metro maratonu İstanbul'dan çok daha
önce başlamıştı.(Bu noktada 1875 yılından bu yana faaliyette olan
Dünyanın 2. metrosu olan ve Karaköy-Beyoğlu arasında çalışan
Tünel'i saymazsak tabiki) 1996 yılında faaliyete başlayan
"Ankaray" ve ardından 1997'de faaliyete başlayan
"Metro" ile toplu taşıma açısından büyük bir ümit
yaratılmıştı. 1994 yılından bu yana Ankara'nın üzerinde neredeyse
bir "saltanat" kuran Melih Gökçek'in başa gelmiş olmasıyla
beraber bu toplu taşıma atağı yerini tam bir "köprülü kavşak
mezarlığına" bıraktı.... 1998'de yapımına başlanan ve 2001
yılından bu yana kullanımda olan Akay Kavşağı ile hız kazanan
köprülü kavşak inşaatları Ankara trafiğini içinden çıkılması
neredeyse imkansız hale getirmiştir. Doğal hiçbir engeli olmamasına
rağmen bu derece yoğun bir trafiğe sahip olan bir şehir yaratan Melih
Gökçek'in marifetleri bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Daha
önce hazırladığımız "Her Yol Kendi Trafiğini Yaratır"
başlıklı broşürümüzde de daha kapsamlı bahsettiğimiz gibi şehir
merkezlerine dönük bireysel ulaşımın özendirilmesi anlamına gelen
köprülü kavşaklar sorunu çözmek yerine sadece ötelemeye yaramaktadır.
Bunun alternatifi ancak ve ancak toplu taşımadan ve bireysel araç
kullanımının azaltılmasından geçmektedir.

1990'larda
başlayan toplu taşımaya dönük metro ve hafif raylı taşıma
sistemlerinin inşaatı göstermelik olarak günümüze kadar devam
ettirilmiştir. Son dönemde neredeyse başladığı gibi duran metro
inşaatlarının Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına
devredilmesiyle beraber yeniden bir hareketlilik yaşanmaya başlanmıştır.
İktidar bir cebindekini alıp diğer bir cebine koymuş ve ortaklarının
pisliğini halkın sırtına yükleyerek temizle yoluna gitmiş  ve
metro inşaatlarını yeniden devlet eliyle başlatmıştır.

İnşaat
Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nin araştırmalarında ve
sonrasında yazdığı açıklamadan da hareketle görebildiğimiz,
hasbelkader devlet eliyle yeniden başlayan metro inşaatlarında, dikkat
edilmesi gereken birçok teknik nokta göz ardı edilmiştir.

style="margin-left:36.0pt;">•        
Eski inşaat çalışmalarından ikmal yeni çalışmalar
geçişinde, "uzun atıl bırakılma sürecinden kaynaklı
artmış risk"
değerlendirme çalışması yapılmış
mıdır? Çalışmaların hızla başlatılmış olması mühendislik kararı
mıdır yoksa siyasi ve ekonomik baskının bir sonucu mudur?
style="margin-left:36.0pt;">•        
Neden henüz müşavir (kontrol) firma faaliyete geçememişken yeni
inşaat çalışmalarına başlanılmıştır?
style="margin-left:36.0pt;">•        
Türkiye'nin böylesine büyük bir ihalesinde müteahhit firmanın
seçiminde hangi kriterler uygulanmış, ihaleyi alan firmanın hangi benzer
metro çalışmaları referans alınmıştır?
style="margin-left:36.0pt;">•        
İlk önce 10 Haziran 2012 olarak tayin edilen ve 25 Haziran 2012
gününe ertelenen yer üstü kapatma ve güvenlik düzenlemeleri
gerçekleştirilmeden neden çalışmalara başlanılmıştır?
style="margin-left:36.0pt;">•        
Ölen yurttaşımızın 24 metre dikey düşmenin sonrasında 1 km
balçık içerisinde sürüklenmiş olduğu belirlenmiştir. Metro Tünel
yapısı şu an bir nehir yatağı vazifesi mi görmektedir?
style="margin-left:36.0pt;">•        
Göçük sonrası kentin büyük kesiminde yaşanan su kesintisi, inşaat
başlamasına rağmen gerekli su borusu vb. altyapılarda yer değiştirme
(deplase) çalışmalarının yapılmadığı anlamına mı
gelmektedir?

Yukarıdaki sorular teknik anlamda hesabı sorulması
gereken önemli sorular aslında, ancak bu sorulara bir cevap beklemeye gerek
de yok. Çünkü bu soruları alıp da bilimsel olarak bunlara cevap verecek
yanlışlarını fark ederek özeleştiri verecek bir muhatap mevcut değil
karşımızda. Sonuçta AKP'nin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanı yine şunları söylüyor bu tartışmalara
cevaben:

''Yeraltında çalışıyoruz,
Ankara'nın altında elektrik devreleri, kanalizasyon devreleri, her
türlü şebekeler mevcut. Tedbirler alınmakla beraber zor bir iştir. Buna
benzer olaylar yine de beklenebilir. Dünyada da böyledir, normaldir.
Şimdiden hemen sonucu nedir, sorumlusu kimdir, araştırma inceleme yapmadan
hüküm vermek haksızlık olur.''

Bu sözlerle;
Tuzla'da, Zonguldak'ta, Adana'da ve halkın iş cinayetlerine
kurban gittiği diğer birçok yerdeki gibi 22 yaşında bir kişinin
ölümü normalleştirilmeye çalışılıyor.

Ankara
Üniversitesi'ndeki olayda ise tatil dönemi olması nedeniyle
şans eseri can kaybı olmadı. Tabi bu durumu fırsat
bilerek her an bir yetkili çıkıp
"şükretmemizi"
isteyebilir...

Hayır! Artık bu yalanlarınıza
kanacak kimse kalmadı.Yeterince teşhir oldunuz. Halk sizin
söylediklerinizin arkasında ne yattığını biliyor. Siz
"normaldir" dedikçe halk size normalin ne
olduğunu göstermek için kinle ve  nefretle doluyor ama sizler bunu
göremiyorsunuz. Tıpkı "Gecekondulardan gelip, boğazımızı
kesecekler"
derken korktuğunuz gibi; bu korku da sizleri yiyip
bitirecek. Halkın adaleti er yada geç tecelli edecek, kör kuyularda
kaybettiğiniz canların hesabı sorulacak.

Bizler Devrimci Mücadelede
Mühendis Mimarlar olarak halktan yana olmaya, AKP ve emperyalizmin tüm
işbirlikçilerinin yalanlarını halka teşhir etmeye devam edeceğiz. Tüm
mühendis, mimar ve plancıları bu halk düşmanlarına karşı
örgütlenmeye ve sahip olduğumuz mesleki/teknik bilgi ve birikimi halkın
yararına kullanmaya çağırıyoruz..

align="center">MÜHENDİSİZ MİMARIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ
!

  DEVRİMCİ MÜCADELEDE MÜHENDİS
MİMARLAR

14 Temmuz 2012 Cumartesi

İşte 'en güvenilir' şantiyemiz

İşte 'en güvenilir'
şantiyemiz

11 işçiye mezar olan
şantiyede, 'iş güvenliği uzmanı'nın tekniker olduğu ve
bakanlıkça 'en güvenilir şantiye' seçildiği ortaya
çıktı.

İşte 'en güvenilir' şantiyemiz class="news-pic"
src="http://i.radikal.com.tr/480x325/2012/07/13/fft64_mf1036877.Jpeg"
/>

class="fck_li" id="metin2">

Esenyurt’taki AVM inşaatında 11
işçinin yanarak ölmesine ilişkin davanın ilk duruşmasında, katliama
çıkarılan davetiye de gözler önüne serildi. Birinci ve ikinci derece
taşeronlar birbirlerini suçlarken, sanık iş güvenliği uzmanının
aslında ‘uzman’ olmadığı, iş teknikeri olduğunu ortaya
çıktı. İşçilerin kaldığı kamp alanından sorumlu olmadığını
savunan sanık şantiye şefinin, aylık güvenlik toplantılarına
katıldığı belirlendi. İşçilerden sorumlu taşeron şirketin sahibi
ise, yangının kontaktan değil, ‘sabotaj’ ile çıkarılmış
olabileceğini ileri sürdü. En acı olan, Çalışma Bakanlığı’na
bağlı müfettişleşin çadır alanını görmeden yaptıkları teftiş
sonrasında, Marmarapark’ı en güvenilir şantiye olarak seçtiğinin
anlaşılmasıydı.

Esenyurt’taki ‘Marmarapark
AVM’nin inşaatında çalışan 11 işçinin kaldıkları çadırda
yanarak ölmelerine ilişkin dava, dün Bakırköy 4. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde başladı. Mahkeme heyetinin karşısına çıkan
4’ü tutuklu olmak üzere 11 sanıktan hiçbiri suçu
sahiplenmedi.

İkinci alt taşeron olarak hizmet veren Kaldem adlı
şirkette iş güvenlik uzmanı olarak çalışan Cem Yıllar, aslında iş
teknikeri olduğunu, iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından bir
sertifikasının bulunmadığını açıkladı. Yıllar, işçilerin
kaldığı çadır kampının inşaat alanı dışında kalmasına rağmen,
yangından birkaç ay önce denetime gidip rapor tuttuklarını, elektrik
sorununa ilişkin sonuçları Kaldem’in sahipleri Abdullah ve Mehmet
Altun’a ilettiğini söyledi. Yıllar ayda bir yapılan iş güvenliği
toplantısında da bu eksikliklerin gündeme geldiğini ifade ederken,
“Buna rağmen işçilerin kaldığı kampı kimse
denetlememiştir” dedi. Yıllar, eksiklikler belirtildiği ve
saptandığı halde neden önlem alınmadığının sorulması üzerine,
“Maddi gücü ağır olan şeyleri yaptırtamadık” dedi.
Yıllar, Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu’nun da inşaatta
inceleme yaptığını, fakat işçilerin çadırlarına
götürülmediklerini kaydetti. Ve bu teftiş sonrası kurulun MarmarmaPark
AVM’yi bölgenin, iş güvenliği bakımından en iyi şantiyesi
seçtiğini söyledi.

Bu arada, iş güvenlik uzmanı olarak 2
Temmuz 2011’de Ali Arslan adlı bir kişinin bildirilmiş olduğu,
fakat aslında Arslan’ın şantiyeden çok önceden ayrılmış olduğu
ve bu konuda uzmanlığı bulunmayan Cem Yıllar’ın görev yaptığı
anlaşıldı.

Kaldem adlı firmanın sahibi Abdullah Altun,
kendileri tarafından yerleştirilen çadırların elektrik kontağından
ötürü değil, bir sabatoj sonucu yanmış olabileceğini ileri sürdü.
Altun, yangından bir ay önce kimliği belirsiz kişilerce “Bu işi
bırakın” diye tehdit edildiklerini savundu. Kaldem’in hizmet
verdiği Kayı adlı birinci derece taşeron firmanın şantiye şefliğini
yapan Erdal Gümüş ise çadır kampı alanının şantiyeden 500 metre
uzakta olduğunu ve sorumluluğun kendilerine ait olmadığını ileri
sürdü. Duruşmada, Erdal Gümüş’ün aylık iş güvenliği
toplantılarına katıldığı ve kamp alanına ilişkin sorunların da bu
toplantıda konuşulduğunu, iş güvenlik uzmanı Ömer Faruk Gülmez
tarafından hazırlanan raporların da Gümüş’e gönderildiği ortaya
çıktı.

Kaynak: Radikal

13 Temmuz 2012 Cuma

MİMARLAR ODASI: BAŞBAKAN TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSU! SAMSUN’DA İKTİDARIN DİKTE ETTİĞİ “KENTSEL DÖNÜŞÜM MODELİ” ÇÖKMÜŞTÜR!

MİMARLAR ODASI: BAŞBAKAN
TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSU! SAMSUN'DA İKTİDARIN DİKTE
ETTİĞİ "KENTSEL DÖNÜŞÜM MODELİ" ÇÖKMÜŞTÜR!

align="center">Başbakan Tayyip Erdoğan Hakkında Suç
Duyurusu!

Samsun‘da İktidarın Dikte
Ettiği "Kentsel Dönüşüm Modeli" Çökmüştür!

align="center"> 

Samsun‘da 4 Temmuz 2012 tarihinde yaşanan
sel felaketinde hayatını kaybeden 13 yurttaşımızın çoğunun ikamet
ettiği TOKİ tarafından yapılan "Kuzey Yıldızı Kentsel Dönüşüm
Projesi" kapsamındaki konutların yer seçiminin hatalı olduğu,
başta Meslek Odaları olmak üzere bilim çevreleri ve sivil toplum
kuruluşları tarafından çeşitli zamanlarda kamuoyu ile
paylaşılmıştır.

Meslek Örgütlerinin kamusal ve mesleki
sorumlulukları gereği yaptıkları bu açıklamalardan rahatsız olduğu
anlaşılan Başbakan, partisinin 12 Temmuz 2012 tarihli İl Başkanları
Toplantısı‘nda makamının ciddiyeti ve saygınlığı ile
bağdaşmayan "ağır hakaretler" etmekte bir sakınca görmemiş
ve Odalar politik rakipleriymiş gibi açıklamalarını
sürdürmüştür.

Elbette bu "yakışıksız" davranış
karşısında herhangi bir polemiğe girmek niyetinde değiliz. Bu konuda
asıl değerlendirmeyi toplumumuzun vicdanına bırakıyoruz. Bununla
birlikte hukuka inancımız gereği olarak 13 Temmuz 2012 tarihi itibariyle
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında "küfür ve hakaretleri"
nedeniyle Ankara Cumhuriyet Savcılığı‘na suç duyurusunda
bulunulmuştur.

Bu gelişmeler nedeniyle bizler köklü geçmişi olan
Meslek Örgütleri olarak, geçmişte olduğu gibi hiçbir şeyden
çekinmeden "kamu ve toplum yararı" doğrultusundaki uzmanlıklara
dayalı uyarılarımızı bundan sonra da kararlılıkla sürdüreceğimizi
bir kez daha ilan ediyoruz. Bu anlayışımızın bir devamı olarak
Samsun‘da yaşanan afetin niteliğine ilişkin birtakım
açıklamaları yapma gereği duymaktayız.

Samsun‘da afetin
yaşandığı bölgede ilk yapılaşma girişimi 1996 yılında gündeme
gelmiş, Mimarlar Odası‘nın değerlendirme ve önerileri zamanın
kamu yönetimleri tarafından dikkate alınarak bu yapılaşmadan
vazgeçilmiştir.

Daha sonra TOKİ‘nin, Samsun Büyükşehir
Belediyesi ve Canik Belediyesi ile birlikte, ayrıcalıklı imar yetkilerini
kullanarak, plan bütünlüğünü yok sayan, şehircilik ilkelerini
dışlayan bir yaklaşımla hatalı yerleşim kararları vermesi ve dere
yatağına "Kuzey Yıldızı Kentsel Dönüşüm Projesi"
kapsamında konutlar yapması sonucu, bugün yaşanan afete giden yol, bizzat
kamu eliyle açılmıştır.

Bu uygulamaların birinci derecede
sorumlusu olan zamanın TOKİ Başkanı, şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanı
olan Erdoğan Bayraktar "suçluluk psikozu" içerisinde derenin
istikametinin değiştirilerek dere yatağına konutlar yapıldığını
inkâr etmekte ve kesinlikle hata yapılmadığını ifade
edebilmektedir.

Nitekim Samsun Milletvekili olan Gençlik ve Spor
Bakanı Suat Kılıç‘ın 10 Temmuz 2012 tarihli gazetelerde, "
Dere kenarındaki bütün evlerin yıkılacağı" yönündeki
açıklamalarıyla esasen söz konusu konutların imar planlarına,
şehircilik ilkelerine ve bilimsel kurallara uygun olarak yapılmadığı
kabul edilmiş olup, bu açıklama ile Erdoğan Bayraktar tekzip edilmekte ve
meslek kuruluşlarının tespitleri ise doğrulanmaktadır.

Başbakan
Tayyip Erdoğan‘ın "TOKİ‘nin Meslek Odaları tarafından
uyarılmadığı" savının ise gerçekle uzaktan yakından bir alakası
bulunmamaktadır. Üstelik dere yatağında binaların yapılmaması
gerektiğini herkes bilebilir. Bunun için mimar, mühendis veya plancı
olmaya hiç gerek yoktur. Kaldı ki, Erdoğan Bayraktar‘ın bir
"Kamu Kurumu Başkanı ve Bakan" olarak "Kuzey Yıldızı
Kentsel Dönüşüm Projesi" konutlarının dere yatağına
yapılmaması gerektiğini bilmemesi söz konusu olamaz.

Bu açık
gerçeklere rağmen Meslek Örgütlerimiz kentlerimizin, sağlıklı ve
güvenli gelecekleri için uyarılarını zamanında yapmış ve yapmaya
devam etmektedirler. Bu kapsamda yapılan belli başlı çalışmalar
şöyledir:

2008 yılında Erdoğan Bayraktar TOKİ Başkanı olduğu
sırada, Mimarlar Odası adına bizzat Genel Başkan tarafından ziyaret
edilmiş ve şehircilikle ilgili kaygılar kendisine iletilmiştir. Bu
kapsamda "güvenli ve kimlikli" yapılı çevreler vurgusu
yapılmıştır.

Mimarlar Odası olarak, TOKİ‘nin
uygulamalarının sorgulayan, sorunları tespit eden ve çözüm önerileri
ortaya koyan pek çok panel, sempozyum ve basın açıklaması
gerçekleştirilmiş; ayrıca 2009 yılında "TOKİ Raporu"
hazırlanarak kamuoyuna duyurularak kaygılar
paylaşılmıştır.

Afetin yaşandığı Samsun‘daki TOKİ
yapılaşmaları ile ilgili ise, 26 Ekim 2007 tarihinde "KENTSEL AFETLER
KARŞISINDA KENT" konulu panel ve 27-29 Kasım 2008 tarihleri arasında
"SAMSUN KENT SEMPOZYUMU" düzenlenmiş ve toplantıya katılan
uzmanlar tarafından "Samsun‘da dere yataklarında planlanan
yerleşim alanlarının afetlere açık davetiye çıkardığı" vurgusu
yapılmıştır. Sempozyum sonucunda hazırlanan "Kent Sempozyumu
Bildiriler Kitabı" ise, 27 Şubat 2009 tarihinde Samsun Büyükşehir
Belediyesi‘ne ve Samsun Valiliği‘ne
gönderilmiştir.

Ayrıca bölgede değişik zamanlarda Meslek
Örgütleri ve Sivil-Demokratik Örgütler "Kuzey Yıldızı Kentsel
Dönüşüm Projesi" ve dere yatağına yapılaşma ile ilgili
kaygılarını yazılı ve görsel basınla
paylaşmışlardır.

Kısaca çerçevesini çizmeye çalıştığımız
gelişmelere ilişkin olarak, afet sürecine ait bilgileri, bölgede yapılan
tespit ve gözlemleri içeren "SAMSUN‘DA YAŞANAN AFETE
İLİŞKİN RAPOR"umuzu ekte bilgi ve değerlendirmelerinize
sunuyoruz.

Sonuç olarak, Samsun‘da yaşanan afet sonrasında
sorumlulukların bu kadar açık ve net bir şekilde ortaya çıkmasından
rahatsız olan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar‘ın "suçu üzerinden atma" telaşı
içinde yaptıkları açıklamaları hiçbir "bilimsel ve ahlaki"
ölçüt içersinde değerlendirme olanağı bulunmamaktadır. Ancak, bu
gelişmelerden sonra iktidar tarafından dikte edilen "kentsel ranta ve
yağmaya" dayalı "kentsel dönüşüm modeli"nin niteliği
daha fazla görünür olmuş ve çöküş süreci başlamıştır.
Çöküşün etkilerinin bu alanla sınırlı kalmayacağı
kesindir.

Bizler demokratik kazanımların en önemli güvencelerinden
olan Meslek Örgütleri olarak; demokratik hukuk devleti normları ve
uygarlık ölçütleri ile ilgisi olmayan, bu "çağdışı"
politikalar ve söylemlerin bir an önce terk edilmesini diliyoruz.
Ülkemizin esenlikli bir geleceğe taşınması, toplumumuzun gönencinin
yükseltilmesi, afetler karşısında güvenli yaşam ortamlarının
oluşturulması, mimarlık ve şehirciliğimize katkı amacıyla tüm
duyarlı kesimleri çaba göstermeye ve dayanışma içerisinde olmaya davet
ediyoruz...

Kaybettiğimiz yurttaşlarımızın acısını paylaşıyor
ve toplumumuza başsağlığı dileklerimizi değerli kamuoyuna saygı ile
sunuyoruz.

MİMARLAR ODASI

 

Kaynak:
tmmob.org.tr