25 Aralık 2012 Salı

"Görmedik, Duymadık, Bilmiyoruz"

"Görmedik, Duymadık,
Bilmiyoruz"

Mahkeme, 19 Aralık 2000'de Bayrampaşa Cezaevi'nde
"Tufan" planını uygulayan Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş
Komutanlığı'na 17 kez operasyona katılanların isimlerini sordu. Ya
hiç cevap alamadı ya da "Bilmiyoruz" yanıtıyla
karşılaştı.

height="254" imgid="43883" origheight="254" origwidth="490"
src="http://bianet.org/resim/olcekle/43883/490/254" style="border-bottom:
medium none; border-left: medium none; padding-bottom: 0px; margin: 0px;
padding-left: 3px; padding-right: 3px; border-top: medium none; border-right:
medium none; padding-top: 0px" width="490" />

Bayrampaşa Cezaevi'nde 19-22 Aralık 2000'de, Hayata Dönüş
Operasyonu'nda "Tufan"
planını uygulayan Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı
(JÖAK), mahkemeden gelen 17
ayrı talebin hiçbirini kaale almadı, ya "bilgimiz yok" dedi ya
da yanıt bile vermedi.

Mahkeme
17 kez aynı şeyi sormuştu: Operasyona kimler katıldı?

style="text-align: left; padding-bottom: 0px; widows: 2; text-transform:
none; background-color: rgb(255,255,255); text-indent: 0px; margin: 10px 0px
0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; font: 12px Helvetica, Arial;
white-space: normal; orphans: 2; letter-spacing: normal; color: rgb(0,0,0);
word-spacing: 0px; padding-top: 0px; -webkit-text-size-adjust: auto;
-webkit-text-stroke-width: 0px">Mahkemeye sunulan olay yeri tutanağındaki
sicil numaralarının da sahte olduğu class="Apple-converted-space">  href="http://bianet.org/biamag/bianet/134403-tufanin-tutanagi-sahte-cikti"
style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right:
0px; color: rgb(26,106,177); padding-top: 0px" target="_blank">ortaya
çıkmıştı.

19-22
Aralık 2000'de yapılan Hayata Dönüş Operasyonu'nda ikisi asker
30 kişi öldürüldü. Bayrampaşa Cezaevi'ndeki "Tufan"
operasyonunda da altısı kadın 12 kişi hayatını kaybetti, kadınlardan
beşi yanarak öldü. Olayla ilgili açılan davanın ilk duruşması tam 10
yıl sonra görüldü.

Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava sadece Elazığ
Jandarma Komando Taburunda görevli 39 er hakkında açıldı. Hiçbir
rütbeliye suçlama yöneltilmedi.

Bayrampaşa Cezaevi'nde operasyona maruz kalan 167 tutuklu ve
hükümlü, haklarında "silah kullanmak" suçlamasıyla açılan
davadan beraat etti.

"Savcılık, hükümet, Vali, Genelkurmay suç
ortağı"

Çağdaş
Hukukçular Derneği (ÇHD) class="Apple-converted-space"> İstanbul Şubesi, davanın seyriyle ilgili yaptığı basın
açıklamasında, hazırladıkları raporu açıkladı.

style="text-align: left; padding-bottom: 0px; widows: 2; text-transform:
none; background-color: rgb(255,255,255); text-indent: 0px; margin: 10px 0px
0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; font: 12px Helvetica, Arial;
white-space: normal; orphans: 2; letter-spacing: normal; color: rgb(0,0,0);
word-spacing: 0px; padding-top: 0px; -webkit-text-size-adjust: auto;
-webkit-text-stroke-width: 0px">Açıklamada, katliamın üzerinden 13 yıl
geçmiş olmasına rağmen, kullanılan silahların ve müdahalede bulunan
personelin isimlerinin bizzat devletçe saklandığı ifade edildi. style="text-align: left; padding-bottom: 0px; widows: 2; text-transform:
none; background-color: rgb(255,255,255); text-indent: 0px; margin: 10px 0px
0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; font: 12px Helvetica, Arial;
white-space: normal; orphans: 2; letter-spacing: normal; color: rgb(0,0,0);
word-spacing: 0px; padding-top: 0px; -webkit-text-size-adjust: auto;
-webkit-text-stroke-width: 0px">Soruşturmayı yürüten Eyüp Cumhuriyet
Başsavcılığı olmak üzere, Hükümet, Adalet ve İçişleri
bakanlıkları, İstanbul Valiliği, Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma
Genel Komutanlığı, "suç ortakları" olarak nitelendi. İstanbul
Valiliği'nin yapılan başvuruları iki kez reddederek resmi görevliler
için soruşturma izni vermediği hatırlatıldı.

Mahkemeye değil, komutanlığa cevap

style="text-align: left; padding-bottom: 0px; widows: 2; text-transform:
none; background-color: rgb(255,255,255); text-indent: 0px; margin: 10px 0px
0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; font: 12px Helvetica, Arial;
white-space: normal; orphans: 2; letter-spacing: normal; color: rgb(0,0,0);
word-spacing: 0px; padding-top: 0px; -webkit-text-size-adjust: auto;
-webkit-text-stroke-width: 0px">"Tufan" adlı plan, olaydan 11 yıl
sonra ortaya çıkmıştı. Planda, mahpuslar "düşman kuvvetler"
olarak niteleniyordu. Bu planla, operasyonu asıl düzenleyenin Ankara
Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) bünyesindeki müdahale
birliği olduğu kanıtlandı.

Mahkeme,
Ankara JÖAK'a 17 kez aynı içerikli yazı yazarak, operasyona
katılanların isimlerini sordu. Ankara JÖAK'tan ya "konu hakkında
elimizde bilgi ve belge bulunmamaktadır" ya da "19-22 Aralık 2000
gününde operasyona katılan personelin isim listesi bulunamamıştır"
şeklinde yanıtlar geldi. Bazı taleplere cevap bile vermediler.

style="text-align: left; padding-bottom: 0px; widows: 2; text-transform:
none; background-color: rgb(255,255,255); text-indent: 0px; margin: 10px 0px
0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; font: 12px Helvetica, Arial;
white-space: normal; orphans: 2; letter-spacing: normal; color: rgb(0,0,0);
word-spacing: 0px; padding-top: 0px; -webkit-text-size-adjust: auto;
-webkit-text-stroke-width: 0px">Ancak Ankara JÖAK, İstanbul İl Jandarma
Komutanlığınca yürütülen idari ön soruşturmada aynı talebe,
"Konuyla ilgili operasyon günü birliğin komutanı olan class="Apple-converted-space"> Burhan Ergin'in bilgisi olabilir" yanıtını
verdi.

Silahlar ve
video görüntüleri de gizleniyor

Soruşturma aşamasında 12 kez, kovuşturma aşamasında ise beş kez
olmak üzere, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı,
JÖAK, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı, Adalet Bakanlığı,
İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na da müzekkere
yazıldı. Ancak, operasyona katılan personelin listesi mahkemeye
bildirilmedi.

Aynı
kurumlar, mahkemenin tüm ısrarlarına karşılık, katliamda kullanılan
silahların listesini gösteren, Tufan planının eklerini de mahkemeye
sunmadı.

Plana göre
operasyonun tamamı videoya alındı. Mahkeme bu görüntüleri de istedi
ancak aynı kurumlar mahkemeye video görüntülerini class="Apple-converted-space">  href="http://www.bianet.org/bianet/bianet/138543-tufanin-goruntuleri-de-kayip"
style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right:
0px; color: rgb(26,106,177); padding-top: 0px"
target="_blank">göndermedi.

Davanın müdahil avukatları, kurumların endişesinin, "toplumsal
olaylarda hiçbir şekilde kullanılmaması gereken ama Bayrampaşa Cezaevi
saldırısında kullanılan silahların niteliğinin ortaya çıkması
olduğunu" söylüyor.

"Sanık
değil, tanık oldular"

Savcı  style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right:
0px; padding-top: 0px">Ali İhsan Demirel, dokuz yıllık
soruşturma boyunca hiçbir jandarma görevlisinin ifadesini almadı. Dava,
ön soruşturmada talimatla alınan ifadelerle açıldı. Demirel
hakkında  href="http://www.bianet.org/bianet/insan-haklari/135893-hayata-donus-savcisina-sorusturma"
style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right:
0px; color: rgb(26,106,177); padding-top: 0px" target="_blank">soruşturma
açıldı.

Takipsizlik
kararı verilen 214 askeri personel arasında, hakkında dava açılan 39
erin bağlı olduğu Elazığ Jandarma Komando Taburu'nun komutanı class="Apple-converted-space"> Tevfik Taner İnceler class="Apple-converted-space"> ve son duruşmada tanık olarak
çağrılan Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliği'nin komutanı
Burhan Ergin de var.

ÇHD
İstanbul Şubesi, yargılama kapsamında tanık olarak dinlenen veya tanık
olarak çağrılan üst düzey askeri personel, devlet görevlisi ve
bürokratın operasyondaki çok açık sorumluluklarına karşın sanık
sandalyesinde olmadıklarının altını çizdi.

Kaynak: bianet.org

24 Aralık 2012 Pazartesi

1948 Karayolu Programından, 2012 köprü ve otoyolların özelleştirilmesine Türkiye`nin değişen tercihi

1948 Karayolu Programından,
2012 köprü ve otoyolların özelleştirilmesine Türkiye`nin değişen
tercihi

1948 Karayolu Programından, 2012 köprü ve
otoyolların özelleştirilmesine Türkiye`nin değişen
tercihi

Ülkemizin bütünlüklü ve sürdürülebilir bir ulaşım
programı yoktur. Hem şehirlerarası ulaşımda hem de kent içi ulaşımda
özellikle günü kurtarmaya dönük düzenlemeler yapılmakta, lokal
çözümler üretilmekte, sorunların çözümü değil yok sayılması ya da
ötelenmesi amaçlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin ilk
yıllarında, Cumhuriyetin çağdaşlaşma hedefine ve dönemin
sosyo-ekonomik ihtiyaçlarına dayanarak uygulanan programlı kalkınma
modelleri bağlamında gerçekleştirilen kara ve demir yolu atılımları
dışarıda tutulursa, ulaşım hiçbir zaman bir program dahilinde ele
alınmamış, ulaşım yatırımlarına, kapitalizmin ruhuna ve
ihtiyaçlarına uygun düzenlemeler yön vermiştir. Hava ve deniz
ulaşımına hemen her dönem "üvey evlat" muamelesi yapılması,
"anayurdun demirağlarla örülmesinden" sonra, demir yolu
ulaşımının kaderine terk edilmesi, son yıllarda görülen "hızlı
tren" yatırımları, duble yollar ve otobanların yapımına hız
verilmesi, hava ulaşımında özel şirketlerin devreye alınması ve
THY`nin özelleştirilmesi uluslararası sermayeye eklemlenme sürecinin
gereği olarak gündeme getirilmiştir.

25 Mayıs 2010 tarihinde
yayımlanan "6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun" ile birlikte başlayan ve
geçtiğimiz günlerde köprü ve otoyolların özelleştirilmesinin
gerçekleştirilmesiyle tamamlanan süreç de bu kapsamda
değerlendirilmelidir. Kaldı ki İnşaat Mühendisleri Odası, o yıllarda
yapılan değişikliğe dikkat çekerek, köprü ve otoyolların, üzerindeki
tüm varlıkların işletmesi ile birlikte özelleştirilmesi için düğmeye
basıldığını ifade ederek kamusal sorumluluğu gereği kamuoyunu
uyarmıştır.

Mevcut duruma bakıldığında; Türkiye`nin karayolu
ulaşımı ağırlıklı bir ülke olduğu görülecektir. Ülkemizde yük
taşımacılığının yüzde 90`ı ve yolcu taşımacılığının yüzde
95`i karayolu üzerinden yapılmaktadır. 2010 yılının ilk aylarında
karayolları ağının 2 bin 100 km`sinin otoyol, 31 bin 271 km`sinin devlet
yolu ve 30 bin 948 km`sinin il yolu olduğu, Karayolları Genel
Müdürlüğü`nün yatırım kalemleri incelendiğinde ise 2009 yılında 2
milyar 457 milyon 115 lira, 2010 yılında ise 3 milyar 73 milyon lira
harcama yapıldığı anlaşılacaktır.

2009 ve 2010 yıllarında
gerçekleştirilen yatırım harcamalarının toplamı yaklaşık 5,5 milyar
liradır. Bu rakam, geçtiğimiz günlerde tamamlanan köprü ve otoyolların
özelleştirilme bedeline neredeyse eştir; köprü ve otoyollar,
Karayolları Genel Müdürlüğü`nün iki yıllık yatırım harcamaları
kadar bir bedelle elden çıkartılmıştır. Yaklaşık 7, 7,5 yılda
kendini amorti edecek ve ondan sonraki 14-15 sene ise kar hanesine yazılacak
bir yatırım yapmıştır sermaye grupları. Bu bilanço, kamunun
uğratıldığı zararın boyutlarını anlaşılır kılmaktadır. Köprü
ve otoyolların özelleştirilmesi sadece bugünü değil, önümüzdeki 25
seneyi ipotek altına alacaktır.

Hemen bütün özelleştirmelerde
kamu zarara uğramakta, sermaye gruplarının yüksek kâr beklentisi
özelleştirmeyi mümkün kılmaktadır. Aksi durumda özelleştirme
gerçekleşmemekte, ulusal/uluslararası sermaye grupları yüksek kâr
beklentisi yoksa özelleştirme işine girmekten imtina
etmektedir.

Bilindiği gibi, Karayolları Genel Müdürlüğü`nün
sorumluluğunda bulunan, yapım, bakım, onarım ve işletmesini üstlenerek
gelir elde ettiği, "Edirne-İstanbul-Ankara Otoyolu",
"Pozantı-Tarsus-Mersin Otoyolu", "Tarsus-Adana-Gaziantep
Otoyolu", "Toprakkale-İskenderun Otoyolu",
"Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu", "İzmir-Çeşme
Otoyolu", "İzmir-Aydın Otoyolu", "İzmir ve Ankara
Otoyolu", "Boğaziçi Köprüsü", "Fatih Sultan Mehmet
Köprüsü ve Çevre Otoyolu", bunlar üzerindeki hizmet tesisleri,
bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve
hizmet üretim birimleri ile varlıklarını işletme hakkı Ülker, Koç,
UEM`den oluşan ortaklığa 25 yıllığına satılmıştır. Ortaklığın,
özelleştirme bedeli olarak 5 milyar 750 milyon lirayı ödemeyi taahhüt
ettiği kamuoyuna yansımıştır.

Şimdi ülke kamuoyu,
özelleştirmenin mali yapısı ile ilgili tartışma yürütmekte, kar-zarar
hesabı yapılmakta, en fazla sekiz yılda amorti edilecek bir bedelle
satılmış olmasını bir yandan anlamaya çalışmakta, bir yandan da tepki
göstermektedir.

Özelleştirmelerin kâr getiren işletmeler için
gerçekleştirildiği gerçeğinin, özelleştirilen mevcut köprü ve
otoyolların kamuya sağladığı ekonomik girdi akla getirildiğinde, son
derece çarpıcı olduğu görülecektir.

Özelleştirme yaklaşık 5,7
milyar liraya gerçekleştirilmiştir. Resmi açıklamalara göre, adı
geçen köprü ve otoyolların, örneğin 2012`nin ilk 11 ayında kamuya
sağladığı ekonomik girdinin 740 milyon lira olduğu, dolayısıyla, zaman
içerisinde yeni geçiş noktaları oluşturulmaz, geçiş ücretlerine zam
yapılmaz, gişelerden geçen araç sayısında artış olmazsa bile,
yaklaşık 7 yılda kendini amorti edecek ve geriye kalan 18 yılda elde
edilecek gelir ise ortaklığın kar hanesine yazılacaktır.

Kaldı
ki, özelleştirilen köprü ve otoyollarda, son on yılda elde edilen kâr
yaklaşık 4,5 milyar dolar olmuş, on yılda gelir artış oranı ise yüzde
250`yi bulmuştur. Aynı zaman içerisinde adı geçen noktalardan geçiş
yapan araç sayısında son on yılda yüzde 76 oranında artış
kaydedilmiştir.

Bütün bu rakam, oran ve verilerin okuması şudur:
Gelir getiren bir kamu işletmesi daha elden çıkartılmış ve
ulusal/uluslararası sermaye gruplarına peşkeş çekilmiştir.

Dikkat
edilmesi gereken bir başka nokta ise yaklaşık dokuz bin taşeron, altı
bini memur ve kalanı kamu işçisi olan toplam 16 binden fazla çalışanın
akıbetinin ne olacağının belli olmamasıdır. Özelleştirmelerin kamu
yatırımlarının peşkeş çekilmesiyle sınırlı kalmadığı, aynı
zamanda işsizlik ve güvencesizliği de beraberinde getirdiği gerçeği,
kamuoyunun dikkatini özelleştirilen işletmelere çevirmesini zorunlu
kılmaktadır.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYELERİ "Öğrencilerimiz Demokratik Haklarını Kullandı"

ANKARA ÜNİVERSİTESİ
ÖĞRETİM ÜYELERİ "Öğrencilerimiz Demokratik Haklarını
Kullandı"

Ankara Üniversitesi’nden 93 öğretim üyesi
ODTÜ'de yaşananları değerlendirdi: Öğrencilerin en ufak tepkilerini
terörizmle ilişkilendirerek kriminalize etme çabaları, demokratik bir
ülkede yaşanmaz.

 
class="from">Ankara - BİA Haber Merkezi
24 Aralık
2012, Pazartesi
 
class="border"> 

Ankara Üniversitesi'nden
93 Öğretim Üyesi yayınlandıkları metinle Orta Doğu Teknik
Üniversitesi'nde (ODTÜ) Başbakan'ı protesto eden öğrencilere
yönelik tavra karşı kaygılarını dile getirdi.

ODTÜ'deki
öğrencilerin Başbakan'ı demokratik haklarını kullanarak protesto
etmek istemeleri üzerine polisin orantısız şiddetiyle
karşılaştıklarının belirtildi:

"Olayların ardından 21
Aralık günü, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimleri
tarafından düzenlenen operasyonla, evlerine 'baskın' yapılarak
gözaltına alınmaları, demokratik haklarını kullanan öğrencilerimize
yönelik ciddi anlamda hak ihlallerinin yapıldığını/yapılacağını
gösteriyor"

"Öğrencilerimize yönelik daha önceki
dönemlerde de tanık olduğumuz tahammülsüzlüğü kaygıyla
izlediğimizi, öğrencilerin en ufak tepkilerini terörizmle
ilişkilendirerek kriminalize etme çabalarını demokratik bir ülkede
yaşanmaması gereken durumlar olarak gördüğümüzü kamuoyuyla
paylaşırız." (BK/HK)

Abdulcelil Kaya, Yard.
Doç. Dr Abdurrahman Saygılı, Prof. Dr. Ahmet Haşim Kose,
Prof. Dr. Ahmet Makal, Yard. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç,
Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Dr. Akın Usupbeyli, Dr. Atilla
Cangır, Arş. Gör. Aydın ÖRDEK, Prof. Dr. Ayhan
Yalçınkaya, Dr. Aylin Aydoğan, Yard. Doç. Dr. B. Pınar
ÖZDEMİR, Doç. Dr. Banu Yılmaz, Yard. Doç. Dr. Barış
Ünlü, Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Doç. Dr. Bülent Duru,
Arş. Gör. Can Irmak Özinanır, Dr. Cenk Yiğiter,
Yard. Doç. Dr. Çağla Kubilay, Yrd. Doç. Dr. Derya Hasta,
Prof. Dr. Doğan Bor, Yard. Doç. Dr. Elçin Aktoprak,
Elif Tuğba Doğan, Dr., Emel Memis, Yard.Doc. Dr.
Emine G. Kapçı,
Prof. Dr.Engin SARI, Prof. Dr Erel
Tellal,
Yard. Doç. Dr Fatma Türe, Doç. Dr. Fehmi
Ekmekçi
,. Yard. Doç. Dr. Ferda Dönmez Atbaşı, Prof. Dr.
Ferit Pehlivan
, Prof. Dr.Filiz Zabcı, Prof. Dr. Funda
Acarlar
, Doç Dr. Funda Başaran Özdemir, Doç. Dr. Funda
Keskin,
, Prof.Dr. G. Leyla Uzun, Doç. Dr. Gökhan
Atılgan
, Doç. Dr Gülseren Adakli, Dr. Gül Karagöz
Kızılca,
Prof. Dr. Gürol Seyitoglu, Doç. Dr. Hasan
Hüseyin Aksoy
, Prof. Dr., Iclal Ergenç, Prof. Dr. İlhan
Uzge
l, Prof. Dr İlkay Savcı, Araş. Gör. İnan Özdemir
Taştan
, İnci Solak Akman, Dr. Kemal Kızılca,
Yard. Doç. Dr Kerem Altıparmak,. Prof. Dr L. Işıl Ünal,
Prof. Dr. M.Lütfü Çakmakçı, Yard. Doç. Dr. Meltem
Kayıran
, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof. Dr. Metin
Baştuğ
, Prof. Dr Metin Özuğurlu, Prof. Dr. Mine Gencel
Bek
, Doç. Dr. Murat Efe, Yard. Doç. Dr. Murat
Sevinç
, Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, Arş. Gör. Nail
Dertli
, Arş. Gör. Nazile İrem Yeşilyurt, Prof. Dr. Nejat
Ulusay,
Prof. Dr. Nejla Kurul, Doç. Dr. Nilgün
Erdem
, Prof. Dr. Nur Betül Çelik, Okan Ozansoy,
Arş. Gör. Onur Can Taştan, Doç. Dr. Oya. S. Erdoğdu,
Dr. Ozan Zengin, Yrd. Doç. Dr. Ömer Kutlu, Dr. Özden
Şener, Dr. Özgür Aydın, Dr. Özkan Agtaş, Dr.
Özlem Albayrak
, Doç. Dr. Perican Bayar, Yard.
Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, Refik Turan, Prof. Dr. Ruhsar
Yanmaz, Öğr. Gör. Sarp Balcı, Doç. Dr. Seçkin Özsoy,
Prof. Dr. Sedat Dönmez, Arş. Gör. Selin Seçil Akın,
Serdar Şahinkaya, Doç. Dr. Sevilay Çelenk Özen,
Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu, Öğr. Göv Taylan Bali,
Prof. Dr. Tevhide Kargın, Prof. Dr. Tülin Öngen,
Öğr. Gör. Yalçın GÜÇER, Prof. Dr. Yalçın Memlük,
Arş. Gör. Yasin Sönmez, Yrd. Doç. Dr. Yiğit
Karahanoğulları, Dr. Zafer Yılmaz, Prof. Dr. Zeliha
Etöz.

Kaynak: bianet

 

İçimizdeki Yanık Kokusu / Ercan Kesal

İçimizdeki Yanık Kokusu /
Ercan Kesal

id="_container">Yangından sonra boya badana yaptırdım. Lakin
çıkmıyor yanık kokusu. Evin her tarafına babamın kokusu sinmiş.
Kaybolmadı.



class="news_article">
class="BlackContent" id="metin2">

Mustafa Usta, bir gün önce
‘kaydığı’ fırınını yakmak için erkenden
Fırınbaşı’na geldi. Önce sigarasını, sonra da fırını yaktı.
Sabahın ilk saatlerinde okula giden öğrenciler, yoksul çantalarını
buğday pazarının duvarına yaslamış, sakızdan çıkan ‘Yılmaz
Güney’ kartlarını gösteriyorlardı birbirlerine. Üzerlerinde
bitmiş bir tatilin hüznü. Sırtımda “Seneye de giyer”
ceketim, iç cebinde babamın mendili, kravatımı sene sonuna kadar
çözülmemek üzere dayıma bağlatmış, yanan fırınlara bakarak okula
gidiyordum.
Fırının ateşi, yanına yaklaşılmaz hale gelince,
kenara çekilip bir sigara daha yaktı Mustafa Usta. Havaya yoğun bir duman
yükseliyor, kırmızı bir yılan gibi kıvrılan alevler, çömlek ve
testileri iştahla pişiriyordu.
Hacı Bekirler’in Ali’yi
gördü bir an. Uykudaymış gibi fırının etrafında dolanıyordu.
Kimseyle konuşmayan, tek başına ırmak kenarında gezinen tuhaf birisiydi
Ali. Pek gelmezdi Fırınbaşı’na, “Ne işi var acaba”
diye düşündü Mustafa Usta.
“Ali gel hele bi, gel bi sigara
iç” diye seslendi.
Hiç konuşmadan ağır ağır yaklaştı Ali.
Sonra başını kaldırıp Mustafa Usta’ya baktı. />“Hayırdır Ali. Sabah sabah...”
Ali, ustanın uzattığı
sigarayı aldıktan sonra yine onun ateşiyle yaktı ve derin bir nefes
aldı.
Bir şey yapacak ama ne yapacağına karar verememiş gibi durdu
bir süre. Mustafa Usta, açık ağzından alevler saçan fırına yeni
odunlar atmak için biraz ötede duran yığına doğru giderken
Ali’nin sesiyle irkilerek döndü.
“Allaaah” diye
bağırarak kendini delikten fırının içine atmıştı Ali. Mustafa Usta
şaşkınlıkla, bir süre öylece kaldı. İşliklerinde çalışan
çanakçılar, yoldan geçenler, küllükte oynayan çocuklar çabucak
toplandılar. Yanan bir çömlek fırınına yapacak hiçbir şey yoktur.
Fırın bir süre daha yandı. Yavaş yavaş söndü ve sustu sonra.
Kalabalık çaresizce ve biraz da merakla seyretti çıkan dumanları.
Fırının soğuması bir gün sürer. Çanakçılar ellerinin yanmasına
aldırış etmeden erkenden söktüler fırını, Ali’yi aradılar. />Küllerin arasında birkaç parça kemik. Çömlek ve testileri bir kenara
yığdılar, Cuma Pazarı’nda satmak için.
“Haftalarca
suyumuzdan, yemeğimizden Ali’nin kokusu çıkmadı” demişti
annem yeni aldığı testiyi doldururken.
Ali, kasabanın tarihinde bir
koku olarak kaldı yıllarca. Gövdesinden çıkan dumanlar, insana sonsuz
bir hiçlik duygusu veren bozkıra karıştı gitti zamanla.
Mustafa
Usta’nın şaşkınlığı hiç geçmedi ama:
“İnsan eti ne
de çabuk alev alırmış” diye konuşuyordu her konu
açıldığında. 

Yanmak nasıl bir şeydir?

Yavuz Hoca, “Hadi Adem, öbürünü alalım” deyip
koridorda kayboldu. Sırada beş otopsi daha bekliyor. Dışarıda insanı
sebepsizce mutlu eden bir İzmir güneşi. Teknisyen Adem, otopsisini
bitirdiği son cesedin organlarını tekrar karnın içine yerleştirip cilt
dikişlerini attı. Diğer cesedi çıkarmak için dolaba doğru
hareketlendi. Sırada, Basmane’deki evinin banyosunda ölü bulunan
yaşlı bir adamın otopsisi var. Uzun boylu, zayıf ve oldukça esmer bir
adam. Alkolikmiş ve yalnız yaşıyormuş. Komşular iki günden beri sesi
çıkmayınca kilidi kırıp girmişler. Banyoda, kafası küvetin içinde
hareketsiz yatarken bulmuşlar. Küvetin dibinde, su kesintileri için
biriktirilmiş bir parça su. Alkollü iken kafasını küvete çarpmış ve
bayılmış. Kafası suyun içine düştüğü için de Yavuz Hoca’nın
tabiriyle “bir avuç suda boğulmuş” adamcağız.
Hemen
başlayacaktık otopsiye. Yalnız bir sorun vardı. Dolabın azizliği ya da
Adem’in dalgınlığı. Ceset donmuştu ve otopsi için çözülmesini
bekleyecektik. Ama zaman yok. Yavuz Hoca gelmeden işi halletmek isteyen
Adem, gitti sıcak su musluğunu açtı ve kaynar suyla cesedi yıkamaya
başladı. Cesedin buzu çözüldü tabii ki. Adem’in sıcak su
konusunda abarttığını az sonra odaya gelen Yavuz Hoca’nın
öfkesinden anlamıştık:
“Adamı yakmışsın Adem. Ne yaptın
sen?”
“Hay Allah” diyerek bir süre dolandı hoca.
Sonra verdiği tepkinin tuhaf olduğunu düşünmüş olacak ki kendini
savunur gibi:
“Sen, yanmak nasıl bir şeydir bilir misin
oğlum” diye söylendi.
“Allah’tan öldükten sonra
yandı adam” diyerek bize döndü sonra:
“Çocuklar,
insanın yaşayacağı en tahammül edilmez acı, yanık acısıdır. Bunu
hiç unutmayın ve ne olur yanmış hastalarınızın önce acısını
dindirin.” 

Palemsest
Mecburi
hizmet yıllarında kasaba cezaevinin de doktoruydum. Salı günleri
gidiyordum ve mahkûmlar, hiç olmazsa haftada bir gün, kendileriyle uzun
uzun, insan gibi konuşan genç bir hekimi özlemle bekliyorlardı.
Hastalıklar bahane. Benim en çok merak ettiğim yer ise kadın suçluların
koğuşu. Koğuşun eni boyu üç metre. İçeride on bir kadın hükümlü
kalıyor. Sürekli baş ağrısı olan gençten bir kadın var. Kucağında
emzikte bir bebek. Kaynanasıyla birlikte hüküm giymişler. Genç bir
kocası var, ziyarete geliyor her hafta. Elinde torbayla kapıda dikilirken
görüyorum bazen. Bir tuhaflık var ama... Karıkoca, görüş boyunca
başları önde, sessizce sürenin dolmasını bekliyorlar sanki. Cezaevi
müdürüyle öğleyin tabldot yemeği yerken öğrendim bütün hikâyeyi.
Oğlanın babası, uzunca bir süredir tecavüz ediyormuş genç kadına. Ne
kocanın ne de kaynananın haberi var bundan. Hamilelik ortaya çıkınca,
genç kadın olan biteni anneye anlatır. Gelin ve kaynana, delikanlının
olmadığı bir gece, yatağında öldürürler adamı, sonra da yakarlar
evi. İş açığa çıkar. İtiraf ederler her şeyi. Genç kadın
cezaevinde doğurur çocuğunu.
Delikanlı sessiz, mütevekkil birisi.
Babasını öldüren karısının ve annesinin ihtiyaçlarını getiriyor her
hafta. Her görüşmede, karısının kucağındaki çocuğa bakıyor
çaresizce. Kardeşi mi yoksa kendi çocuğu mu bilemediği bir çocuk. />Bir köşede sigara içerken döktü içini:
“Olan olmuş.
Yapacak bir şey yok. Ettiğini buldu babam. Ben karımdan
vazgeçmem.”
Evden kurtarabildiğini kurtarmış. Hayatı yeniden
kurmaya çalıştığı belli. Yeniden kullanılmak üzere kazınan, fakat
kazındıkça eskiden yazılanların parça parça ortaya çıktığı
parşömenler gibi bir hayat. ‘Palemsest’ yani. />“Yangından sonra boya-badana yaptırdım. Lakin çıkmıyor yanık
kokusu. Evin her tarafına babamın kokusu sinmiş. Kaybolmadı bir
türlü” diyordu. 

Benzinli battaniye

“Ben öldükten sonra, gömmeden önce battaniyeye sarar
mısın oğlum” demişti bir gün babam.
“Niye
baba?”
“Soğuktur şimdi oğlum, toprağın altı sonuçta.
Üşürüm. Sonra, börtü böcek...”
“Ne fark eder
öldükten sonra” diyemedim tabii ki. “Olur baba. Bunları
düşünme Allahaşkına” dedim yavaşça.
İçimde bir battaniye
haberinin sızısı vardı. Babamın insanı şaşırtan bir saflıkla
istediği battaniyeyi on dokuz aralık iki bin günü, Bayrampaşa
Cezaevi’nin koğuşunda günlerdir ölüme yatan genç insanlara
attılar. Bakın ne anlatıyor yıllar sonra, o katliama katılan askerlerden
biri:
“Koğuşta yangın çıktıktan sonra yardım isteyenlere
‘Sizi kurtarmak için yaş battaniyeler atıyoruz, bunlara sarılın ve
kendinizi koruyun’ diyerek battaniye attık. Fakat battaniyelere su
değil, benzin ve tiner dökülmüştü. Battaniyeye sarılanlar daha çabuk
yanıyordu.”
On iki yıldır bu ülkenin ciğerlerinde yanmış
insan etinin kokusu tütüyor. Dozerle yıkılmış cezaevi duvarının
önünde, “Hepimizi yaktılar” diye bağıran kız kardeşimin
sesi, bir ‘palemsest’ gibi, yeni bir şeyler yazmak için
açtığınız her sayfasında hayatınızın, karşınıza çıkacak. Ya
görmezden gelir, sürdürürsünüz ölüm uykunuzu ya da yüzleşir,
hesabını verirsiniz bu utancın.

Kaynak:
radikal.com.tr

 

HAYATA DÖNÜŞ ADIYLA 30 İNSANI KATLEDEN VE İNSANLIK SUÇU İŞLEYEN GERÇEK SORUMLULAR YARGILANMALIDIR! / DİSK

HAYATA DÖNÜŞ ADIYLA 30
İNSANI KATLEDEN VE İNSANLIK SUÇU İŞLEYEN GERÇEK SORUMLULAR
YARGILANMALIDIR! / DİSK

DİSK Genel Başkanı Erol
Ekici’nin, “Hayata Dönüş” Operasyonu adıyla
cezaevlerinde 30 tutuklu ve hükümlünün katledilmesinin 12.
yıldönümüne ilişkin
açıklaması:

 

HAYATA DÖNÜŞ ADIYLA 30
İNSANI KATLEDEN VE İNSANLIK SUÇU İŞLEYEN GERÇEK SORUMLULAR
YARGILANMALIDIR!

 

Cezaevlerindeki siyasi tutuklu
ve hükümlülerin, F tipi hücre sistemine geçişi engellemek amacıyla, 20
Ekim'de başlattıkları açlık grevlerini, 19 Kasım tarihinde ölüm
orucuna dönüştürmeleri üzerine, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine
birden yapılan, 30'u tutuklu 2’si asker 32 kişinin öldüğü,
237 tutuklu/hükümlünün hastaneye kaldırıldığı, yüzlerce kişinin
yaralandığı ve yaklaşık 10 bin güvenlik görevlisi tarafından
gerçekleştirilen operasyonların üzerinden 12 yıl
geçti.

 

“Kaba bir alaycılıkla” şu isim
verilmişti: “Hayata
Dönüş!”

 

Devam eden süreçte ve ölüm
oruçlarında toplam 122 kişi hayatını kaybetti. 600’e yakın
tutuklu ve hükümlü başta wernice korsakoff olmak üzere çeşitli
hastalıklara yakalandı.

 

Böylesine geniş kapsamlı hak
ihlallerinin, insanlık suçlarının yaşandığı bu olayın gerçek
sorumluları siyasiler ve üst rütbeliler hakkında hiçbir işlem
yapılmadı.

 

12 yıl boyunca iktidarlar değişti,
Türkiye değişti ama o günden bugüne değişmeyen tek şey devletin
cezaevi politikası oldu. Bugün yine cezaevlerinde birçok tutuklu ve
hükümlüye tecrit uygulanmakta, Engin Çeber’in ölümüne de neden
olan ağır işkenceler ve insan hakları ihlalleri devam
etmektedir.

 

Daha önceki gün bir milletvekili Meclis
kürsüsünden 12 yıl içinde cezaevlerinde 2 bin 46 kişinin yaşamını
yitirdiğini, 432 kişinin de intihar ettiği açıklamıştır. Devlet
tutuklu ve hükümlülerden adeta “intikam” almakta,
özgürlüklerinin engellenmiş olmasını “cezadan” saymayarak
şiddet uygulamaktadır.

 

Cezaevindeki tutuklu ve
mahkûmların insan haklarına saygı gösterilmesi, insan onuruna uygun
koşullarda yaşamalarının sağlanması devletin görev ve
sorumluluğundadır.

 

12 yıl önce işlenen ve 32 insanın
ölümüne neden olan, başta dönemin Adalet Bakanı olmak üzere bütün
sorumlular yargı karşısına çıkarılmadığı sürece, AKP hükümetinin
“hak, hukuk, adalet” söylevleri demokrasicilik oyunu ve
aldatmacadan öteye geçmeyecektir.

Kaynak: disk.org.tr

23 Aralık 2012 Pazar

AKP ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMALARIMIZ SÜRÜYOR.

AKP ÖNÜNDE BASIN
AÇIKLAMALARIMIZ SÜRÜYOR.

 

color="#212121">Devrimci Mücadelede Mühendis
Mimarlar, TMMOB’ye saldırı yasasına karşı, örgütlenme
özgürlüklerine sahip çıkmak için 22.12.2012 tarihinde Şişli AKP
binası önünde basın açıklaması yaptı.
Açıklamada;

style="color: rgb(33, 33, 33); font-weight: bold;">"AKP ÖRGÜTLÜ
GÜCÜMÜZÜ ELİMİZDEN
ALIYOR!
 
face="Arial, sans-serif">AKP'NİN TMMOB'E YÖNELİK  SALDIRI
YASASINA KARŞI DİRENELİM, ÖRGÜTLENME HAKKIMIZA SAHİP
ÇIKALIM!" 
style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 100%;"> face="Arial, sans-serif">pankarı açıldı. Eylemde, color="#212121" style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height:
100%;">  style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 100%;"> color="#212121"> face="Arial, sans-serif">Tmmob’nin tasviyesine izin
vermeyeceğiz”, “Rant İçin değil Halk İçin
Mühendislik”, “Mühendisiz Mimarız, Haklıyız
Kazanacağız”, “Direne direne
kazanacağız”
style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 100%;"> face="Arial, sans-serif"> sloganları atıldı.

style="margin-top: 0.21cm; margin-bottom: 0.38cm; line-height: 100%;
text-align: justify;">Açıklamada okunan basın metninin tam
hali:

AKP TORBA YASASI’YLA 
ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZE SALDIRIYOR

style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm; line-height: 100%;
text-align: justify;">AKP iktidarı, tüm
halka olduğu gibi mühendis mimar ve şehir plancıların Mesleki Demokratik
kitle Örgütü olan Türk Mühendis Mimar Odaları Birliğine (TMMOB) de
saldırmaya devam ediyor.

face="Times New Roman, serif">AKP iktidarı, halkın tüm kesimlerini baskı
altına alma ve sindirmenin yolunun toplumun örgütlü yapılarını ele
geçirmek; başaramazsa tasfiye etmek; ya da  etkisiz hale getirmekten
geçtiğini bilerek TMMOB ye son darbeyi vurmaya çalışıyor. 29.09.2009
tarihli Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporuyla
saldırısını başlatan AKP iktidarı, zaman içersinde bir yandan Kanun
Hükmünde Kararnameler (KHK) ve çeşitli yönetmelik değişiklikleriyle
mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı hizmetlerini sermayenin
hizmetine sunarken, diğer yandan da TMMOB’yi de etkisiz hale getirmeye
çalışmıştır.

AKP iktidarı, 2004 yılından bugüne kamu kurumlarını ve kendine
bağlı belediyeleri kullanarak TMMOB yi ele geçirmek istemiş, bunu
başaramayınca da bugün TMMOB nin gücünü parçalamaya, örgütsel
yapısını yok etmeye çalışmaktadır.  “Yapı Denetimi
Hakkında Yapı Denetimi Kanun Tasarısı” adı altında
hazırladığı torba yasasıyla 58 yıllık mühendis, mimar ve şehir
plancılarının örgütü TMMOB yi tasfiye etmenin yasal dayanağını
hazırlamaktadır.

Yasa taslağı, Kıyılardan denize 50 metre olan yaklaşma sınırı
10 metreye kadar çekerek bu alanları da her türlü yapılaşmaya açarken,
Mera, yaylak, kışlak ve bilcümle tarım arazileri "kentsel
dönüşüm" için rezerv alan olarak kullanılmasını öngörmektedir.

Yasa
taslağı, Kent merkezlerinde resmi yapı ve tesisler ile otopark, cami, hal
gibi hizmetlere ayrılan yerleri özel mülkiyete konu olabilecek şekilde
imar planı değişikliği yapılarak yapılaşmaya açarken, kamu arazisine
imtiyaz sözleşmesiyle bina dikenlerden ve yap işlet devretçi' lerden
"ruhsat harcı" vesaire alınmaz diyerek, bu binaları
“kamu” binası gibi ruhsatlandırmaktadır.

style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm; line-height: 100%;
text-align: justify;">İşte bu ve bunun
gibi yağma, talan ve yıkım saldırılarının hukuksal zeminde yargıya
taşıyarak bazılarının yürütmesini durduran/iptal ettiren TMMOB’
a da yasa taslağı ile gözdağı verilmektedir. Taslak TMMOB’ u
mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı hizmetlerini halkın
çıkarından çok sermayenin çıkarları doğrultusunda rant
politikalarına alet edilmesinin yolunu açmaktadır.
style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm; line-height: 100%;
text-align: justify;">Yasa taslağı ile,
ülke genelinde 500 sayısına ulaşan mühendislik dallarının kendi
odalarını kurabileceğini ve 25 mühendisin olduğu illerde de her birinin
ayrı ayrı tüzel kişiliği olan il odaların yaratılacağını
belirtmektedir. Bu değişikliklerle mühendislik, mimarlık, şehir
plancılığı hizmetleri ve odalarımız, il il parçalanarak
böl-parçala-yönet politikasıyla küçültülerek etkisiz hele
getirilmektedir. Bu amaçla TMMOB’ nin toplumsal muhalefetin bir
parçası olması engellenecek ve AKP iktidarının emperyalizmin ve
işbirlikçilerinin ihtiyaçları doğrultusunda çıkardığı sömürü,
yağma ve talan yasalarının yargıya taşınmasının önüne de geçilmek
istenmektedir.

Diğer yandan; merkezi yapının ortadan kaldırılması ile
dağınık, başına buyruk ve örgütsüz, bir mühendis, mimar ve şehir
plancısı “topluluğu” yaratılacaktır. Bu alan ne kadar
örgütsüz ve dağınık olursa, sömürü, yağma ve talan bir o kadar
rahat sürdürülecektir.

face="Times New Roman, serif">Yine taslak, TMMOB ve bağlı odaların
yönerge, tüzük ve yönetmelik yapamayacağını, ancak siyasal iktidarın
onayını alarak çıkarabileceğini söylenmektedir. Bu maddeyle, 58
yıldır siyasal iktidarlardan bağımsız yönetmelik, tüzük çıkaran ve
sadece üyesine karşı sorumluğu olan TMMOB’nin bağımsızlığı
yok edilerek siyasal iktidarların istediğini ikiletmeyen Çevre ve
Şehircilik Bakanlığına bağlı bir kurumuna dönüştürülmek
istenmektedir.

Taslak daha da ileri gitmekte;

face="Times New Roman, serif">Yıllardır üyeleri olan mühendis, mimar ve
şehir plancılarının sicillerini ve kayıtlarını sadece TMMOB tutarken,
taslakla beraber bu kayıtlar siyasal iktidarların ellerine teslim edilmek
suretiyle, mühendis, mimar ve şehir plancılarının her türlü bilgileri
ortaya serilecektir.

Ve taslak “Odalar/İl odaları bedelini faturalandırarak
ihale mevzuatına tabi olmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarına, yerel
yönetim, üniversite, gerçek tüzel kişilere, uluslararası kuruluşlara
proje hazırlatabilir, ortak proje hazırlayabilirler. Sadece bu amaca
yönelik iktisadi teşebbüs kurabilirler.”
diyerek TMMOB’yi
ücretli çalışan emekçi mühendis, mimar ve şehir plancılarının
mesleki demokratik kitle örgütü olma durumundan çıkartarak, sadece
ticaret ve sanayi ile iştigal eden mütaitlik yapan mühendis mimar ve
şehir plancıların örgütü haline getirerek bir ticari şirkete
dönüştürülmektedir. Bu amaçla gücünü üyesinden değil, gücünü
ticari ilişkiler içersinden alan, ranta ve yağmaya ortak bir TMMOB
yaratılmaya çalışılmaktadır.

face="Times New Roman, serif">Yukarda kısada olsa AKP’nin Torba
Yasasının TMMOB örgütlülüğüne yönelik saldırı boyutunu aktarmaya
çalıştık. Tek başına TMMOB yönelik bir saldırı olmadığını
biliyoruz. AKP kendisi gibi düşünmeyenleri ortadan kaldırmak için her
türlü yol yöntemi kullanıyor. Yasalarda bunun  bir parçası sadece.
Bizler hayatın her alanına halkın her kesimine yönelik saldırıya
karşı ancak örgütlü duruşumuzla varlığımızı sürdürebiliriz.
Tersi yok olmamızdır.

face="Times New Roman, serif">Bizler Devrimci Mücadelede
Mühendis-Mimarlar  olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi
yaşatacağımızı, AKP’nin  örgütlülüğümüze  dönük
saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor,
başta meslektaşlarımız olmak üzere halkımızı   yanımızda
olmaya çağırıyoruz.

 

GÜÇLERİ ÖRGÜTSÜZLÜĞÜMÜZ,

size="3">KORKULARI
ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDÜR

TORBA YASASI’NA
HAYIR

size="3">ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZE SAHİP
ÇIKIYORUZ

MÜHENDİSİZ MİMARIZ HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ

 

DEVRİMCİ MÜCADELEDE MÜHENDİS
MİMARLAR

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/ist-tmmob_aciklama-1.jpg"
style="width: 400px; height: 300px;" />

alt="" src="http://ivmedergisi.com/files/resim/ist-aciklama-2.jpg"
style="width: 400px; height: 300px;" />

Cem Dursun ve diğer 7 öğrenci serbest bırakıldı

Cem Dursun ve diğer 7
öğrenci serbest bırakıldı

 

21 Aralık sabahı düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan
Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar'dan aynı zamanda +İVME Dergisi
Yayın Kurulu Üyesi Cem Dursun'un da aralarında bulunduğu 10
öğrencinin savcılık sorgularının tamamlanmasının ardından 8 kişi
tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.

style="margin-top: 0.5em; margin-bottom: 0.9em; color: rgb(33, 33, 33);
font-family: sans-serif, Arial, Verdana, Helvetica;">Saat 13.00a doğru Devrimci Mimar Cem dursun ile birlikte
öğrencilerin tümü serbest bırakıldı. Adliye önünde serbest
bırakılanlar coşkuyla karşılandı.

src="http://ivmedergisi.com/files/resim/100_2206_400x300.jpg" style="width:
400px; height: 300px;" />