28 Ocak 2013 Pazartesi

DMMM, Halka ve TMMOB’ a Saldıran "Yasa Taslağına” Karşı Alanlarda Eylemlerine Devam Ediyor…

DMMM, Halka ve TMMOB' a
Saldıran "Yasa Taslağına" Karşı Alanlarda Eylemlerine Devam
Ediyor…

 

AKP  İktidarının tüm yaşam alanlarımızı
emperyalizm ve işbirlikçi tekellerin ihtiyaçları ve istekleri
doğrultusunda yeniden şekillendiren, TMMOB’ nin merkezi ve örgütsel
yapısını parçalayarak, Mesleki Kitle Örgütü niteliğini ortadan
kaldıran “Yapı Denetimi Hakkında Yapı Denetimi Kanun
Tasarısına”
 karşı Devrimci Mücadelede Mühendis
Mimarlar 01 Aralık 2012 tarihinde Ankara ve İstanbul da eşzamanlı olarak
başlattığı 2 haftada bir AKP önünde basın açıklaması ve her hafta
imza masası açıp  bildiri dağıtma eylemine devam
ediyor.

26/01/2013 Tarihinde (Cumartesi) saat 13:00 Ankara
Yüksel Caddesinde kampanya kapsamı içerisinde Devrimci Mücadelede
Mühendis Mimarlar tarafından 
“AKP
Örgütlü Gücümüzü Elimizden Alıyor! AKP' nin TMMOB' a
Yönelik  Saldırı Yasasına Karşı Direnelim, Örgütlenme
Hakkımıza Sahip Çıkalım!” pankartı asılarak imza masası
açıldı. Açılan imza masasında
 saat 15:00'a
kadar süren bildiri dağıtımı ve imza kampanyası eyleminde 300 adet
bildiri halka ulaştırıldı ve 30 adet imza
toplandı.

style="font-size:16px;"> style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: rgb(0, 0, 0);"> alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/fotograf_2.jpg"
style="width: 400px; height: 300px;"
/>

 

Türkiye’de Hukuk: Made in US / Eren Buğlalılar

Türkiye'de Hukuk: Made in
US / Eren Buğlalılar

AKP’nin eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, iktidar
sahiplerine has o hoyrat neşesiyle “mahkumiyet kararı çıkana kadar
herkes şüphelidir” demişti. Bu tiyatroyu acı bir gülümsemeyle
izlerken, AKP’nin 11 yıllık iktidarında burjuva hukukunu getirdiği
noktayı düşünüyorum. “Suçu ispatlanana kadar herkes
masumdur” sözü, emperyalizm çağında buna dönüşmüştü işte:
Suçlular ve masumlar ayrımı gitmiş, yerine çoktan tutuklananlar ile
henüz kolluk tarafından şüpheyle izlenenler gelmişti.

Bu
anlayış, yasama, yürütme ve yargı diye ayırmanın anlamsızlaştığı
Türkiye faşizminin temel ilkelerinden biri oldu. AKP’nin savcıları
18 Ocak’ta gözaltına aldıkları Çağdaş Hukukçular Derneği ve
Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına -mahkumiyet kararından hemen önce-
Şahin’ce bir şüpheyle “neden gözaltına alınan işçilere
susma haklarını kullandırıyorsunuz?” diye sordu.

Evet, neden?
Kullanılan her hakkın, vatandaşın şüphelilikten mahkumluğa uzanan
yolunu kısalttığını bilmelerine rağmen, avukatlar işi neden yokuşa
sürmüş olabilirler?

Bütün bunlar bir yana, devrimci avukatlara
yönelik 18 Ocak 2013 baskınları ve bunu izleyen tutuklamalar, en temel hak
ve özgürlüklerin çiğnenişiyle faşizmin eriştiği yeni mertebeyi
gösteriyor: Kendi koyduğu kanunları bile sırtında bir yük sayan
zorbalık, amaçlarına ulaşmak için en arsız yalanları bile söylemeyi
göze alan bir gözü dönmüşlük.

Avukatların gözaltına
alınmasının ardından, dosya hakkında gizlilik kararı olmasına ve bu
türden açıklamalar yapmaya yetkili olmamasına rağmen, Emniyet
Müdürlüğü basına operasyon hakkında güya bilgi vererek, ÇHD’li
avukatlara iftira atıyordu: “…ülkemizin kozmik bilgilerini
şifreli metinler halinde kodlayarak raporladıkları, başka ülkeler lehine
ajan faaliyeti yürütmek için gizli haberleşme merkezleri
oluşturdukları…”

ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı ise
bu iftiralara yanıt verdiği açıklamasında şöyle
demişti:

“Amerika izin vermeden tuvalete gidemeyen, Amerika
şifresini söylemezse uçağını uçuramayan, kendi ülkesindeki NATO
üslerinin rica minnet kapısından geçemeyen,
makamını,  eğitimini, aklını, servetini, rozetini emperyalizme
borçlu olan sizden mi öğreneceğiz kimin ajan
olduğunu?”

Gerçekten de devrimci kurumlara yönelik
saldırıları ve avukatlara yönelik tutuklamaları, Türkiye’nin bir
iç meselesi, ya da AKP hükümetinin kararı diye düşünmek aldatıcı
olur. Yeni-sömürge bir ülkede yaşadığımızın bilincine iyice varmak,
bütün bu saldırıların emperyalizmin yönlendirmesiyle gerçekleştiğini
bilmek gerek. AKP iktidarı, Türkiye halklarını ezip sindirmek için uzun
yıllardır ABD emperyalizmi gözetiminde yeni bir hukuk sistemi
şekillendirmeye çalışıyor.

Bunun kanıtlarını kimi Amerikan
belgelerinde görmek mümkün.

Örneğin ABD’nin işbirlikçi
hükümetlere ve gruplara para ve teknik yardım yapmak için kullandığı
USAID adlı kuruluş, 2011 yılı raporunda şöyle diyor:

style="text-align: left;">Anti-Terörizm Yardımı (ATY) altında
Türkiye’de bulunan bir Yerleşik Hukuk Danışmanı (YHD) Türk
yargıçlarına, savcılarına Türk Polisine ve Adalet Bakanlığı
memurlarına eğitim sağlamakta ve onların suçluları soruşturma ve
kovuşturma kapasitelerinin inşasına yardımcı olmaktadır. YHD aynı
zamanda Türk anti-terör yasalarını incelemekte ve uluslararası suçla
daha etkin bir şekilde savaşabilmek için Adalet Bakanlığıyla birlikte
bu yasaları daha etkili kılmak için çalışmaktadır. (USAID,
Congressional Budget Justification, 2011, s.
433-434).

Türkiye’de bağımsız bir hukuk sisteminden
bahsetmenin ne kadar büyük bir şaka olacağı, yargıçlara, savcılara,
polise, Adalet Bakanlığı’na Amerikalıların verdiği bu
‘eğitimle’ daha da iyi anlaşılıyor. Wikileaks belgelerine
göre, iş bununla da sınırlı kalmıyor; FBI ajanları, bu
“Yerleşik Hukuk Danışmanları” ve Adalet Bakanlığı
temsilcilerinden oluşan gruplar zaman zaman Türkiye’deki
hapishaneleri ziyaret ederek, bu yeni hukuk sistemiyle kazandıkları
başarıları kutluyorlar.

4 Aralık 2009 tarihinde yazılmış,
09ANKARA1773 numaralı bir Wikileaks belgesi, şöyle diyor:

ABD
Büyükelçiliği temsilcileri, Türkiye hapishanelerindeki, özellikle de
F-Tipi hapishanelerdeki mevcut durumu daha iyi anlamak için, 2 Aralık 2009
tarihinde, Ankara’nın merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Sincan
cezaevi kompleksini ziyaret ettiler. Elçilik grubunun içinde Yerleşik
Hukuk Danışmanı (YHD), YHD’nin yardımcısı, FBI Hukuk Ateşesi,
Bölgesel Terörle Mücadele Koordinatörü ve bir polis memuru vardı.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünden bir memur,
Orhan Arslan, bize ev sahipliği yaptı (Wikileaks Belgeleri, 09ANKARA1773, 4
Aralık 2009).

FBI ajanları, bölgesel terörle mücadele
koordinatörleri, ABD yerleşik hukuk danışmanları… Adeta bir
Hollywood filmi gibi, ama çok gerçek ve olay bu kez Sincan’da
geçiyor. Wikileaks belgeleri Türkiye’deki hukuk sisteminin ABD
danışmanlarıyla nasıl yakın bir ilişki içerisinde şekillendiğini
anlamak konusunda bir maden gibi. Bir başka belge de şöyle
diyor:

Washington’un da önermiş olduğu üzere,
Ankara’daki Büyükelçiliğe gönderilecek bir Yerleşik Hukuk
Danışmanı (YHD) pek çok nedenden ötürü faydalı olacaktır. Bir YHD,
hükümetin suç vakalarına yönelik etkin bir şekilde soruşturma ve
kovuşturma yapma kapasitesini genişletecek eğitim programları
düzenleyebilir ki, bu alan Türk yetkililerin teknik olarak zayıf olduğu
bir alandır. Bir YHD, aynı zamanda ABD hükümetinin Türk Adalet
Bakanlığı’na ilişkin angajmanını arttırarak bunu daha
genişletilmiş bir işbirliğine dönüştürme yolları bulabilir
(Wikileaks Belgeleri, 06ANKARA464, 6 Şubat 2006).

Böyle onlarca
belgeye internet üzerinden rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Peki AKP
hükümetine bu konuda hiç soru sorulmuş mu? Normal koşullarda bir
ülkenin bağımsızlığının doğrudan ihlali demek olan ve ne Türkiye
hukukunda ne de uluslararası hukukta yeri olmayan böylesi müdahaleler
karşısında fırtınalar kopmalıydı, öyle değil mi?

İlginçtir,
yerleşik hukuk danışmanı meselesi, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nde de tartışılmış ve bir MHP milletvekili, Oktay Vural,
14/07/2010 tarihinde bu konuyu bir soru önergesi şeklinde gündeme
getirmiş.

Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise, her zamanki gibi
gerçeklere değil ama, AKP’nin iktidar etme ilkelerine sadık kalarak
bu soru önergesini yanıtlamış. 11.08.2010 tarihli ve Ergin imzalı iki
sayfalık yanıtta, Vural’ın Türkiye’de ABD’den
gönderilen bir yerleşik hukuk danışmanı olup olmadığı sorusuna
ilişkin şöyle deniyor:

Amerika Birleşik Devletleri ile hukuki
ve cezai konularda adli yardımlaşma, suçluların iadesi, terörizmin
finansmanı ve karapara ile mücadele konularında işbirliği
sürdürülmekle birlikte, Adalet Bakanlığında danışman savcı
bulundurulması yönünde ikili bir anlaşma söz konusu değildir.
“2006 yılında yapılan bir anlaşma ile Kaliforniya Eyalet Sacramento
Bölgesi’nden atanan bir Amerikalı savcının Türkiye Cumhuriyeti
Adalet Bakanlığında danışman olarak çalıştığı” iddiası
hiçbir şekilde doğru değildir. Bu sebeple de, iddia edildiği gibi, bilgi
paylaşımı veya danışma da söz konusu
olmamıştır.

Türkiye’nin yabancı ülkelerdeki
büyükelçiliklerinde olduğu gibi diğer ülkelerin de Türkiye’deki
büyükelçiliklerinde hukuk müşavirleri
bulunmaktadır.

ABD’nin resmi hükümet raporları açık açık
Türkiye’deki yargıçlara, savcılara, polise eğitim veriyoruz,
Türkiye’deki yasaları gözden geçiriyoruz, bunlar onların zayıf
olduğu alanlar diyor. Adalet Bakanı ise bu yerleşik hukuk
danışmalarını elçilikte ABD vatandaşlarına hukuki yardım sağlayacak
müşavir mertebesine indirmeye çalışıyor. Pervasızlık, gerçeklerin
üzerini eli titremeden örtme becerisi üst düzeyde.

Bir bu
yazılanlara bakıyorum, bir de Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın
Hukuk Bürosu avukatlarının 21 Ocak’ta tutuklanmalarının ardından,
cezaevine götürülmeden önce yaptıkları bir konuşmada çekilmiş o
fotoğrafa. Kalabalık bir insan grubunun ortasında ÇHD Başkanı Selçuk
Kozağaçlı ve yanında ÇHD İstanbul Şube Başkanı, Halkın Hukuk
Bürosu’nun bir üyesi Taylan Tanay duruyor. Arkalarındaki tabelanın
üzerinde, “TMK 2 ve 3 Nolu Hakimlik Sorgu Salonu” yazıyor:
Yakalamanın, sorguya çekmenin, düzenin boyun eğdirme isteğinin ağır
yüküyle dolu bu yazının yanında ise Stalin bıyıklı
Kozağaçlı’nın direnen yumruğu havada duruyor.

Ne attıkları
iftiralar ve yalanları, ne de sabahın köründe yaptıkları baskınlar, o
yumrukta somutlanan direnme kararlılığını yenebilir. Emperyalizmin
hizmetindeki yerleşik hukuk danışmanları ile, işçinin, öğrencinin,
gecekonducunun hizmetindeki avukatlar arasındaki çelişki bir gün elbet
çözülecek.

Ama bu sözlere kanıp da, bu ülkede yalnızca kötü
şeyler oluyor diye düşünmeyin. Ülkemizde güzel şeyler de oluyor. Şu
liberal köşe yazarı papağanların deyimiyle, sevindirici gelişmeler ve
olumluluklar görüyor, samimiyet sinyalleri alıyorum. Mesela devrimci
avukatlar tutuklandıktan iki gün sonra, anadilde savunma yapma hakkının
mecliste kabul edilmesi, samimiyet alıcılarımı aniden titreştirdi. Ne
güzel, Kürt halkı artık emniyet komplolarıyla tutuklanıp F-Tipine
avukatlarının yanına konulmadan evvel, anadilinde “beraatimi
istiyorum” diyebilecek.

Bu demokrasi bize bol
gelmesin?

Kaynak: haberfabrikasi.org

ODTÜ'lü İlhan'a okulu hüküm giymeden ceza verdi!

ODTÜ'lü İlhan'a okulu
hüküm giymeden ceza verdi!

 

style="margin: 0px 0px 15px; padding: 0px; border: 0px; outline: 0px;
font-weight: normal; font-size: 18px; font-family: 'Trebuchet MS', Arial,
Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: inherit; width: 660px;
color: rgb(4, 115, 182); line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255,
255);">10 aydır tutuklu olan ODTÜ'lü İlhan Kaya hüküm giymeden ceza
aldı. Sınavlarını başarıyla veren Kaya cezaevinde olduğu için kayıt
yaptıramadı

src="http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/01/28/fft64_mf1308023.Jpeg"
style="width: 478px; height: 322px;" />

 

ODTÜ İnşaat
Mühendisliği öğrencisi İlhan Kaya tam 10 aydır tutuklu ve henüz
mahkemeye bile çıkmadı, iddianame ise yeni hazırlandı. Kaya, bir yandan
da tutuklandığından bu yana eğitimin kesintiye uğramaması için
mücadele ediyor. Ancak başına gelenler, adeta hüküm giymeden ceza
aldığı gösteriyor. Geçen sene tam sınav döneminde tutuklanan Kaya,
ailesinin ve bölüm hocalarının uğraşlarıyla sınavlarına girdi.
Bölümün en zor dersini bile hapishaneden verdi. Yedi dersin tümünü
vererek 4. sınıfa geçti. Bu sene ise kayıt yaptıramadı. Üniversite
kayıt yaptırsa da sınava giremeyeceğini bildirdi. Gerekçe ‘devam
zorunluluğu’ydu. 
 
Kaya, 27 Mart
2012’de DHKP-C üyeliği ve propagandası suçlamasıyla tutuklanarak
Sincan Cezaevi’ne kondu. Avukatı Esengül Kuşdoğan, tutuklanmasına
sebebiyet veren dosyada gizlilik kararı mevcut olduğu için hangi
suçlamalarla itham edildiğini uzun süre tam olarak bilemediklerini
belirterek iddianamenin ise tam dokuz ay sonra 26 Aralık’ta
açıklandığını ifade ediyor. İlk duruşma tarihi ise 13 Mart. Yani Kaya
ilk duruşmasına çıktığında bir yıldır tutuklu olacak. İddianamede
Kaya’nın örgütsel faaliyet olarak belirtilen eylemlerinin çoğu da
katıldığı basın açıklamaları. Örgütsel faaliyet olarak sıralanan
28 eylem içinde şunlar var: “‘Yürüyüş Dergisi
Çalışanları Serbest Bırakılsın’ eylem kampanyası çerçevesinde
basın açıklamasına katılma, Ankara Ulucanlar’daki Merkez Kapalı
Cezaevi’ne düzenlenen 1999’daki operasyonda 10 tutuklu ve
hükümlü ölmesiyle ilgili yapılan yürüyüşe ve anmaya katılmak,
Dikmen’deki park açılışında müzik dinletisi ve tiyatro
gösterimine katılmak, Halk Cephesi standı açmak, “ Füze Kalkanı
Değil Demokratik Yise İstiyoruz” eylemlerine katılmak,
‘DİSK’i İşçilere İşçileri Disk’e Taşıyacağız,
Örgütlenerek Direnerek Kazanacağız-Devrimci İşçi Hareketi ve Ortadoğu
Halklarının Katili Olmamak Füze Kalkanına Hayır Demek İçin Malatya
Kürecik’e Gidiyoruz-Halk Cephesi-Liseli Dev Genç imzalı afişleri
asmak, 1 Mayıs’ta Halk Cephesi kortejinde yürümek...”
Kuşdoğan, Kaya’nın bir de ruhsatsız silah ile ilgisi olduğu gibi
bir iddia olduğunu ama bununla ilgili iddianamede parmak izi ya da doku
örneği gibi hiçbir bir kanıt olmadığını
vurguluyor. 
 
BÖLÜM HOCALARI CEZAEVİNDE
SINAV YAPTI
 
Kaya, geçen sene bahar döneminde tam
da sınav zamanı tutuklandıktan sonra, eğitiminin kesintiye uğramaması
için hemen harekete geçti. Sınavlara girebilmek için üniversiteye
başvuruda bulundu. Biri avukatı olan ablaları, sınava girebilmesi çok
uğraştı. Bu süreçte bölümünden hocaları da Kaya’ya destek
oldu. Bölüm öğrencisine sahip çıktı. Uzun uğraşlardan sonra
üniversite yönetimi Kaya’nın temmuz ayında sınavlara
girebileceğini belirtti. Kaya, tam yedi sınava girdi. Sınavları
bölümden asistanlar ve hatta o dönemin bölüm başkanı profesör bizzat
cezaevine giderek yaptı. Kaya’ya moral vermek istediler. Kaya da
hocalarının yüzünü kara çıkartmadı. Sınavına girdiği yedi dersi de
hapishane şartlarında olmasına karşın başarıyla geçti. Hatta
bölümün en zor dersi olarak nitelendiren ‘beton’ dersinden de
geçti. 
 
2012-2013 akademik yılı başında
İlhan, bu kez 4. sınıfa kayıt yaptırmak istedi. Rektörlüğe
cezaevinden dilekçe yolladı. 20 gün geçmesine karşın bir yanıt
alamadı. Ablaları soruşturunca dilekçenin kaybolduğu anlaşıldı.
Dilekçe cezaevinden yeniden yollandı. Dört ay geçmesine karşın resmi
bir yanıt alamayan Kaya’ya umudunu koruyarak bir yandan da
ablalarının temin ettiği ders notlarını cezaevine ulaştırmalarıyla
sınavlara hazırlanmaya başladı. Ancak kötü haber geldi. Bu kez
Mühendislik Fakültesi Yönetim Kurulu’nca kaydı yapılsa dahi
sınavlara giremeyeceği belirtildi. Kaya’nın avukatı Esengül
Kuşdoğan, üniversiteye idari mahkemede dava açmaya
hazırlanıyor. 
 
 
ODTÜ’NÜN
TUTUMU CEZA KESMEK 
 
Kuşdoğan,
İlhan’ın kayıt talebinin Üniversite Lisans Eğitim –
Öğretim Yönetmeliğinin “Öğrenciler derslere, uygulamalara,
sınavlara ve öğretim elemanının gerekli gördüğü diğer akademik
çalışmalara katılmak zorundadır” yazan 23/1. maddesi
doğrultusunda uygun görülmediği belirterek duruma şöyle itiraz etti:
“İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 26. Maddesi “ Herkes
Eğitim hakkına sahiptir” ibaresi ile çelişen bir kararın
verildiği açıktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasamızın
42. Maddesi “kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun
bırakılamaz” demektedir. Danıştay 8. Dairesi’nin 2003 tarihli
karına göre öğrencinin veya yetkilendirdiği kimsenin talebi olmaksızın
öğrenci tutuklu dahi olsa kaydının dondurulamayacağına dair içtihadı
mevcuttur ki bu içtihattan açıkça anlaşılan husus öğrencinin
kaydının yapılmaması bir yana talebi olmaksızın kaydı dahi
dondurulamaz.ODTÜ bu tutumu ile İlhan Kaya’ya tutuklu bulunmasının
dışında ikinci bir ceza daha kesmiş ve eğitim hayatını hukuki hiçbir
gerekçe sunmaksızın sonlandırmaya
çalışmıştır.”
 
src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2013/01/28/fft16_mf1308022.Jpeg"
style="width: 478px; height: 322px;"
/>
 
Kaynak: radikal.com.tr

 

 

27 Ocak 2013 Pazar

Zehirlenen mahkumların cezaevi mektubuna sansür

Zehirlenen mahkumların
cezaevi mektubuna sansür

 

style="margin: 0px 0px 15px; padding: 0px; border: 0px; outline: 0px;
font-weight: normal; font-size: 18px; font-family: 'Trebuchet MS', Arial,
Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: inherit; width: 660px;
color: rgb(4, 115, 182); line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255,
255);">Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde, geçen Aralık
ayında en az 30 mahkumun musluk suyu yüzünden zehirlenerek, hastaneye
kaldırıldığı ortaya çıktı. Bu skandalı duyuran mahkem mektubu da
cezaevi yönetimince sansürlendi.

src="http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/01/27/fft64_mf1306651.Jpeg"
style="width: 478px; height: 322px;"
/>

 

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi
Cezaevi’nde kalan tutuklu ve hükümlüler tarafından, gazetelere
göndermek üzere bir mektup halinde hazırlanan Aralık 2012 hak ihlali
raporu, Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu tarafından incelendi. Bu 11 sayfalık
mektubun üçüncü sayfasının ilk paragrafını kalemle karalayan
komisyon, hak ihlallerinin sıralandığı altıncı sayfayı da, üzerine
başka kağıt konup fotokopisi çekilmek suretiyle
sansürledi. 
 
Sansürlenen bölümde, kirli
sular nedeniyle tutukluların zehirlenmesi anlatılıyordu. Sansürlenmeyen
kısımda yer alan bilgiye göre, 3 Aralık 2012’den itibaren musluktan
akan kirli su nedeniyle tutuklular zehirlenmişti. Bunun üzerine idarenin,
‘arıza’ yaşandığı gerekçesiyle suyu kestiği kaydedilen
mektupta, “Sağlık sorunlarının örtbas edilememesi üzerine tam
dört gün sonra anons yapılarak, musluk suyunun aralıklı olarak
verileceği ancak içilmemesi duyuruldu. Mide ve bağırsak rahatsızlığı
yaşayan çok sayıda tutsak hastaneye kaldırıldı”
denildi. 
 
Mektupta, hastalara müdahale
sürecinde de hak ihlalleri yaşandığı belirtilerek, “Çok sayıda
örnekten birini aktaralım” denildi. Fakat örneğin anlatıldığı
bölüm, sansüre uğradı. Mektubun sonraki kısmında, sadece ilk iki gün
30 kişinin hastaneye kaldırıldığı, iğne ve ilaç tedavisi
uygulandığı, kampüs içindeki diğer hapishanelerde kalan başkaca
tutukluların da tedavi altına alındığı, idarenin bir hafta sonra bir
buçuk litrelik su dağıttığı, 10 gün sonra anons yapılıp
“Suları içebilirsiniz” dendiği
kaydedildi. 
 
HÜCREDE PROPAGANDA MI
OLUR? 
 
Mektupta yer verilen bir diğer ihlal,
tek başına kaldığı hücresinden çıkamayan İnan Gök’ün, el
konan el işi ürünleri oldu. Arkadaşına göndermek üzere yaptığı
duvar süsü, kalemlik, anahtarlık ve ayraç gibi el işleri, yan hücrede
kalan Baysal Demirhan tarafından alınıp dilekçeyle 1 Kasım 2012’de
idareye verildi. Fakat 20 Kasım’da kolinin ‘kaybedildiği’
söylendi. Bunun üzerine suç duyurusunda bulunuldu. Diğer hak ihlalleriyse
şöyle: 
 
* Cem Kılıç, Fırat Özçelik ve
Kenan Günyel tahliye olmaları gerekirken, idari cezaları nedeniyle hala
içeride tutuluyor. 
* Mehmet Akdemir ve Nedim
Öztürk’e keyfi gerekçelerle hücre cezaları
veriliyor. 
* ‘Tecriti Yenenler’ adlı üç
ciltlik kitabın cezaevine sokulması yasaklandı. 
* Bir
eyleme polis müdahalesini konu olan faksa ‘hakaret’ içerdiği
gerekçesiyle karalama kararı alındı. 
* Özgür
Karakaya’nın gönderdiği mektuba ‘örgüt propagandası’
iddiasıyla el kondu. 
* Adli gerekçelerle hükümlü
bulunan, İslami görüşe sahip Tarkan Uğurlu açlık grevine başladı.
Uğurlu, kanser olan annesiyle görüşebilmek için Kocaeli’ne
sevkini, tek kişilik hücreden çıkarılmasını istiyor. 
*
Hapishanede elle üretilen ‘İdilce’ adlı dergiden ötürü
tutuklu Mehmet Akdemir hakkında ‘propaganda’ iddiasıyla
açılan soruşturmaya bakan Tekirdağ Başsavcılığı, “üç
kişilik bir hücrede propaganda suçu işlenmeyeceği” için
kovuşturmaya yer olmadığına karar
verdi.
 
Kaynak: radikal.com.tr

26 Ocak 2013 Cumartesi

AÇIKLAMA NO; 64: AKP İKTİDARI SALDIRILARINA DEVAM EDİYOR…

AÇIKLAMA NO; 64: AKP
İKTİDARI SALDIRILARINA DEVAM
EDİYOR…

 

AÇIKLAMA NO; 64
AKP İKTİDARI SALDIRILARINA DEVAM
EDİYOR…

 

AKP İktidarı halka, halkın
tüm kesimlerine saldırılarını yaygınlaştırarak kesintisiz
sürdürüyor. Bu saldırılarından biri de DHKP-C Operasyonu adı altında
7 ilde eşzamanlı olarak Helikopterlerle, panzerle, gaz bombaları ile,
binlerce Özel tim ve Çevik Polisi ile, Çağdaş Hukukçular Derneği
(Ankara, İstanbul) Yürüyüş Dergisi, İdil Kültür Merkezi, Gençlik
Federasyonu, Özgürlükler Derneği, Halkın Hukuk Bürosu (HHB), TAYAD ve
onlarca ev 18/01/2013 günü saat 004 de basılarak talan ve yağma edilerek
97 kişi gözaltına alınmış, toplam 55 kişi tutuklanmıştır. Basılan
bütün kurumlar yasal dernek, yayın kuruluşu ve
işyeridir.

 

Bu saldırıda, gözaltına alınıp
tutuklananlardan  biri de Dergimiz (Mühendislik, Mimarlık ve
Planlamada +İVME dergisi) Yazı İşleri Müdürü, Fatih Özgür AYDIN
olmuştur. F. Özgür AYDIN Yine AKP İktidarının 2011 yılı içerisinde
yaptığı böyle bir saldırıda gözaltına alınıp tutuklanmış ve
hapishaneden 2012 yılı Temmuz ayı içerisinde tahliye edilmişti. Bu
tahliyenin üzerinden henüz 6 (altı) ay geçmişken Yazı İşleri
Müdürümüz F.Özgür AYDIN 18/01/2013 Tarihinde Ümraniye’de
sokaktan yaka paça işkenceyle gözaltına alınmış ve 21/01/2013
tarihinde tutuklanarak Edirne F Tipi hapishanesine gönderilmiştir.
Baskınlar. Gözaltı ve tutuklamaların gayrimeşru olması bir yana,
baştan sona hukuksuzluk, yasadışılık içindedir. AKP Polisinin 7 ilde
yaptığı operasyonla kurumların ve evlerin basılması, 97 kişinin
gözaltına alınıp 55 kişinin  tutuklanmasına yetecek hiçbir
belgesi ve kanıtı yoktur. Bu devrimcilerin mücadeleden koparılıp rehin
alınmasıdır.

 

Bu saldırıları ile işçilerin, kamu
çalışanlarının, kentsel dönüşüm ile evleri başlarına yıkılıp
mahallelerinden sürülmek istenen gecekondu yoksullarının, HES’
lerle  suyu özelleştirilen, doğaları yok edilen köylülerin,
Kürt halkının, devrimci tutsakların, ezilen sömürülen yoksul
emekçi  halkın hukukunu mahkeme salonlarında ve alanlarda
savunan halkın Avukatları,

 

Bu saldırı ile, emekçi
yoksul halkın sorunlarını, baskının, işkencenin, mücadelenin,
direnişin müziğini ve tiyatrosunu yapan halkın devrimci
sanatını

 

Bu saldırı ile, örgenci gençliğin
sorunlarını, parasız bilimsel eğitim mücadelesini yükselten halk için
eğitim halk için bilim diyen örgenci gençliği

 

Bu
saldırı ile, işkence edilen, hapislere, hücrelere atılan ve teslim
alınamayan devrimci tutsakların yanında olduklarını tüm baskı ve
zulümlere rağmen bu uğurda yılmadan mücadele eden anne baba ve tutsak
yakınları

 

Bu saldırı ile, ülkemizin, halkımızın
sorunlarını devamlı gündeminde tutan, emperyalizmi, faşizmi,
bağımsızlığı, demokrasiyi anlatan, mücadeleyi, mücadelenin nasıl
olması gerektiğini, nasıl bir mücadele ile zafere ulaşılacağını
anlatan, kurtuluşun yolunu gösteren yazılarıyla devamlı toplatılma,
kapatılma, milyonlarca lira para cezalarına çarptırılan ve bu baskılar
karşısında yolundan milim bile ayrılmadan yayın yapan yayın
organı

 

Bu saldırı ile, mühendis mimarlığın nasıl
alacağını, bilim ve teknolojinin kimin hizmetinde olduğunu ve kimin
hizmetinde olması gerektiğini anlatan, rantın değil halkın mühendis
mimarının nasıl olacağını anlatan ve bunu sokaklara, mahallelere
çıkarak gösteren “Devrimci Mücadelede Mühendis
Mimarlar”  susturulmak ve sindirilmek
istenmektedir.

 

AKP’ nin bu saldırıları tüm
halkı susturmayı, devrimcileri sindirmeyi hedeflemektedir.

Bu
saldırıları da ilk defa yaşamıyoruz, bu saldırıları da son
olmayacaktır. Faşizm, mücadele yükseldikçe saldırılarını da
yoğunlaştıracak ve yaygınlaştıracaktır biz de bunu
bilincindeyiz

 

Çünkü biz biliyoruz
ki “onlar umudun düşmanıdır/akar suyun/ meyve
çağında ağacın/ serpilip gelişen hayatın
düşmanı” 
dır. Biz biliyoruz,
örgütlü gücümüz ,mücadelemiz ve mücadele geleneğimiz faşizmin
kâbusları oluyor. Milyonları örgütleme iddiamızdan
korkuyorlar.

Yılmayacağız! Sömürü ve Zulüm oldukça bu
toprakların onurlu evlatları devrimciler de olacaktır.

Bizler
gözaltına alınarak, tutuklayarak bitiremeyeceğiniz kadar çoğuz.
Çünkü biz; HALKIZ. Çünkü; milyonlarız. AKP’nin
yıldıramayacağı kadar yüreklerimiz güçlü, ıslah edemeyeceği kadar
bilinçlerimiz net. Çünkü biz; DEVRİMCİYİZ.  Çünkü biz;
HAKLIYIZ!

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN
MÜCADELEMİZ

GÖZALTILAR TUTUKLAMALAR BASKILAR BİZİ
YILDIRAMAZ

MÜHENDİSİZ MİMARIZ HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ

                               />            DEVRİMCİ
MÜCADELEDE MÜHENDİS MİMARLAR

Polis kurşunu yetmedi, fotoğraf da suç unsuru!

Polis kurşunu yetmedi,
fotoğraf da suç unsuru!

 

İzmir'in
Karabağlar ilçesinde geçen yıl öldürülen Emrah Barlak'ın babası
Nusret Barlak'ın elinde bulunan oğluna ait fotoğraflara polis
tarafından "suç unsuru" gerekçesiyle el
kondu.
 
src="http://cdn1.cnnturk.com/handlers/file.ashx?FileID=668922" style="width:
384px; height: 295px; " />
 
Mazlumder ve Baran
Tursun Vakfı'nın ortak yürüttüğü "Dikkat Polis Geliyor"
kampanyası çerçevisinde dün gerçekleştirilen basın açıklamasına
gitmek üzere evinden çıkan ve elinde oğlu Emrah Barlak'ın
vesikalıklarından büyütülmüş 26 adet fotoğraflarıı bulunan baba
Nusret Barlak karakola götürülerek elindeki fotoğrafa el
konuldu.
Yolda polislerin elindeki fotoğrafı sorarak kendisini
Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüklerini, polislerin
kendisini tehdit ettiğini ve burada oğlunun fotoğrafına el konulduğunu
belirten baba Barlak, fotoğrafın kendisine verilmesini
istedi.
 
Tüm çabalarına rağmen oğlunun
fotoğrafı baba Nusret Barlak'a teslim
edilmedi.
 
Olay savcılğa intikal edince,
savcılık baba hakkında 82 TL para cezası keserek, fotoğraf hakkında
imha kararı aldı. Savcılığa göre fotoğraflar suç
unsuru!
 
Mazlumder yetkilileri ve polis mağduru
aileler ile birlikte bugün yeniden Çankaya İlçe Emniyet
Müdürlüğü'ne giden Nusret Dursun, emniyet önünde eylem yapmaya
başladı.
 
Akşam geç saatlere kadar süren eylem
sonrası Emniyet yetkilileri mağdur ailelerin yanına gelerek özür diledi
ve fotoğraflara el koyan polisler hakkında inceleme başlatacaklarını
söylediler.
 
Konuyla ilgili görüştüğümüz ve
emniyet önünde ailere destek için gelen Mazlum-Der Genel Koordinatörü
Nurcan Aktay, polislerin kendilerine ailelerin pazartesi günü savcılığa
başvurmaları halinde fotoğrafları geri alabileceklerini söylediklerini
aktardı.
 
src="http://cdn1.cnnturk.com/Handlers/File.ashx?FileID=668921" style="width:
580px; height: 300px; " />
 
Suç unsuru
fotoğraf
 
Aktay konuyla ilgili olarak ise
şu bilgileri verdi: "Mazlum-Der olarak "Dikkat Polis Geliyor"
kampanyası başlattık. Amacımız TMK kanunda değişiklik oluşturmak.
Poılis mağdurlarını Ankarya'ya davet ettik. Adalet  Bakanlığı
önünde basın açıklaması gerçekleşleştirecektik. İzmir'de polis
tarafından öldürülen Emrah Barlak'ın babası, elinde oğlunun
büyütülmüş fotoğrafıyla yürürken Başbakanlık civarında, elindeki
fotoğraf polis tarafından alınıyor. Çankaya İlçe Emniyet
Müdürlüğü'ne getiriyorlar. Fotoğrafta suç unsuru bulunuyormuş,
bir de fotoğraf hakkında imha kararı varmış. Fotoğrafa el konuluyor.
Aileler şimdi emniyet önünde toplanarak emniyetten o fotoğrafı almak
istiyorlar. Mağdur aileler fotooğrafı almadan gitmek istemiyor. Özgür
Eğitim Sen, Mazlum-Der ve Baran Dursun Vakfı da burada. Gün içinde çok
uğraştık, ama fotoğrafı
alamadık."
 
Nurcan Aktay, daha sonra
polislerin ailelerden özür dilediğini ve olaya karışan polisler
hakkında işlem başlatılacağını söyledi. Savcılığın fotoğraflar
hakkında pazartesi günü karar vereceğini belirten Aktay, polisler
hakkında suç duyurusunda bunucaklarını ve sevcılık tarafından verilen
para cezasına itiraz edeceklerini
söyledi.
 
Olay
 
Karabağlar
ilçesi 3820 Sokak'ta, 12 Ağustos 2012'de meydana gelen olayda,
Erhan Barlak yönetimindeki 09 YG 987 plakalı otomobil, park halindeki polis
ekip otosuna çarpmış, çıkan tartışmada polis memuru İmran
Kahya'nın ateş etmesi sonucu olaya karışan üç kişi çeşitli
yerlerinden yaralanmış, yaralılardan Emrah Barlak hayatını
kaybetmişti.
 
Sanık polis memuru Kahya hakkında
"kasten adam öldürme" suçundan müebbet ve 25 yıl hapis
cezası, polise karşı geldikleri iddia edilen Erhan Barlak ve Faruk Karahan
hakkında da 2 yıl ile 9 yıl arasında hapis cezası
isteniyor.
 
Kaynak: cnnturk.com.tr

24 Ocak 2013 Perşembe

Avukatlar tutuklandı, Armutlu'da kentsel dönüşüme start verildi

Avukatlar tutuklandı,
Armutlu'da kentsel dönüşüme start verildi

Kentsel
dönüşüm ile evleri yıkılacak yoksullara yardımda bulunan ÇHD'li
avukatların tutuklandıkları gün, faaliyet gösterdikleri Küçükarmutlu,
resmen kentsel dönüşüm bölgesi ilan edildi.

class="kyw">DHKP-C adı altında yürütülen operasyonlarda
gözaltına alınan ve tutuklanan avukatların hukuki destek sağladığı
hak mücadeleleri gündeme gelmişti. Bu avukatların destek verdiği hak
mücadelelerinden biri de kentsel dönüşüm çerçevesinde evleri
yıkılacak olanlara hukuki destek sağladıkları "Yıkımlara Karşı
Komisyon"du.

Tutuklanan avukatlar barınma hakkı
mücadelesi veriyordu

Tutuklanan ve hakkında yakalama
kararı çıkarılan avukatlar, bu komisyona hukuki destek veriyor ve evleri
kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılacak yoksullara hukuki yardımda
bulunuyordu. Yıkımlara Karşı Komisyon ile birlikte 18 Ocak'ta
gözaltına alınarak tutuklanan avukat Taylan Tanay, Barkın Timtik, Ebru
Timtik ile hakkında yakalama kararı çıkartılan avukat Oya Aslan
çalışıyordu. 20 Ocak'ta ise, Yıkımlara Karşı Komisyon'un
mücadele ettiği Küçükarmutlu olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet
Mahallesi, Resmi Gazete'de yayımlanarak kentsel dönüşüm bölgesi
ilan edildi.

Tutuklandıkları gün Küçükarmutlu
kentsel dönüşüm bölgesi ilan edildi

Sarıyer'de
Küçükarmutlu olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet Mahallesi 20 Ocak'ta
resmen kentsel dönüşüm bölgesi ilan edildi. Buna göre Sarıyer, Fatih
Sultan Mehmet Mahallesi Armutlu sınırları içerisinde kalan 140 hektarlık
riskli bölge olarak kabul edildi. Bu karar gereğince Küçükarmutlu
yıkılacak ve yeniden dönüştürülecek. Karar, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’nın 17/12/2012 tarihli ve 2201 sayılı yazısı
üzerine, 6306 sayılı Afet Riski Altında Alanların Dönüştürülmesi
Hakkında Kanunun 2’nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca
24/12/2012 tarihinde kararlaştırıldı. Karar, 20 Ocak 2013’te de
Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

src="http://cdn1.cnnturk.com/Handlers/File.ashx?FileID=668505"
style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" />
/>ÇHD destekliyordu

İstanbul Büyükşehir
Belediyesi'nin kentsel dönüşüm çerçevesinde gerçekleştireceği
belirtilen 1 milyon evin yıkımına karşı, kentsel dönüşüm
çerçevesine alınan mahallelerde evleri yıkılacak yoksullar tarafından
kurulan "Yıkımlara Karşı Komisyon", Çağdaş Hukukçular
Derneği'nin hukuki yardımıyla mücadelesini sürdürüyordu. Bu
yıkımlarla İstanbul'da 5 milyon civarında insanın evlerinden
edileceği, daha da yoksullaşacağını belirterek, yıkımlara karşı
birlikte mücadele eden Komisyon, bu çerçevede mahalle toplantıları
düzenleyerek, kentsel dönüşüm çerçevesindeki mahallelerde oturanları
kahve toplantıları düzenleyerek bilgilendiriyordu.
/>"Kentin güzelliklerini sizin de yaşamaya hakkınız
var"

Komisyonun İstanbul'da bu
çalışmalarını yürüttükleri mahallelerden biri de
Küçükarmutlu'ydu. Avukatlar Taylan Tanay, Oya Aslan, Barkın Timtik,
Ebru Timtik, Yıkımlara Karşı Komisyon'la birlikte diğer mahallelerde
ve Küçükarmutlu'da halkla toplantılara katılıyor ve yıkımlarla
neyin hedeflendiğini anlatıyor ve evlerini yıkımdan kurtarmaları için
hukuki yardımda bulunuyordu. İstanbul'da yürütülen Sulukule gibi
kentsel dönüşüm projelerinden örnekler vererek, yaşanacaklara karşı
duyarlılık yaratmaya çalışan avukatlar, mahallede oturanlara class="kyw">TOKİ ve belediyenin projelerinin amacını, kendilerinin
de kentin merkezinde ve güzel köşelerinde yaşamaya hakları olduğunu
anlatıyor ve yapılacak dönüşümün kendi zararları yönünde
olacağını dile getiriyordu. ÇHD'li avukatlar Oya Aslan, Barkın
Timtik, Ebru Timtik, sağlıklı konutlarda barınma hakkı, dilekçe verme
hakkı, özel hayatı gizlice yaşama hakkı konusunda mahallelileri
bilgilendiriyordu, bunların ihlal edilmesi durumunda haklarını nasıl
koruyacaklarını anlatıyorlardı. Yaşadıkları alanların
"zenginlere peşkeş çekilemeyeceğini" anlatan avukatlar
dışında, kentsel dönüşüme karşı mücadele yürüten mimar,
mühendis, şehir plancıları da Yıkımlara Karşı Komisyon'un
düzenlediği toplantılarda bu mahallelerde yaşayan halk ile bir araya
geliyordu.

Kaynak: cnnturk.com.tr