13 Mart 2012 Salı

MO: DAHA FAZLA FUKUŞİMA OLMADAN NÜKLEER SANTRALLERDEN VAZGEÇİN!

MO: DAHA FAZLA FUKUŞİMA
OLMADAN NÜKLEER SANTRALLERDEN VAZGEÇİN!

DAHA
FAZLA FUKUŞİMA OLMADAN NÜKLEER SANTRALLERDEN VAZGEÇİN!

11 Mart
2011 tarihinde Japonya‘daki depremin ardından Fukuşima Nükleer
Santrali‘nde dünyanın en büyük nükleer felaketlerinden biri
meydana geldi. Felaketin insan ve çevre sağlığı üzerine etkileri
hakkında kesin bir veriye ulaşmak için aradan bir yıl geçmiş olmasına
rağmen hala erken. Felaketin ardından 10 kilometre çapındaki alanda 90
bine yakın kişi tahliye edildi. 22 kilometre çapındaki alanda ise 200
bine yakın kişinin tahliye olduğu tahmin ediliyor. Uluslararası Atom
Enerji Ajansı (UAEA)  kazanın ardından nükleer kaza ciddiyeti
seviyesi (INES) hakkında Japon Hükümeti‘nden talimat
bekliyormuşçasına seviyeyi 4 olarak gösterdi, ardından Japon Nükleer
Güvenlik Ajansı tarafından 12 Nisan 2011 tarihinde Çernobil‘de
yaşanan felaketin seviyesine yani 7. seviyeye yükseltildi. UAEA da bunu
takip etti. Uluslararası bir oyun sergilendi, ama gerçekler örtülemeyecek
kadar büyük bir felaketi gösteriyordu.

YER GÖK RADYASYONA
BULANDI

Fukuşima Nükleer Santral Kazası sonrası radyasyon
bulaşmış toprak halen temizlenmeye çalışılıyor, radyasyon bulaşmış
toprak ve malzemeler geçici merkezlere taşınıyor. Su da kirlendi.
Fransız Nükleer Güvenlik Enstitüsü, kaza sonrası denizlerdeki en
büyük radyoaktif kirlenmenin gerçekleştiğini söylüyor. Tahminleri 27
bin tera bekerel değerinde radyoaktif sezyum-137‘nin okyanusa
sızdığı yönünde. Hiroşima‘da bu rakam 89 tera bekereldi.
Fukuşima ilinde, bölgede bulunan sezyum-137 izotopunun 11 Mart öncesine
göre 58 kat daha fazla olduğu ölçülüyor. Fukuşima‘da ilk
yirmidört saatte soğutulamayan reaktörde büyük bir hidrojen patlaması
oldu. Yüksek miktarda radyasyon havaya karıştı.

Oysaki nükleer
lobi, Fukuşima benzeri bir kazanın gerçekleşmesinin olasılığının ne
kadar düşük olduğunu söyleyip duruyordu yıllarca.

Fukuşima
Kazası‘ndan kaynaklanan tazminatlar ve Daiçi‘deki altı
reaktörün çalışmasının durdurulması için açılan ihale yaklaşık
olarak 500-650 milyar dolarlık bir tutar oluşturacağı tahmin ediliyor. Bu
durumda TEPCO şirketinin bunu karşılaması mümkün gözükmediğinden
Japon Hükümeti‘nin TEPCO‘yu bu zor durumdan kurtarması artık
kaçınılmaz olmuştur. Bu durumda oluşan hasarın neredeyse tamamı Japon
halkının omuzlarına yüklenecektir.

Fukuşima sonrası bir çok
ülkede nükleer santral karşıtı eylemler sonuç vermiş,  Alman
Hükümeti 2022‘ye kadar tüm nükleer santrallerini kapatacağını
duyurmuş, Alman Şirketi Siemens ne Almanya‘da ne başka bir yerde
artık nükleer santral inşa etmeyeceğini açıklamıştır. İtalya
Çernobil‘den sonra dört reaktörünü kapatmış nükleersiz bir
ülkeydi. Fukuşima sonrası İtalya‘da referandum yapıldı. Oylamaya
gidenlerin yüzde 90‘ından fazlası "nükleere hayır" dedi.
İsviçre Fukuşima‘dan sonra beş reaktörünü kapatma kararı aldı.
2034‘e kadar, reaktörleri kademeli olarak
kapatacak.

HÜKÜMET KÖR, HÜKÜMET SAĞIR

Ülkemizde ise
Akkuyu Nükleer Santrali için AKP Hükümeti dünyadan bir haber, nükleer
ısrarını sürdürmektedir. Kapalı kapılar arkasında uluslararası
antlaşma ile Rus şirketinin vergi vermeyeceği, hissesi yüzde 51‘in
altına düşmeyeceği, istediğinde ilave arazi alabileceği ve daha önce
hiçbir yerde denenmemiş olan  VVER-1200 Tipi Nükleer Santralin
atıklarının ne olacağı sorusu ortada duran ve  bütün
sonuçlarından ülkemizin zarar göreceği bir anlaşma bizlere AKP
Hükümeti eli ile dayatılmıştır.

Rusya tarafından kurulan Akkuyu
Nükleer Güç Santralı Elektrik Üretim Anonim Şirketi‘nin
kuruluşunu 14 Aralık 2010 tarihi itibarıyla resmi olarak
gerçekleştirmiştir. Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş tarafından
"Akkuyu Nükleer Güç Santral" projesi ile ilgili ÇED başvuru
dosyası 2 Aralık 2011 tarihinde bakanlığa sunulmuştur.  ÇED
başvuru dosyası 1 Mart 2012 tarihinde ise Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı İnternet sitesinde sessiz sedasız halkın görüşüne
açılmıştır.

Nükleer santrallar, kirli, pahalı, atık sorunu
çözülememiş, riskli bir enerji kaynağıdır.

Ülkemizin yerli ve
yenilenebilir kaynakları potansiyeli değerlendirilmeyi
beklemektedir.

Türkiye‘nin nükleer teknoloji ve nükleer
santral sahibi olacağı iddiaları tamamen kandırmacadır. Yapılan
anlaşma ile Türkiye değil, Rusya Türkiye‘de nükleer santral sahibi
olacaktır.

Nükleer santrallardan ucuz elektrik sağlanamamaktır.
Nitekim ülkemiz için önerilen fiyat da diğer kaynaklardan elektrik
üretim maliyetini katlamaktadır. TETAŞ üzerinden verilen alım garantisi
ile 51 milyar dolarlık kaynağın Rusya‘ya aktarılması söz
konusudur.

Akkuyu‘da kurulacak olan santral, 36 yıl önce 1976
yılında verilmiş olan yer lisansına dayanmaktadır. 36 yıl içindeki
değişimleri hesaba katmayan bir yer lisansının kabulü mümkün
değildir.

Bunca teknoloji ve endüstriye sahip, felaketler
karşısında örgütlü toplumlardan birinde bile Çernobil düzeyinde
nükleer santral kazası meydana gelebiliyor ise; İkitelli‘de
radyoaktif hastane atığına sahip çıkamadığı için 300 vatandaşının
radyasyona maruz kaldığı, Kütahya‘da maden işletmesinden sızan
siyanürün köylerdeki içme suyuna karıştığı, Van depreminde halkına
çadır götüremeyen, kontrol edilen binaları artçı sarsıntılarda
yıkılan, çadırlarında insanlarının yandığı, daha yeni
Pozantı‘da bir HES projesi olarak kurulan barajın kapağının
patlaması sonucu 10 işçinin boğularak öldüğü, nükleer santrali
"tüpgaz" ile kıyaslayan başbakan ile yönetilen bir ülkede
nelerin olabileceği tahmin etmek güç değildir...

Ülkemizde ise
Akkuyu Nükleer Santrali için AKP Hükümeti dünyadan bir haber, nükleer
ısrarını sürdürmektedir. Yakın coğrafyamızda yaşanan son gelişmeler
de göstermektedir ki, halkları birbirine düşürecek emperyal oyunların
altında kapitalizmin doymak bilmez enerji ihtiyacı vardır.

Türkiye
nükleer santrallar kurulmadığı için değil, son 40 yıla damgasını
vuran sağ liberal işbirlikçi siyasetçilerin yarattığı kaos ile bir
krizin eşiğine getirilmiştir. Enerji üretiminde her zaman doğru
seçenekler vardır. Bütün mesele yenilenebilir enerji kaynaklarımızı
öne çıkaran doğru bir planlama ve kamusal anlayışın yaratılması,
mevcut kaynaklarımızın çevreye uyumlu bir şekilde değerlendirilmesidir.
Enerji alanında yaşanan özelleştirmeler ile Türkiye enerji yönetim
erkini ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarlarına teslim etmiştir.
Şimdi nükleer santral değil, enerji kaynaklarımızı kamu yararına
devreye sokmak, enerji verimliliğini gerçek anlamda hayata geçirmek,
enerjide toplumsal adaleti ve hukuku yaratmak zamanıdır.

Banka
hesaplarını insan hayatından önde tutanlara, havamızı, suyumuzu
kirletenlere, tüp gazla nükleer santrali ayıramayanlara geleceğimizi
teslim etmeyeceğiz.

Fukuşima bir daha
asla!

Nükleere İnat Yaşasın Hayat!

NÜKLEER
KARŞITI PLATFORM ADINA
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
10 MART
2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder