1 Eylül 2010 Çarşamba

Şili, Dünyada İnternet Tarafsızlığı Yasasına Sahip İlk Ülke

Şili, Dünyada İnternet
Tarafsızlığı Yasasına Sahip İlk Ülke

Yasa her
kullanıcının herhangi bir engellemeye veya ayrıma maruz kalmadan
uygulamaları, hizmetleri ve içerikleri almasını, göndermesini
veya kullanmasını garanti altına alıyor.

Madrid. (EFECOM).- İspanya Telekomünikasyon Pazar
Komisyonu (Comisión del Mercado de las Telecomunicaciones – CMT)
haberine göre Şili ağ tarafsızlığını bir yasayla
garanti altına alan dünyadaki ilk ülke oldu.
 
Dün yayınlanan Şili Cumhuriyeti resmi
gazetesinde, her İnternet kullanıcısının içeriği, uygulamaları
veya yasal hizmetleri herhangi bir engelleme veya keyfi ayrımcılık
olmaksızın kullanabilme, alma, gönderme veya sağlama hakkını
garanti altına alan yasa yayınlandı. Ağ tarafsızlığı konusu,
ABD'de ve Avrupa'da Google vb. büyük internet
firmalarının ve telekom operatörlerinin kazandığı güç
ve pazardaki rekabeti yönetme istekleri nedeniyle tartışılmaya
başlanmıştı.
  src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/chilli-factor-social-media.jpg"
alt="" />
Şili'de yapılan düzenleme bu tartışmanın
göbeğinde gerçekleşmiş oldu. Bu düzenlemeyle birlikte
Şilililer interneti herhangi bir engel veya haksız kısıtlama olmadan
özgürce kullanabilecekler. Yasa hiçbir telekomünikasyon
operatörü veya ticari internet bağlantı sağlayıcısının,
internet kullanıcılarının içerik gönderme, alma veya sağlama
veya internet üzerindeki yasal hizmet, uygulama veya etkinlikleri
kullanma hakkına kasıtlı olarak engel olma, m
 

üdahale etme, ayrımcılık yapma, köstek olma veya kısıtlama
hakkına sahip olmadığını vurguluyor.

 
 
Yasada hizmet sağlayıcıların,
erik, uygulama veya hizmetlerde kaynağına veya sahibine
bağlı olarak hiçbir ayrımcılık yapmaması gerektiği
söyleniyor. Her ne kadar operatör ve sağlayıcıların trafik ve
ağ yönetimi yapmaları için gerekli eylemlerine izin verilse de
serbest rekabeti etkileyecek herhangi bir eyleme girişmemeleri gerektiği
belirtiliyor.
 
Ayrıca hizmet sağlayıcıların, kullanıcıların
mahremiyetini koruması, virüslerden korunma ve ağ güvenliğini
sağlaması ve belli içeriklerin yasaklanmasını "sadece
kullanıcının istemesi durumunda ve sadece onun hesabına"
gerçekleştirmesi gerektiği yasada belirtiliyor.
 
Kaynak: href="http://www.lavanguardia.es/internet-y-tecnologia/noticias/20100827/53990325262/chile-primer-pais-del-mundo-con-ley-de-neutralidad-de-internet.html">http://www.lavanguardia.es/internet-y-tecnologia/noticias/20100827/53990325262/chile-primer-pais-del-mundo-con-ley-de-neutralidad-de-internet.html
 
İvme Çeviri Grubu

 

Allianoi'de zincirli protesto

Allianoi'de zincirli
protesto

 İzmir'in Bergama İlçesi'nde
Yortanlı Barajı'nın suları altında kalacak olan Allinoi'de,
İzmir 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu'nun kumla kapatılması kararının ardından
çalışmaların başlaması üzerine, Doğa Derneği üyeleri
eylem yaptı. Kendilerini Allinoi'deki kazılar sonucu ortaya
çıkan sütunlara zincirlemek amacıyla sabahın erken saatlerinde
Allianoi önüne gelen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken,
herhangi bir müdahale ile karşılaşmamak için Dernek
üyelerinden Sinan Akçal ile kendini antik tedavi merkezini
sınırlayan dikenli tellere zincirledi.

Bölgedeki jandarma güçleri dernek üyelerinin
kendilerini zincirle bağlamasını uzaktan izledi. Dernek üyeleri
başlayan sağanak yağmura rağmen, basın açıklaması yapmak
üzere İzmir'den gelen Allianoi Girişim Grubu üyelerini,
demirlere zincirli olarak bekledi.

Allianoi'nin sular altında kalmasını engellemek amacıyla eylem
yaptıklarını söyleyen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken,
"Danıştay'ın defalarca Allianoi'nin çamur ya da
başka bir maddeyle kapatılmasına karşı verdiği iptal kararlarına
rağmen bir kez daha üzerinin kapatılmasına karar verildi.
Çevre ve Orman Bakanlığı şu anda burada açık bir şekilde
suç işliyor, mahkeme kararlarını ihlal ediyor. Yasadışı bir
şekilde çok önemli tarihi kenti sular altında bırakmak
istiyor. Biz buradaki çalışmalar Allianoi'yi göz
göre göre kumlara gömme çalışmaları son bulana kadar
buradan gitmeyeceğiz, zincirli olarak kalacağız. Burada hükümet
ile Çevre ve Orman Bakanlığı açık bir şekilde suç
işliyor. Nasıl şirket ya da vatandaş suç işlediğinde
engelleniyorsa bunun da engellenmesi gerekiyor" diye konuştu.

BAKANA MEYDAN OKUDU


Öte yandan Allianoi'de 9 yıl boyunca bilimsel heyet
başkanlığı yapan Trakya Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi
öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Ahmet Yaraş, mega star
Tarkan'ın Allianoi ile ilgili açıklamaları ardından konuşan
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun
açıklamalarına karşı çıktı.

Bakan Eroğlu'nun, işin esas sahiplerinin konuşması gerektiğini
söylediğini hatırlatan Yrd.Doç.Dr. Yaraş, şunları
söyledi: 
"Sayın Bakan 'İşin esas sorumluları
konuşsun, sanatçılar konuşmasın' demiş, esas sorumlu geldi,
burada. Bu kazıyı başından sonuna kadar yapan kişi benim. Burası
Dünya Uygarlık Mirası Listesi'ne girebilecek nitelikte bir yer
ve içinde dünyanın en sağlam kalmış en büyük sıcak
suyu olan ılıcasına sahip. 40 bin metrekarelik alanı kapsıyor ve bunun 9
bin metrekaresini sadece ılıca oluşturuyor. Bu açıdan dünyada
başka bir örneği yok. Sayın Bakan başka bir örneğini bulursa
ben bu meslekten ayrılırım, bu kadar net söylüyorum.
Görevimden istifa eder bir daha da böyle bir şey konuşmam. Ama
bildiğim için söylüyorum."

ALMAN YAYINLARINA BAKIN 


Allianoi üzerine yazılan 60 eser bulunduğunu belirten
Yrd.Doç.Dr. Yaraş, Allianoi diye bir antik kent olmadığını
söyleyen Bakan Eroğlu'na, Almanlar'ın ünlü
Epigraf'ı Prof. Dr. Helmut Müller'in yayınlarını
taramasını önerdi. Yrd.Doç.Dr. Ahmet Yaraş, şunları
söyledi: "İstanbuler Mitteilungen adlı süreli yayında
buradan bahsediliyor. Bunu ben söylemiyorum Almanlar söylüyor.
Buranın Alilanoi olduğunu bütün delilleriyle ortaya koyuyor.
Bunun üzerine artık buranın Allianoi olmadığını söylemesi
abesle iştigal. Diyelim ki Allianoi değil, 'Mallianoi', bu
kadar kültür varlığını nasıl yok edeceksiniz. İsmi değişik
olsa bile burayı katletmek zorunda mısınız? Biz bir
çözüm yolu bulunsun istiyoruz. Bunu 10 yıldan beri
söylüyorum. Sonuçta burası bütün dünyanın
gözünün önünde olan bir yer. Bu şeklide ben yaptım
olduğu mantığı ile çözülmez. Bundan önceki
iktidarlar da aynı şeyi yaptı. Sadece bu iktidar değil.
Çözüm diyalog ile olsun bir çözüm yolu
bulunması için insanlarla konuşulsun ama 'ben yaparım
üstünü de kumla ya da mille örterim' diye hukuka
arkadan dolanarak yapılmış olan şeyler gerçekten insanlıkla
bağdaşmayan birşeydir. Net olarak söyleyeyim."

Kaynak: Birgün

 

UPS işçilerine Hollanda’da destek eylemi

UPS işçilerine
Hollanda'da destek eylemi

 FNV sendikasına bağlı
işçiler UPS kargo şirketinin Amsterdam şubesinin girişini abluka
altına aldılar.

Türkiye'de bulunan UPS Kargo'da anayasal haklarını kullanarak
sendika üyesi oldukları için işten çıkarılan
işçilere yapılan haksızlıklara dikkat çekmek isteyen
işçiler, UPS'nin Amsterdam'da bulunan binasının
girişine 40 ton kum yığdılar.

Çarşamba sabahı yapılan eylemde UPS'nin Amsterdam girişi
tamamen kullanıma kapatıldı. Sendika yöneticisi Jan de Jong eyleme
dair yaptığı açıklamada bu eylemin dünyanın birçok
yerinde iş yapan bir şirkette yapılan haksızlığa karşı verilen
uluslararası tepkinin bir parçası olduğunu söyledi.

Kaynak: Sol

 

1 Eylül Dünya Barış Gününde UMUT YÜREKLERİMİZDE!

1 Eylül Dünya Barış
Gününde UMUT YÜREKLERİMİZDE!

20. yüzyılın insanlık
tarihinde savaşlarla açtığı büyük yaralar ne yazık ki
21. yüzyılda da devam ediyor. Şiddetini ve etkisini arttıran
savaşlar, etnik çatışmalar ve kamplaşmalar milyonlarca insanın
yaşamını yitirmesine, sakat kalmasına, göç etmesine,
sağlıksız bir çevrede yaşamasına neden oluyor.

Savunma Yargı Kıskacında / Levent Kanat

Savunma Yargı Kıskacında
/ Levent Kanat

İşleyiş açısından çağdaş ceza
hukuku sistemlerinin en önemli özelliği; soruşturma ve
yargılama süreçlerinin tüm aşamalarında, soruşturulan
veya yargılananın mutlaka hukukçu/savunman yardımından
yararlandırılmasının yasal bir zorunluluk oluşudur. Karar süreci
tek başına hâkime bırakılmamakla kadı hukukundan ayrılmakta,
sadece hâkime ve savcıya bırakılmamakla da kamu
düzenini/devlet menfaatini koruma kaygısı insanın değerini koruma
kaygısının önüne çıkarılmaması amaçlanmakta. Bu
yüzdendir ki ceza yargılamasında hâkim ve savcı kadar savunma
makamı da yaşamsal değerdedir. Hâkimin yaptığı iş
önemlidir, savcının yaptığı iş de önemlidir ama avukatın
yaptığı iş sadece kıymetli değil aynı zamanda kutsaldır. Savunma
makamının olmadığı veya etkisiz kılınmaya çalışıldığı
durumların yaratacağı sonuçların vehameti nedeniyle kutsaldır,
insanın, varlıklar dünyasındaki kıymeti, biricikliği nedeni ile
sahip olduğu değerinin hukuk normları karşısında korunması
için kutsaldır.

Sıkıyönetim, Devlet Güvenlik, Özel Yetkili Ağır Ceza
gibi isimlerle tanımlanan dönemsel mahkemelerdeki siyasal nitelikli
davaların hazırlık süreçlerinde, emniyet sorgu, savcılık
sorgu ve hâkimlik sorgu süreçlerinde insanlar, yıllarca
savunman/avukat yardımından yoksun bırakıldılar. Yargılama
sonuçlarında verilen kararlar, çoğu zaman, emniyet,
savcılık ve hâkimlik sorgu süreçlerinde avukat/savunman
yardımı olmadan alınan ifadelere dayandırıldı. İnsanlar, savunman
olmadan, hukuki yardım alamadan alınan veya kendileri ile bir şekilde
ilişkilendirilen ifadeler (işkence, aldatma, v.b.şekillerde alınan)
nedeni ile idam cezasına, müebbet hapis cezasına
çarptırıldı. Hâlbuki ceza yargılaması hukukunda, karara
dayanak alınacak/alınabilecek delillerin hukuk kurallarına uygun elde
edilmiş olması asıldır. Bundan dolayıdır ki hukuka, kanuna uygun elde
edilmemiş deliller soruşturma, yargılama ve karar
süreçlerinde dikkate alınmaz/alınmamalıdır.

Her tür ceza davasında olduğu gibi siyasal nitelikli davalarda da
yasal mevzuat gereği savcılık makamınca yürütülmesi
gereken hazırlık soruşturması uygulamada, yaygın bir biçimde
bilerek ve isteyerek kolluk kuvvetlerinin insiyatifine bırakılmakta,
savcılık, sorgu/ifade alma sürecini kolluk kuvvetlerinin
hazırladığı dosya üzerinden takip etmeyi alışkanlık hâline
getirmekte, soracakları soruları bile kolluk kuvvetlerinin hazırladığı
sorulardan sormak da bir beis görmemektedir. Hâkimlik ise, ifade
almayı, emniyet ve savcılık sorgu süreçlerinin kabul edilip
edilmemesi üzerine kurmakla yetinmektedir. Bu durum bu şekliyle uzun
yıllar, bu süreçlerin hepsinde avukat olmadan
yürümüştür. Yani kolluk kuvvetleri, savcılık ve
hâkimlik üçlüsü sürecin kağıt
üzerindeki özneleri iken savcılık ve hâkimliğin bilerek
ve isteyerek sorgu ve ifadesini üzerine kurdukları dosyayı
hazırlayan, hukukçu olmayan kolluk kuvvetleri sürecin asli
özneleri olmuştur. Siyasal nitelikli davalarda işleyen sürece
hukuki usul görüntüsü verilmesine rağmen sorunun asli
olarak hukuki görülmediği, terör sorunu, devletin bekası/
güvenliği sorunu olarak v.b. şekillerde
görüldüğü ve bu işin asli olarak güvenlik
kuvvetlerinin işi olduğu düşünülmüş ve sürecin
asli öznelerinin kolluk kuvvetleri olduğu zımnen kabul
edilmiştir.

İşkenceye dayalı alınmış veya kolluk kuvvetleri tarafından
hazırlanıp imzalatılmış/imzalanmak zorunda bırakılmış ifadelere,
atf-ı cürüm mahiyetindeki itirafçı ifadelerine dayalı
saldırıların mağduru olmuş insanlar ancak dava aşamasında
savunman/avukat yardımından faydalanabilmişlerdir. Fakat, çoğu
zaman, hazırlık soruşturmasındaki belirtilen hukuka aykırı usullerle
kurulan sürecin dosyası, sonraki yargılama süreci bir usuli
yerine getirme ihtiyacından öte algılanmayıp, karara esas
alınmıştır.

Uzun yıllara dayanan ve belirtilen şekilde işleyen bu sürecin bir
gelenek oluşturması da kaçınılmaz olmuştur. Kısa bir süre
önce özellikle AİHM kararlarının zorlaması sonucu, siyasal
nitelikli soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında
savunman/avukat bulundurulması ve savunman/avukat yardımından
faydalanılmasını hukuki güvenceye bağlayan yepyeni bir yasal
süreç başlamıştır. Yeni yürürlüğe giren Ceza
Muhakemesi Kanunu, avukat olmadan alınan ifadelerin karara dayanak
alınamayacağını kanuni güvenceye kavuşturmuştur. Bu yasal
düzenleme sonrasında, en azından normsal boyutu ile artık tüm
aşamalarda savunman/avukat yardımı alınabiliyor. Yeni yasal
düzenleme ile avukat yardımı olmadan alınan ifade, karara dayanak
olamadığı gibi bazı durumlarda isteğe bağlı olmadan avukat bulundurma
zorunluluğu dahi var.

Uygulamada, yıllardır oluşmuş bir gelenek ve bu geleneğe göre
şekillenmiş bu sistemin, bu sistemin aktörlerinin yeni sürece
alışmakta, uymakta sorun yaşadığını, bu düzenlemeleri ve
gereklerini içselleştirmekte hayli zorlandıklarını
görmekteyiz. Aktörler, eski sistemin devamı için
direnmişlerdir/direnmektedirler. Görünürde yeni
sisteme, yeni kanuni düzenlemeye uygun ama fiilen eski sistemi devam
ettiren, kendilerinin hâlen asli özne olduğu, hazırlık
aşamasının dosyasının hazırlayıcısı, savcı ve hâkimin de
soracağı soruların belirleyicisi, istenen cevapları içeren bir
sorgu tutanağını, kendilerinin bu iktidarını, gücünü
kabullenip, sarsmaya, deşifre etmeye yeltenmeyen bir savunman/avukat
istenmektedir. Sırf kanuni düzenlemenin gereğini yerine getirmiş
olmak için.

Bu olumsuz süreçlerin öznesi olmak istemeyen,
görevlerini yapmak isteyen, hukukçu kimliklerinin insan olma
kimliklerinden ayrı olmadığını düşünüp buna göre
eyleyen avukatlar, yıllardır hukuksuzluk, kanunsuzluk içeren bu
sürecin piyonu olmak istememişlerdir. İşleyen sürecin hukuksal
bir öznesi olan ama hukukçu olmayan kolluk kuvvetlerinin, savcı
ve hâkimlerin bilgisi veya sezgisi dahilinde birlikte inşa ettikleri
hukuksuz, kanunsuz süreci kendi istedikleri doğrultuda hareket eden
avukatlar ile tamamlamak, devam ettirmek istemektedirler. İddia ve karar
makamı ile birlikte tamamlanan sürecin, yıllardır eksik olan savunma
makamı ayağını, yasal zorunluluk gereği sistemlerini, geleneklerini
bozmadan tamamlamaya çalışmaktadırlar. Fakat avukatların hepsi
olmasa da hukukçu kimliklerini, insan haklarından, hukuk devletinden
ve insanlıklarından ayrı tasarlamayan, özellikle siyasal nitelikli
davalarda görev yapan avukatlar, yıllardır devam eden bu hukuksuz
sistemin istenen sessiz üyesi olmaktan öte, bu sistemin
hukuksuzluğunu deşifre etmeyi, hukukçu ve insan olduklarını her
an hatırlayarak görevlerini layıkı ile yapmayı esas alarak sistemin
dayattığı hukuksuzluklara karşı durmuşlardır/durmaktadırlar. Sivil
olan vatandaşlarla doğrudan bağı olan savunmanlar, bu önemli
değişikliklerin normsal ve fiili düzeyde yaşama geçmesinin
hep aktif öznesi olmuşlardır. İşte Türkiye mahkemelerindeki
siyasal nitelikli davalar ile bu yasal değişiklikler, uzun yıllardır
savunma makamı olmadan oluşturulmuş sistemi sarsmaya başladı. Bu
güne kadar her şey avukat olmadan
yürütülmüştü. Sorgu avukatsız, savunma avukatsız
alınmıştı. Yeni işleyişe alışmak zordu! Yıllara dayalı
sistemlerini bozmadan, avukat varmış gibi devam ettirmek isteyenler,
avukatların sadece hazırlanan ifade tutanaklarını imzalamalarını,
emniyet görevlisi tarafından alınan sorgu sürecinin sadece
izleyicisi olmasını istediler/istemektedirler. İşte buna direnen,
hukuksuzluğu kabul etmeyen, insanların hukuki haklarının
savunmanlığını üstlenen avukatlar bunu reddettiler. Hukuksuzluğa
alet olmadılar, hukuksuz süreçlerin piyonu olmak istemediler,
hukuk kılıfı giydirilmeye çalışılan hukuksuzlukları deşifre
ettiler. Bu onurlu duruşlar, eski sistemin devamını zora sokunca bilinen
yöntemler devreye girmekte gecikmedi.

Son dönemlerde artan, siyasal nitelikli davalarda görev yapan
avukatlara yönelik gözaltı, soruşturma, tutuklama, dava ve ceza
içeren kararlardaki artışı bu bağlamın dışında
düşünmek mümkün değil. Yapılan iletişim tespitleri,
doğrudan takipler, oluşturulan sahte delillerle savunma kıskaç
altına alınmak istenmektedir. Amaçlanan, siyasal nitelikli
davalardaki hukuksuz sürecin devamını sağlamaktır, hukuksuzluğa
seyirci kalan avukatlar ile eski sistemi devam ettirme isteğidir. Yeni bir
adli yıl başlarken, yargı kıskacına alınmaya çalışılan
avukatlara yönelik bu hukuksuz saldırıların, hukuk devleti olma
amacına ve demokratik bir ülke olma istemine doğrudan saldırı
olduğunu düşünüyoruz.

Ankara,16 Ağustos 2010

Levent KANAT, Avukat
Cihan Sokak No: 12 / 15 Sıhhiye ANKARA
Tel: 0 (312) 231 68 03, 231 04 53
E-mail : href="http://tr.mc1113.mail.yahoo.com/mc/compose?to=leventkanat@gmail.com"> color="#0000ff">leventkanat@gmail.com

 

Savunma Susturulamaz!

Savunma
Susturulamaz!

"Res tantum valet,

quantum vendi potest!"[*]

 
Yeni adlî yılın açılışının eşiğinde, Anayasa
değişikliğine ilişkin referandum, Adalet Bakanlığı-HSYK kapışması,
Ergenekon duruşmaları, tutuklanıp salıverilmeleri bir
"tahterevalli" oyununa dönüşen "darbe
zanlısı" TSK mensuplarının durumu vb. "krizler"in
depremiyle sarsılan Türk hukuk sisteminde kimsenin fark etmediği bir
yara, kanamaya devam ediyor; ve üstüne üstlük de
açıldıkça açılarak.
Oysa bu yara, belki yukarıda sayılan "büyük
kıyametler"den çok daha güncel, çok daha can
yakıcı biz, bu ülkenin ayrıcalıksız, sıradan yurttaşları
için.
İnsan hakları savunucusu avukatlar hakkında yapay
suçlamalarla birbiri peşi sıra açılan davalar, doğrudan,
hak ihlâllerinin sürekli hedefini oluşturan biz sosyalistler,
militan işçiler, Kürtler, muhalif aydınlar, ana-akım dışı
gazeteciler, insan hakları savunucuları, vicdanî redciler,
Çokuluslu şirketlerin çıkarlarına taş koyan çevre
eylemcileri…nin savunma hakkını hedef tahtasına yerleştiriyor,
onları savunmasız bırakmayı hedefliyor, çünkü.
Avukat Levent Kanat'ın bu konudaki kuramsal
çerçeveyi çizen makalesinde net bir biçimde
açıklıyor
: [**] AİHM kararlarının da
zorlamasıyla siyasal nitelikli soruşturma ve yargılamaların tüm
aşamalarında avukat bulundurulması ve avukat yardımından
faydalanılmasının hukuki güvenceye bağlandığı yakın zaman
öncesine dek, kolluk kuvvetleri, yargı sürecinin doğrudan
müdahili, savcısı, hatta yargıcı konumundaydı. Soruşturma ve
yargının tüm aşamalarında avukattan yararlanma hakkı, biz
"ayrıcalıksız muhalifler" açısından bir yaşam ve
temel haklar sigortası işlevi görmektedir.
Ve bu, kolluk kuvvetlerine "kâtiplik",
"noterlik" yapmayı reddeden bir avuç onurlu avukat
sayesinde mümkün olmuştur: Onlar; yani her başımız
sıkıştığında yanıbaşımızda bulduğumuz, vicdanlarını cüzdana
tahvil etmemiş, haksızlıklara boyun eğmeyen, her zaman ezilenlerin,
sömürülenlerin yanında saf tutmayı görev bilen,
baskılara, tehditlere pabuç bırakmayan, mesleğin yüz
akları…
Şimdi Filiz Kalaycı, Hasan Anlar, Halil İbrahim Vargün, Murat
Vargün, Selçuk Kozağaçlı, Şiar Rişvanoğlu, Taylan
Tanay kişiliğinde "onlar" sindirilmeye çalışılıyor.
İsteniyor ki, savunma mesleği, yargı sürecinin geri kalan unsurları
gibi güvenlik güçlerinin kestiği cezaya sessiz sedasız
uzatsın müvekkilinin boynunu. Düzenin tornasına boylu boyunca
uzanmayı reddeden muhaliflerin, başkaldıranların, itiraz edenlerin
"te'dip ve terbiye" edilmesi mekanizmasının bir dişlisi
olsun… "Hak-hukuk" denildiğinde ensesi kalınların iş
takipçiliğinden başka bir şey düşmesin aklına…
 
FİLİZ KALAYCI,
HASAN ANLAR,
HALİL İBRAHİM VARGÜN,
MURAT VARGÜN:
İHD üyesi dört avukat, "PKK
üyeliği", "örgüte yardım ve yataklık"
suçlamalarıyla, 9 Kasım 2009'dan beri yargılanıyorlar.
Avukatlar aleyhine gösterilen deliller, kimi sanıkların polis
baskısıyla alınan (ve sonradan mahkeme huzurunda yalan olduğunu beyan
ettikleri) ifadeler, kaynağı belirsiz ihbar e-postaları, yasadışı
dinleme kayıtları, avukatların katıldıkları hak ihlâllerini
protesto eylemleri vb.'nden oluşmakta. Avukatların bir sonraki
duruşmalarının tarihi: 23 Eylül 2010, Perşembe. Duruşma yeri:
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi…
SELÇUK KOZAĞAÇLI:
Çağdaş Hukukçular DerneğiGenel
Başkanı Selçuk Kozağaçlı hakkında, dernek adına
düzenlenen bir basın toplantısında, 19 Aralık 2000 tarihinde
gerçekleştirilen ve tüyler ürpertici bir istihzayla
"Hayata Dönüş" adı verilen operasyon sırasında
Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan (şimdiki HSYK
üyesi) Ali Suat Ertosun'un "Devlet Hizmet Madalyası"
ile ödüllendirilmesini eleştirmesinin ardından, 9 Şubat 2010
tarihinde, "Cumhurbaşkanlığı makamına ve kamu görevlisine
hakaret" iddiası ile TCK 125. maddeden kamu davası açıldı.
Kozağaçlı'nın bir sonraki duruşması, 4 Ekim 2010'da,
Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi'nde yapılacak.
ŞİAR RIŞVANOĞLU:
Gerçek Gazetesi ve Devrimci Marksizm Dergisi
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve yazarı, Adana Barosu
avukatlarından, insan hakları savunucusu Şiar Rişvanoğlu hakkında
Haziran 2010'da "özel görevli" cumhuriyet
savcılığınca üç soruşturma birden açıldı.
Soruşturmaların konusunu, Rişvanoğlu'nun 1-3 Mayıs 2010
tarihlerinde Roj TV'de katıldığı programlarda yaptığı
konuşmalar, 21 Şubat tarihinde Diyarbakır'da BDP'nin I.
Kongresinde yaptığı konuşma ve Adana'da bir portakal
bahçesinde ağaca asılı olarak bulunan Azadiya Welat gazetesi
dağıtımcısı Metin Alataş'ın şüpheli ölümü
üzerine okuduğu ortak basın açıklaması oluşturuyor.
Rışvanoğlu, 2009 yılı yerel seçimlerinde, DTP
çatısı altında oluşturulan ittifakın Adana
Büyükşehir Belediyesi başkan adayıydı…
Rışvanoğlu'nun duruşması, 16 Eylül 2010 tarihinde Adana
Özel Görevli 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
yapılacak.
TAYLAN TANAY:
ÇHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Taylan
Tanay, Ertuğrul Kürkçü ile birlikte kaleme aldığı ve 31
Temmuz 2009 tarihinde Bianet'te yayınlanan "Ali Suat
Ertosun'un Yeri HSYK Koltuğu Değil Sanık Sandalyesidir"
başlıklı yazısı nedeniyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu (HSYK) üyesi ve eski Ceza ve Tevkif evleri Genel
Müdürü Ertosun'un şikayetiyle, 15 bin TL tazminat
istemiyle yargılanıyor. Tanay ile Kürkçü'nün
ilk duruşması, 2 Kasım 2010 tarihinde, Ankara 25. Asliye Hukuk
Mahkemesi'nde yapılacak.
 
* * *
 "Onurumuz ömrümüzden uzun olmalıdır"
der, Adnan Yücel… Onların onurları uzun, upuzun oldu hep.
Onlar, bizi hiç yalnız bırakmadı…
İmzaya açtığımız bu
metinde[***],"suç"larının, bizim
vicdanımızın sesi olduğunu, duruşmalarında yanlarında olacağımızı
kamuoyuna duyururuz…
 
ANKARA DÜŞÜNCE
ÖZGÜRLÜĞÜ GİRİŞİMİ
 
[*] "Bir şeyin değeri, birinin ona ödediği
bedel kadardır"
[**] Levent Kanat, "Savunma Yargı
Kıskacında"
[***] İmza için: href="http://gercek-inatcidir.blogspot.com/">http://gercek-inatcidir.blogspot.com/

 

Milyonluk grev geri adım attırdı

Milyonluk grev geri adım
attırdı

JOHANNESBURG (31.08.2010)- Güney Afrika'da kamu
emekçilerinin iki haftadır süren grevi karşısında
hükümet ilk kez geri adım attı.

Okul ve hastanelerde hayatı durduran grev ikinci haftasını geride
bırakırken, hükümet ile sendikalar arasındaki pazarlık da
sürüyor. Yetkililer, grevdeki yaklaşık 1.3 milyon kamu
emekçisine önerdiği ücret zammını yüzde 7'den
yüzde 8'e yükseltti.

Hükümetin emekçilere önerdiği yeni teklif, Devlet
Başkanı Jacob Zuma'nın, bakanlığa, sendikalarla görüşmek
için yetki vermesinin ardından geldi. Zuma, grevin bitmesi
için bakanlık yetkililerinden sendikalarla uzlaşmaya varmalarını
istemişti.

Reuters's bilgi veren bir sendika yetkilisi, hükümetin
ücret zammı teklifini yüzde 7'den yüzde 8'e
çıkardığını, aylık konut yardımını için
önerdiği 700 randı (108 dolar) ise 800 randa yükselttiğini ileri
sürdü.

Hükümet cephesinden ise konu ile ilgili henüz bir
açıklama yapılmadı.

Greve giden kamu emekçileri, yüzde 8.6 ücret zammı ile
aylık 1000 randlık konut yardımı talep ediyorlardı. Hükümet
ise, emekçilere, yüzde 7 ücret zammı ve aylık 700
randlık konut yardımı önermişti.

Kamu hizmetleri bakanlığı, hükümet yetkilileri ile sendikalar
arasında süren görüşmelerde, masaya yeni bir teklifle
geleceğini açıklamış, teklifin içeriği hakkında ise
bilgi vermemişti.

Hükümetin yüzde 8'lik yeni teklifine kamu
emekçilerinin vereceği cavabın kısa bir süre içerisinde
belli olması bekleniyor.(ETHA)

 

Kaynak : www.atilim.org