3 Temmuz 2012 Salı

Çok Güzel Oyun / Ezgi Başaran

Çok Güzel Oyun / Ezgi
Başaran

Şike davasının nasıl 4.5 ayda sonuçlandığını,
aynı hızın neden diğer davalarda gösterilmediğini tartışalım. Bir de
dava sonucunun açıklandığı gün, (hatta dakika), diğer dert
merkezlerimizde durum neydi hatırlayalım istedim. Bugünümüze,
yarınımıza ve sonraki günlerimize hakim olacak 'Türk futbolunun
bekası' konusu nasıl tek konu olabildi, göstereyim dedim.
Grafikle.

src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2012/07/02/fft16_mf1021592.Jpeg"
style="width: 500px; height: 973px;" />

Kaynak:
Radikal

2 Temmuz 2012 Pazartesi

ÖZEL YETKİLİ AĞIR CEZA MAHKEMELERİNE YENİ MAKYAJ

ÖZEL YETKİLİ AĞIR CEZA
MAHKEMELERİNE YENİ MAKYAJ

Dün gece saatleri itibariyle
Meclis’ten geçen önerge ile Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri
kapatıldı! Aslında kapatılan bir mahkemeden veya yargı pratiğinden söz
edebilmek mümkün değildir. Aynı daha önce DGM’lerin kapatılması
gibi sadece tabela değişikliği yapılmıştır. Yapılan kapatma değil,
makyajdır.

AKP’nin günlerdir kapatılıcağını
açıkladığı bu mahkemeler özelinde “dağ fare
doğurmuştur”. AKP devlet içi iktidar çekişmeleri içersinde kendi
işine yarayacak tarzda bir düzenleme yaparak, sözde Özel Yetkili Ağır
Ceza Mahkemelerini kapatmış olmuştur. Halka düşman bir hükümet olan
AKP’nin, halkı susturmaya ve yok etmeye yönelik işlevi olan bu tür
mahkemeleri kaldırması zaten beklenemeyecektir. Yapılan değişiklik
hiçbir şekilde kabul edilemezdir.

Hak ve özgürlüklere karşı
ihdas edilmiş her türlü özel yargı usulleri, olağan üstü yargı
yerleri ve terörle mücadele yasaları tamamen kaldırılmalı, bugüne
kadar alınan tüm mevcut kararlar ortadan kaldırılmalıdır. Halkın
mücadelesine karşı dizayn edilmiş olan tüm gayrı-meşru yasa ve
mahkemeler tamamen ortadan kalkana kadar Çağdaş Hukukçular Derneği
İstanbul Şubesi olarak mücadelemizin süreceğini bir kez daha kamuoyunun
bilgilerine sunarız.

Saygılarımızla, 02.07.2012

style="text-align: right">Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul
Şubesi

Esad: Türk uçağı İsrail rotasındaydı (Cumhuriyet)

Esad: Türk uçağı İsrail
rotasındaydı (Cumhuriyet)

Utku
Çakırözer’e konuşan Beşar Esad, düşürülen Türk uçağı
olayıyla ilgili olarak AKP hükümetini eleştirdi. Uçağın İsrail
uçaklarının kullandığ hava koridorundan geçtiğini belirten Esad,
“Türk tarafının açıklaması gereken temel gerçek, bu uçağın
özellikle o bölgede ne yaptığıdır?” diye sordu. AKP ile Türkiye
halkının tutumunu birbirinden ayırdıklarının altını çizen Esad,
“kişisel çıkarımı düşünseydim petrodolar peşinde koşar,
ülkeme füze kalkanı kurdururdum diyerek” AKP’ye göndermede
bulundu

Suriye Devlet Başkanı Esad, Cumhuriyet gazetesi
Ankara temsilcisi Utku Çakırözer’e konuştu. Ertuğrul Özkök,
Mehmet Ali Birand ve Amberin Zaman da Esad’dan randevu almış ancak
AKP hükümetinin buna sıcak bakmaması üzerine röportaj yapmaktan
vazgeçmişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, silahsız
Türk RF4 keşif uçağını Suriye ulusal hava sahasında uçaksavar
bataryası ile düşürdüklerini açıkladı. Düşürene kadar uçağın
kime ait olduğunu bilmediklerini söyleyen Esad, “Uçak İsrail
uçaklarının daha önce 3 kez kullandığı koridoru kullanıyordu.
Radarlarımızda görmediğimiz ve bilgi de verilmediği için askerler
düşürdü. Türkiye’ye ait olduğunu düşürdükten sonra
öğrendik. Yüzde yüz ‘Keşke düşürmeseydik’ diyorum”
diye konuştu.

Uçağı Türkiye’nin iddia ettiği gibi
uluslararası hava sahasında düşürmüş olsalar “özür
dilemekten” çekinmeyeceklerini belirten Esad, “Türk hükümeti
iki ordu arasındaki ilişkileri kesmemiş olsa konuyu yine askeri makamlar
arasında ele alır, bu kadar büyümeden çözerdik. Ama son aylarda artık
acil durumda arayacak bir Türk komutanın telefonu bile yok elimizde”
dedi.

Çalışma ofisi olarak kullandığı Eşşaab
Sarayı’nda iki buçuk saat süren röportajın ilk bölümünde iki
ülke arasında yaşanan gerginlik ve son uçak düşürme hadisesini
detaylı olarak ele aldık. Esad’ın sorularımıza yanıtları
şöyle:

‘Halklar savaşa izin vermez’

-
İki ülke arasında ciddi gerginlik var. Bu sıcak bir çatışmaya,
savaşa dönüşür mü?

Bölgede tüm haritanın
değişeceği bir dönem yaşıyoruz. Yüz yıl önce Osmanlı’nın
dağılma sürecine benziyor. O süreçten sonra Araplarla Türkler arasında
gelinen noktayı biliyoruz. Biz Sayın Ahmet Necdet Sezer’in ilk defa
Suriye’ye geldiği ziyarette, 100 yıl önceki olayın izlerinin
giderilmesini hedeflemiştik. Yani anlaşmazlıkların yaşandığı
dönemlerde çok şey öğrendik. Gereken dersleri çıkardık. Şimdi tekrar
hem sizin hem de bizim kaybedeceğimiz döneme tekrar mı dönmek
istiyoruz?

Suriye’de olayların başladığı 15 aydır
birçok alanda bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Birincisi iç sorunu
çözmek ve teröristlerle mücadele etmek. İkincisi Türkiye ile
geliştirdiğimiz ve doruğa çıkardığımız ilişkileri korumayı
hedefliyorduk. Ne yazık ki bu süreçte Türk hükümetinin attığı her
adım bu yapıyı yok etmeye yönelik gelişti. Ve yaptığımız her şeyi
yıkmayı başardılar. Ama bence ilişkinin temeli iki halk arasında
duruyor.

Sorunuzun yanıtına gelince, bu temel ışığında, iki
ülke arasında ikisinin de zarar göreceği bir sıcak çatışmaya
dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü bu hem Suriye hem
Türkiye’nin zararına olur. Bu eğilimin yalnız ve yalnız Türk
hükümetinde olduğuna ve Türk halkının asla savaş istemediğine
inanıyoruz.

‘Uluslararası sahada vursak özür
dilerdik’

- Türk jetinin vurulması talimatını siz ya
da yönetiminiz mi verdi? Uçak nasıl vuruldu?

Burada
mantıklı sorular sorulması lazım. İki seçenek var. Ya iddia ettikleri
gibi biz bilerek düşürdük. Ya da Suriye hava sahasının dışında
yanlışlıkla düşürdük. Eğer dedikleri gibi Suriye dışında
yanlışlıkla düşürüldüyse bunda bir sorun yok. Bunu söyler ve
Türkiye’den resmi anlamda özür dilerdik. Türk halkı da bunu
anlayışla karşılardı.

Yok eğer kasıtlı olarak vurmamız
söz konusuysa, burada da şunun sorulması lazım. Suriye’nin bir
Türk uçağını düşürmekten ne tür bir çıkarı olabilir? Biz
Türkiye’yi ve Türk uçağını düşman algılasak net söylerdik.
Geldi, düşürdük derdik, ama düşman kabul etmiyoruz. Türk halkından 10
yıl boyunca gördüğüm dostluğu başka kimseden görmedim ben. Şimdi
niye onların nefretini kazanacak bir adım atayım ki?

Ya da
ikinci şık olarak biz Türk ordusuna yönelik bir eylem için düşürdük
bu uçağı? O da anlamlı değil. Çünkü Türk ordusu tüm bu kriz boyunca
bize hiçbir şey yapmadı.

‘Radar göstermedi,
uçaksavarla düşürdük’

Gerçek olan şudur: Bu uçak
küçücük bir uçaksavar bataryası tarafından düşürüldü. Bu
sistemler asla 2.5 km’den fazla uzaklıktaki bir hedefi vuramaz.
Normalde uçak düşüremezler. Tek bir koşulu vardır. O da, çok alçaktan
yaklaşıyorsa. Bu uçak çok alçakta uçuyordu ve sahile yaklaştığı
anda düşürülmüştür.

Barış zamanında dost bir ülkeden
gelirse onu düşürmeye gerek yoktur. Hele Türkiye’den geliyorsa
düşürme mantığı hiç yoktur. Ancak herkesin bildiği bir gerçek var:
Biz savaş durumundayız. Dolayısıyla kimliğini bilmediğim her uçak
düşman uçağıdır. Bu durumda da asla merkezi bir kararla olmamıştır.
Çünkü uçak çok alçak uçtuğu için ne bölge ne de merkez radarlar
bunu görebildi.

‘Biz arayıp haber verdik’ />
Biz bu uçağın düştüğü haberini aldığımız anda Türkiye
bir uçağının kaybolduğunu söyledi. Türkiye bu açıklamayı yaptıktan
sonra yani uçağın kaybolduğu bilgisi geldikten sonra “Bu Türk
uçağıdır” dedik. Hiçbir Türk yetkili bizi aramadı. Biz onları
aradık. Türk hükümetinin kararıyla bir süredir Türk ordusu ile
ilişkilerimiz kesik. Bu yüzden Dışişleri Bakanlığınızı aradık.
Saatler sonra bize dönerek cevap verdiler. Arama kurtarma botlarının
gönderildiğini söylediler. Bir kez daha belirteyim: Biz uçağı
düşürürken kimliği konusunda en ufak bilgimiz yoktu.
/>‘İsrail’in vurduğu rotadan geldi’
/>Burada çok bilinmeyen önemli bir nokta var. O da şu: Türk uçağının
geldiği güzergâh İsrail uçaklarının daha önce 3 kez hava sahamıza
girmeye yeltendiği güzergâhtır. Dolayısıyla o taraftan gelen bir uçak,
Suriye askeri açısından İsrail uçağı olarak algılanıyor. Düşman
uçağı olarak kabul edildi ve hızlı biçimde tepki gösterildi, ateş
edildi.

- Uçağın hiçbir ön uyarı yapılmadan
vurulması, hangi uluslararası hukuk kuralıyla bağdaşır?
/>
Merkezi radarda görünseydi uyarılırdı. Ancak uçaksavar
bataryasında oturan askerin önünde radar yoktur. Kural olarak tersi
talimat yoksa gördüğü uçağı düşürür mutlaka. Çünkü gördüğü
ile vurduğu arasındaki süre üç beş saniyelik çok kısa bir süredir.
Yetki de oradaki askerdedir.

- Silahsız bir keşif
uçağıydı. Buna rağmen neden vurdunuz?

Böyle
durumlarda askeri kurallar uçağın modeli, yapısı, görevi, silahlı olup
olmadığıyla sınırlı değildir. Uçaksavar bataryasındaki askerin bu
uçağın ne taşıdığını, füzesi olup olmadığını, keşif amacı
olup olmadığını görmesine imkân yok. Bileceği tek şey var. O
uçağın Suriye hava sahasına girdiği ve kendisine doğru yaklaştığı.
Bunu görerek tepki göstermiştir. Eğer askeri makamlarımız arasında
ilişki olsaydı, Türk tarafı bize uçacağını önceden bildirir ve biz
de ona göre davranırdık. Türk tarafının açıklaması gereken temel
gerçek, bu uçağın özellikle o bölgede ne yaptığıdır? Biz fazla
sorgulamak istemiyoruz ve konuya gelip geçti gözüyle bakmak istiyoruz. />
- Hava sahanıza girişi radarlarınızda nasıl
göremezsiniz?

Yükseklerde bizim hava sahamız dışında
görmüş olabilirler. Ancak girdiği andan itibaren görülmemiştir.
Konuştuğumuz alan 20 km’lik bir uzaklık. Bu mesafe bir iki
dakikalık bir süredir uçak için. Sonrasında görülmüyor çünkü çok
alçaktan uçuyor. Nitekim 2007’de İsrail gelip o binayı vurduğunda
ve aynı güzergâhtan çıkış yaptığında radarlarımız o uçakları
görmemiştir. Son olarak o bölgede Suriye ulusal hava sahasının dışına
erişebilecek füze sistemlerimiz yok. Dolayısıyla konuyla ilgili Türkiye
tarafınca söylenenler gerçekleri yansıtmamaktadır.

-
Türkiye elinde Suriyelilerin telsiz ve radar görüşmelerinin
olduğunu ileri sürüyor? Diğer ülkelerden de bilgi istiyor...
/>
Bölgedeki diğer ülkelere de çağrı yaptı ellerindeki radar ve
telsiz bilgileri için. Tamam doğru. Herkes açıklasın elindekileri. Ama
kimsenin açıklayacağı bir şeyi yok. Israrla bizi suçlayanlar şunu
yanıtlamalı? Bizim bir Türk uçağını düşürmekten ne çıkarımız
olabilir? Biz hâlâ iyi niyetle şunu düşünüyoruz: Bu uçağın hava
sahamıza bilinçli ve kasıtlı gönderildiğini düşünmek bile
istemiyoruz. Keşif amacıyla değil, pilotun yanlışlıkla girdiğini
düşünmek istiyoruz. Ve Suriye olarak geçici bir olay olarak görüyor,
büyütülmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

‘ İsrail
uçağı olsaydı mutlu olurdum’

- Uçağın
düşürüldüğünü öğrenince ne hissettiniz?

Türk
halkı kardeş halkımızdır ve onu üzecek bir şeyin olması beni asla
hiç mutlu etmez ve etmedi. Eğer bu bir İsrail uçağı olsaydı tabii ki
mutlu olabilirdim.

- Keşke olmasaydı diyor
musunuz?

Kesinlikle. Düşman hariç hiçbir uçak için
arzu etmem. Hele bir Türk uçağına yüzde yüz “keşke
olmasaydı” diyorum. Böyle bir ortamda, böyle bir uçağın gelmesi
doğal olarak düşman uçağı gibi algılanıyor. Askeri konulardan
birazcık anlayan biri bunları bilir. Savaş halinde bir ülke dünyanın
her yerinde böyle davranır. Bu kesinlikle siyasi bir karar değildir. Ancak
ne yazık ki Erdoğan hükümeti bu olayı kullanarak dar hesaplar peşinde.
15 aydır Suriye politikası konusunda Türk halkının desteğini
alamamıştı. Şimdi bu olayı fırsat bilerek hükümetler arasındaki
düşmanlığı halklar arası düşmanlığa çevirmek istiyor. Bu çok
tehlikelidir.

- Uçakta biri astronot adayı iki başarılı
pilot vardı. Bilerek düşürmedik dediğinize göre, onların ailelerine
bir mesajınız olacak mı?

Erdoğan’ın
politikaları Suriye halkına gözyaşı, kan ve yıkımdan başka bir şey
getirmiyor, ama biz Türk halkı için yine de en iyisini düşünmeye devam
ediyoruz. Tartışmasız gerçek, Türk halkının bizim kardeşimiz
olduğudur. Dolayısıyla bir vatandaşınızın ölmesi benim kardeşimin
ölmesi demektir. Ailelerine en içten ve en sıcak duygularla
başsağlığı diliyorum. Pilotlardan birisinin babasının, “Benim
oğlum öldü, ama ben savaş istemiyorum” sözlerinden çok
etkilendim. Onun duygularını paylaşıyor, bu onurlu tavrının önünde
saygıyla eğiliyorum.

‘Arayacak Türk komutan
yok’

- Pilotların ailelerinden ve Türk halkından
özür dilemeyi düşünmüyor musunuz?

Bu iki pilot bir
askeri uçağın içindeydi. İki askeri kurum arasında ilişki olsaydı
belki bunlar doğrudan konuşulabilirdi. Ancak ordular arasında her türlü
ilişki Türkiye tarafından yasaklanmış durumda.

- Bu
olay sırasında mı yasaklandı?

Hayır, bir süreden
beri. Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı değişiminden bu yana
hükümet Türk ordusunun bizimle her türlü ilişkisini kestirmiş durumda.
Oysa komşu ülkeler arasında her zaman bu tür olaylar yaşanır ve bu
nedenle de silahlı kuvvetler arasında diyalog olması gerekirdi. Ama ne
yazık ki şu anda bizim Türk ordusundan acil bir durumda arayabileceğimiz
tek bir komutan telefonu bile yok. Olağanüstü durumlarda konuşmamız
gerektiğinde kimseye ulaşamayacağız. Nitekim bu olayda Türkiye’nin
askeri ataşesine ulaşalım dedik. Ona gelen talimat gereği
“Dışişleri Bakanlığı ile konuşun” şeklinde yanıt verdi.
Bu konuyu kapatırken şunu da hatırlatayım. Türk tarafı olayın
başlangıcında bizim, “Gelin komisyon kuralım” teklifimizi
kabul etmiş olsaydı, belki de tüm bu sorunlar yaşanmamış olacaktı. Ama
ne ilginçtir ki biz, “Gelin Lazkiye’de yani uçağın
düşürüldüğü yerde toplanalım” deyince Türk hükümeti
Ankara’da toplanması konusunda ısrar etti ve toplanamadı. O komisyon
toplanabilse belki de bu kadar büyümeyecekti bu mesele.
/>‘Sınıra yığınak yapmayacağız’

-
Türkiye askeri angajman kurallarını değiştirdi. Artık ülkenizi
düşman olarak görüyor. Füzelerin yönü Suriye’ye çevrildi. Ne
yapacaksınız?

Türkiye ile ilişkilerde iki çok kötü
dönem yaşadık. Birincisi 50’lerin ortasında Bağdat Paktı
döneminde yine Türkiye sınırımızda yığınak yapmış, mayınlar
döşemişti. İkinci ise Öcalan krizi dönemiydi. Her iki olayda da
Türkiye’ye düşman gibi bakmadık. Ne yığınak yaptık ne
karşılık verdik. Şimdi de Erdoğan hükümeti ne yaparsa yapsın Türkiye
sınırına yığınak yapmadık ve yapmayacağız. Türk halkı dostumuzdur
ve bizi anlayacaktır. Türkiye hükümetinin Suriye’ye düşman
olmasının bir önemi yok. Eğer Türk halkı düşmanlık beslemeye
başlarsa işte o zaman sorun var demektir.

‘Kendi
ülkemde beni vuramazsın’

- Yeni angajman kurallarına
göre Türkiye sınırına yaklaşan askeri unsurlarınız vurulacak. Böyle
bir hareketin karşılığı ne olur?

Hiçbir devlet kendi
sınırlarına tecavüz olmadığı sürece başka bir devletin silahlı
gücüne o ülkenin sınırları içinde ateş edemez.

- Ya
ederse?

Bizim topraklarımızda bize yapılacak bir eylem
Suriye’ye yönelik bir saldırı olarak algılanır. Öyle bir şey
olduğunda değerlendiririz, ama öyle bir noktaya gelmesini hiç arzu
etmem.

‘İstediğim cümle metinde’
/>(Esad ile görüşmemizden bir gün önce BM’nin Suriye Özel
Temsilcisi Kofi Annan başkanlığında Cenevre’de yapılan
görüşmelerde ilk kez BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi,
Suriye’de bir “Geçiş Hükümeti” kurulması konsunda
ortak bir metinde uzlaşı sağladı. Görüşmede Esad’a toplantıyı
ve alınan karaları da sorma fırsatı bulduk. Şu yanıtları
verdi:
)

- Cenevre’de Kofi Annan liderliğinde
yapılan toplantıdan ‘Suriye’de geçiş hükümeti’
kararı çıktı. Varılan mutabakatı nasıl
değerlendiriyorsunuz?

Henüz ne Annan ne de Rusya
tarafıyla konuştum. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Annan’ın
konuşmasında çok net ifadeler vardı. Birincisi her şeye Suriye halkı
karar verecek. İkincisi, her tür şiddetin durması şart.
/>Silahlı grupların silahsızlandırılması isteniyor. Bu işin içinde
kanlı eller var. Dışarıda da bazı güçler sorumlu diyor Annan. Biz de
bunların hepsini savunuyoruz zaten. Dışarıda söylenen sözler ve alınan
kararlar ilgilendirmez. Biz kendi halkımızın ne diyeceğine bakarız. />
- Metinde sizi rahatsız eden unsurlar var mı? />
Suriye’nin egemenliğinin korunduğu çatı altında her şeyi
konuşuruz. Kimsenin egemenliğimize müdahalesine izin vermeyiz.
İçişlerimize karışan herhangi bir davranışı kabul etmeyiz. Suriye
halkının karar vereceğinin söylenmesi, beni memnun etti. Benim de
söylemim bu zaten.

- Siz Lavrov’un
açıklamalarından memnunsunuz, ama Clinton da “Esad gitmeli”
diyor. Hangisini daha çok dinliyorsunuz?

Ben genel olarak
Amerikan yöneticilerinin hiçbir sözünü ciddiye almam. Çünkü ABD
başından beri bize düşman. Her söylemleri ve davranışlarında belli.
Onlar teröristlerden yana.

- Cenevre belgesinde sizin
gitmenizi ima eden bir madde var mı?

Beni ilgilendiren
tek şey, o metinde yer alıyor. O cümle de şu: Suriye’nin
geleceğine Suriye halkı karar verecek. O cümle oldu mu, bize yeter. Dış
müdahale mi istiyorsunuz? Yoksa Suriye halkının egemenlik haklarına
saygı mı göstereceksiniz? Belge dış müdahaleden söz etmiyor. Suriye
halkının kararına saygı vurgusu var. O da benim için yeterli.
/>- Geçici hükümetin Esad’la mı Esad’sız mı olacağı
tartışması var. Siz bu tartışmaya nasıl bakıyorsunuz?

/>Uluslararası ve bölgesel söylemler beni ilgilendirmez. Yok
Esad’lıymış, yok Esad’sızmış. Dışarıdan empoze edilen
hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Her şeyi kendi iç dinamiklerimizle belirleriz.
Ben kişisel olarak koltuğu düşünmüş olsaydım Amerikan telkin ve
talimatlarını yerine getirirdim. Petro-dolarların peşinde koşardım ve
kendi ilkelerim ve ulusal tutumumdan vazgeçerdim. Ama daha önemlisi
ülkemde füze kalkanı kurmasına izin verirdim.

class="content"> 
Kaynak: sendika.org

KESK, Kararlılıkla Mücadeleye Devam Edecektir!

KESK, Kararlılıkla
Mücadeleye Devam Edecektir!

25 Haziran 2012 Pazartesi günü
evlerine, işyerlerine, sendikalarına yapılan baskınlar sonucu aralarında
Genel Başkanımız, sendikalarımızın yeni ve eski Genel Başkanları,
Genel Sekreterleri, MYK üyeleri, Şube Başkanları ve üyelerimizin olduğu
elli arkadaşımız gözaltına alınmıştır.

Özel
Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla yirmi sekiz
arkadaşımızın tutuklanmasının ardından süreci değerlendirmek üzere
29.06.2012 Cuma günü olağanüstü toplanan KESK Genel Meclisi aşağıdaki
tespit ve değerlendirmeleri yapmış, önümüzdeki sürece ilişkin
tutumunu belirlemiştir. KESK Genel Meclisi Sonuç Bildirgesi
aşağıdadır.

KESK GENEL MECLİSİ
OLAĞANÜSTÜ TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

class="rteleft">AKP eliyle kurulan piyasacı-muhafazakâr “yeni”
rejim, devletin faşist özelliğini de içinde barındırırken bütün
toplumsal muhalefet hareketlerine baskı, sindirme ve etkisizleştirme
politikaları uygulayarak gerçek yüzünü açık biçimde
gösteriyor.

AKP’nin hâkim kılmak istediği
“yeni” rejimde toplumsal muhalefeti canlı tutan siyasetçi,
gazeteci, bilim insanı ve tüm kurumlar tehdit unsuru olarak
görülmektedir. Bu “yeni” rejime karşı çıkan, hakları ve
özgürlükleri için mücadele eden tüm hukuksuz saldırıların hedefi
haline getirilerek etkisizleştirilmek, muhalif kesimlerin şahsında tüm
toplum baskı altına alınmak istenmektedir.

Bu
çerçevede rejime muhalefet eden kadınlar, gençler, aydın ve
sanatçılar, gazeteci ve yazarlar, seçilmiş milletvekilleri ve belediye
başkanları ile suyuna ve doğasına sahip çıkan köylüler zalimin
zulmüne maruz kalarak tutuklanmakta, cezaevlerine doldurulmaktadır.

class="rteleft">KESK; yoksulluğun, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun hüküm
sürdüğü, emeğin haklarının yok sayıldığı, demokrasiden, sendikal
hak ve özgürlüklerden söz etmenin mümkün olmadığı bu ülkede,
toplumun sesi ve vicdanı olarak yoksulluğa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa
karşı, emeğin haklarının geliştirilmesi için, demokrasi, sendikal hak
ve özgürlüklerin daha fazla yaşam bulması için mücadele
etmektedir.

KESK; kapı kulluğunu reddederek emeğin
haklarını, grevli-toplu sözleşmeli sendikal yaşamı, insan hak ve
özgürlüklerini, Kürt sorununun çözümünde geliştirilen savaş
politikalarına karşı barışı, halkların kardeşliğini, eşit ve
özgür bir arada yaşamı savunmakta, insanca yaşam mücadelesi
vermektedir.

KESK; mücadeleci, örgütlü ve dinamik
yapısı nedeniyle ezilenlerin, yoksulların, sömürülenlerin yani tüm
toplumun sesi ve vicdanı olduğu için siyasi iktidar tarafından
etkisizleştirilmeye çalışılmakta, kriminalize edilmek istenmektedir.
Kısacası KESK, kendisini var eden değerler ve bu değerlere
bağlı kararlılıkla sürdürdüğü mücadelesi nedeniyle
hedeftedir.

Roboski katliamı ile toplumun
vicdanında mahkûm olan, emperyalistlerin Suriye politikalarının
taşeronluğunu yaparken köşeye sıkışan AKP’nin yürüttüğü
pervasız saldırılar düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne saldırı
boyutunu aşmış, yaşam hakkına müdahaleye dönüşmüştür.

class="rteleft">Son yaşanan tutuklamalarla birlikte KESK’in toplam 69
yönetici ve üyesi tutuklu bulunmaktadır. Sadece son bir yıl içerisinde
54 yönetici ve üyemizin tutuklanmış olması KESK üzerinde yaratılan
baskı ve kuşatmanın sistematik bir hal aldığını göstermektedir. class="rteleft">KESK Üzerindeki Baskı ve Kuşatma Neden
Arttı?

KESK, 8 Ekim 2011 tarihinde mücadele
arkadaşları olan DİSK, TMMOB ve TTB ile birlikte emek ve demokrasi
güçlerinin de katılımıyla “İnsanca yaşam için; eşit, özgür,
demokratik bir Türkiye” şiarıyla Ankara’da kitlesel
katılımlı miting düzenlemiştir.

KESK, 3 Aralık
2011 tarihinde Emek ve Demokrasi Güçleri ile birlikte "Özel Yetkili
Mahkemelerin ve Terörle Mücadele Yasasının kaldırılması,
gözaltıların durdurulması, tutukluların serbest bırakılması"
talebiyle ülke genelinde on binlerce insanın sokaklara çıkmasına
öncülük etmiştir.

KESK, “Grevli-toplu
sözleşme, Güvenceli istihdam, İnsanca yaşanacak temel ücret,
Baskı-ceza ve sürgünlerin durdurulması, ek ödemelerin emekliliğe
yansıtılması için” sağlık işkolunda örgütlü sendika ve meslek
örgütlerinin oluşturduğu platformla birlikte 21 Aralık 2011 tarihinde
grev yapmıştır.

KESK, bugün eğitim sistemini kaosa
sürüklediği daha iyi anlaşılan, 4+4+4 olarak bilinen kız
çocuklarının okullaşma oranını azaltarak çocuk gelinliğin ve çocuk
işçiliğin önünü daha da açan, temel eğitimi dahi paralı hale
getiren, gerici eğitim yasasına karşı 28-29 Mart 2012 tarihlerinde iş
bırakmıştır. Tüm engellemelere, adı konulamamış
“sıkıyönetim” uygulamalarına rağmen iki gün boyunca başta
Ankara Kızılay meydanı olmak tüm yurdu direniş alanına
çevirmiştir.

1 Mayıs’ta, KESK’in
öncülüğünde Türkiye’nin dört bir yanında büyük bir
kitlesellikle alanlara çıkan kamu emekçileri, kazanılmış haklarına
yönelik saldırı girişimleri karşısında sessiz ve tepkisiz
kalmayacaklarını göstermişlerdir.

KESK, 23 Mayıs
2012 tarihinde “grevli toplu sözleşme, insanca yaşanacak bir ücret,
güvenceli istihdam, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması,
ücretlerimizin vergi artışından etkilenmemesi, kadın emekçilere pozitif
ayrımcılık uygulanması ve baskıların son bulması için” iki
milyon kamu emekçisinin greve çıkmasına öncülük etmiştir. AKP ve
yandaşları tarafından oynanan kamu emekçilerini sefalete mahkûm eden
toplu sözleşme oyununun deşifre edilmesini sağlamıştır.

class="rteleft">KESK; siyasal iktidara sırtını dayayarak, yandaşlık
anlayışı ile sendikal mücadele verilemeyeceğini ispat etmiş, grev
hakkımızın kullanılmasıyla ilgili tartışmalara grev yaparak son
vermiştir.

Bize yönelen son dönemdeki baskıların
temel gerekçesinin KESK’in kararlı bir mücadeleyi yürütmekteki
ısrarı olduğu anlaşılmaktadır. Birilerinin çok rahatsız olması
verdiğimiz mesajların yerine ulaştığının göstergesidir!

class="rteleft">İşte bu nedenle; üyelerinin hak ve çıkarlarını
korumakla, geliştirmekle görevli her sendikanın, her konfederasyonun
yapması gereken sendikal faaliyetlerimiz sorgulama konusu haline
getirilmektedir.

“12 Eylül’le
hesaplaşacağız”, “temel hak ve özgürlükler genişleten
anayasa yapacağız, yargı paketleri hazırlayacağız” gibi toplumun
gözünü boyamaya yönelik aldatmacalarına karşı gerçekler gün gibi
ortadadır. 12 Eylül zihniyetinin ürettiği politikalarla
serpilip-gelişenlerin bu zihniyetle herhangi bir sorununun olamayacağı,
emek düşmanlığı konusunda darbe döneminin yönetimlerini bile gölgede
bırakan bize yönelik uygulamalarından görülmektedir.

class="rteleft">KESK’in bu faaliyetleri “Özel Yetkili
Mahkemeler” devreye sokularak yargılanıyor. Bu süreçte toplumun ve
kamu emekçilerinin taleplerini işyerlerinde ve sokakta mücadele ederek
kamuoyu ile buluşturan KESK suçlu ilan edilmek isteniyor. class="rteleft">KESK Neden Sorgulanıyor? class="rteleft">KESK’in eylem kararlarını nasıl aldığı emniyet ve
Özel Yetkili Mahkeme tarafından sorgulanıyor.

KESK
aşağıdan yukarıya demokratik karar alma süreçlerini işleten bunu da
tüzüğüne yazan bir emek örgütüdür. KESK’in mücadelesine yön
veren Tüzüğünde yazan ilkeleridir, kongre ve meşru seçilmiş
organlarının kararlarıdır. Bunlar sır değildir, bu durum herkes(!)
tarafından bilinmektedir.

Nasıl ki; Türkiye çok
kimlikli ve çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahipse, KESK’ de,
Türkiye’nin bütün renklerini içerisinde barındıran ve birini
diğerine tercih etmeyen bir özelliğe sahiptir. KESK, siyasi düşünce,
dil, din, mezhep, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeden, farklılıkları
zenginlik olarak görerek bütün kamu çalışanlarını emekçi kimliği ve
ortak sınıf çıkarları etrafında buluşturmayı hedeflemektedir.

class="rteleft">Bunun için KESK Türk’tür, Kürt’tür,
Çerkez’dir, KESK, İstanbullu, Samsunlu, Diyarbakırlı, Muğlalı,
Hakkârili, İzmirli, Konyalı, Hakkârili, Ankaralıdır. KESK
TÜRKİYELİDİR.

KESK KARARLILIKLA
MÜCADELEYE DEVAM EDECEKTİR!

KESK, sendikal
mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu
bilen kamu emekçilerinin mücadele örgütüdür. KESK, farklı siyasi
düşünceden ve sendikal anlayıştan kamu emekçilerinin üye olduğu
çoğulcu bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla dünyada ve Türkiye’de
çokça örnekleri olduğu gibi aynı sendikal anlayışa sahip sendikal
kadroların oluşturdukları platformlarda bir araya gelmesi, toplantılar
yapması ve sendikal mücadeleye ilişkin düşüncelerini adlarını
verdikleri yayınları da kullanarak sendikal kamuoyuna aktarması kadar
doğal ve meşru bir tutum olamaz. KESK’in mücadelesini,
kararlılığını güçlendiren bu yapılar tüzüğümüzdeki ilkeleri ve
organlarımızın kararlarını yaşama geçirmek için ortak bir irade
etrafında kenetlenmişlerdir.

KESK, yürüttüğü
onurlu mücadele ile kimseye biat etmedi. İktidarlara gönüllü kulluk
yapıp, eteğini öpen yandaşları gibi zerre kadar menfaat için olup
bitene boyun eğmedi. Bunun için her zaman demokrasi ve emek
düşmanlarının hedefinde oldu. Bugün de hedeflerinde olması
şaşırtıcı değildir.

Bu nedenle bileklerine
kelepçe, ayaklarına pranga vurdukları demokrasiye de dünya kamuoyu
önünde geçit töreni yaptırıyorlar. KESK, faşizme karşı demokrasiyi,
emperyalizme karşı bağımsızlığı, savaşa karşı barışı,
baskılara karşı özgürlüğü, ırkçılığa ve şovenizme karşı bir
arada yaşamı savunan tüm toplumsal kesimlerin sesidir. KESK, sahte sendika
yasasına karşı Grevli Toplu Sözleşmeyi savunmaya, emek ve demokrasi
mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.

class="rteleft">Bu saldırılara en anlamlı yanıtı verebilmenin yolunun
emeğimize, mücadelemize, arkadaşlarımıza ve örgütümüze sahip
çıkmaktan yani KESK’i daha büyütmekten geçtiğinin farkındayız.
Bu bilinç ve kararlılıkla; önümüzdeki süreçte bir taraftan
örgütlenme çalışmalarımızı yoğunlaştırırken, diğer taraftan
örgütümüze yönelen her türlü anti-demokratik uygulamaya karşı daha
geniş toplumsal kesimlerle cevap vereceğiz.

Tamamen
hukuksuz ve keyfi biçimde tutuklanan tüm arkadaşlarımızın
özgürlüğüne kavuşması için her türlü hukuki girişimde
bulunacağız. Üzerimize atılmaya çalışılan iftiraları tek tek teşhir
edecek, gerçekleri tüm çıplaklığıyla emekçi halkımızla ve tüm
kamuoyu ile paylaşacağız.

Bunun için başta üyesi
olduğumuz Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa
Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) olmak üzere tüm uluslararası
konfederasyon ve sendikalarla süren dayanışmamızı artıracağız. Sadece
KESK’in değil, ülkemizdeki tüm emek ve demokrasi güçlerinin
kuşatılması operasyonlarına karşı emeğin birleşik mücadelesini
örgütlemek için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

class="rteleft">Tüm KESK’li tutuklulara yönelik sahiplenme kitlesel
mücadele ile sürdürülecek, tutuklu arkadaşlarımızın aileleriyle
dayanışma içerisinde olacağız.

Yukarıda ifade
ettiğimiz faaliyetlerden dolayı AKP’nin takdirine mazhar olmayı
zaten beklemiyoruz. Bu eylem ve etkinlikler suçsa, KESK ve KESK üyeleri
önümüzdeki süreçte de hem KESK’i, hem de mücadeleyi büyüterek
bu suçu işlemeye devam edecektir.

KESK’e
yapılan son saldırıda bizleri yalnız bırakmayan, dayanışma içerisinde
olan uluslararası emek örgütleri başta olmak üzere, sendikalara,
demokratik kitle örgütlerine, meslek odalarına, siyasi partilere,
aydınlara ve demokratik duyarlılık gösteren basın kuruluşlarına
teşekkür ederiz.

YAŞASIN SENDİKAL
MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN DEMOKRASİ
MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN
KESK!

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP
BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!

Kaynak:
kesk.org.tr

1 Temmuz 2012 Pazar

TÜRKİYE AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR!

TÜRKİYE AÇIK CEZAEVİNE
DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR!

Türkiye açık cezaevine
dönüştürülmüştür!

İçerde ve dışarıda savaş konseptini
uygulayan siyasi iktidar ülkemizi bir cezaevine dönüştürmüş durumda.
Her gün KCK operasyonları adı altında sendika yöneticileri, belediye
başkanları, memurlar, işçiler, öğrenciler, kadınlar, çocuklar ve daha
nice insan "terörist " oldukları gerekçesiyle ya gözaltına
alınıyor ya da tutuklanıyor.

Bu sabah başta KESK ve Eğitim Sen
Genel Merkezleri olmak üzere birçok ilde sendikalar aranmış ve 72 kişi
gözaltına alınmıştır. Yasalar çerçevesinde kurulmuş olan ve bu
doğrultuda emekçilerin haklarını korumak için faaliyet yürüten bir
sendikanın yöneticilerinin "terörist olma" gerekçesiyle
gözaltına alınmaları manidardır. Türkiye halkı ne yazık ki hükümet
yanlısı ya da karşıtı olmak gibi iki kategoride değerlendirilmekte ve
hükümet politikalarını eleştiren, daha demokratik bir ülke isteyen her
birey cezaevi tehdidiyle korkutulmaktadır.

ABD`nin istekleri
doğrultusunda Suriye`ye "demokrasi götürme" vaadiyle müdahaleye
hazırlanan siyasi iktidarın içeride kendi muhaliflerine Suriye
yönetiminin muhaliflere uyguladığı baskının farklı bir biçimini
uyguluyor olması trajikomiktir. Siyasi iktidar açıkça Türkiye
muhalefetinin tek adresi olan demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum
örgütlerini baskı altına alarak Suriye ile gireceği bir savaş durumunda
dikensiz gül bahçesi yaratma çabalarındadır.

İç ve dış
politikasını saldırgan bir zemin üzerine inşa eden, siyasi iktidarın
güvenlik politikalarını derhal gözden geçirmesi gerekmektedir. 2009
yılından bu yana KCK operasyonları adı altında tutuklanan aralarında
belediye bakanlarının da olduğu yaklaşık 7 bin insan iddianameleri bile
hazırlanmadan cezaevlerinde bekletiliyor. Hem hukuka hem adalet sisteminin
derin yaralar almasına neden olan bu durum, Kürt sorunun barışçıl
yollarla çözümünü engelleyen en önemli sorun alanlarından biri haline
gelmiştir.

Diğer taraftan Kürt sorununu diyalog ortamında çözüme
kavuşturma söylemlerinin yeniden gündemde olduğu şu günlerde önce Van
Belediye Başkanı Bekir Kaya ardından KESK Genel Başkanı Lami Özgen`in
de aralarında bulunduğu yüzlerce kişinin gözaltına alınması veya
tutuklanması sadece savaştan nemalanan kesimlerin işine
yarayacaktır.

Siyasi iktidar biran evvel bu hatalarını fark etmeli
ve Türkiye`yi demokratik ilkeler çerçevesinde yönetme niyetini
göstermelidir.

İnşaat Mühendisleri Odası

Tutuklanan Arkadaşlarımıza Söz Veriyoruz, Mücadelemizden Asla Vazgeçmeyeceğiz! / KESK

Tutuklanan
Arkadaşlarımıza Söz Veriyoruz, Mücadelemizden Asla Vazgeçmeyeceğiz! /
KESK

Konfederasyonumuza yönelik geliştirilen
karalama kampanyasına, baskı politikalarına, gözaltı ve tutuklamalara
karşı en iyi cevabı binlerce KESK’li günlerce Ankara Adliyesinden
ayrılmayarak verdi. Konfederasyonumuz üye ve yöneticileri alkışlarla,
sloganlarla, ıslıklarla, halaylarla gözaltına alınan
arkadaşlarımızın serbest bırakılması için haykırdı!

Dün Adliyeye sevk edilen 16
arkadaşımızdan 3'ü savcılık sorgusu sonucu serbest bırakılıdı.
Tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen 13 arkdaşımızdan aralarında
Genel Başkanımızın da olduğu 7'si serbest bırakılırken 6
arakadaşımız ise tutklandı. iki gündür adliye önünde bekleyen
KESK'liler tutuklanmaları kınarken KESK'in emek ve demokrasi
mücadelesinden asla geri adım atmayavağını haykırdı.

class="rteleft"> 

Dün (28 Haziran) Savcılıkça ifadesi alındıktan sonra serbest
bırakılan eski Genel Sekreterimiz Kasım Birtek, kısa bir
açıklama yaparak tutuklamalara karşı oluşan duyarlılık ve sahiplenme
için bütün KESK'lilere teşekkür etti.

class="rteleft">Birtek, “Tüm arkadaşlarımızın morali, mücadele
azmi dışarda nasılsa içerde de öyledir. İçerde olan
arkadaşlarımızın tek bir istekleri vardır; tüm arkadaşların
mücadeleyi büyüterek sürdürmesini istiyorlar, bu isteğin dışında
hiçbir istekleri yoktur.
Bizi Konfederasyonumuzun
aldığı eylem kararlarıyla suçluyorlar, haklarımız için yaptığımız
Grevlerle suçluyorlar
, KESK 1990’larddan beri
alanlarda mücadele ediyor, bilinmelidir ki siyasi kararlarla KESK’i
yıldıramazsınız.” dedi.

style="line-height: 115%; background-color: white; font-size: 10pt">16
arkadaşımızla birlikte ifadesi alınan
style="line-height: 115%; background-color: white; font-size: 10pt">
Genel Başkanımız Lami Özgen de Adliye çıkışında bir
açıklamada bulunarak şunları kaydetti,

class="rteleft">“Kurulduğumuz günden bu yana sendikal hak ve
özgürlükler mücadelesinde, emek ve demokrasi mücadelesinde birçok
arkadaşımız baskı, gözaltı ve tutuklamayla, faali meçhullerle karşı
karşıya kaldı. Yine belli bir süredir Hükümetin tekçi, otoriter,
faşizan yönetim anlayışı, toplumun bütün kesimlerini nasıl baskı
altına alıp sindiriyorsa; aynı uygulamalar KESK’in üzerinde de
terör estirilmek suretiyle gün be gün arttırılarak devam
ettirilmektedir.

Son bir kaç ay içinde arka
arkaya KESK'e yönelik geliştirilen operasyonlar KESK'in
yürütmüş olduğu fiili meşru sendikal mücadeleye yönelik KESK'in
içinde bulunan devrimci, demokrat, yurtseverlere yönelik geliştirilen
bilinçli, kasıtlı ve programlı yönelimlerdir. Bu yönelimler,
yürüttüğümüz sendikal haklar ve özgürlükler mücadelesini
kriminalize etme, içselleştirme, gözden düşürme, etkisiz hale getirme,
bize geri adım attırma ve boyun eğdirmeye yöneliktir. Ama öyle bir
mücadele geleneğinden geliyoruz ki asla ve asla, sonucu ne olursa olsun,
bize karşı yürütülen bu baskılara dün de boyun eğmedik, bugün de
boyun eğmedik, yarın da boyun eğmemeye devam edeceğiz"
dedi.

İNADINA SENDİKA İNADINA
KESK!

Özgen konuşmasına şu sözlerle
devam etti, “Pazartesi sabahı tamamen hukuksuz, keyfi, uyduruk
gerekçeler bahane ederek ve KESK’in 8 Ağustostan Bu yana yapmış
olduğu bütün eylem ve etkinlikleri yasa dışı gibi göstermek suretiyle
Ankara polisi uyduruk bir operasyon gerçekleştirmiştir ve bu operasyon
sonucu 28 arkadaşımız şu anda aramızda değil. Tutuklanmışlardır.
ancak onlar bizim yüreğimizde, bilincimizde ve mücadele azmimizde sürekli
yanımızda olacaklardır.

style="line-height: 115%; background-color: white; font-size: 10pt">Bütün
sendikalarımızın MYK ve Şubeleri adına bir kez daha tutuklu olan ve yeni
tutuklanan arkadaşlarımıza söz veriyoruz asla ve asla mücadelemizden
vazgeçmeyeceğiz, geri atmayacağız, sonuna kadar bu haklı mücadelemizi
sürdürmeye devam edeceğiz. Yanımızda olmasanız da, demir parmaklıklar,
beton duvarlar arasında olsanız da biz söz verdik, KESK’li bütün
tutsaklar bizim onurumuzdur, mücadelemize ışık tutacaklardır.”
dedi

Dün (28.06.2012) Toplam 16 Kişi Savılığa
Çıkarıldı.

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">SAVCILIKTAN SERBEST
BIRAKILANLAR

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">1- KASIM BİRTEK
: EĞİTİM SEN DİYARBAKIR ŞUBE BAŞKANI- KESK ESKİ GENEL
SEKRETERİ

2-
ŞAHİN KAYIKICI : EĞİTİM
SEN SİİRT ŞUBE DİSİPLİN KURULU ÜYESİ

class="rteleft">3-
ALİCAN
KAPLAN
: EĞİTİM SEN
ÜYESİ

 

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">GERİ KALAN 13 KİŞİ TUTUKLANMA
İSTEMİYLE MAHKEMEYE SEVK EDİLDİ. GECE 01.30 CİVARINDA AÇIKLANAN MAHKEME
KARARINA GÖRE;

SERBEST BIRAKILANLAR:

class="rteleft">1-LAMİ
ÖZGEN:
KESK GENEL
BAŞKANI

2-AHMET KOÇYİĞİT: TARIM ORKAM SEN ÜYESİ

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">3-CENGİZ PAYCU: style="font-size: 10pt"> SES VAN ŞUBE ÜYESİ

class="rteleft">4-SADRETTİN KAYA: KESK
DENETLEME KURULU ÜYESİ

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">5-ADDULKADİR
BAYDUR
: KESK GENEL MECLİSİ
ÜYESİ

6-FAİK DELİ: TÜM BEL SEN İSTANBUL ŞUBE ESKİ YÖNETİM KURULU
ÜYESİ

7-MÜZAHİT KARAKUŞ : EĞİTİM SEN VAN ŞUBE YÖNETİM KURULU
ÜYESİ

 

style="line-height: 115%; font-size:
10pt">TUTUKLANANLAR:

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">1-MEHMET BOZGEYİK:
EĞİTİM SEN GENEL
SEKRETERİ

2-ÇERKEZ AYDEMİR: ANKARA EĞİTİM SEN 2 NOLU ŞUBE SEKRETERİ

class="rteleft">3-FİKRET
ÇALAĞAN:
SES MERKEZ DENETLEME
KURULU BAŞKANI

4-VEYSEL ÖZHEKTİ : BTS DİYARBAKIR ŞUBE SEKRETERİ

style="line-height: 115%; font-size: 10pt">5-HASAN ÖLGÜN: style="font-size: 10pt"> EĞİTİM SEN TUNCELİ ŞUBE BAŞKANI

class="rteleft">6-
ŞERİF İLDOĞAN:
URFA EĞİTİM
SEN ÜYESİ, SİVEREK ESKİ TEMSİLCİSİ
class="rteleft">25.06.2012 pazartesi gününden bugüne toplam 28 KESK'li
tutuklanırken aralarında Genel Başkanımızın da olduğu toplam 22'si
serbest bırakıldı.

Kaynak: kesk.org.tr

'İş cinayetleri mühendisleri de aramızdan alıyor'

'İş cinayetleri
mühendisleri de aramızdan alıyor'

Haziran ayında 59 işçi hayatını kaybetti. Bunlardan 23'ü,
sermayenin lokomotif sektörü olan inşaatlarda gerçekleşti.
Haziran'da bir çevre mühendisi de yaşamını yitirdi. İSİG,
mühendislerin çalışma koşullarına dikkat çekti.

İSİG<br />  Haziran raporu src="http://media.etha.com.tr/images/2012/07/01/cache/etha-20120701-is-cinayeti-00_display.jpg"
/>

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), Haziran
ayı iş cinayetleri raporunu, yakınlarını iş cinayetlerinde yitiren
ailelerin her pazar Galatasaray'da düzenlediği "Vicdan ve Adalet
Nöbeti" eyleminde açıkladı.

Galatasaray Lisesi'nin demir
kapısına Haziran'da yaşanan iş cinayetlerine ilişkin bilgilerin
olduğu pankart asılırken, bu ayki raporda çevre mühendislerinin
çalışma koşullarına dikkat çekildi.

Raporu açıklayan Çevre
Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Semra Ocak, tespit
edebildikleri kadarıyla Haziran ayında 59 işçinin hayatını
kaybettiğini belirtti.

'İNŞAATLAR İŞÇİ ÖLÜMLERİ
ÜZERİNDEN BÜYÜYOR'

Ölümlerin en çok inşaat ve mevsimlik
tarım sektöründe yaşandığını bildiren Ocak, "Sermaye ve AKP
iktidarının lokomotif sektörü olan inşaatlar işçi ölümleri
üzerinden büyüyor" dedi. Ocak, Haziran ayında 23 inşaat işçinin
hayatını kaybettiğini, bunlardan 16'sının yüksekten düşme
olduğunu söyledi. Ocak, yüksekten düşmenin önüne çok rahat bir
şekilde geçibileceğini belirterek, "Yine TBMM'de İş Sağlığı
ve Güvenliği Yasası görüşülürken Meclis kapısında atık su gideri
çalışması yürüten Nadir Kekilli adlı işçi göçük altına kalarak
can verdi. Bu durum sermayenin ve iktidarın işçinin sağlığına
bakışının bir özetidir" dedi.

Semra Ocak, çoğunluğunu
Kürt köylülerin oluşturduğu mevsimlik tarım işçilerinin yine ölüm
yolcuğuna çıktığını belirterek, Haziran ayında 7 tarım işçisinin
hayatını kaybettiğini ifade etti.

Ocak, Antalya'da Uğur
Kazancı'nın ölümü ile birlikte yaşamını yitiren tersane
işçilerinin sayısının ise 151'e çıktığını
kaydetti.

ÖZAKINCI'NIN ÖLÜMÜ KAZA DEĞİL
CİNAYET

"İş cinayetleri mühendisleri de aramızdan
alıyor" diyen Semra Ocak, 26 Haziran'da İzmir'in Torbalı
ilçesinde bir fabrikanın bacaına emisyon ölçümü yapmak için çıkan
Çevre Mühendisi Onur Ercan Özakıncı'nın, yüksek gerilim hattına
kapılarak yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Ocak, şöyle devam etti:
"Yüksek gerilim hattı altında bir sanayi tesisinin kurulmasına göz
yumanlar, ölçüm çalışması öncesinde gerekli kontrol mekanizmalarını
işletmeyen fabrika yetkilileri ve çalışanı için güvenli iş ortamını
sağlayamayan ölçüm firması yetkililerinin görev ihmalleri sonucu
gerçekleşen olayın kaza değil cinayet olduğunu bir kez daha
vurguluyoruz."

Semra Ocak, Türkiye'de tüm emekçiler gibi
çevre mühendislerinin de iş yaşamlarında tehlikeli ortamlarda, güvenlik
önlemleri olmaksızın çalışmak zorunda bırakıldığını belirterek,
"İşveren tarafından 'gereksiz maliyet' olarak görülen
güvenlik önlemleri ve koruyucu ekipmanların yokluğunda yaşanan
kazaların kurbanı olmaktalar" dedi.

Kaynak:
ETHA