12 Mart 2011 Cumartesi

Latin Amerika'dan Özerklik Deneyimler (II) / Sibel Özbudun

Latin Amerika'dan Özerklik
Deneyimler (II) / Sibel Özbudun

“Üretilmeyen, ortaya
çıkarılmayan,

       size="2">yaratılmayan hiçbir deneyim
yoktur.”[1]

       size="3">Bir önceki yazıda, Latin Amerika kıtasında XX. yüzyıl
sonlarında başgösteren yerli hareketlerinin biçimlenişinin,
1980’lerden itibaren uluslar arası finans kurumlarının ve
kreditör ülkelerin hükümetlerinin basıncı ile kıta
ülkelerince benimsenen neo-liberal politikalardan bağımsız
olmadığını görmüştük. Bir kez daha vurgulayacak olursak,
kıta ölçekli bir yeniden yapılandırmayı hedefleyen bu
politikalar, Birleşmiş Milletler Latin Amerika İktisadî Komisyonu
(ECLA) tarafından yüzyıl ortalarında geliştirilen ithal ikameci,
içe doğru büyüme modeline nihaî darbeyi indirerek
ihracata, özelleştirmelere ve dünya ekonomisiyle entegrasyonu
(küreselleşme) benimseyen, neo-liberal modelle ikamesini
öngörmekteydi. Devletin (iktisadî rolünün)
küçültülmesi ve serbest piyasa ekonomisi ve
mantığının yaygınlaştırılmasına dayalı bu model açısından
yerli halkların özerkliği ve kendi kalkınmalarını üstlenmesi,
hem devlet(ler)in sosyal bütçelerinin daraltılması, hem de
adem-i merkezîleşme, dolayısıyla da devletin
küçültülerek etkinleştirilmesi retoriğiyle uyum
içerisindeydi.

      Ne
ki, neo-liberal politikalar, Latin Amerika halkları, özellikle de
yerli toplumlar açısından başka bir anlam ifade etmekteydi. Yerli
cemaatler o güne dek beyaz ya da mestizo uygarlığın yerleşmeyi
fizibiliteye uygun bulmadığı marjinal (buzul, çöl,
cangıl…) alanlara sığınagelmişti. Ve bu bölgelerin
doğalgaz, akarsu, petrol ya da hidrokarbon kaynakları açısından
zengin olduğunun ortaya çıkması, onları bir kez daha (kapitalist)
uygarlığın hedef tahtası hâline getirecekti.

       size="3">Böylelikle Latin Amerika yerli halkları, kendilerini bir kez
daha, mücadelenin içinde buldu. Bu kez mücadelelerinin
hedefinde, yalnızca 1990’lı yıllarda kendilerine tanınan
özerklik ve teritoryal hakların alanını daraltacak ve onları kağıt
üzerinde kalmaya mahkûm kılacak tarzda, yaşadıkları
topraklardaki kaynakları büyük şirketlerin, yeni girişimcilerin
müdahalelerine açan neo-liberal hükümetler yoktu;
topraklarını işgal eden, petrol sondaj çalışmalarıyla sularını
kirleten, nehirlerine inşa ettikleri hidroelektrik santrallerle sulama ve
balıkçılık sistemlerini yok eden, kereste üretme ya da
fast-food endüstrisinin sığırları için otlaklara
dönüştürme adına ormanlarını yok eden, özelleştirme
girişimleriyle onları sığındıkları varoşlarda en temel
ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle getiren çokuluslu
şirketler (ÇUŞ’lar) de yer alıyordu.

       size="3">Üstelik küreselleşme süreçleri
sağladıkları iletişim olanakları sayesinde, yerli halkları hem
birbirleriyle, hem de kıtasal ölçekte, neo-liberalizm karşıtı
diğer toplumsal kesimlerle temasa ve koordinasyona
geçirebilecekti.

       size="3">Böylelikle Latin Amerika yerlileri, geçmişteki
sendikal/sınıfsal ve XX. yüzyıl sonlarında geliştirdikleri
kültürel/kimliksel mücadelelerini kaynaştırarak kıtasal
ölçekli bir anti-neo-liberal hareket geliştirme işine
giriştiler. Bu yazıda, bu yeni dinamiğin biçimlenişini ele
alacağız.

      *
* *

       size="3">XX. yüzyıl sonunda dünyanın farklı bölgelerinde
boyvermeye başlayan küreselleşme karşıtı toplumsal muhalefet
hareketlerinin tetikleyicisi, hiç kuşkusuz ki, Meksika
hükümetinin ABD ve Kanada ile imzaladığı NAFTA (Kuzey Amerika
Serbest Ticaret Anlaşması)’nın yürürlüğe gireceği
1994 yılbaşında, ülkenin güneyindeki Chiapas eyaletinde
ayaklanarak San Cristobal de las Casas’ı “işgal” eden
yüzleri maskeli, silahlı Maya yerlileriydi. Meksikalı karizmatik
“komutan yardımcısı” Marcos’un
sözcülüğünü üstlendiği ayaklanma, neo-liberal
politikalarının göreli direniş yokluğunda, küresel
ölçekli olarak uygulamaya sokulduğu ve yeryüzünün
kırılgan gelir dengelerini hızla daha da bozarak birkaç
küresel şirketin dünya servetinin büyük
bölümünü kontrol eder hâle getirdiği yirmi
yıllık sürecin, sonuna işaret eder görünüyordu.
Kendilerine EZLN (Ejercito Zapatista de la Liberacio
Nacional=
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) adını veren isyancı
Mayalar, aynı zamanda yerli halkların küresel neo-liberal sisteme
karşı duruşunu da ifadelendirmekteydi.

       size="3">Chiapas Mayalarını kısa sürede kıtadaki diğer yerli
halklar izleyecekti: 1990’ların ortasında, Kolombiya U’waları,
Occidental Petrol Şirketi’nin topraklarındaki sondaj
çalışmalarına boyun eğmektense, ölmeyi yeğlediklerini
dünyaya ilan ettiler (Şirket, yerli direnişi sonucu imtiyazlarını
Kolombiya devlet petrol şirketine terk edip ülkeden
ayrılacaktı…). Peru yerli örgütlerinin Urubamba ırmağı
havzasındaki Camisea gaz projesine karşı direnişleri, 2003
Ağustos’unda girişimi geçici olarak felce uğratırken,
Citibank ve ABD’li Export-Import Bankası’nın finansmandan
vazgeçmesine yol açtı.

       size="3">Ekvator’da yerli ayaklanmaları, birbiri peşisıra iki devlet
başkanının devrilmesine neden oldu. 2000 yılında Bolivya’da
ayaklanan Quechua ve Aymaralar, diğer halk kesimleriyle ittifak
hâlinde, ABD merkezli Bechtel şirketi
öncülüğündeki bir konsorsiyumun suyu
özelleştirmesinin önünü kestiler; ardından da
2003’deki altı haftalık “Gaz Savaşı”yla hem siyasal
dengeleri altüst ederek ülke tarihinde ilk kez cocalero
(koka yetiştiricisi), sendikacı bir yerlinin, Aymara Evo Morales’in
devlet başkanlığının yolunu açtılar, hem de doğalgaz ve
hidrokarbon kaynakları üzerindeki ÇUŞ denetimine son verdiler.
Şili’de iki Mapuche kadın topraklarını satmayı reddetmekle,
İspanya’nın en büyük enerji şirketlerinden birinin Bio Bio
nehri üzerindeki santral projesini suya düşürdüler.

       size="3">Mapucheler 2004 yılı boyunca ata
topraklarını oluşturan Bio Bio ırmağı güneyindeki
ormanları ABD’li, Japon ve Avrupalı  kereste şirketlerine
karşı hayatları pahasına savunan bir mücadele
sürdürdüler. Arjantin’in Salta ve Jujuy’unda
başını yerlilerin çektiği bir halk muhalefeti, büyük
şirketlere toprak satışlarına karşı dişiyle tırnağıyla direndi.
Paraguay’da toprakları sığır yetiştiricilerinin tehdidi altındaki
Ayoreo-Totobiegosode’ler, Brezilya’da ise madencilerle sığır
yetiştiricilerin topraklarından ettiği Makuxiler, Wapixanalar,
Ingarikólar, Taurepanglar ve Patamonalar yurtlarını savunmak
için gündelik bir mücadeleyi sürdürüyor. 2004
Şubatı’nda Lenca halkı Honduras’ta otoyolları
çokuluslu şirketlerin nakliye işlemlerine kapattı. Yine Orta
Amerika ülkelerinin ve Inter-American Bank’in 2002’de
serbest ticaret anlaşması Plan Puebla Panamá’yı (PPP) askıya
almasında etken olan, örgütlü yerli direnişiydi.
Kolombiya’da Embera Katio halkı Urrá hidroelektrik santralı
(1996-2002) ve Urabá su şebekesi (2001-2003) inşaatına karşı su
altında kalacak toprakları işgal edip Çevre Bakanlığı’nı
bastılar.

       size="3">Yerli mücadelelerinin bir başka hedefi de, besin
güvenliği ve genetiği değiştirilmiş organizmalardır. Yerli
örgütleri, ekosistem ve biyoçeşitliliklerinin, genetik
kaynaklara erişim haklarının, atasal bilgi ve tekniklerinin ve
sürdürülebilir kalkınma tarzlarının savunusu uğruna,
radikal biçimler alabilen mücadelelere girişmektedir.
Örneğin, Brezilya, Meksika ve Guatemala’da yerli grupları
genetiği değiştirilmiş ürün tarlalarını sık sık tahrip
etmektedirler. Yerli örgütleri, bunun yanı sıra, Vía
Campesina, Dışlanmışların Çığlığı, Latin Amerika Kırsal
Örgütleri Koordinasyonu (CLOC) gibi köylü
örgütleriyle bağlaşıklık içinde, “Dünya
Ticaret Örgütü, Tarımdan Elini Çek!”
kampanyasını sürdürmektedir.

      Ve
gerek ulusal yerli örgütlerinin, gerekse son dönemlerde
sıkça gerçekleştirilen Abya Yala
[2] size="3"> kıtasal yerli buluşmalarının sonuç bildirgelerinde,
Latin Amerika ülkelerinin ABD ile ekonomik entegrasyonunu
öngören ikili ya da çoklu serbest ticaret anlaşmalarına
kararlı biçimde karşı durulmaktadır. Örneğin, 2002’de
Meksika’daki Yerli Meksika Halkları ve Örgütleri Ulusal
Toplantısı’nın nihaî belgesi, “Chilpancingo
Bildirgesi”, serbest ticaret anlaşmalarının “egemenliği
büyük ulusal ve ulusaşırı sermayeye devrettiğini,
çoğunluk çıkarlarına sırt çevirdiğini ve
halklarımızın çoğulluk ve çeşitliliğini reddederek,
türdeş bir ulusu korumaya çalıştığını”
bildirmekteydi. Benzer biçimde, Kolombiya Ulusal Yerli
Örgütü (ONIC) de bu anlaşmaları “topraklarımızı,
kültürlerimizi, bilinçlerimizi ve bizatihî doğayı
yeniden sömürgeleştirme yolunda yeni bir haçlı
seferi” olarak tanımlamaktaydı. Ve 2002’de Ekvator’un
başkenti Quito’da düzenlenen yerli örgütleri kıtasal
zirvesinden sonra yayınlanan “Abya Yala Yerli Halklar
Bildirgesi’nde Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) konusunda
şu ifadeler yer alıyordu:

       size="2">FTAA çevreye büyük zarar vererek topraklarımızdan
sürülmemize yol açacaktır. Suyun özelleştirilmesine
ve genetiği değiştirilmiş besinlerin genel kullanımına boyun eğmek
zorunda bırakılacağız. Emek hakları ve çalışma koşulları daha
da kötüleşecek. Halklarımızın yaşam koşulları ve sağlık
koşulları, sosyal hizmetlerin özelleştirilmesi kabul edilip
uygulamaya sokuldukça, daha da kötüleşecek. Hâlen
hayatta kalabilen pek çok küçük ve orta boy işletme
iflas edecek. Toplumdaki demokratik haklar, daha da sınırlandırılacak.
Yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik daha da artacak. Hâlâ
sahip olduğumuz atasal kültürler ve etik değerler tahrip olacak.
Ulus-devletleri bile parçalayıp bütünleşik
sömürgelere dönüştürecekler. Planlarınız
yürürlüğe konuldukça bizler parçalanıp
tasfiyeye uğrarken, nasıl bir bütünleşmeden söz
ediyorsunuz? Önerinizin temeli rekabet, her ne pahasına olursa olsun
kâr elde edip biriktirme arzusu, adaletsizlik, halklara ve
kültürlere saygısızlık, ve hepimizi piyasanın, tırmanan
tüketimciliğin parçası kılma arzusu olduğu sürece, bize
nasıl bir bütünleşme öneriyorsunuz? İnsanların birincil ve
en önemli ilişkisi toprak anayla ise ve siz böyle bir ilişkiden
yoksunsanız, nasıl bir bütünleşme öneriyorsunuz
bize?[3]

       size="3">Benzer açıklamaları, 2000’lerin ilk yıllarında
Meksika Yerli Halkları ve Örgütleri Ulusal Buluşması (12-13
Eylül 2002, Chilpancingo Bildirgesi); Ekvator Yerli Ulusları
Konfederasyonu (CONAIE), Kolombiya Ulusal Yerli Örgütü
(CONAIE) (“Amerika Yerli Halkları ve FTAA Uluslar arası
Semineri”, Eylül 2002, Bogotá); Peru Cangılı
Etnilerarası Kalkınma Derneği (AIDESEP); Kolombiya Ulusal Yerli
Örgütü (ONIC) (Kolombiya Yerli Halklar Kongresi, Kasım 2001);
Venezüella Ulusal Yerli Konseyi (CONIVE); Amazonia Havzası Yerli
Örgütleri Koordinasyonu (COICA); Honduras Halk ve Yerli
Örgütleri Sivil Konseyi (COPINH); Panama Kuna Genel Kongresi,
Pan-Amazon Sosyal Forumu, Şili ve Bolivya’nın çeşitli yerli
örgütleri de pek çok kez yapmışlardır.

       size="3">Görüldüğü  üzere,
günümüzde Latin Amerika yerli hareketlerinin yönelişi,
kültürel haklarla sınırlı olmaktan çıkmış, sınıf
savaşlarına ve ülkelerinin dış politikalarına yönelik
doğrudan müdahalelerine dönüşmüştür. Bu
hareketlerin Bolivya ve Ekvator gibi, nüfusunda yerlilerin ağırlıklı
bir yer tuttuğu iki ülkede yol açtığı radikal siyasal
değişimleri, az ileride ele alacağız.

      Bu
gelişmeler nedeniyledir ki, CIA’e bağlı Ulusal İstihbarat
Konseyi, 2002 tarihinde yayınladığı “Küresel Eğilimler,
2015” başlıklı raporunda, kıtanın yeni bir tehditle,
yerli direniş hareketlerinin tehdidiyle karşı karşıya olduğunu
belirtmekteydi

       size="3">Yerli hareketlerinin bu anti-neo-liberal yönelişi,
hiç kuşku yok ki, Latin Amerika’da
yürürlüğe sokulan yapısal uyum programlarının kıta
ekonomilerini yeniden hammaddeye bağımlı hâle getirişiyle
bağlantılıdır.

       size="3">Ulusaşırı  sermayenin gücü karşısında yerli
toplulukların elde ettikleri özerkliğin fazla bir işe yaramadığı,
cemaatlerin şirketlerle “müzakere”lerinde
güçler dengesinin belirgin bir biçimde orantısız olduğu
böylece ortaya çıkmıştı.

       size="3">Yukarıda da gördüğümüz gibi, kıtadaki yerli
örgütlerinin, bu duruma tepkisi gecikmedi. “Yerli
özerkliği”ni devleti (daha doğrusu sosyal devlete değgin kamu
harcamalarını) daraltmanın ve devlet bürokrasilerini bypass ederek
kendileri için stratejik değer taşıyan kaynaklara yakın yaşayan
cemaatlerle doğrudan ilişki kurmanın daha rantabl olduğu
gerekçesiyle destekleyen neo-liberalizmle “ittifakları”
kısa ömürlü olmuştu.

      Bu
koşullarda, yerli örgütleri, 1980’li yıllardan itibaren
benimseyegeldikleri kimlik ağırlıklı/kültürel talepler eksenli
mücadelelerini, bir kez daha iktisadî ve sosyal içerikli
talepleri de kapsayacak tarzda esneterek toplumun neo-liberal siyasalarca
marjinalleştirilen kesimleriyle ittifakı önlerine koydular. Bu, yerli
halkları diğer muhalif kesimlerle toplumsal ve siyasal düzlemde
buluştururken, Latin Amerika ülkelerindeki muhalefet hareketlerinin
taleplerini derinlemesine etkileyerek kimlik ve çevreye ilişkin
iddiaları içermelerine yol açacaktı. Öte yandan da,
yerli hareketlerini muhalif siyasalarla bütünleştirerek
tarihlerinde olasıdır ki ilk kez, yalnız kendi adlarına değil, aynı
zamanda ulusun bütünü ya da tüm ezilenler adına söz
söyledikleri bir platforma taşınmalarını sağladı. Bir başka
deyişle, tarihlerinde ilk kez ulusal düzlemde siyasete müdahil
olmaya başladılar.

      Bu
gelişme, meyvelerini kısa sürede verecekti. Yerli nüfusun yoğun
olduğu ülkelerden bazılarında halkçı-sol iktidarların
kurulmasında yerli mücadelelerinin öncü rol üstlendiği
bilinmektedir. Örneğin, Ekvator’da başı yerli
çoğunluğun çektiği birbiri ardı sıra patlak veren
ayaklanmalar sonucu, dört devlet başkanı devrilerek sol-halkçı
lider Rafael Correa’nın devlet başkanlığının yolu
açılmıştır. Benzeri bir süreç, yani
güçlü ve yığınsal bir yerli muhalefeti, Bolivya’da
da Aymara yerlisi sendikacı Evo Morales’in iktidarının
önünü açmıştır. Ülkenin güneyindeki
Chiapas eyaletindeki Mayaların örgütü EZLN’in
ayaklanması ise Meksika’nın siyaset sahnesinde radikal
değişiklikleri tetikleyecektir…

      *
* *

       size="3">Sonuç  olarak, kıta yerlilerinin
çerçevesi neo-liberalizm tarafından çizilmiş  bir
özerkliğin sınırlarını hızla aşarak koşullarını diğer ezilen
kesimlerle birlikte belirleyecekleri yeni bir ortak yaşamın
biçimlenişine katıldıkları vurgulanmalıdır.

       size="3">Böylelikle, yerli halklar, tam da yitip gittiklerinin
düşünüldüğü bir momentte yeniden tarih
sahnesine çıkarak, kıtanın büyük çoğunluğunu
yoksulluk ve yoksunluğa mahkûm kılan tarihsel koşul ve
bağlantıların tersine çevrilmesinde en önemli aktörlerden
biri olmuştur…

      16
Şubat 2011 19:32:56, Ankara.

       size="3">N O T L A R

       size="2">[*] Yeni Harman, No:151, Mart 2011-3…

       size="2">[1] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel
Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534,
2’inci baskı, 1986, s.133.

       size="2">[2] Yerli örgütlerinin kıtasal
buluşmalarında Amerika kıtasını tanımlamada kullanılan Abya
Yala
terimi, Panama ve Kolombiya Kunalarının dilinde “Yaşam
Kıtası” anlamına gelmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder