13 Mart 2011 Pazar

On İki Yıllık Bir Bölüşüm Bilançosu / Korkut Boratav

On İki Yıllık Bir
Bölüşüm Bilançosu / Korkut Boratav

1998-2010 dönemini kapsayan ve Türkiye’nin emekçi
sınıflarını ilgilendiren bölüşüm göstergelerinin
seyrini kuşbakışı gözden geçirecek durumdayız. Farklı
emekçi sınıfların (örneğin işçi ve köylü
sınıflarının) bölüşüm göstergeleri paralel
seyretmekteyse, en geniş anlamda (kapitalist çiftçiler dahil)
burjuvazinin göreli durumunun da zıt doğrultuda değişmekte olduğu
söylenebilir.

Niçin 1998’den başlıyoruz? Çünkü,
neoliberal modelin kapsamlı son aşamasının uygulanması 1998’de
başladı. Bu aşama IMF ve Dünya Bankası gözetimi altında bir
dizi anlaşmayla Mayıs 2008’e kadar kesintisiz sürdü.
Sonraki iki yılda da makroekonomik ve dışa dönük politikalarda
aynı model izlendi. Böylece, 1998-2010 yıllarının göstergeleri,
neoliberal modelin sınıflar-arası gelir dağılımı üzerindeki
etkilerinin bir bilançosunu oluşturmaktadır.

Bir ikinci bölüşüm bilançosu da AKP’li
yıllarla (2003-2010’la) ilgilidir. AKP, 2001 krizi sonrasında sosyal
göstergelerin dibe vurduğu bir tarihte (2002 sonunda) iktidara geldi.
İktidarın ilk beş yılında Türkiye hızlı (ortalama %7.1’lik)
bir büyümeyi yaşadı; 2008-2009’da ise
küçüldü. Bölüşüm göstergelerinin
bu ortamlardaki seyri, AKP iktidarının sınıfsal konumu üzerinde
şüphe duyanlara ışık tutacaktır.

***

kboratav11.png src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/kboratav11.png"
width="480" />

TÜİK ve DPT verilerine dayanan yukarıdaki tablo bu amaçla
hazırlandı. Kullanılan göstergeleri kısaca açıklayalım.
İlk üç sütun sanayi sektörü verilerinden (ve
meslektaşlarım Ebru Voyvoda ve Erinç Yeldan’ın
katkılarından yararlanılarak) türetilmiştir. Reel ücretler,
enflasyondan (TÜFE’den) arındırılmış ücretlerin
işçi başına ortalama seyrini gösteriyor. Emek verimi(1),
sanayi sektörü verilerinden hesaplanan işçi başına sabit
fiyatlı üretim değerini ifade ediyor. Emek verimi(2) ise, sabit
fiyatlı milli gelir serilerinde yer alan sanayi sektörü katma
değerinin, TÜİK’in hane halkı işgücü anketlerinde
belirlenen sanayi sektörü istihdamına (REV1’e)
bölünmesiyle hesaplanıyor. TÜİK’in “iş
arayanlar” bilgisine göre hesapladığı dar anlamda işsizlik
oranına, iş aramayıp, çalışmaya hazır olanlar eklenerek geniş
anlamda işsizlik oranı elde ediliyor.

Tablonun son iki sütunu tarım ve sanayi sektörleri arasındaki
fiyat makaslarının seyrini veriyor; dolayısıyla
köylülüğün (piyasa ilişkileri içinde oluşan)
göreli durumundaki değişmeleri temsil ediyor. Eski milli gelir
serisine dayandığı için bu bulgular 2007’de son buluyor.
Tarımın fiyat makası(1), iki sektöre ait fiyat hareketlerini olduğu
gibi karşılaştırıyor. Sektörlerin fiyat makaslarının
açılması veya kapanması bazen iç ticaret hadleri diye de
anılır; ancak tek başına bölüşüm değişimlerini
yansıtmayabilir. İncelenen sektörlerin farklılaşmış verim
hareketlerini dikkate alan bir düzeltme yapılırsa, daha saf bir
bölüşüm göstergesi elde edilir. Tarımın fiyat
makası(2) bu düzeltmeyi içeriyor.

***

Neoliberal dönemin bilançosuyla başlayalım.

2010’da sanayide reel ücretler on iki yıl öncesinin
yüzde 12.5 altındadır. Türkiye ekonomisinin yüzde 30
oranında büyüdüğü bu dönemde sanayi
işçilerinin ücret geliri gerilemiştir.

Bu gerileme kesintisiz olmamıştır. 2001 krizinin hemen öncesi ve
sonrasında ücretlerde enflasyonun üzerinde artışlar
gerçekleşmiştir. Ancak, bölüşüm ilişkileri gelir
düzeylerindeki hareketlerle tanımlanamaz; karşıt konumda bulunan
sınıfların, grupların göreli durumlarındaki değişmelerle
ilgilidir. Bunun için de ücretleri aynı sektörün emek
verimi hareketleriyle karşılaştırmalıyız. Tabloda reel ücretlerin
yüzde 12.5 (2009’a kadar ise yüzde 14.1) oranında
düştüğü bir zaman diliminde, sanayide emek veriminin
yüzde 69.8 (diğer tanıma göre ve 2009’a kadar yüzde
21.5) oranında arttığı anlaşılıyor. Bu bulgunun tek sonucu vardır:
Sanayi sektörünün katma değeri içinde kârların
payı (ve işçilerin buna göre belirlenen sömürü
oranı) çarpıcı boyutlarda artmıştır.

Yedek emek ordusu (işsizlik) hızla artmasaydı böylesine bir
bölüşüm bozulması, kolay kolay gerçekleşemezdi. 12
yıllık neoliberal dönemin başıyla sonu arasında dar ve geniş
anlamlardaki işsizlik oranlarının 5-10 puan civarında artarak yüzde
11.9 ve 18.5’e ulaşmış olmasına bu açıdan da
bakabiliriz.

Köylülüğün göreli ekonomik durumunu yansıtan
tarım/sanayi fiyat makası (basit ve düzeltilmiş tanımlara
göre), 1998-2007 arasında yaklaşık üçte bir veya beşte
bir oranda bozulmuştur.

Kıssadan hisse: Sanayi sektörü işçilerine ait
göstergelerin tüm işçi sınıfını temsil ettiğini kabul
edersek, neoliberal model 1998 sonrasında sermaye lehine dramatik bir
dönüştürmeyi hayata geçirmiştir.

***

Gelelim AKP dönemine… Kriz içinde emek aleyhine
değişen gelir dağılımı, genellikle birkaç yıl sonra kriz
öncesindeki duruma döner ve sermayenin kazanımları kalıcı
olmaz. 2001 krizini izleyen AKP’li yıllar bu geçmiş
gözlemlere istisna oluşturmuştur. 2003-2007 yıllarında reel
ücretler ve tarım/sanayi fiyat makası, çok ılımlı tempolarda
(yüzde 2-5 oranlarında) yükselmiş; ancak, kriz öncesindeki
(1999’daki) düzeylere ulaşmaktan çok uzak kalmışlardır.
Aynı yıllarda emek verimi (iki göstergeye de göre)
üçte bir oranında arttığı için, katma değerden
kârlara giden payın tırmanışı süregelmiştir. İşsizlik
oranları AKP’li yıllarda kesintisiz yükselmiş; kriz sonrasında
herhangi bir düzelme gerçekleşmemiştir.

2009 krizinde de istisnasız tüm göstergeler emek aleyhine
bozulmuş; beklenen sonuç ortaya çıkmıştır.

On iki yılın tümü için yaptığımız gözlem,
AKP’nin sekiz yılı için de geçerlidir:
Bölüşüm ilişkilerinin sermaye lehine dönüşmesi
pekişmekte; güçlenmektedir.

Kaynak: sol.org.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder